Avrupa ve Biz-Seçme Eserler- I

Ağustos 26, 2009 Siyasal Tarih, TÜRKİYE İŞ BANKASI YAYINLARI

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

avrupa-ve-biz-secme-eserler-1-ilber-ortayli

“Türkiye Avrupa’ya ilk defa yanaşmıyor. Türkiye Avrupa ile ilk defa bir macera yaşamıyor. Türkiye’nin dokuz yüz yıllık tarihi Avrupa ile beraberdir; bunu kimse unutmasın.”
Porf. Dr. İlber Ortaylı okuyucuyu karşılaştırmalı bir siyasal, toplumsal ve kültürel tarih gezisine çıkardığı bu eserinde, her zamanki akıcı üslubuyla ezberleri bozuyor, “tartışılmaz doğrular” olarak görülen pek çok konuda tabuları yıkıyor, hepimizi, yani Avrupa ve Biz’i abartmadan, çarpıtmadan, gizlemeden gerçeklerle yüzleşmeye çağırıyor

İÇİNDEKİLER
önsöz.
Giriş
Batı Kültürü ve Türkiye
Genel Görüş.
I
Batılılaşma Süreci ve Tepki :     .
Türk’ün Gözünde Avrupalı
Batılılaşma Olayının Nedeni ve Nasıl Karşılandığı
II
Batılılaşma Dönemi Kadroları.
Batılılaşma ve Siyasal Muhalefet
III
Batılılaşma, Ulusalcılık ve Parçalanan İmparatorluk
IV
Osmanlı Millet Sistemi ve Batı
V
Garbcılar, islamcılar ve Hukuk Reformları
VI
Avrupa ile Geçmişte ve Gelecekte Siyasî Bütünleşme .
Avrupa Birliği’nin Geleceği              .
Avrupa Mevzuatına Uyum
VII
Tarihî Süreç İçerisinde Avrupa ile İktisadî Bütünleşme Sorunu
Başlangıcından 19. Asra Kadar .
Modern Zamanda Avrupa   .
20. Yüzyılda İktisadî Değişim
VIII
Avrupa Siyasî Birliği ve Avrupalılar
Doğu  Batı Sorunu
Avrupa’nın Kültürel Kimliği
Avrupa’nın Yeni Kimliği
Avrupa Siyasî Bıtlıgı
IX
Avrupa Kültürü ve Türkiye.
Roma İmparatorluk Kültürü                 .
Batılı Tipin Karşıtı Doğulu Tip Var mı?   .
Batı Medeniyeti ve Hıristiyanlık
Batı Avrupaİslâm ve Demokrasi Sorunu
Bibliyografya.
Dizin      .

Önsöz
Türkiye’de hemen bütün partilerin üstünde uzlaştıkları kalıcı politika Avrupa Birliği’ne giriştir; hatta siyasî hayatımızda Avrupa Birliği’ne karşı olmak kuvvetle telâffuz edilemez, Avrupa Birliği’ne karşı olarak siyaset yoluna çıkanlar bile bugünkü hükümet çevrelerinde görüldüğü üzere, AB yolunda önemli tavizler vererek uzlaşmayı tercih etmişlerdir. Gerçekte de bu konuda ne ciddi bir siyaset imlenmiş, ne de ciddi sloganlar atılmıştır.
Medyada Avrupa karşıtlığı ancak ihtiyatlı bir üslûpla ele almıyor. Genelde AB karşıtlığı ciddi bir içerikle yürütülemiyor. Aslında AB taraftarlığı için de aynı şeyi söylemek gerekir. Esaslı tahliller yapılmamaktadır. Kaldı ki AB artık sadece bir iktisadî birlik, bir siyasî ortak hareket olmaktan öteye kültürel bir yapılanma olduğu halde; Türkiye, Avrupa ile müşterek kültürel tarihini incelemeye almamıştır. Bu kitapta bir başlangıç denemesi söz konusudur.
19901ı yılların başında, o zamanki TC Merkez Bankası Eğitim İşlen Genel Müdür Yardımcısı olan okul arkadaşım ve dostum Dr. Mehmet Özdemir”in teşvikiyle malî bürokrasimizin mensuplarına bu konuda konferanslar vermeye başlamıştım. Bu seminerler bilahare basıldı. Üzerlerinde çalışmak, onları derlerken yeniden ele almak ise zamana bırakıldı. Doğrusu bu zaman uzun sürdü. Bazı konuların uzun bir süreç içinde derlenip sunulması gerekir.
1960′ların başında Ortak Pazar’a yanaşan Türkiye, moda deyimle kalkınan ülkelerdendi. İnsanlarımız ve gençliğimiz Türkiye’nin kalkınması konusunda umutsuzdu. Unutmayalım, elektriksiz bir Türkiye’den bahsediyoruz. 40 yıl içinde Türkiye yapısal bir değişiklik geçirdi. Ne var ki kültürel değişim, sanayi ve ticaret kadar dengeli değildir. AB ülkelerinin ise, bu alanda bizden çok daha uzak bir yerde durduğu anlaşılıyor. Geçen süre içinde Türkiye kamuoyu, kamusal ve özel kurumlar aradaki farklılıkları, değişimin yarattığı sorunları tartışmayı hep ihmal ediyorlar.
Bu mütevazı çalışmayı Sayın Suna Kıraç’a ithaf ediyorum. Bunun dostluğun ötesinde bir nedeni var; çalışma disipliniyle, dosyasına hâkim olmasıyla Türkiye sanayiinin içinde düşünen, olayları izleyen ve ciddiyetle kaydeden bir endüstri duayenidir. Koç grubunun kültürel hayattaki kurumlaşması da büyük ölçüde onun kararlan ve ısrarlı takibiyle yürümüştür.
Ümid edelim, bu çalışma tartışma yaratacak bir deneme olur.
İlber Ortaylı Mart, 2007

