Aşk Bazen…

Eylül 2, 2009 ASTREA, Kadın-Erkek

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

ask2

Hepimizin dilinde… Hepimizin gönlünde…
Hepimiz peşinde koşuyoruz aşkın. Herkes ayrı bir tarif veriyor onun için. Herkes tanıyor, fakat herkes ayrı yaşıyor. Onun için de, başka anlıyor, farklı anlatıyor onu. Bundandır ki aşk bazen çeşitli kılıklarda dalıveriyor yaşamımıza. Sevinç aşk oluyor bazen, hüznün kendi aşk oluveriyor çoğu zaman. Bizler yaratıyoruz aşkı sevmek için, sonra peşinden koşuyoruz sevilmek için. Koşarken ve koştururken aşkın peşinden, kim bilir ne öyküler çıkıyor ortaya. O öykülerin her birinde kendimizi buluyoruz. Okudukça aşkımızı tekrar tekrar yaşıyoruz onlarda. Bu kitap, içinde bir yerlerde kendinizden bir parça bulacağınız, belki de aşkınızı anlatırken, size “Aşk bazen…” dedirtecek öyküler demeti olarak derlendi. Aşkınızı anlatmak için, bazı notlar yazarak sevdiğinize verebileceğiniz en güzel armağan.

YAZAR HAKKINDA
1966 doğumlu olan SERPİL ÖNER’in ilk çalışması olan tş Dünyası ve Hayatın içinden Hikâyeler adlı kitap 2001 yılında yayınlandı. Aşk Bazen, yazarın ikinci kitabıdır.
Halen yayın ve yazın dünyasında bir girişimci olan Serpil Öner, sivil toplum kuruluşlarında gönüllü eğitmenlik yapmasının yanı sıra değişik kurumlar adına profesyonel eğitmen olarak çalışmalarına devam ediyor.
Yazara ulaşmak için, serpiloner@creakitap.com adresine yazabilirsiniz.

İÇİNDEKİLER
Aşk bazen…
Bilgi damlacığı
Hayat işte
Seninle Olmanın En Güzel Yanı
Böyle Bir Sevmek
Çocuk gözüyle
Sen benim…
Mutlu aşk vardır
Unutulmaz aşk filmleri
Kadın erkek üstünlüğü  Ne zaman öğrendim?
Kadınların eş ve sevgili kriterleri
Çiçeklerin Dili
Yaşayalım ki…
Bir Dost
Burçlar hakkında ipuçları
Aşkın ve ilişkinin mizahı,

“buzdan evimiz tuzdan afimiz ateşten aşkımız vardı ve…
yağmur yağdı,” demiş şair. Ben de derim ki evimizde buzun soğukluğu değil, ılık meltem rüzgârları essin. Aşkımızın üzerine yağan yağmurlar, tropikal yağmurlar gibi kısa, geçici ve sıcaklığı düşüremeyen yağmurlar olsun.

On yedi yaşın coşkusunu ve güzelliklerini yaşayan nişanlı bir genç kızken hatıra defterime yazılan bu satırların gün gelip de bir kitabın ilk satırları olacağını hiç düşünmemiştim.
Aradan geçen yıllarda aşkımın üzerine buzun soğukluğu hiç düşmedi. Gün oldu, tuz aşımız oldu. Gün oldu, her yeri karakışın soğukluğu sardı. Ama hiçbiri aramızdaki sıcaklığı düşüremedi. Bir çift göz ve bir çift elde bulduğum sıcacık sevgi beni hiç bırakmadı. Bazen sevgili, bazen arkadaş, bazen dert ortağı, bazen koruyucu… Ama hep yanımda olan, benden hiç ayrılmayan bir sevginin varlığıyla yaşadım.

Gördüm ki, geçen yıllar aşkın da değerini artırırmış şarap misali. Bir şiirde söylendiği gibi,

Değerini bilmek gerekir aşkın Ve ona kattığı değeri yılların…

Aşk değişik kılıklarda çıkıyor karşımıza. Hepimiz aşkı farklı yorumluyoruz. Nasıl yorumlarsak yorumlayalım, aşklarımızda kedere ve üzüntüye ilişkin bir damla bile olmasın. Hep güzelliğini yaşayalım aşkın.
Bu çalışmada aşkın hep güzel yanlarını göstermeye çalıştım. Bazen küçük hikâyeler, bazen ufak bilgi damlacıkları, bazen eğlenceli yönler, bazen duygusal anlatımlar… Çünkü “Aşk bazen…” her şeydir.
Bütün sevenlere, sevmeyi ve sevilmeyi hak edenlere armağan ediyorum. Aldığınız ve verdiğiniz en büyük armağan aşkınız olsun.
Serpil Öner

Birdenbire
Her şey birdenbire oldu.
Birdenbire vurdu gün ışığı yere;
Gökyüzü birdenbire oldu;
Mavi birdenbire.
Her şey birdenbire oldu;
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
Yemiş birdenbire oldu.
Birdenbire,
Birdenbire;
Her şey birdenbire oldu.
Kız birdenbire, oğlan birdenbire;
Yollar, kırlar, kediler, insanlar…
Aşk birdenbire oldu,
Sevinç birdenbire.

