Hatıra Kırıntıları

Ekim 2, 2009 Hatıralar, YAĞMUR YAYINEVİ

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

getimageV3.asp

Paşalarla görüşmesinden sonra:
Tehditler korkunçtu, gerçi ömürümün çok senelerini geride bırakmıştım, önde kalan üç beş senenin nazarımda hiç kıymeti yoktur. Fakat meclis dağıtılacak, seçimler iptal edilecek, partiler kapatılacak, askeri idare devam ettirilecek ve bütün bu felaketler benim yüzümden kopacaktı. Yani İnönü – Bayar düşmanlığı şeklinde yeniden hortlayacaktı. Allah bunu bana göstermesin. Memleketini seven bir insan sıfatıyla ben elbette buna razı olamazdım.

İÇİNDEKİLER
Ali Fuad Başgil.
İnsan Olmak.
Lizbon’dan Mektup   .
Bizim Gençlik
Bir Hadisenin Düşündürdükleri
Mes’ut İnsanlar Diyarında.
Sayın Cemal Gürsel ile Şale Köşkünde Neler Konuştum?
Harbiye’de Örfi İdare Erkânı Önünde
Gerçekleşen Bir Rüya
Dördüncü Defa Örfi İdare.
Harbiye’de İkinci İfade.
Hücremde Hayallerle Bir Sohbet  .
Hayrın ve İnsanlığın Bana Dedikleri.
Hücrede Hayal ve Hatıralar Geçidi
Hayal Gölgeleri Resmi Geçide Devamda
Hücreden Nezaret Altına   .
Harbiye’de Nezaret Altında
Harbiye’de Sorgular.
Balmumcu Askeri Hapishanesinde ki İlk Günlerim
Balmumcu’da Izdırap ve Günlük Hayat
Balmumcu Hapishanesinden Hayat Sahneleri  .
Balmumcu’da Haftanın Sayılı Günleri
Balmumcu’da Günlük Hayat Sahneleri.
Balmumcu’da Toplu Gezinmeler
Duruşmalar ve Tahliye.
Beraat  .
27  Mayıs’a Girerken.
İhtilâlin Flama İşaretini İst Ü.’nin Bazı Hocaları Verdi .
28  Nisan Hadiselerine Ait Gaflar ve Hatalı Görüşler .
27 Mayıs’ın Eşiğinde
27  Mayıs
28  Mayıs Beyannamesinin Düşündürdükleri.
27 Mayıs’tan Sonra
Parti Kımıldanmaları ve Anayasa Referandumu
Yeni Partilerin Doğuşu.
15 Ekim Seçimlerine Doğru.
Seçimlerden Sonra
Dönüş ve Ankara’ya Gidiş
Ankara’da Görüşmeler ve Tartışmalar
Başvekâlet Konuşmalarının Sonu ve İstifa Kararım Parti Şefleriyle Görüşmeler
Bölükbaşı’dayız   .
Perdenin Kapanışı
Perdesi Kapanan Dramın Muhasebesi.
25 Ekimden Sonra
Koalisyona Doğru.
Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ile Açık Hasbihal.
Dostluğa Dair.
Dostluk ve Hakikat Sevgisi.
Hakikat ve Aklıselim Karşısında 28 Mayıs Beyannamesi
Milletlerin İhtilâl Hakkı
Bir Maceranın Hikâyesi

