www.ucuzkitapal.com | Binlerce kitap sadece 2 TL! - Kapıda Ödeme İmkanı

Allah ile Aldatmak

Ağustos 21, 2009 Aktüel Siyaset, YENİ BOYUT

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

28wigjc.jpg

Kur’an, “Allah ile aldatılmayın!” ihtarında bulunmasına rağmen Türk halkı,dinine olan derin saygısı yüzünden Allah ile aldatılıyor.
Allah ile aldatmanın rantından en büyük terör örgütleri bile yararlanıyor.Pkk’nın başı,yandaşlarına şu talimatı veriyor:”Peygamberler şerhi Urfa’ya ilahiyat akademisi kurun!”
Allah ile aldatmak;dini;çıkar,koltuk,baskı,egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur.İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı.Onun dini-imanı,Tanrısı,ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.
Allah ile aldatanlar dokunulmaz,eleştirilmez bir “tahakküm teolojisi” oluşturmuşlardır.Türkiye’de bu teolojiyi egemen kılmak istiyorlar ve bunda büyük ölçüde başarılı omuşlardır.

Bu bir Haçlı-İngiliz siyasetidir.Atatürk bu şeytani siyaseti,ta 1920′de Müslüman dünyaya tanıtıyor; İngilizlerin siyasetinin ‘İslam’ı İslam’la yok etme siyaseti’ olduğunu ilan ediyor.

Allah ile aldatma zulmünün en ağırları kadın ve kadın hakları konusunda işlenmektedir.Türkiye’de bugün kadın, özellikle örtünme meselesinin istismarı aracılığıyla,Allah ile aldatan zümrelerin temel sömürü aracı olarak öne çıkarılmaktadır.

