Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Ben Paraya Tap(m)ıyorum
Ben Paraya Tap(m)ıyorum

Ben Paraya Tap(m)ıyorum

Mirkan BARAN

Herkesin bir bedeli olduğunu biz filmlerden öğrendik. “Ruhuma sahip olabilirsin ama bedenime asla”, “Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı…” gibi ifadelere güldük…

Herkesin bir bedeli olduğunu biz filmlerden öğrendik. “Ruhuma sahip olabilirsin ama bedenime asla”, “Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı…” gibi ifadelere güldük geçtik. Evet, belki haklılardı kendilerine göre. Çünkü para ve maddecilik, günümüzde olduğu gibi, hiç bu kadar hâkim olmamıştı; paraya bu kadar önem verildiği bir çağ daha bilmiyorum tarih sayfalarında. Çünkü artık parayla insanların ruhlarını bile satın aldıklarını görüyoruz. Dikkat ettiniz mi satın almak. Yani işin acı ama gerçek yönü bu; satın almak! Tıpkı oto bayiinden bir aracı, pazardan meyveyi, bakkaldan ekmeği satın almak gibi! İşte çoğu zenginin ya da paranın, ya da batılının bize empoze etmeye çalıştığı gibi herkes ve her şey satın alınabilir yalanı… Tehlikenin farkında mısınız?


HERKESİN BİR BEDELİ VARDIR…


“…Para yoluyla benim için olanlar, benim ödeyebileceğim, yani paranın satın alabileceği şeyler, beni var ediyor, paranın sahibi olarak. Paranın gücü ne kadar büyükse, benim gücüm de o kadar büyük. Paranın özellikleri benim -ona sahip olanın- özellik ve öz güçlerimdir. Benim ne olduğum ve yapabileceğim, demek ki hiçbir biçimde benim bireyselliğim tarafından belirlenmiyor. Çirkinim, ama kendime en güzel kadını satın alabilirim. Öyleyse çirkin değilim, çünkü çirkinliğin etkisi, onun caydırıcı gücü para yoluyla sıfırlanmış. ben -bireyselliğim açısından- topalım, ama para bana 24 ayak bahşediyor; demek ki topal değilim. ben kötü, dürüst olmayan, vicdansız, ruhsuz bir adamım, ama para saygıdeğer, dolayısıyla sahibi de öyle. para en yüksek iyiliktir, öyleyse sahibi de iyidir. para, aynı zamanda, beni dürüst olmamak için zahmet etmekten kurtarıyor, çünkü dürüst sayılıyorum. akılsız ruhsuzun biriyim, ama para her şeyin gerçek ruhu, sahibi nasıl ruhsuz olsun? ayrıca kendisi için ruhu zengin ve zeki insanlar satın alabilir ve zekiler üzerinde erki olan zeki olandan daha zeki değil midir? para yoluyla insan kalbinin uğruna çarptığı her şeye muktedir olan ben, tüm insani kudrete sahip değil miyim? param, demek ki, benim tüm güçsüzlüğümü tersine çevirmiyor mu?
(Karl Marx ın 1844 yılı Ekonomik Felsefi Elyazmaları)

Teknoloji ilerledikçe, biz de ilerledik; eskiden madde ve manevi unsurlardan meydana gelirdik; artık sadece madde olduk! Taş gibi kaya gibi sert ve hissiz olduk. Birbirimiz için bir masa bir sandalye gibi başka hiçbir şey ifade etmiyoruz. Eskiden duygularımız, hislerimiz vardı fakat adına ister para deyin ister modernite deyin; artık sadece birer et parçasıyız. Sadece gerçek anne-babalar karşılıksız seviyor ve evlatlarını insan yerine koyuyorlar. Evet, çoğumuz için insanlar sadece et parçası; günümüz yaşam standartları madde üzerine kurulduğu için; daha açıkçası iyi-güzel-doğru olmanın kriterinin “şekilsel unsurlar” hasebiyle hepimiz sadece ve sadece et parçasıyız; hem de kemikli et!