Orhan Veli Kanık

Aşk bazen…
Bir partide karşılaşmışlardı. Daha doğrusu delikanlı kızı görmüştü sadece. Kızın harika bir güzelliği vardı ve tüm delikanlılar etrafında pervane olmuşlardı. Cesaretini toplayıp yaklaşamamıştı kızın yanına.
Partinin sonuna doğru, tüm cesaretini toplayıp kızın yanına yaklaştı ve bir yerde kahve içmeye davet etti onu. Kız parti boyunca dikkatini çekmeyen, çekingenliği her tavrından adeta fışkıran bu delikanlının davetine şaşırmıştı. O, etrafında parti boyunca dolaşan gençlerden biri değildi. Onun kibarlığına ve nezaketine karşı kabalık yapmaktan çekinerek, sadece mahcup olmamak için, “Evet,” dedi.
Sokağın köşesindeki şirin kafeteryaya oturdular. Alelacele kahvelerini söylediler. Kız sürekli delikanlıyı izliyordu. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyor, elleri titriyor, söylemek istediği şeyi söyleyemiyormuş gibi tedirgin bir şekilde oturuyordu. Kızın yüzüne de bakamıyordu. Onun bu hâli kızın da huzurunu kaçırdı. “Ben artık gideyim,” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı:
“Bana biraz tuz getirir misiniz?” dedi. “Kahveme koymak için.”
Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz? Delikanlı bir anda kıpkırmızı oldu, ama garsonun getirdiği tuzu gayet normal tavırlarla kahvesine döktü ve içmeye başladı.
Kız, merakla, “Garip bir damak tadınız var,” dedi.
Delikanlı arkasına yaslandı cesaret toplamak ister gibi. Bir an soluklandı. Anlatacaklarını toparlamak istiyor gibiydi:
“Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koyuşum bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. Annemle babam hâlâ o deniz kenarında oturuyor Onları ve evimi öyle özlüyorum ki…”
Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının. Kız dinlediklerinden çok etkilenmişti, içini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, ev ve aile ortamını seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan, aile duygusu olan biri olması kızın hoşuna gitmişti.
Kız da konuşmaya başladı. Onun da evi uzaklardaydı. O da ailesini anlattı.
Çok şirin, tatlı ve sıcak bir sohbet olmuştu. Çekinerek ama merakla başladıkları sohbet ikisinde de farklı duyguların ortaya çıkmasını sağlamıştı.
Buluşmaya ve sohbet etmeye devam ettiler. Onlarınki çok hoş bir öyküydü. Birbirlerini dinliyor, dinlemekten öte, çok iyi
anlıyor, bir arada geçen zamanlarda çok mutlu oluyorlardı. Sanki prenses ve prens karşılaşmıştı. Her güzel öyküde
olduğu gibi, prenses ve prens evlendi. Hep çok mutlu
yaşadılar. Prenses ne zaman prensine kahve yapsa, içine bir kaşık tuz koydu, hayadan boyunca. Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü.
Aradan kırk yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, önce erkek veda etti dünyaya. “Ölümümden sonra aç,” diyerek bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu satırlarında:
“Sevgilim, bir tanem! Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kez yalan söyledim; tuzlu kahvede, ilk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken tuz çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken değiştirmeye o kadar utandım ki, mecburen devam ettim. Bu yalanın ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm, ama her defasında korkup vazgeçtim. Sevgini kaybetmekten korkuyordum. Şimdi ölüyorum. Sana her zaman dürüst olmaya çalıştım. Bunu da başardığımı biliyorum. Sadece tuzlu kahve konusundaki yalanımı seninle paylaşamadım. Bu yalanı kendimle götüremezdim…
“işte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! Garip ve rezil bir tadı var. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre kadar pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğuydu ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim. İkinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da seninle yaşamak isterim.”
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslatmıştı o gün. O mektubu tekrar ne zaman okusa, ilk buluştukları gün ve mutluluk içinde yaşadıkları kırk yılı aşan evlilikleri gözünde canlanıyordu.
Bir gün hikâyelerini anlattığı dostlarımda biri, kadına, “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu.
Gözleri nemlendi kadının.
“Çok tadı!” dedi. “Çok tatlı!”
Richard Fawler’dan

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club