Aşkın Gözyaşları- II / Hz. Mevlana

Mart 22, 2011 İslam, KARATAY AKADEMİ YAYINLARI, Roman (Yerli), Tasavvuf

En mahrem bir gecenin, en matemli anında akıyordu gözyaşları.
Sırların habercileri, hızına yetişemiyordu gözyaşlarının.
Çok konuştuk, biraz da susalım. Susalım ve ağlaşalım.
Aşkın Gözyaşları sağanağında, yitik cennetimize yol bulalım.

“5 Aralık 1273; Mevlana gördüğü rüya ile kan ter içinde uyanır.
Şem’sin seneler önce kaldığı odaya girer.
Taş duvarlar, tahta sedir, acem kilimi, odada her ne varsa hepsi Şems kokmaktadır.
Bakışları duvarda gizlenir.
Senelerdir, hiçbir şeyin asılı olmadığı duvarda, bir levhayı fark eder.
Okur yazıyı, kopar çığlık, atar kendini avluya.
Karla kaplı taş zemine, yüzüstü düşüp bayılmıştır.”

Kitap ile birlikte Hz. Kitabın içerisinde Kuşe 4 sayfalık renkli: Hz. Mevlâna’nın
“Aşk Yolu” haritası vardır.

Aşk’a âşık ruhların hasretini gönül dili ile güfte güfte nakşeden Dr. Hüsamettin Olgun, Divan Edebiyatı’nın aşk kokulu nefesini yüzyıllar sonrası yüreklere kalem kalem işleyen Prof. Dr. İskender Pala, közden topladığı özleri tılsımlı sesi ile üfleyen Murat göğebakan beyefendilere ve mütevazılığın yürüyen numunesi edebiyatımızın asude şulesi Nazan Bekiroğlu hanımefendiye teşekkürlerimle…

ÖNSÖZ

Âşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları akmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.,.

Gözyaşı kadar ılık olsun sözlerim. Gözyaşı kadar yanık… Gözyaşı kadar berrak. Aksın gözyaşlarınız! Fırat kadar hoyrat, Nil kadar pak… Yoksa ağlayışınıza bir sebep, söyleyin kuruyan damarlarınıza Mevlâna adına Şems için çağlasın. Gözyaşı rahmettir, rağbettir, sadakattir. Gelin gözyaşlarında tutuşsun yetim yüreklerimiz.
Mevlâna’nın bizlere getirdiği ses, her türlü mantıki dağınıklığın ötesinde bir başka âleme açılma, bir perde kaldırma, ilâhî aşkın sarhoşluğudur. Mevlâna, yandığı ateşlerin yalımlarını yazıya dökerek gönüllerimizi yakandır. Nâr olmadan nur olunamazdı. Ateşleri yuttu, sustu. Ateşleri üfledi, sustu. Ateşleri avuç avuç taşıdı,” Ben yandım siz yanmayın” diyerek bizleri nur beldelerine çağırdı harf harf kelime kelime. Naz uykusundan Nur Mesnevisine uyandırdı.
Mevlâna, bizden başkası mıdır? işi nedir? Niye geldi sanıyorsunuz? Yakmak, alevlemek, ağlamak, erimek, konuşmamak, durmak, yok olmak, körler meclisini kendi ateşi ile aydınlatmak, gözyaşları ve yakıcı alevler yağmuru altında varlığının derinliklerinden cahillerin yüzüne bir tebessüm kondurmak, kalabalık yığınların arasında yalnız kalmak, her meclisin ışığı olmak ama hiç kimseye alışamamak; gözyaşı tırnağı ile varlığını tırmalamak, damla damla erimek…
Mevlâna’nın ruhu, İslâm’dan gelen, Tevhid ikliminden, vahiy deryasından beslenmiş bir ruh olduğundan, kederi değil sevinci ve ümidi anlatması çok tabiidir.
Mevlâna’nın herhangi bir eserini okumaya başlayan kişi; muhtaç olanın kendisi, verici ve sunucu olanın ise Mevlâna olduğunun farkında olmalıdır. Mevlâna’yı Kur’an’ın şerefli bir kölesi, Hz. Muhammedi ayağının bir tozu olabilme heyecanında bir âşık olarak okumayanlar, egoizm ve kendini beğenmişlikle okuyanlar, hakiki alemden vazgeçsinler hayali aleme bağlansınlar daha iyi. Sekiz yüzyıl önce doğmuş bir büyük şahsiyetin aile hayatına burun sokmaktan hoşlananlar da Mevlâna’dan uzaklaşıp onu rahat bıraksınlar. Mevlâna, mesnevinin başlarında “Tu bimon ey hemçüyi tü pâknist” diyor. “Sen kal, ey temizlikte eşsiz olan…” Şu halde aşkın sırrına sadakat için Mevlâna yeter. Mevlâna’yı okuyan” Oğlu Alaeddin Çelebi ile arası nasıldı. Şemsi tanıdıktan sonra ailesini ihmal mi etti?” sorularına cevap aramamalı. Bunalımda boğulan ruhunu mutlu kılabilmek için teselliyi Mevlâna’nın ruhunda aramalı. Şu halde “Mevlâna bende yaşıyor.” diyen kişiler için, sözün renginin önemi yoktur.
Kuru kuruya” Mevlâna’yı seviyorum, anlıyorum” demek yetmez. Bir mânevi şahsiyeti bir dost görmek, ona sadece bakmakla olmaz. Onun ruhunu, iç âlemini görmek, aslının aslını görebilmektir. Henüz ruhlarını aydınlatmamış olan, gece gibi karanlık ruhlu insanlar, en az bir şafak vakti aydınlığı kadar iç âlemlerine aydınlık getirmemişlerse dostlarına sadece bakarlar, onları tam anlamıyla göremezler. İlâhi sevgiye ulaşmak isteyenler, önce ruhlarına aydınlık getirmelidir.
Müjdeyi bize bizzat kendisi vermektedir:” Bu alem, nede olsa yalnızlık yeri değil, sohbet, dostluk ve eğlenme yeridir. Fakat ilahi güzellikten veya ondan haber getiren nurlu bir yüzden mahrum olursak hayatın tadı tuzu kalmaz. Aşk demek, çetin İmtihanlardan geçmek, belayla karşılaşmaktır. Ben gönlümün ayağındaki bağı, zaten aşk peşinden koşsun diye çözdüğümden, hayat yolunda yürürken, gönlümü bela durağında bırakıp yürüdüm. Bugün içime gelen bir ilham esintisi İlâhi güzelliğinden bir koku gelirdi, teşekkür olarak şuurumun akılla bağlarını çözerek, yüreğimi, şuurumu tamamen o ofk esintiline teslim ettim. Ey akan gözyaşı Ömrümün van alan sevgili, o bahçeme, o baharıma o seyrettiğim güzelliğe de ki: gecelerinden birinde gecelerimi anarsan benim edep noksanlıklarımı hiç düşünme, aldırma.’
En mahrem bir gecenin, en matemli anında akıyordu gözyaşları. Sırların habercileri hızına yetişemiyordu gözyaşlarının. Çok konuştuk, biraz da susalım. Susalım ve ağlaşalım…

MUKADDİME-İ AŞK

M evlâna yalnızca Konya ‘nın değil, bütün bir Anadolu’nun, bütün İslâm diyarının sevgilisi, gönüller sultanı olmuştur. Ne ki bu sultana da bir gönül gerektir. Kendini seyredebileceği bir ayna; kesret içinde vahdeti, çok içinde Tek’i yakından seyredeceği; belki de kendi aynasını arıtabileceği, cilalayabileceği bir hakikat aynası… Dâimi arayışlar, keder buharıyla bulandırıyordu aynayı ve berraklığı üzüntü tozuyla yitirilmekteydi. Cilalanmazsa bir ayna güzelliği nasıl gösterebilsindi ki?..
Garip bir yabancı kesmişti yolunu atının dizginine yapışarak. Sualler soruyor, cevaplar istiyordu ondan. Hayır hayır, soru değildi bunlar derûni fırtınaların salıverilmesiydi zirvelerden. Cevap cevap değildi belki ömürlük sırların kelimelerde köpürmesiydi. Aralarında öyle ruhanî bir enerji akışı vardı ki soran ne sorduğunu, cevabı veren de neyi cevapladığını bilmiyordu. Konuşanlar lisan değil kalp idi, konuşulanlar mesele değil ilham idi. Şekil, tarifini kaybetmiş bir tasvir olmuştu; renk özünü yitirmiş bir hayale dönmüştü. Hangisi avcıydı, hangisi av; hangisi avlayandı hangisi avlanan? İki denizin kavuşmasına benzetenler bu benzetmede haklıydılar. Aşk havuzunu kurutan Şems, onu gözyaşıyla doldurması gereken Mevlâna. Şehri harap edecek olan Şems, onu imar edecek olan Mevlâna…
Derler ki Mevlâna yanmaya hazır bir kandil idi; Şems geldi, çorağı ile bu kandili tutuşturdu. Bu doğru, ama yanan kandil hem kendini hem çerağı yaktı, ortada ikisinden de eser kalmadı, yalnızca bir aşk çerağı parladı ardından. Öyle bir çerağ ki yüzyıllar boyunca yüz binlerce gönlü aydınlattı, yaktı, kavurdu Onu sevenler pervaneler gibi çerağın etrafında döndüler, dönerken yandılar. Şairin dediği gibi:

