6 Derece Isınınan Dünyadaki Geleceğimiz

Eylül 26, 2009 Çevre-Doğa, NTV YAYINLARI, Popüler Bilim

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

getimageV3.asp

Dünya 6 derece ısınınca neler olacak?

Zengin fakir fark etmez, bütün ülkeler yaşanılabilir olmaktan çıkacak. Dünya nüfusu ürkütücü şekilde azalacak. Bazı bölgeler kuraklıktan kırılacak, bazıları ise sellerde boğulacak. Elbirliğiyle yaratmakta olduğumuz geleceğimiz işte bu: Altı derece daha sıcak bir dünya. Bilimcilerin öngörülerine göre, 2100 yılına kadar atmosferin ortalama sıcaklığı 1,1 ila 6,4oC artacak.

Mark Lynas, bu irkiltici kitapta, her bir derecelik artışın nelere yol açacağını altı bölümde resmediyor. Kentlerimizin, kıyılarımızın, dağlarımızın, nehirlerimizin, ormanlarımızın, ekili topraklarımızın, kısacası, hayat sürdüğümüz ortamın küresel ısınmadan nasıl etkileneceğini inceliyor. Kendi kıyametimizi hazırladığımızı söylüyor ve uyarıyor: Ya hemen harekete geç ya da toplu yokolma riskini göze al.

İÇİNDEKİLER
Önsöz
Teşekkür
Giriş
1 Derece
2 Derece
3 Derece
4 Derece
5 Derece
6 Derece
Sonuç