Herkesin bir bedeli olduğunu biz filmlerden öğrendik. “Ruhuma sahip olabilirsin ama bedenime asla”, “Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı…” gibi ifadelere güldük geçtik.Evet belki haklılardı kendilerine göre. Çünkü para ve maddecilik, günümüzde olduğu gibi, hiç bu kadar hakim olmamıştı; paraya bu kadar önem verildiği bir çağ daha bilmiyorum tarih sayfalarında.Çünkü artık parayla insanların ruhlarını bile satın aldıklarını görüyoruz. Dikkat ettiniz mi satın almak. Yani işin acı ama gerçek yönü bu; satın almak! Tıpkı oto bayiinden bir aracı, pazardan meyveyi, bakkaldan ekmeği satın almak gibi! İşte çoğu zenginin ya da paranın, ya da batılının bize empoze etmeye çalıştığı gibi herkes ve her şey satın alınabilir!…

Dünya genelindeki sosyo-ekonomik göstergelere baktığımızda, dahası insanların dünyayı algılama biçimlerinin değişme sürecine bakacak olursak sanırım durum daha iyi anlaşılacaktır. Tüm dünya ülkelerinde istisnasız, “para” en büyük güç olarak kabul edilmektedir. Ve güçlü olanlar da en çok paraya sahip olup (ultra milyonerler) paranın kölesi olanlardır. Adalet bile parası olanın lehinde cereyan etmekte; varın gerisini siz hesap edin. Ve herkesin boynu adalet karşısında kıldan ince olduğuna göre, kabullenmek zorundayız; evet herkesin her şeyin bir bedeli vardır. “Para her şeyi yapar diyen adam, para için her şeyi göze alan adamdır”  diye uyarır bizi Benjamin Franklin. Para her şeyin ilacıdır çoğuna göre. Eskiden tatlı dil her kapıyı açardı, şimdi bütün anahtarlar paranın elinde! Evet para, maymuncuk gibi, her kapıyı açabilir ama kilitleyemez…

Eklendi: Yayım tarihi

“Ben Paraya Tap(m)ıyorum” için 4 yanıt

  1. Dikkat ettiniz mi satın almak. Yani işin acı ama gerçek yönü bu; satın almak! Tıpkı oto bayiinden bir aracı, pazardan meyveyi, bakkaldan ekmeği satın almak gibi! İşte çoğu zenginin ya da paranın, ya da batılının bize empoze etmeye çalıştığı gibi herkes ve her şey satın alınabilir!…yazarı gönülden kutluyorum.

  2. Mirkan Barana bu bilinç uyandıran yazısından ve web sayfasına da böyle bir yazarı bizimle tanıştımasından dolayı teşekkür ederiz

  3. Karl Max’in elyazmasından alinan o parça dikkatimi cok çekti.Paylaştığınız icin tesekkurler…

Salih Galyaz için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Roman (Yerli)
  • Kitap AdıBen Paraya Tap(m)ıyorum
  • Sayfa Sayısı102
  • YazarMirkan BARAN
  • ISBN9789944205702
  • Boyutlar, Kapak14x20 cm, Karton Kapak
  • YayıneviSokak Kitapları / 2011

Yazarın Diğer Kitapları

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. Köle ~ Işıl ParlakyıldızKöle

    Köle

    Işıl Parlakyıldız

    Kudretli bir prensin bir köleye duyduğu tutku... Bir kölenin efendisine olan aşkı... Veliaht Prens Edward, yatağını nice kadınlar süslerken, aradığı tutkuyu kölesinin gözlerinde bulduğunda âşık olabileceğini hiç düşünmemişti. Aslında Prens Edward'ın aklını kurcalayan sorunun yanıtı gayet basitti: İkisi de sadece bedenlerinde özgürdüler. Ne Edward bir prensti ne de Jaymie bir köle... Dudakları, gözleri, elleri özgürce konuşuyordu. Sevişmeleri, birbirlerine haykıramadıkları, söylemek isteyip susmak zorunda kaldıkları cümlelerdi.

  2. Rahmi Bey ~ Naşide GökbudakRahmi Bey

    Rahmi Bey

    Naşide Gökbudak

    …Tevhide pembe gelinliğinin içinde, başında altın liralarla gelin odasına girdi. Bir müddet çevresine bakındı. “Gerdek gecem böyle mi olmalıydı?” diyerek gelinliğini çıkartıp sedirin üstüne...

  3. Çamaşırcının Kızı Küçücük ~ Orhan Kemal Çamaşırcının Kızı Küçücük

    Çamaşırcının Kızı Küçücük

    Orhan Kemal

    Yoksulluğu ve yoksunluğu en iyi anlatan yazarlarımızdan biri olan Orhan Kemal, Çamaşırcının Kızı'nda yer alan öykülerinde, yaşadıkları kıstırılmışlık ve imkânsızlığa karşın, gerçeğin acımasız soğuğundan, tükenmeyen hayalleriyle umutlarını diri tutma uğraşı vererek korunmaya çalışan insanların içinden sesleniyor. Önümüze serilen panorama, bir kez daha, ne denli büyük bir yazarla karşı karşıya olduğumuzun önemli bir kanıtı...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur