Anıtı Dikilen Sinek

Eylül 2, 2010 Hiciv-Mizah, NESİN YAYINEVİ

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Nesin Vakfı’nın yedi yapısı vardır. Bunlardan ikisi işçi evidir; biri Nesin Vakfı’nın yönetmenevidir. Birinin alt katı ahır, üst katı yine işgören evidir. Birinin altı işgören evi, üst katı Aziz Nesin’in evidir. Dört katlı büyük yapı Nesin Vakfı çocuklarının evidir…

Aziz Nesin’in 32 dile çevrilmiş kitapları sırasıyla en çok şu dillere çevrilmiştir: İran’da (70), Yunanistan’da (20), Almanya’da (16), Rusya Sovyet Cumhuriyeti’nde (yani Rusça 15), Bulgaristan’da (10) ve daha birçok dillere… Romenceye Aziz Nesin’in 7 kitabı çevrilmiş ve “Biraz Gelir misiniz” adlı oyunu da “Braila Devlet Tiyatrosu’nda oynamıştır…

Aziz Nesin, Türkiye’de ve başka ülkelerde yayımlanacak kitaplarının, sahnelenecek oyunlarının, filme alınacak eserlerinin telif haklarıyla, bütün eserlerinin iç ve dış radyo ve televizyonlarda temsil ve yayınlarından elde edilecek telif haklarını tümüyle Nesin Vakfı’na bağışlamıştır…

ANITI DİKİLEN SİNEK

Sinekler arasındaki bu olay, o büyük kentin, yüksek yapıların çok sıkışık bulunduğu bir bölgesinde geçti. Orada çok katlı bir konut vardı. Bu konutun en alt katı, çok az güneş alan bir evdi. Bu evin yansı, yerden aşağıdaydı, toprağa gömülüydü. Dar sokağın iki gecesinde çok yüksek yapılar, bu bodrumdaki eve güneş ışınlarının girmesini engellerdi. Bu yüzden o eve sabah aydınlığı geç gelir, ama akşam karanlığı erkenden basardı.

O bodrum katındaki evde üç kişilik bir aile otururdu: Anne, baba ve oğul. Anneyle baba, ikisi de iş de çalışıyordu. Oğul, ortaokula yeni başlamıştı.

Anlatacağımız olayın geçtiği gün, o akşam saatinde, anne de, baba da daha işlerinden dönmemişlerdi. Oğul da okuldan gelip ders çalışmış, yorulmuştu.

Çalıştığı ders kitabını masa üstünde açık bırakıp, annesiyle babası eve dönünceye dek oyun oynamak için dışarı çıkmıştı. Evde insan yoktu, ama karasinekler vardı.

Günün o akşam saatinde dışarısı aydınlık, evin içiyse yan karanlıktı. Bilindiği gibi karasinekler karanlıkta uçamazlar. Hava aydınlanıncaya yada bir ışık yanıncaya dek oldukları yerde kalırlar. Evin içi yan karanlık olduğu için, içerdeki sinekler de uçuşmuyorlardı. Yalnız bir genç karasinek vardı, o durmadan dışarıda ki aydınlığa çıkmak İçin uçuyor, ama pencere camına çarpıp kalıyordu. Ama yine de camın öte yanma geçmek için çaba harcıyordu. Cama çarptıkça hiç yılmıyordu. istenci güçlü bir sinekti. Uçup uçup pencere camına çarpıyor, camın üzerinde dolaşıyor, oralarını inceliyor, nasıl dışarı çıkıp aydınlığa kavuşabileceğini araştırıyordu.

Öteki sinekler, yaşlı, bilgili, deneyimleri de zengin sineklerdi. Uçup uçup boyuna cama çarpan genç sineğe,

— Boşuna uğraşma, çıkamazsın… dediler. Genç sinek,

— Ama ben, bu karanlık yerde hapsolup kalamam. Baksanıza, öteleri aydınlık. Ben de aydınlığa gitmek istiyorum… dedi.

Bir yaşlı sinek dedi ki:

— İkide bir çarptığın şeyin ne olduğunu anlayamadın mı hâlâ? Ona cam denir. Cam, saydamdır. Bir yanından Öte yanı görünür. Bir yanından öte yanı göründüğü için de, senin gibi genç sinekler onu yok sanır, boyuna çarparlar.

Genç sinek, yaşlı sineklere şu yanıtı verdi:

— Eskiden camın ne olduğunu bilmiyordum. Ama başımı vura vura, kanatlarımı çarpa çarpa, camın ne olduğunu ben de Öğrendim.

Bunu söyledikten sonra, yan karanlık odanın içinde, havada bikaç daire çizip hız aldı ve birden ok gibi uçup yine pencere camına çarptı.

Yaşlı sineklerden biri ona şöyle dedi:

— Camın ne olduğunu biliyorsun, ne diye boyuna cama çarpıp duruyorsun? Nasıl olsa camı delip çıkamazsın. Boş yere kendini bitireceksin.