ÖNSÖZ
Müslüman halklar ve özellikle Türk halkı, aşın duygusal; Özellikle, çok sevdiği dini .söz konusu olduğunda.
Türk halkı neden, asırlardır sürekli bir biçimde aldatılıyor?
Yanılın Kur’an’da olduğuna inanıyorum Kur’an, “Allah ile Aldatılmayın!’ ihtarında bulunuyor. Neden? Çünkü Allah ile aldatılanların en büyük sorunu, aldatıldıklarının farkında olma imkânından büyük ölçüde yoksun bulunmalarıdır Çünkü derinden inandıkları ve içtenlikle teslim oldukları bir değer kendilerinin aleyhinde kullanılıyor Bunu fark etmeleri kolay değildir.
Türk halkı dinine olan derin saygısı, İslam’a duyduğu teslimiyet yüzünden çoğu kez savunma, eleştirine güçlerini kullanmıyor. Daha önemlisi, Allah ile aldatanlara karşı aklını kullanmıyor.
Allah ile aldatılmanın yıkımına dikkat çeken Kur’an, bu tuzağa düşülmemesi ve bu belanın aşılması için gerekli olan iki hayatî donanıma daha dikkat çekmiştir:
1. Aklın işletilmesi,
2. Takvanın yani dindarlığın İnsanlar arasında üstünlük ölçüsü olmaktan çıkarılması.
Bu iki destek buyruk göz ardı edildiğinde “Allah ile aldatılmayın” emrinin sonuç vermesi imkânsız olmaktadır. Akıl işleyecek, dindarlık İnsanlar arası bir değer ölçüsü olmaktan çıkarılacaktır ki kitleler Allah ile aldatma tezgâhlarının maskesini düşürebilsin, arka planını göre bilsin. Maskı; düşürülüp arka plan görülmediği surece Allah ile aldatılmak kaçınılmazdır
Allah ile aldatma zulmünün anılması için sadece temel çare değil, tek çare aklı işletmektir. Kur’an, “Allah, aklını İşletmeyenler üzerine pislik İndirir” (Yûnus, 100) diyerek Allah ile aldatılma duygusallığının aşılması için, işletilen aklın kaçınılmaz olduğunu insanlığın vicdanına iletmiştir. Başka hiçbir kanıt olmasa, sade bu olgu bile laikliğin Kur’an’nın temel taleplerinden biri olduğunu göstermeye yeler Çünkü aklın devrede olması ve İşletilmesi İçin laiklik temci şarttır. Aksi halde, duygu egemen kılınmak suretiyle din, aklın önünü kesme aracı olarak kullanılır, yani kitle Allah İle aldatılır.
Kur’an, andığımız destek güçlerin kullanılmasını emrettiği halde, Türk halkı bunları kullanmıyor Halkın büyük bir kısmı İslam’ın böyle bir talebi olduğunu bilmiyor. Çünkü bu emirler Kuranda. Türk halkı ise asırlardır Kuran’dan uzak tutulmuş, onu okuyup anlamaktan yoksun bırakılmış. Türk halkının Kur’an’dan tek istediği ve beklediği, o kitabın Arap harfleriyle telaffuzunu başarıp ‘sevap’ kazanmak olmaktadır Türk halkı. Allah İle aldatma tezgâhlarının ustalıkla İşlettikleri bu ‘sevap’ oyunuyla avunurken yaşadığı dinin Kuranla ilgisi büyük ölçüde yok edilmiş, dinde Kur’an’ın verini, ArapEmevi saltanat İdeolojisinin kutsallaştırılmış sloganlarıyla İslam dışı örflerin uydurmaları almıştır. Hu durumda Kuranın söyledikleri Türk halkının hayatına din olarak nasıl girsin?!
Türk halkı, tıpkı birçok Müslüman halk gibi, Ortadoğu despotizmlerinin hesabına uygun olarak kutsallaştırılmış buyrukları din biliyor, onları yaşıyor.
Bu durumu çok iyi bilen aidatımı sektörleri, sürekli diniimanı kullanarak yaklaşıyor Türk halkına ve onu daha ilk anda elsiz dilsiz hale getirerek islediği şekilde ve istediği oranda aldatıp sömürüyor.
Türk halkının en büyük zaafı, dinini, uyanma ve sorgulama aracı olarak değil de uyuma ve susma aracı olarak
kullanmasıdır. Sadece Türk halkının değil, bütün Müslümanların en büyük zaaflarından biri, belki de birincisi işte budur. En büyük zaaflarından biri bu olmasaydı, Kuran “Allah ile aldatılmayın!” ihtarına gerek görür müydü!
Bugün insanlık ve o arada bizim İnsanımız, Allah ile aldatılmanın en zorlu devresini yaşıyor. Küresel ve organize ‘aldatma sektörlerinin faaliyette olduğu bir süreçtir bu. ‘Dinsiz zulümlere tepki’ adı altında din adına zulmetme sürecidir bu. Kutsal patentli bu zulüm, materyalist darbelerle yara bere içinde kalmış kitlelerin yaraları üstüne Allah’ diyerek tekme vurmaktadır.
Bu kitap, Müslüman Türk halkına Allah ile nasıl aldatıldığını, Kur’an verilerine dayanarak anlatmak isteyen Kur’an mümini bir Türk aydınının mütevazı bir hizmeti olarak kabul edilmelidir. Amacına varırsa yazarı mutlu olur.
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
İstanbul, 2008

. GİRİŞ
NASIL BİR ZULÜM KARŞISINDAYIZ!?
“Dinler tarihi, insanın, tanrısal güce katılmaya ve onu beşeri amaçlar için kullanmaya yönelik girişimleriyle doludur.”
Paul trilcen