ÖNSÖZ
Bu yazıyı Barack Obama’nın 44. Amerika Birleşik Devletleri başkanı seçildiği günün ertesinde yazıyorum. Dünya bir şekilde dünden daha farklı görünüyor; kabus gibi geçen, bitmek bilmez sekiz yıllık Bush yönetiminin ardından yepyeni olasılıklar doğuyor ve siyasi açıdan makulün görünümü değişiyor. Dünya sahnesinde muazzam bir güç kullanan, fevri bir ülkeyi yönetmenin acı gerçeklerini düşünecek olursak, Chicago’dan Kenya’ya dek sevince boğulan kalabalıklara karşın elbette heyecandan sarhoşa dönelim demiyorum. İnsanlarda uyandırdığı ümit dolu beklentilerin ağırlığı göz önüne alınırsa, Barack Obama’nın, az da olsa hayal kırıklığı yaratmamak için gerçekten sıradışı bir liderlik sergilemesi gerekiyor.
Elbette bu, Bush’u gölgede bırakmak güçtür anlamına gelmiyor. ABD ayrıcalıklığı ve küstahlığından yaka silkmiş bir dünyada, hükümetin getireceği herhangi bir değişiklik kolaylıkla hoş karşılanabilirdi. Gerçekten de uluslararası iklim politikasının son birkaç yılda böylesi bir çaresizlikler silsilesine dönüşünün ardındaki ana neden, Bush’un uzlaşmazlığı. Bir BM konferansı sırasında ABD’li arabulucuların yalnızca işe taş koymakla meşgul olduklarını fark ettiğimde, kendi yaşadığım şoku anımsıyorum: Küresel ısınma sorununun ağırlığını biraz olsun anlaması gereken akıllı insanlarda böyle bir sinizmi hayal etmek zor oluyor. İşte ABD’nin öncülük edecek olma ihtimali bu yüzden insanın aklını başından alıyor: Obama yeni yönetimin karbondioksit emisyonlarında 2050 itibarı ile % 80′lik kesinti sağlayacağını vaat etti. Bu, dünya hükümetlerinin herhangi biri tarafından konulmuş en güçlü hedeflerden biri. Obama ayrıca temiz enerjiye de 150 milyar dolar yatırmayı planlıyor ki, bu da ilgisiz destek sergileyen Bush yönetimine kıyasla devasa bir adım.
Her şey bir yana, yenilenebilir enerji şimdiden hem endüstrileşmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde inanılmaz bir artış gösteriyor. Çin şu an dünyanın ikinci güneş paneli üreticisi durumunda. Ayrıca rüzgar, güneş ve diğer yenilenebilirler enerjilere yatırımı da geçen yıl ilk kez 100 milyar doları buldu. ABD’de 15 yılda inşa edilen ilk büyük güneş termal santrali 2008 Şubat’ında Las Vegas dışında, Nevada’da acildi. Dünyanın çeşitli yerlerinde daha düzinelercesinin açılması planlanıyor; Avrupa’da yirmi yıl gibi kısa bir süre içinde, tüm kıta elektrik kullanımı, Kuzey Afrika çölündeki güneş çiftlikleri tarafından karşılanabilecek. Öte yandan kirli enerjiye direniş de giderek artıyor: ABD’de iklim değişikliği konusunda yükselen kaygılar, sadece peçen yıl 60 kömür santralı projesinin iptaline neden oldu ve gelecekte milyonlarca tonluk emisyon önlendi, 50 tanesi daha mahkemelerde tartışılıyor.
Dünyanın ihtiyaç duyduğu teknolojik değişimler de netleşiyor. Yol ulaşım sektörü elektriğe dönecek (büyük ölçekte uygulanması olası görülmeyen hidrojen, uzak ihtimal olmayı sürdürüyor). Elektrik sektörü yeşile dönecek; 2030′dan itibaren %100 sıfır karbonlu elektrik üretmemiz gerekiyor. Bu da güneş, rüzgâr, dalga ve gelgit gücünün bir birleşiminin yanısıra, gelişmekte olan ekonomilerde ana yükü karşılayacak nükleer güçte büyük çaplı bir artışla sağlanacak. “Dördüncü nesil” nükleer reaktör teknolojisindeki gelişmeler bize, yalnızca uranyum yakıtlarını daha verimli kullanmakla kalmayıp, aynı zamanda mevcut radyoaktif atık ve zayıflatılmış uranyum stoklarını yakarak onlarca yıl santralleri işletebileceğimiz bir gelecek vaat ediyor. Bana göre çevrecilerin nükleer güce itirazları hatalı ve modası geçmiş; dünya artık değişti, onların da değişmeleri gerecek.