İNSAN OLMAK
Kara Avrupasında demokrasinin öz vatanı olan İsviçre’ye ayak bastığınız andan itibaren bütün resmi ve İçtimai sıfat, ünvan ve etiketlerinizi kaybedersiniz. Artık ne “Ord. Prof.”sunuz, ne de “herhangi bir rütbe sahibi”. Sadece (Mösyö) filânsınız. Yani milyonlar içinden bir fertsiniz, kaynaşan kalabalıktan bir zerresiniz. İlk önce bu düşkün halinizi yadırgar, ürkersiniz. Kendinizi boşlukta görürsünüz. Gözleriniz kararır, içinize bir kasvet ve gariplik çöker.
Fakat biraz sabrediniz, çok geçmeden anlarsınız kî sizin farkında bile olmadığınız çok muhterem bir sıfatınız her yerde ve herkes tarafından İtibar edilen bir unvan ve etiketiniz var: Siz artık “insansınız. Bu sıfatınızda siz, tam bir emniyet ve huzur içindesiniz. Hür ve serbestsiniz. Bütün hareket ve kararlarınızın hem sahibi, hem de mes’ulüsünüz. Karşınızda, sizi her an korkutup ürküten haşin bir otorite, fodul bir bürokratik idare yoktur. İdarenin her dereceden personeli sizin en müşfik haminiz, her işinizde ve müracaatınızda daima yanınızda bulacağınız sadık bir müşaviriniz, hatta bir arkadaşınızda.
Küçük, büyük, zengin, fakir, yerli ve yabancı kim olursanız olunuz, kiminle münasebette bulunursanız bulununuz, siz yalnız “insan” sıfatınızla her yerde en nâzik muamele görürsünüz. Burada gerici ve ilerici, cahil ve aydın yok. yalnız “insan” ve vatandaş” var Bu umumi terbiye ve incelik havası içinde siz de ister istemez nâzik ve terbiyeli olursunuz. Fakat sakın bu temiz havayı bozayım, hileye ve eğriliğe sapayım demeyiniz. Aksi halde, hiç yok zannetiğiniz müthiş bir otoritenin demirden pençesini yakanızda bulursunuz
Hülâsa, öyle bir cemiyet içindeyiz ki, tıpkı bir Zenit saati gibi her çarkı ve dişlisi yerli yerine konulmuş, her parçası en ideal şekilde birbiriyle tevafuk halinde sessizce işlemektedir.
Gerçi burada da sefalet ve ıztırap var. Iztırap insanoğlunun gölgesîdir. Onu insan varlığından söküp atmak mümkün değildir. Yalnız, buradaki ıztırap asgariye indirilmiştir. Herkes, şen, herkes memnun, herkes İşinde ve gücünde.
Gerçi burada da içtimai tezatlar ve siyasi partiler var. Ve bunların en kuvvetlileri iki kutup halinde, (Muhafazakâr Parti) İle (Sosyalist Parti) dir. Bunlardan birincisi İsviçre camiasını mazinin izleri üzerinde yürütmek davasındadır. Diğeri ise, bunun tam zıddına ultra modern gidişte bir partidir. İsviçre bu iki kutup parti arasındaki muvazene hattı üzerinde oturan bir cemiyettir. Fakat bu iki zıt partinin liderleri olsun, mensupları olsun her şeyden evvel, kendilerinin İsviçre vatandaşı olduklarını bilmekte ve bu sıfatla birbirlerine kardeş gözü ile bakmaktadırlar.
Bununla beraber, bize ne kadar garip görünse de hakikattir ki. İsviçre; Alman, Fransız, İtalyan uç, hatta Romansları da hesaba katarsak dört ayrı ırktan ve dilden mürekkep bir millettir. Ve âdeta bir milletler manzumesidir. Asıl bizi hay retle bırakması lâzım gelen nokta, bu dört milletten her biri kendini bir bütünün ayrılmaz bir parçası, aynı bir makinenin dişlilerinden biri görmesi ve bu insanca samimiyetle bağlanmasıdır.
İşte okuyucum böylece umumi sulh ve kardeşlik havası içinde yaşayan ve devlet idaresi hassas bir saat gibi işleyen rejimine, siyasi ilimlerde ayrı bir isim verilmekte ve (demokrasi] denilmektedir.
Demokrasi boş bir kasnak değildir; içinde yaşanılan siyasi bir rejim, moral, yani mânevi ve ahlâki bir İklimdir. Ne mutlu bu iklimi gayretleriyle meydana getiren milletlere.

