www.ucuzkitapal.com | Binlerce kitap sadece 2 TL! - Kapıda Ödeme İmkanı

Ateşi Yakalamak

Eylül 14, 2009 Pegasus, Roman (Yabancı)

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

atesi-yakalamak

CAPITOL MUTSUZ, HUZURSUZLUK ARTIYOR, ATEŞLE DANS EDEN KIZ BİR KIVILCIM YAKTI,
YERİN ALTINDAN YÜKSELEN İSYAN ŞİMDİ PATLAMA NOKTASINDA!

KIVILCIMLAR PARLIYOR, ALEVLER YAYILIYOR VE CAPITOL İNTİKAM İSTİYOR.

“Açlık Oyunları Serisi, insanı meraktan çatlatan, gerilim dolu, müthiş akıcı ve inanılmaz sarsıcı… Elimden bir türlü bırakamadım. Bağımlısı oldum!”
-Stephen King

Sabırsızlıkla çıkmasını beklediğim fenomen kitap Açlık Oyunları’nın devamı olan Ateşi Yakalamak kitabını erkenden okuma fırsatı buldum.. Benim yüksek beklentilerimi haklı çıkartmakla kalmamakla birlikte bunun çok üstüne çıktı. Bu kitap Açlık Oyunları kadar heyecanlı fakat daha bir yürek burkucu çünkü zaten karakterleri tanıyorsunuz, zaten onlarla birlikte zorluklara göğüs germiştiniz. Suzanne hikayenin gerçekleştiği yerleri ummadığım yerlere taşımış ve o bu çok zor yerleri seçmekten hiç çekinmemiş. Olağanüstü. Bu kitabı okurken uykunuzu erteleyeceksiniz. Çıktığı andan itibaren listeleri altüst edecek. Tavsiyem o sabah için hazırlanın ve takviminizi ona göre ayarlayın.
-Stephenie Meyer

“Zekice kurgulanmış ve çok akıcı bir kitap… Büyüleyici.”
-John Green

“Bilimkurgu, heyecan, gerilim ve aşkın muhteşem bir karışımı.”
-USA Today

“Nefes Kesiyor”
Publisher Weekly

“Aksiyon, Entrika, Aşk. Kesinlikle mükemmel.”
Kirkus Reviews

Çayın sıcağı dondurucu havaya çoktan karışmış olsa da, matarayı sımsıkı tutmaya devam ettim. Soğuk yüzünden, kaslarım iyice gerildi Tam o anda vahşi bir köpek sürüsü çıkagelse saldırıya uğramadan bir ağaç tepesine tırmanma ihtimalim yok denecek kadar azdı. Ayağa kalkmalı, biraz hareket etmeli ve eklemlerimi açmalıydım. Oysa orman şafakla aydınlanırken, ben, en az üzerinde oturduğum kaya parçası kadar hareketsiz, öylece durdum. Güneşle savaşamazdım. Beni, aylardır sıkıntıyla beklediğim güne doğru sürüklerken, tek yapabildiğim çaresi/ gözlerle, yükselişini izlemek oldu
Öğle saatlerinde Galipler Köyü’ndeki yeni evime üşüşmüş olacaklardı. Gazeteciler, kameramanlar, hatta eski eskortum Effie Trinket bile Capitol’den kalkıp 12. Mıntıka’ya kadar gelecekti. Effie o komik pembe peruğu mu takacak, yoksa Zafer Turu için doğallıktan uzak başka bir renk mi tercih edecek, çok merak ediyordum. Tabii diğerlerini de unutmamalı. Uzun tren yolculuğumda bana servis yapacak personel. Halkın Önüne çıkmadan önce beni güzelleştirecek hazırlık ekibi Açlık Oyunları’nda izleyiciler tarafından ilk anda fark edilmemi sağlayan o muhteşem kostümleri tasarlayan stilistim ve arkadaşım, Cinna.