Ancak, yaşanılan geçiş, teknolojiden ibaret değil gibi görünüyor. Teknik geçişin altında, iklim değişikliğini ele almaya kararlı popüler bir hareketin yükselişini gören politik bir dalga da var. ABD Güneyli Baptistlerden, Endonezyalı çiftçilere, Amazon yerlilerinden benim mahalle papazıma dek emisyon azaltımı konusunda değişiklik baskısı yaratmak için şimdiden milyonları harekete geçiren bir akım bu. İş dünyasının üncüleri arasında da güçlü bir koalisyon yeşeriyor. Buna, tamamı küresel ısınmayı minimumda tutmayı talep eden, dünyanın en büyük şirketleri bazıları da dahil. Üstelik katarlar kapıda: dünya liderleri Danimarka’nın Kopenhag şehrinde, sera gazlarını uzun vadede azaltabilmek için Kyoto yerine yeni bir iklim anlaşması geliştirip geliştirmeme konusunda karar vermek üzere 2009 sonunda toplanacak. Toplantıda bir anlaşma oluşturulabilirse, karbon emisyonlarına tüm dünya için belirlenecek fiyat dünya pazarlarına işledikçe, yeni enerji ekonomisinin başarısı daha da emniyete alınmış olacak. Ancak, anlaşma oluşturulamazsa, bugünkü olumlu yönelimler bile bizi kurtarmaya yetmeyecek. Konferans merkezi dışındaki bir milyon insan ve dünyanın dört bir yanındaki kasaba ve kentlerde yaşayan milyonlarca nisan, başarı ya da başarısızlık yolunda bir değişiklik yanılabilir; çünkü hükümetler noktalı yere imza atmadıkları takdirde, milyonlarca kızgın seçmene yanıt vermeleri gerektiğini biliyorlar. Üstelik AB’nin olumlu bir sonuç elde etmeye kendini adadığı ve Washington’da yeni bir yönetimin başa geçti şu zamanda, işaretler gayet olumlu.
Ne var ki bunların hiçbiri, bugünkü durumun vahametini küçümsememize yol açmamalı. Küresel sera gazı emisyonları yılda %3 oranında artıyor. 1990′larda gözlemlenenin iki katı olan bu oran, çoğu bilimsel iklim modellemesine ait en kötü senaryoların da ötesinde. Arktik buz örtüsündeki erime ise tüm tahminleri aşıyor ve henüz 2015′te milyonlarca yıldır ilk kez tüm Arktik Okyanus buzsuz kalacak gibi görünüyor, İlerleyen sayfaların da göstereceği gibi, bu bile tek başına dünyayı enerji dengesizliğine doğru biraz daha itecek ve ısınma sürecini hızlandırmaya yetecek bir “eşik noktası,” NASA bilimcisi James Hansen gibi dikkate değer bilimciler, atmosferik karbon konsantrasyonları açısından bugün bile tehlike çizgisini aştığımız konusunda bizi uyarıyor ve sadece havaya karbondioksit eklemeyi önlemek için değil, aynı zamanda geçmiş emisyonlarla biriken karbonun bir kısmını yok etmek için de 350 ppm ve altını hedefleme yolunda, önümüzdeki on yıllarda kararlı adımlar atmamız gerektiğini söylüyor.
İnsanların algılanan krizlere çok hızlı tepki verebildiğini biliyoruz. ABD’ye 1941′de Pearl Harbur’da saldırıldıktan sonra tüketici ekonomisinden savaş ekonomisine geçiş yalnızca birkaç ay aldı. Serbest piyasa sisteminin toptan çöküşünü ve yeni bir Büyük Buhran’ı önlemek adına, zorluk çeken bankacılık sektörüne yönelik 1 trilyon dolarlık uluslararası kurtarma paketinin kararı ise çok daha kısa bir sürede, Eylül ve Ekim 2008′de verildi. Emisyonlara güçlü bir uluslararası sınır getirme kararıyla birleştirildiği takdirde, benzeri miktardaki bir para küresel GSYİH’nin sadece %2′si (neredeyse tüm dünyanın yaptığı askeri harcamalar kadar) dünya ekonomisinin büyük bölümünü karbondan arındırmaya yetecek yatırımı sağlayabilirdi. Bu yatırım dünya kaynaklarını tüketmek yerme, zarar gören ekonomilerin durgunluktan çıkmalarına yardım edecek bir “yeşil gelişim” kaynağı olabilirdi. Yapılacak en kötü şey ise ekonomik krizi, kirli gelişimi hızlandırmak ve çevresel sorunları gözardı etmek için bir mazeret olarak kullanmak olurdu. Bu kitabın tek bit mesajı varsa, o da çevresel sürdürülebilirlik olmadan uzun vadede insan ekonomisinin var olamayacağıdır.
Doğru kararları alırsak, insanlık sonsuza dek refah içinde yaşar. Yanlış kararları alırsak gelecek hepimiz için, çocuklarımız için, korkunç tehlikeler barındırır. Bu kitap toplumsal ve çevresel çöküş yaşanmaksızın, ne kadarlık bir sıcaklık artışına dayanabileceğimiz konusunda seçenekler sunuyor. Yaşanan banka krizi bizlere istikrarlı gibi görünen sistemlerin sandığımızdan çok daha az esneklik barındırdığını gösterdi. Aynı şey büyük olasılıkla dünya iklimi için de geçerli. Onunda da multitrilyon dolarlık bir kurtarma planına gereksinimi var ve eylem zamanı şu an.