Başka sinekler de , o genç sineğe, camı delemeyeceğini anlatmaya çalıştılar:

— Kendine yazık ediyorsun… Çarpıp durma, bir yerin sakatlanacak. Gel, sen de bizim gibi, şuralarda beğendiğin bir yere kon, orda dinlen sabah olana dek.

Genç sinek, yine,

— Ben, dışarısı aydınlıkken bu karanlıkta kalamam… dedi.

Bir yaşlı sinek de,

— Nasıl olsa geceleyin her yer kararınca karanlıkta kalacaksın… dedi.

Genç sinek de,

— Evet ama, her yer kararınca başka umarımız kalmaz, dedi, oysa şimdi dışarısı aydınlık.

Bunu söyledikten sonra belki yüzüncü kez hızla cama çarptı.

Yaşlı sineklerden o zamana dek hiç konuşmaya katılmamış olan biri, genç sineğe,

— Sana acıyorum, dedi, camın Öte yanına geçemeyeceğini bile bile, ne diye kendini cama çarpıp duruyorsun?

O atak, genç sinek,

—  Ama umudum var, dedi, benimkisi bir umut… Dışarısı aydınlık kaldıkça bende bu umut sönmez.

—  Ama camın ötesine geçemezsin. Bu olanaksız.

—  Biliyorum, geçilmez… Ama ya bir yolunu bulup geçersem…

Çok sinirlenen bir yaşlı sinek,

—  Geçilmez, aptal! diye bağırdı. Genç sinek,

—  Öyleyse ışık nasıl geçiyor camdan? diye sordu. O yaşlı sinek,

—  Sersem, sen bir sineksin, ışık değilsin ki… Yoksa kendini ışık mı sanıyorsun, budala! diye bağırdı.

Başka birçok bilmiş sinek de,

—  Işık camdan geçer ama, ses geçmez… dedi. Genç sinek yine direndi:

_ Varsın olsun… Ben yine de aydınlığa gitmeyi deneyeceğim.

Bunu havada söyledikten sonra, cama öyle hızla çarptı ki, çarpmanın etkisiyle pencerenin alt pervazına düştü. Orada incecik ayaklarıyla, gövdesine masaj yaparak, kanatlarını düzelterek, kendisini tedavi etti.

Sonra uçtu, uçtu, yine hızla cama çarptı.

Bir yaşlı sinek,

—  Son kez sana söylüyorum, dedi, dışarı çıkamazsın. Boşu boşuna kendini zedeleme, incitme…

Genç sinek,

—  Sanki siz, aydınlığa çıkmak için uğraşmıyorsunuz da ne yapıyorsunuz? Hiç… Konduğunuz yerlerde pinekleyip duruyorsunuz. Ben sizin gibi pinekleyeceğime, hiç olmazsa bir çıkış aramak için umutla çırpmıyorum. Pineklemekten çok daha iyidir benim yaptığım. Karışmayın bana…

Yaşlı sinekler, bu dik başlı, söz anlamaz genç sineğe Öğüt vermekten vazgeçtiler. Çünkü, ne söyleseler anlamayacaktı bu kalın kafalı sinek… Onlardan kimisi, bu genç sineğin aptal, kimisi de deli olduğununu düşünüyordu. Varsın başını çarpıp dursundu sert cama… Nasıl olsa biraz sonra dışarısı da kararacak, konduğu yerde sabah aydınlığını bekleyecekti uçmak için…

Genç, atak ve umutlu sinek, durmadan camın ötesindeki aydınlığa varmanın bir yolunu aramaktaydı. Hiç yılmıyor, umutsuzluğa kapılmıyordu. Bîr ara, bu evin çocuğunun az önce ders çalıştığı masaya kondu. Çocuğun ders çalıştığı kitabı açık duruyordu. Genç sinek, her şeyi öğrenmeye çok meraklı olduğu için, okumasını Öğrenmişti. Açık duran sayfayı okumaya başladı. Kitabın o sayfasında ışık anlatılıyor, ışık üstüne bilgi veriliyordu. Ama bu bilgi, oldukça eğlenceli anlatılıyordu. Örneğin şöyle bir bölüm vardı o sayfada:

«Bir kedinin kuyruğuna teneke bağlansa, kedi kuyruğuna bağlı tenekenin gürültüsünden korkarak, o gürültüden kurtulmak için hızla koşup kaçmaya başlar. Böyle bir kedinin, çarptığı pencere camım kırmadan camın öte yanına geçmesi için ne yapması gerekir?»

O sayfada bu sorunun yanıtı da vardı, Şöyleydi:

«Kedi, hızla koşa koşa, hızı, ışık hızına ulaşırsa, o zaman camı kırmadan, camın öte yanına geçebilir. Çünkü, ışık saniyede üçyüzbin kilometre hızla gittiğinden, camın bir yanından öte yanına geçebilir. Ama bir kedinin, camı kırmadan, çarptığı camın öte yanına  geçmesi olanaksızdır. Çünkü kedi, ışık kadar hızlı koşamaz. Bu, bir varsayımdır .