Bana kalsa. Açlık Oyunlarını tamamen unutmak isterdim. Ve hiç bahsetmemek. Kötü bir rüyadan başka bir şey değilmiş gibi davranmak. Ancak Zafer Turu bunu imkansız kılıyordu. Tur, stratejik olarak, iki Oyun’un tam ortasına denk gelecek şekilde planlanıyordu; bu, Capitol’un dehşeti taze ve yakın tutmak için benimsediği bir yöntemdi Mıntıkalarda yaşayan bizler, Capitol’un demir kuvvetini her sene hatırlamakla kurtulamıyor, bir de kutlama yapmak zorunda bırakılıyorduk. Ve bu sene, ben de şovun yıldızlarından biriydim. Mıntıka mıntıka dolaşmak, benden için için nefret eden ama tezahürat yapmaktan geri kalmayan kalabalıkların karşısına çıkmak, çocuklarının hayatına son verdiğim ailelerin yüzlerine bakmak zorundaydım.
Güneş ısrarcı yükselişini sürdürürken, kendimi ayağa kalkmaya i
zorluyordum. Eklemlerimin her birinden ayrı bir şikayet yükseliyordu. Hatta sol bacağım o kadar uzun süredir uykudaydı ki, yeniden his kazanmasını sağlayabilmek için birkaç dakika boyunca ileri geri gidip gelmek zorunda kalıyordum. Üç saattir ormanda olmama rağmen, avlanmak için hiçbir girişimde bulunmadım ve elimde avlandığımı gösterecek hiçbir şey yoktu. Annem ve küçük kız kardeşim Prim bunu artık önemsemiyorlardı. Artık eti her ne kadar hiçbirimi?, taze av etine tercih etmesek de kasaptan alabiliyorduk Fakat en iyi arkadaşım, Gale Havuthorne ve ailesi bugünün rızkına bel bağlıyorlardı; onları hayal kırıklığına uğratamazdım. Kapan hatlımızı kontrol etmek üzere bir buçuk saat sürecek orman yürüyüşüne başladım. Eskiden, okuldayken, hattı kontrol etmek, avlanmak, bir şeyler toplamak ve kasabada takas etmek için bol vaktimiz oluyordu. Ama şimdi, Gale kömür madenlerinde çalışmaya başladığı ve benim gün boyu yapacak hiçbir işim olmadığı için, görevi tek başıma üstlendim.
Bu saat itibariyle Gale madene giriş yapmış, yeryüzünün derinliklerine doğru, insanın midesini altüst eden asansör yolculuğunu tamamlamış ve kömür yatağında kazma sallamaya başlamış olmalıydı. Aşağısının nasıl olduğunu biliyorum. Okuldayken, eğitimimizin bir parçası olarak, sınıfça maden turuna çıkmaya zorlanırdık Küçükken, bunu sadece nahoş bulurdum. Klostrofobik tüneller, pis kokan hava ve dört bir yanı saran boğucu karanlık. Fakat babamın ve birkaç madencinin daha ölümüyle sonuçlanan o kazanın ardından, asansöre adım atmam bile imkansızlaştı. Senelik maden turu, çok ciddi bir sıkıntı kaynağı olmaya başladı. Tam iki defa, annemi gribe yakalandığıma ikna edip beni evde tutmasını sağlamak için kendimi fena halde hasta ettim.
Sadece ormanın taze havası, günışığı ve temiz, çağlayan sularıyla hayat bulan Gale’i düşünüyorum. Buna nasıl katlandığını hiç bilmiyorum Şey… Aslında biliyorum. Katlanıyordu; çünkü annesini ve küçük kardeşlerinin karnını ancak bu sayede doyurabiliyordu. Bende kovalar dolusu, ikimizin ailesini doyurmaya yetip de artacak kadar para varken, tekbir kuruş dahi kabul etmiyordu. Ben Oyunlar sırasında ölmüş olsam, annemin ve Prim’in karnını doyuracak tek kişi Gale olurdu ama şimdi onlara el götürmemi kabul etmekte bile güçlük çekiyordu Bana iyilik ettiğini, bütün gün boş boş oturmaktan keçileri kaçıracağımı söylüyordum. Yine de, av ellerini, unun evde olduğu saatlerde bırakmamaya özen gösteriyordu m. Günde on iki saat çalıştığı için, bu, hiç zor olmuyordu.
Gale’i gerçekten görebildiğim tek zaman, cumartesi günleri, ormanda birlikte avlanmak üzere buluştuğumuz saatlerdi. Benim için hâlâ haftanın en güzel günüydü ama artık birbirimize her şeyi anlatabildiğimiz o eski günlerdeki gibi değiliz. Oyunlar bunu bile bozdu. Zaman geçtikçe o eski rahatlığı yemden kazanacağımızı umuyordum ama içimden bir ses bunun boş bir hayal olduğunu söylüyordu. Geriye dönmek imkansızdı.