Bizzat Kur’an’ın, Allah İle aldatmak’ diye andığı bir büyük zulüm karşısındayız. Bu zulmün küresel düzeyde en dikkat çekici göstergesi, süper zulümlerin imparatorluğu olan süper güç ABD’nin dünyayı talan aracı olarak kullandığı Dolar’ın üstündeki o bilinen sözdür:
“in God we trust!” yani ‘Allah’a güvenip dayanırız biz!”
Evet, süper bir devletin parasının üstündeki bu söz, bazılarınca dindarlığın, Tanrı’ya saygının bir göstergesi gibi tanıtılır Kur’an açısından baktığımızda gerçek bunun tam tersidir. Kur’an, dindarlık belge ve ifadelerinin insanlar arasında bir değer ölçüsü olmasını yasaklamakta, dindarlığın (takvanın) sadece Tanrı ile insan arasında bir değer ölçüsü olması gerekliğini bildirmektedir. Takvanın kimde olduğunu da sadece ve sadece Allah bilir.
O halde, en masum niyetlerle de olsa, dindarlığın bir ‘İnsanlar arası değer belirleyici’ olarak öne çıkarılması, Kur’an’a göre bir insanlık suçudur; dineimana hakarettir. Allah ile aldatmanın en şerir şeklidir.
Süper sömürgeci güç hu şeni dünyanın gözünün içine baka baka yaymaktadır. ABD parasının üstündeki sözün, Kur’anî ve İslami vicdanla değerlendirilmesi şöyle yapılabilir: ABD. narasının üstündeki bu İfadeyle demek İste mekledir ki. İren İmanları, duman sömürdüklerimi iki şeyle para ve tanrı ile aldatırım.
İşte bizim bu kitabımızda sakındırmak islediğimiz de bu ikisidir. Kitabın ileriki sayfalarında göreceğiz ki,Allahı  gerçek Tanrısı paradır, maldır, dünyalıktır.
Allah ile aldatma zihniyetinin paranın üstüne konan bir sloganla ifadesi bu bakımdan çok anlamlıdır
O halde, (ince, nasıl bir zulüm karşısında olduğumuzu hilelim. Bunu bilmeden, yakamıza yapışan dehşeti tanıyanlayız, Ü dehşeti tanımadıkça yeterince ürperip kendimize gelemeyiz. Ve böyle olunca da çare aramak ihtiyacı duymayız…
Aynı zamanda bir matematikçi olan, fakat tarihe bir mistik olarak geçen ve dinler tarihinin en ünlü mistik dindarları arasında bulunan Fransız bilgindüşünürü Blulse Pascal (olm.1662), tarihin derinliklerinden İnsanlığa şunu duyuruyor:
“Dinsel İnançlara sığınmadıkça, İnsan, kötülüğü büyük bir zevkle ve acımasızca asin yapamaz.” (James A. Haııght; Kutsal Dehşet, 3)
Şimdi, Türkiye’yi sarsmış, ve basının gündeminde haftalarca kalmış üç olayı bir kez daha ürpererek okuyup Allah ile aldatmanın yaratabileceği büyük dehşetin nerelere uzanabileceğini yakından görelim:
“Gaziantep’in Kilis İlçesinde bir baba, bir yaşındaki kızını, düşünde gördüğü şeyh efendinin tekkesine götürüp gelin gibi süsledikten sonra taşa üç kez sürdüğü bıçağıyla kurbanlık koyun gibi kesmiştir. Baba, yakalandıktan sonra şöyle demiştir:
“Şeyhlin, en sevdiğim varlığımı Allah’a kurban etmemi istedi, ben de verdim.” (Milliyet, 7 Haziran 1988)

13 Ekim 1990 tarihli Güne; gazetesinden:
“Otuz yaşındaki bir yurttaş Şanlıurfa’da bir mağarada, üç yaşındaki oğlunun başını bıçakla kesti ve yakalandıktan sonra şunları söyledi:
“Devam ettiğim tekkenin şeyhi bana ‘çocuklarını çok sevenlerde Allah sevgisi azalır. Bu sebeple üç çocuğundan birini kurban etmen gerekir’ dedi. Bunun üzerine çocuklarımın en küçüğü olan Abdullah’ı evden alarak kendisine dondurma alıp söz konusu mağaraya getirdim. Gözlerini bağlayarak bıçakla boğazını kestim. Olay gecesi şeyhin, oğlumu geri getirmesini bekledim. Çoeuk geri gelmeyince ertesi gün tekkeye gidip şeyhin yüzüne tukurdum. Aileme haber vererek cinayeti saklamaya karar verdik.”
Araştırmacıyazar Cengiz Özakıncı’nın önemli kitaplarından biri olan Dil ve Dinin S. hasmı, 25. sayfasında şu satırları okuyoruz:
Türbanlı bir kız, başörtüsü takmayan annesini, başını örtmediği İçin 30 yerinden bıçaklayıp gözlerini oyarak ve kollarını keserek ‘din uğruna’ gerekçesiyle Öldürmüştür. Yakalanıp sorgulandığında, başını örtmemekte direten annesinin ‘muzır ve münafık’ olduğunu, katli vacip olduğu için öldürdüğünü söylemiştir. Genç kız kendisini İslam’ın bıçağı’ olarak görmektedir.” (Cumhuriyet gazetesi, 9 Nisan 1997)
Yaşadığımız günlerin unlu gazetecilerinden biri, yakamıza yapışan dehşeti şöyle anlatıyor:
“Birileri Allah’ın adını kullanıp paralar elde ediyor. Holdingler, şirketler kuruluyor, inançlı İnsanlarımıza kanca atılarak paralar toplanıyor. Bu amaçla hoca efendiler kullanılıyor. Toplanan paraların belli bir miktar cami avlularında komisyon olarak onlara dağıtılıyor…”

“Allah adını kullanarak milyonlarca dolar para kazanıyorlar. Saf vatandaşlarımıza cami avlularında yaklaşıp Allah’ın adını kullandıklarında paralar oluk gibi akıyor.
O paralar sonra ya bir siyasal partinin adamlarına (eslim ediliyor ya da tefecilikte kullanılıyor…”
“Allah adını kullananların yelpazesi fevkalade geniş. Bunlarda her yol var: Dolandırıcılıktan cinayete kadar. Oyun, Müslümanların, müminlerin üzerinden oynanıyor. Ve Türkiye’de milyonlarca gerçek Müslüman, bu kesime tepki gösteremiyor…”
“Allah adına terör örgütler) kuruluyor, vah;) cinayetler İşleniyor. Mezar evlerden, toplu mezarlardan cesetler fışkırıyor. Beş, on, yirmi, otuz…”
“Sivas’ta ülkemizin nice aydını Allah adına diri diri yakılıyor…”
“Allah adına ortaya çıkan dinci gazetelerde her gün İnsanlara yalan, İftira, kin ve nefret kusuluyor. Yakası açılmadık küfürler acımasızca yağdırılıyor. İnsanlar, öldürülmeleri İçin hedef gösteriliyor. Allah adına cinayet teşvikçiliği yapılıyor. Yalancı, yüzsüz, riyakâr, dedikoducu, karanlık suratlı bir yığın adam bir araya gelmiş Allah adına sövüyor, İftira yağdırıyor…” (Emin Çölaşan; Hürriyet, 25 Ocak 2000)
Emin Çölaşan’ın yazdıkları, dinci siyaset çevrelerinin ‘din dışı’ saydığı bir aydının tespitleridir. Fakat Türkiye’de Allah ile aldatma zulmü o kerteye gelmiştir ki, Emin Çölaşan gibilere yıllarca hakaret yağdırmış bir ‘İslamcı’ yazar (Mehmet Şevket Eygi) bile artık isyan etmiş ve Emin Çölaşan’ın söylediklerinden daha ağırlarını söylemek zorunda kalmıştır. Eygi isyanının önemli cümleleri, ilginçtir ki, Emin Çölaşan tarafından ahntılanmıştır M.S. Evginin müthiş satırlarını Çölaşan’ın 1 Temmuz 2003 ta……..

Satın Alabilirsiniz

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

www.ucuzkitapal.com | 2 TL Kitaplar