Cenevre; 8 Eylül 1961

LİZBON’DAN MEKTUP
On Eylül pazar gününden beri Portekiz Cumhuriyetinin Lizbon merkezindeyim. Buranın, İzmir iklimini andıran berrak seması, bol güneşi, geniş ve ferah caddeleri ile İnsan yüzüne gülen şen bir çehresi var. Esmer tipli ve ince yapılı insanları, ipek ve nâzik, hülâsa, temiz ve cana yakın bir şehir. Atlantik sahiline yaslanmış olmakla beraber, İnsanlarının tipi ve hayat tarzı İtibariyle Lizbon daha çok Akdeniz medeniyeti çevresindedir. İspanya’da asırlarca hakim olan eski Arap saltanatı ve İslâm medeniyeti ve tesirlerini, hafif de olsa, buraya kadar yaymış. Sağda, solda İslam tarihine şeref veren bu hakimiyetin çırpıntıları göze çarpmaktadır.
Lizbonun şehir planı bundan iki yüz küsur sene evvel çizilmiş olmakla beraber, tamamiyle modern bir şehir plânıdır. Filhakika 1755 de, korkunç bir zelzeleden harap olan Lizbon, Birinci Joseph zamanında, bu kralın Baş Nâzırı Marquis de Pombol tarafından plânı çizilerek baştan başa yeniden tesis edilmiştir.
Portekiz Cumhuriyetinin siyasi ve içtimai hayat teşkilâtına dair bir hayli not almış bulunuyorum. Fakat konferansın her gün sabahtan akşama kadar devam eden komisyon ve komite çalışmaları, bana bu notlan kaleme alma imkânını vermemektedir. Konferans çalışmaları bittikten sonra, buna fırsat bulacağımı tahmin ediyorum. Şimdilik konferans çalışmalarına dair pek kısa olarak malûmat vermek isterim.
Onbir Eylül pazartesi öğleden sonra Milletlerarası Siyasi İlimler Enstitüsünün Lizbon Konferansı, 41 devlet ülkesinden gelen 150′den fazla temsilcisinin huzuru ile “Turizme” sarayında, parlak bir açılış töreninden sonra başladı. Delegeler dört komisyona ayrıldı ve komisyonların çalışma programları tesbit olundu. Oniki Eylül salı sabahından itibaren komisyonlar öğleden evvel ve sonra çalışmağa başladı. Benim katıldığım komisyon, evvelce de bildirdiğim gibi. “Hükümet eliyle memleket istisadiyatının tanzim ve İslahı” mevzuunda çalışmaktadır. Bütün komisyonların çalışma hedefi 1962′de yapılacak kongreye sunulmak üzere raporlar hazırlamaktır. Bahsi geçen mevzu üzerinde 34 devletin milli seksiyonları konferansa rapor göndermiştir. Bu raporlar inceden inceye tetkik edilmekte ve her biri üzerinde müzakere ve münakaşa cereyan etmektedir. Çalışmalar 16 Eylül Cumartesine kadar devam edecek ve o gün saat onda umumi bir toplantı yapılarak komisyon çalışmaları gözden geçirilecek ve nihayet bir kapanış merasimiyle konferansa son verilecektir.

Lizbon; 15 Eylül 1961

BİZİM GENÇLİK
Otuz küsur sene hoca. müdür ve Dekan olarak başbaşa yaşadığım bizim gençliği çok İyi tanıyanlardanım. Önce şunu söylemeliyim ki, ekseriyeti itibar ile, Türk gençliği, mensup olduğu Türk Milleti gibi, yüksek meziyetlere sahiptir, zekidir, cevval ve intibak kabiliyeti yüksektir. Bununla beraber, gençlik etiketi altında topladığımız körpe vatandaşlar asla mütecanis bir kitle değildir. Bilâkis gerek mizaç ve ahlâk, gerek bilgi ve kültür itibariyle muhtelif gruplara ve zümrelere ayrılmaktadır. Bugünkü yazımda, gençlik kitlemizi yalnız mizaç ve ahlâk bakımından ele alacak ve onu kendime göre tasnife çalışacağım.
Yüksek tahsil gençlerimiz, mizaç ve ahlâk bakımından bence, iki gruba ve her grup da kendi içinde İkişer zümreye ayrılır.
İlk ve kıymet itibariyle başta gelen grubu, kendimce, {Temiz gençlik) diye adlandırcağım. Bu grubun gençleri, aile menşei İtibariyle, İki zümre teşkil ederler. İlk bir zümre…

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club