Kapanlardan bayağı bir şey topladım: Sekiz tavşan, iki Sincap ve Gale’in bizzat tasarladığı tel mekanizmayım içine girmiş bir kunduz. Gale, kapanlar konusunda bir büyücüden farksızdı: Kapanları eğik fidanlarla saklayıp avlarımızı yırtıcı hayvanlardan korumayı, kütükleri hassas çubuk tetiklerin üstünde dengede tutmayı, balık tutmak için içinden kaçılması imkansız sepetler örmeyi çok iyi başarıyordu. Kapanları dikkatle yeniden kurarken, Gale’nin denge duygusunu ve kurbanların patikanın neresinden geçeceği konusundaki güçlü önsezilerini taklit edemeyeceğimi çok iyi biliyordum Bu, sadece tecrübeyle açıklanacak bir şey değil. Tanrı vergisi bir yetenek. Tıpkı benim, nişan aldığım bir hayvanı, zifiri karanlıkta bile, tek bir okla yere indirebilmem gibi.
Ben 12. Mıntıka’yı çevreleyen çite ulaşırken, güneş iyice yükseliyordu. Her zaman olduğu gibi, bir an durup kulak kesildim ama çitte elektrik akımının açık olduğunu işaret eden vızıltıyı duyamıyordum. Gerçi, teoride bu şeye sürekli elektrik verilmesi gerekirken, hemen hemen hiçbir zaman vızıltı olmuyordu. Çitin alt kısmındaki açıklıktan sürünerek geçip evimden sadece bir taş atımlık mesafedeki Çayır’a girdim. Eski evimden… Resmi olarak annemin ve kız kardeşimin ikamet adresi olarak göründüğü için, eski evimiz hâlâ bizimdi. Düşüp ölecek olsam, annemle Prim’ın yeniden o eve dönmeleri gerekirdi. Fakat şimdilik. Galipler Köyü’ndeki yeni evimizde mutlu mutlu yaşıyorlardı. Büyüdüğüm o derme çatma kulübeyi bir tek ben kullanıyordum. Benim için, asıl yuvam orasıydı.
Oraya üstümü değiştirmeye gittim. Babamın eski deri ceketini çıkarıp yerine, bana omuzları her zaman çok darmış gibi gelen kaliteli yün ceketi giydim. Yumuşak ve yıpranmış çizmelerimi bırakıp annemin statüme daha çok yakıştırdığı pahalı ve makine üretimi pabuçları ayağıma geçirdim. Ya erkek çocuk ve karnındaki bebekle baş başa bıraktı. Hazelle doğumun üstünden bir hafta geçmeden, sokağa iş aramaya çıkmıştı. Bakmak zorunda olduğu bebekle madende çalışması mümkün değildi ama şehirdeki bir tüccarın çamaşır işini almayı başardı. Gale, on dört yaşına geldiğinde, en büyük çocuk olarak, aile reisliğini üstlendi. İsmini mozaik faşına çoktan yazdırmıştı. Bu sayede, isminin haraç kurasına defalarca girmesine karşılık, ailesi için cılız bir miktar tahıl ve yağ istihkakı alabiliyordu. Üstüne üstlük, daha o zamanlarda bile, çok ama çok yetenekli bir kapan ustasıydı. Fakat bütün bunlar, beş kişilik ailenin, Hazelle’in çamaşır leğeninde parmakları delinene kadar çalışmasına gerek duyulmadan, hayatta kalması için yeterli olmuyordu. Kışın Hazelle’in elleri öyle kızarır ve çatlardı ki, en ufak bir olayda derhal kanamaya başlardı. Annemin yarattığı o merhem olmasa, bugün de kanıyor olurdu ya, neyse. Hazelle ve Gale, her şeye rağmen, diğer oğlanların on iki yaşındaki Rory, on yaşındaki Vick ve dört yaşındaki bebek Posy’nin isimlerini mozaik taşına yazdırmamak konusunda kararlıydılar.
Hazelle av etlerini görünce gülümsedi. Kunduzu kuyruğundan tutup tartar gibi salladı. “Leziz bir güveç olacak.” Gale’nin aksine, bu av anlaşmamızdan hiçbir rahatsızlık duymuyordu.
“Postu da fena değil,” diye cevap verdim. Hazelle’le birlikle olmak, her zaman yaptığımız gibi, avladığım hayvanlara değer biçmek bana iyi geliyordu Bana bir fincan bitki çayı doldurdu. Üşüyen parmaklarımı büyük bir minnetle fincana sardım. “Turdan dönünce, Rory’yi arada sırada dışarı çıkarırım diye düşündüm. Okuldan sonra. Ona ok atmayı öğretirim.”
Hazelle başını salladı. “İyi olur. Gale de bunu yapmak istiyor ama sadece pazar günleri boş. Sanırım o günü de sana ayırmak istiyor.”
Yanaklarıma hücum eden kırmızılığa mani olamadım. Tabii ki, çok aptalca. Kimse beni Hazelle’den iyi tanıyamazdı. Gale’le aramızdaki bağı, kimse ondan daha iyi bilemezdi. Her ne kadar benim aklımın ucundan geçmese de, pek çok insanın sonunda Gale’le evleneceğimizi düşündüklerini biliyordum. Ama bu Oyunlar’dan önceydi. Bizim mıntıkanın diğer Haracı Peeta Mellark bana delicesine aşık olduğunu itiraf etmeden önce. Aşk hikayemiz, arenada hayatta kalabilmemizin anahtar stratejisini oluşturdu. Gerçi, Peeta için tam olarak bir strateji sayılmazdı. Benim için ne olduğunu ise, hiç bilmiyorum. Tek bildiğim, bunun Gale’e sadece acı verdiği. Zafer Turu’nda, Peeta ve benim, kendimizi bir kez daha iki aşık olarak sunmak zorunda kalacağımızı düşününce, göğsüm sıkışıyordu.
Çok sıcak olmasına rağmen çayımdan büyük bir yudum alıp masadan kalktı “Gitsem iyi olacak. Kendimi kameraların önüne çıkacak hale sokmanı gerek.”
Hazelle beni kucakladı. “Yemeklerin tadını çıkar.”
“Hiç şüphen olmasın,” dedim
Bir sonraki durağım, ticaretimin büyük kısmını gerçekleştirdiğim Hob oldu. Burası, seneler önce kömür saklanan bir depoyken mamanla kullanılmaz oldu ve önce yasadışı takasların yapıldığı bir mekana ve son olarak da tam zamanlı bir karaborsaya dönüştü. Burada suç unsuru oluşturabilecek herhangi bir şey varsa, ben de bu suça ortağım demektir. 12 Mıntıka’yı çevreleyen ormanlarda avlanmak, nereden baksanız bir düzine yasayı ihlal etmek anlamına gelirdi ve cezası ölüme kadar gidebiliyordu.
Hiç lafını etmeseler de, Hob’da takılan insanlara minnettarım. Gale, hayatını çorba satarak kazanan yaşlı bir kadın olan Yağlı Sae’nin, Oyunlar sırasında ben ve Peeta’ya sponsorluk yapmak için bir kampanya başlattığım söyledi. Bu, esasında sadece Hob’la sınırlı kalması beklenen bir şeyken, başka insanlar da durumdan haberdar olup katkıda bulunmuşlar. Tam olarak ne kadar topladıklarını bilmiyordum; arenada en ufak bir hediye bile fahiş fiyatlarla satılıyordu. Emin olduğum bir şey varda bu hediyenin benim için hayat memat meselesi olduğu. ‘
ön kapıyı bomboş bir av çantası ve elimde takas edilecek bir şeyler olmadan açmak ve yerine, cebimdeki madeni paraların ağırlığını hissetmek bana hâlâ çok garip geliyordu. Çok tezgah dolaşmaya ve kahve, çörek, yumurta, iplik ve yağ alışverişimi olabildiğince geniş bir alana yaymaya çalışıyordum. Bir son dakika kararıyla, bir maden kazasından sadece tek kolunu kaybederek kurtulmayı başaran Ripper adındaki bir kadından üç şişe içki satın aldım.
İçki, ailem için değildi. Oyunlar sırasında ben ve Peeta’ya akıl hocalığı yapan Haymitch için. Haymitch hırçın, haşin ve genellikle sarhoş gezen bir adam. Fakat görevinin hakkını fazlasıyla verdi ve tarihte ilk defa iki haracın galip gelmesini sağladı. Bu yüzden, nasıl biri olursa olsun, Haymitch’e de minnettarım. Bu hep böyle olacak. Ona içki aldım çünkü sadece birkaç ay önce, srogu tükendi ve satın alacak likör bulamayınca ciddi bir kriz geçirdi; sadece onun görebildiği dehşet verici hayaller karşısında zangır zangır titreyerek çığlıklar atlı Prim’in Ödünü patlattı. Dürüst olmam gerekirse, onu böyle görmek benim için de pek eğlenceli sayılmazdı. O günden beri, yeni bir kısıntı yaşanması ihtimaline karşılık, içki sloğu tutmaya başladım.
Baş Barış Muhafızımız Cray beni içki şişeleriyle görünce yüzünü buruşturdu. Yana doğru taradığı birkaç tel gümüşi saçı parlak kırmızı suratına düşen yaşlıca bir adamdı. “O şeyler senin için biraz sert, değil mi, kızım?” dedi. En iyi o bilir. çünkü Cray, Haymitch’ten sonra tanıdığım en içkici adamdı
“Şey, annem ilaçlarına katıyor,” dedim umursamaz bir tavırla.
….

Satın Alabilirsiniz

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Ateşi Yakalamak için 2 cevap

  1. Şuan serinin başındayım açlık oyunlarını okuyorum çok güzel ve zevkli kendine bağlatan bir kitap. Az kaldı Ateşi Yakalamak kitabına geçicem ve tabikide sonrasında Alaycı Kuş :)

  2. anıl dedi, Mart 14, 2013'te.

    MÜTHİŞ Bİ SERİ ARKADAŞLAR HEPİNİZ OKUYUNN! :) (y)

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

www.ucuzkitapal.com | 2 TL Kitaplar