Genç sinek, bu ilginç bilgiyi öğrenince çok sevindi. Demek, ışık hızı kadar hızlı uçabilirse, camın öte yanına geçebilecekti. Bu kez bu denemeye girişti.

Uçuş hızını artırabilmek için, gerilere, ta karşı duvara gidiyor, ordan hız alarak uçuyor, kendini cama vuruyordu. Camın öte yanına geçemeyince, hızının yetmediğini anlıyordu. Bu kez daha da hızlı çarpıyordu. Bu hızlı çarpışı çok denedi. Bir uçuşunda, o denli çok hız almıştı ve o denli sert çarpmıştı ki, camın üstünde yamyassı kalmıştı. Bütün gövdesi ezilmiş, derisi parçalanıp delinmişti. Kanları saçılmıştı camın üstüne. Genç sinek, sonunda ölmüştü işte…

Odadaki sinekler, genç sineğin ölüsünün çevresinde toplandılar. Ağlamaya başladılar. O güne dek, pek çok sineğin Öldüğünü görmüşler, ama hiçbirine bu genç sineğe olduğu kadar üzülmemişler, hiçbiri için gözyaşı dökmemişlerdi. Bu genç sinek başkaydı.

Sinekler, genç sineğin ölüsü başında nutuklar çekmeye başladılar. Özet olarak şöyle diyorlardı:

—  O, sineklerin öncüsüdür, hepimiz için çıkış yolu arıyordu.

—  O, bir umut simgesiydi. Hepimize umut aşılıyordu.

—  Ne büyük özveri! Bizler için canını verdi…

— En olanaksızı bile, olanaklı kılmak için öldü.

— Seni hiçbir zaman unutmayacağız…

—  Sen, biz sineklerin tarihine altın sayfaya geçeceksin ve senin savaşımın tarihe altın harflerle yazılacak.

Sinekler ağlıyorlar, genç sineğin ölüsü başında saygı duruşunda duruyorlardı.

Orda ki sineklerin en yaşlısı ve en bilgilisi,

— Bu kahraman sineğin cam üstündeki ölüsü, onun bir anıtı olarak burda kalsın. Çünkü o, aydınlığa Çıkmak için canını verdi… dedi.

Başka bir sinek de, camdaki sinek ölüsünün anıt olarak kalmasını çok beğendi, çünkü az sonra sinek yapıştığı camda kuruyup kalacak ve güzel bir anıt olacaktı.

En yaşlı sinek,

—  O burda sonsuza dek yaşayacak, onu sinekler hiçbir zaman unutmayacaklar… dedi.

Dışarısı da artık kararmıştı, gece olmuştu. Bu yüzden sinekler oldukları yerde kaldılar. Biraz sonra, işinden dönen anne, odaya girdi. Odanın lambasını yaktı. Sonra pencerenin perdesini kapamaya gidince, camdaki sinek ölüsünü gördü. Bir temizlik beziyle orasını sildi. Camda sineğin ölüsü de kalmamıştı.

Yaşlı sinek haklıydı. Genç sineğin anıtı sonsuza dek kalmıştı. Çünkü, sonsuz denilen şey de, yaratıklara göre sınırlıdır. Kelebek için sonsuz üç saatse, insan için otuzbin yıldır, bir sinek içinse olsun olsun da birkaç saat olsun…

Anıtı dikilen genç sinek, sineklerin tarihine bir kahraman olarak geçti. Ama kimi sinekler de onun, olanaksızı deneme yüzünden öldüğü için, bir aptal, yada deli olduğunu hâlâ söylemektedirler.

Hangisi doğruydu? Buna sinekler kendileri, anlayışlarına göre karar verdiler. Bugün hâlâ, camlara çarpıp öte yandaki aydınlığa ulaşmak için çaba harcayan, bu uğurda canveren sinekler de vardır, bunun aptallık olduğunu  düşünüp kondukları o karanlık yerde pinekleyen sinekler de vardır. Hangisinin yolunu seçmek gerektiğini, her sinek kendisi bilir. Ama şu da bir gerçek ki, sineklerin tarihi, karanlıkta pineklediği için hiçbir sineğin anıtının dikilmiş olduğunu yazmamaktadır.

BİRBİRLERİNİ KISKANAN TAŞITLAR

Bu olay büyük bir kentte geçti. O kentin çok büyük bir garı vardı. O garda birçok demiryolu birleşiyordu. Durmadan gara tirenler gelir, gardan tirenler kalkardı.

Gar, deniz kıyısına yakındı. Deniz kıyısında vapur iskelesi vardı.

Garla iskele arasındaki geniş alanda, otobüslerin, troleybüslerin, tramvayların, otomobillerin, kamyonların ayrı ayrı durakları vardı. Orda hemen hemen her tür taşıt ve binit bulunuyordu. Birbirlerine yakın olduğu için tanışıyorlardı. Aralarında konuşurlardı. Otobüs durağına gelen otobüslerle, taksi durağındaki otomobiller çok iyi arkadaştılar. Bigün otobüslerden biri, bir otomobile şöyle dedi:

— Şu trenlerin işi ne denli kolay… Hem kolay…

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club