Giriş
Batı Kültürü ve Türkiye
Genel Görüş
Bugün, Türkiye’de Avrupa Birliği denen iktisadî ve siyasî oluşumun kültürel boyutu çok az tartışılmaktadır. Kültür bir hayat tarzını ve geçmiş kuşakların mirasını ifade ettiğine göre, Avrupa ve Türkiye bir uyum içinde midir? Tarihsel geçmiş, hal ve gelecek açısından bu uyum sorununun tartışılması icab eder. Oysa toplumumuzda hem idare edenler, hem de idare edilenler, Avrupa Birliği’ni sadece iktisadî refah, serbest işgücü dolaşımı konuları etrafında ve bir kısım çevreler de insan hakları gibi kurumlar açısından düşünmekte olup; asıl önemli sorunun tartışılmasından herkes kaçınmakta, belki de hoşlanmamaktadır. Avrupa Birliği’nin Hıristiyan birliği olduğu keyfiyeti, bir dinî inanç veya içimizdeki dinî azınlıkla uyum sorunu olarak ele alınıyor. “Bunu bazı reform kanunları çıkararak çözümleriz” deniyor. Oysa laik Türkiye’nin dinî ideolojiden çok, dinlerin getirdiği kültürel miras ve kültürel tortu ile sorunu vardır. Dinî miras bir hayat biçiminin kültürel sonucudur. Avrupalılar tarafından bazen belli belirsiz ihsas ettirildiği, bu dünyada “bizimkinden” başka etik değerlerin var olduğu yine aynı çevreler tarafından sık sık tekrarlandığı halde; bizim düşünce dünyamızın bu söylemin üzerine eğilmemesi, bu konuyu tabu haline getirmesi bir deve kuşu tutumudur. Kuşkusuz böyle bir tartışmaya girildiği takdirde, Avrupalıların kendileri için koydukları ve var olduğunu ileri sürdükleri ayırımcı kıstasların da eleştiriye tâbi tutulacağı ve muhtemelen gerçekliğini yitireceğini söylemek mümkündür. Avrupa Birliği’ne pragmatik bir yaklaşımımız var: Türkiye muhtaç olduğu iktisadî hamleyi gerçekleştirmek için birtakım engellerin kalkmasını istiyor. Bu nedenle de Avrupa Birliği ile iktisadî bütünlüğünün sağlanması, bu safhada Türk idari makamları kadar akademik dünyayı da çok meşgul etmektedir. Meseleye bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin Avrupa Birliği ile sorunları bir ölçüde çözümlenmiştir denebilir. Mesela hukukî mevzuatın, kanunlarımızın bu dünyaya uyumu açısından bu iddia ileri sürülebilir. Şurası bir gerçektir ki Türk hukuk mevzuatı Avrupa Birliği ıle, sadece Birliğin yeni adayları olan eski sosyalist Doğu Avrupa halk cumhuriyetlerinin durumu açısından değil, hatta bir ölçüde kıdemli üye Yunanistan’dan daha fazla uyum içindedir. Türkiye İmparatorluğu aslında 19. asırdan beri hukuk sistemini Romanize ederek Batı Avrupa ile hukukî bütünleşmeye gitmiş ve 1926′da Medenî Kanun’un kabulü ile bu süreç tamamlanmıştır. Daha Tanzimat’la, Ticaret Kanunu (1850 yılı Fransız kaynaklı) Ticareti Bahriye Kanunu (1863 yılı); Ceza Kanunu (Mayıs 1840 rarihii kanun 1858′de Fransızların 1810 tarihli metnine göre yeniden düzenlendi); ceza usulü ve idarî sahada Avrupa benzeri kararname ve nizamnamelerle bir hayli yol alınmıştır ve hatta 1293 tarihli Kanunı Esası de (1876) bu sürecin bir sonucudur.
Türkiye tarihinde sanayi medeniyetinin temelleri eskiye uzanır, çarpık ve yavaş gelişen hir sınaî yapı, her şeye rağmen teknolojik bilgi birikimi ve usta bir mühendislik temelleri üzerinde gelişmiştir. Dolayısıyla Türkiye ile Avrupa bütünleşmesinde temel sorun sınaî ve teknolojik bilgi ve uyum yeteneği de değildir. Türkiye’nin Avrupa ile bütünleşmesi, bütünüyle kültürel yapı, kültürel tercihler gibi sorunlar etrafında biçimlenmektedir. Kültürel yapı ve kültürel biçimlenme birçok yerde teknolojiden ve sanayi medeniyetinin icabı

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club