Mark Lynas, Oxford, Kasım 2008

GİRİŞ
Gece yarısı kapı çalındı. Karanlıkla, siyah üniforma üzerine sarı ceket geçirmiş iki polisi seçebildim. Polis memuru, bölgedeki halkı, yakında beklenen sel tehlikesine karşı uyarmak için kapı kapı dolaştıklarını söyledi. Elektrik kesintisine hazırlıklı olmamı/.] ve değerli eşyalarımızı üst kala taşımamızı söyleyen fotokopiyle çoğaltılmış bir broşür bırakarak gittiler.
Yağmur iki gün önceden başlamıştı, gün boyu. sular seller gibi boşaldı, şimşekler çaktı, ara ara gök gürültüleri de duyuldu. Yollar, tarlalardan taşan suların altında kaldı. Birkaç saat içinde, kuzey yönündeki demiryolu kapandı ve Oxford (Midlands ve İngiltere’nin güneyindeki diğer pek çok kasaba gibi) suların Ortasında yalnız bırakıldı. Yukarı kesimlerindeki yoğun yağış nedeniyle Thames Nehri’nden seller boşaldığı için, dört gün sonra bile sular yükselmeye devam ediyordu. Haberlere bakmak için televizyonu açınca, şirin bir kasaba olan Tervkesbury’nin adaya döndüğünü, Cheltenham ve Gloucester kasabalarının ikisinin de elektrik kesintisi yüzünden zor durumda olduğunu ve bölgenin tamamında okulların kapandığını duydum. .Sel suları, bir su arıtma tesisini basmış, 250.000 kişi, bir hafta boyunca içecek su bulamamıştı. Bu satırları yazdığım sırada benim evimi henüz su basmamıştı ama yakındaki Porl Meadow’da nehrin bıraktığı, çürüyen yosunların kokusunu alabiliyordum.
Yağmurun büsbütün şiddetlenip sertleşmesi bana, birkaç yıl önce, ilk kitabım High Tide için araştırma yaptığım Outer Banks’de (Kuzey Carolina] yakalandığım ve sağ salim atlattığım tropikal fırtınayı hatırlattı, O zaman da, gökyüzü yine aynı uğursuz karanlığa bürünmüştü, Meteoroloji Dairesi’nin web sitesindeki yağış radarı, yine aynı kırmızı ve beyaz lekelerle çok şiddetli yağış gösteriyordu. Bunu 2002′de Cape Hatteras yakınındaki kasırga takipçilerinin kamyonetine sığındığımda görmüştüm. Kasırgalar, yeryüzünün en şiddetli yağışlarını getirir ve kasırga sırasında taşkınların olması kaçınılmaz gibidir. 2O05′te Katrina Kasırgası New Orleans’ı vurduğunda yaşanan trajedi, bazen bu su baskınlarının (azman fırtına dalgasıyla birlikte) ölümcül olabileceğim gözler önüne sermişti.
Bu felaketlerin hepsi de, farklı derecelerde, değişen dünyayı anlamanın bir yolu. Küresel ısınma, yeryüzündeki suyun çevrimini daha şiddetli hale getirdi, denizde şiddetli fırtına ve kasırgaların patlamasına neden oldu. Evet, aşırı havalara alışkınız, ama sera gazı düzeylerinin yükselmesinin güneş ısısını yakaladığı gerçeği, sistemde daha fazla enerji olması demek (dolayısıyla giderek daha sık aralıklarla en kötüsü gerçekleşiyor). İki yıl önce New Orleans’ta yaşanan acı durum, dünyanın binlerce yerinde, iklim değişikliği hızlandıkça, çoğumuz için 21. yüzyılın nasıl olacağını hissettirdi.
Kent boşaltılırken, New Orleans ve Körfez bölgesinden sağ kalanlar perişan halde Texas’taki ve başka yerlerdeki geçici sığınaklara yollanırken yaşanan manzara uzun süre zihnimden gitmedi ve bu kitap baskıya hazırlandığı sırada, halen bu sığınaklarda kalan yarım milyon insan, belki de, hepten evsiz kalan ilk iklim mültecileri. Merak etmekten kendimi alamıyorum: Sırada ne var? Dünya yavaş yavaş ısındıkça neler olacak? Hükümetlerarası İklim Değişikliği Grubu’na (IPCC) göre gelecek 100 yılda beklenen, muhtemel altı santigrat derecelik küresel ısınmayla kıyılarımıza, kasabalarımıza, ormanlarımıza, nehirlerimize, ekili topraklarımıza ve dağlarımıza ne olacak? Bazı çevrecilerin düşündüğü gibi hepimiz Kuzey Kutbundaki sığınaklarda kırık dökük uygarlık kalıntılarından kıt kanaat yaşamaya mı çalışacağız, yoksa hayat aşağı yukarı önceden olduğu gibi (ama biraz daha sıcak) devam mı edecek?
Bu sorulara kafa yorarken, küresel ısınmayla ilgili yeni bilimsel makaleleri incelemeye başlamıştım bile. Bilimcilerin, gelecekteki küresel ısınmanın Tanzanya’daki buğday mahsulünden, Alplere yağan kara kadar her şeyi nasıl etkileyeceğine dair yüzlerce (çoğu karmaşık bilgisayar modellerine dayanan) tahmin yürüttüğünü ilk kitabım Higb Tide (Denizin Kabarması) için daha önce yaptığım araştırmalardan biliyordum. Bazen çarpıcı bir …

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club