Döndükçe etekler yelpazelenir
Döndükçe gönülde aşk tazelenir.

Mevlâna’nın yolu hep bir aşk medeniyeti olarak yaşadı. “Aşk benden doğmadı, aşk beni doğurdu.” diyordu. Aşk çocukları onun terbiyesinden geçerek yaşadı yüzyıllar boyunca. Ruhu şâd, sırrı kutsal olsun!..

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Aşkın Gözyaşları- II / Hz. Mevlana için 10 cevap

  1. Hediye kitap kampanyası: Aşkın Gözyaşları (2 farklı kitap) + AFM Sinema Davetiyesi (2 Kişilik) (19 yazı)
    süheyda akbay

  2. Mevlana üzerine yazılmış anlaşılması ve okunması kolay kitaplardan biri. Kimit zaman kanatlanacaksınız pervane gibi. Kimi zaman yakılıp kalacaksınız kül gibi. Hangisi olursanız olun mutlu olacağınız kesin. Tennure ve Aşk ı da okumanızı tavsiye ederim.

  3. okuduğum kitapların sayısını bilmiyorum aba bu başka icimdeki aşkı bana yaşattı artık bende maşukumu arar oldum mendil almadan okumaya cesaret edemedim anlatılması mümkün değil okumak lazım o sayfalarda gezinmek lazım mevlana ve şems ile

  4. KİTAPLIĞIMDA BULUNAN ÇOK GÜZEL VE ANLAMLI KİTAPLARDAN BİRİ

  5. Ayat dedi, Eylül 17, 2011'te.

    Bende okumak istiyorum, ama nerden bulacam? Kazakistanda yasiyorum… Internetten okumak mumkunmu?

  6. kaan dedi, Ocak 18, 2012'te.

    Aşkın göz yaşları Hz:mevlana’yı okuduktan sonra harcadığım saatlere üzüldüm.

    bu gerçeklere dayanan şeyler değil bence.bu nasıl aşktır arkadaşlar.bir erkeğe duyulan taparcasına bir aşk…ben kendi görüşümü söylüyorum.bence göbekten atmaca.
    Allah aşkı başka,peygamber aşkı da başka.İki sevgiliyi anlatan taparcasına bir aşk bu ya.karısına duymadığı aşkı şems’e duyuyor.ilk karısına yazdığı mektuplardan bile daha derin mektuplar.
    yazdığı mektupları okurken hayretler içinde kaldım bazı satırları tekrar tekrar okudum.aklıma gelmedi değil sonların da da yazıyor bunların aşkı ….. ilişki diye.abi böyle birşeye ben inanmıyorum yani kitabın mevlanayı anlattığına.

  7. Mevlana’yi anlamak icin o maneviyayi anlamak laİm….
    Kitabı okudukca insan kendi benligini buluyor…
    İcimizdeki bosluk doluyor…
    İnsan gercekten huzur ve mutlulukla doluyor…

  8. Seviyorum yavrum bu hayati..,

  9. kitabı aldım ama daha okumaya fırsat bulamadan sinana yağmur’a imzalattım..ve sinan yağmur çok samimi cana yakın biri :) ailecek sohbet ettik ve çok güzeldi :) ankara 6.kitap fuarına gelmişti imza gününe..

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat