Hüzün Hastalığı

Ocak 26, 2013 Psikoloji, Timaş, Toplum Psikolojisi, Yöntem

Kemal Sayar, psikiyatri denilince Türkiyede akla gelen ilk isimlerden. Ama aynı zamanda, psikiyatrinin hakim paradigmalarına eleştirel bir gözle bakabilmeyi de başaran bir isim. Ve bir şair. Hüzün Hastalığı, Kemal Sayarın ilk deneme kitabı. Kitapta yer alan denemeler, onun mesleki birikimini göstermekle kalmıyor; Kemal Sayarın hayata dair okumalarının psikiyatrinin hududunu aşan boyutu, dahası hayata bir şair duyarlılığıyla bakabilmenin getirdiği incelik ve derinlik bu denemelerde kendini açıkça belli ediyor. Güncelliğini yitirmeyen konuları incelikli bir üslupla sunan ‘Hüzün Hastalığı’ insan olmanın ayrılmaz bir parçası olan hüznü şiirsel bir dille anlatan eşsiz bir kitap.

***

İÇİNDEKİLER

Önsöz / 9

İkinci Baskıya Önsöz /11

Yeni Baskıya Önsöz /13

Birinci Bölüm

Mutluluğu Ararken / 15

Yurtsuzluk Duygusu / 17

Bilginin Arkeolojisi / 21

Delirme Hakkını Elinde Bulundurmak / 24

Ülkesini Sevme Zorluğu / 26

Dilsiz Bir Toplumun Tuvalet Yazıları / 29

Eylül Yorgunluğu /33

Ütopyalara Hayır! /37

Gelecek Ölüm /41

Mutluluk Hastalığı / 44

İkinci Bölüm

Hüzün Hastalığı / 49

Psikoloji Ruhunu Arıyor /51

Psikiyatride Yeni Bir Bilinç /57

Hüzün Hastalığı / 68

Bâbil’e Veda / 87

Bâbil’in Ötesi / 96

Üçüncü Bölüm

Sıradan Şeyler / 103

Barbarları Beklerken / 105

Sokakların Uğultusu / 108

Otoyol Kovboyları /İli

Güneşin Altında /114

Yaşantının Şiiri /117

Kıyılarımızdan Çekilen Edebiyat / 120

Bilime Karşı Şiir / 123

Dördüncü Bölüm

Türkiye İçini Döküyor / 129

“Bana Bayılıyorum!” / 131

Şiddetin Psikodinamiği / 134

Çocukları Yok Sayan / 139

“Ben Sizi Dinledim” / 142

Türkiye İçini Döküyor / 145

Naklen Geyik Muhabbetleri / 147

Beşinci Bölüm

‘Yeraltı’ndan Notlar’ / 149

Underground Sam Amca’ya Karşı / 151

Bir Şairin Dönüşümleri / 162

Londra Mektubu:

“Modern Hayat Çöplüktür!” / 173

EK / 176

“Hüzün duyabilen her ruh, iyiliğe muktedirdir.”
“Any mind capable of sorrow is capable of good.”
Harriet Beecher Stowe

Önsöz

Elinizde tuttuğunuz kitabın önemli bir kısmını psikiyatri ve psikoloji yazıları oluşturuyor. Bu yazılar, mesleki alandan dışarıda uzanan o kıpır kıpır hayata taşma arzusundadırlar. Bu yüzden olsa gerek, müellifin kimi tercihlerini kolayca ele vermektedirler.

Mesleğim gereği binlerce insanı dinledim, her dinleyişimde olmasa bile, sıklıkla heyecan duydum. İnsani iletişimin, hemhâl oluşun o sıcaklığı, yani hasta ve hekim arasındaki o eşsiz buluşma, sıklıkla coşkulu bir şeydir. Coşkuludur, çünkü orada sonu kestirilemeyecek bir etkileşim vardır, o etkileşim sizi sarsabilir, şaşkınlığa düşürebilir, kafanızı karıştırabilir. Psikiyatri bu karşılaşmanın, bu buluşmanın değerini ortaya koyabildiği sürece insani olacaktır.

Bu kitapta kendilerine bir yer bulmuş olan yazılar müellifin duygusal tercihlerini açığa vuruyor. Psikiyatri ve psikoloji içinde farklı yer tutmalar, hâkim paradigmaya eleştirel bir gözle bakan yaklaşımlar müellifin ilgisini çekiyor. Bu yazılar bir medeniyet eleştirisi olarak da okunabilir.

Türkiye’deki medya çılgınlığı üzerine okuyacağınız yazılarda, olup biteni anlama gayreti bulacaksınız. Ama TV dünyasında olup bitenler herkes gibi benim de başımı döndürdü ve bu vertigoya karşı koymak için tutunacak bir dal, ayaklarımı basacağım bir zemin arıyorum. Bu yazılar o arayışın meyveleri.

“Sıradan Şeyler”de müellif şairâne bir tasarrufta bulunduğunu açıklamak durumundadır. Hayatı sezme yolunda bir uğraş, bu yazıların dokusunu oluşturuyor.

“Yeraltından Notlar” başlığı altında okuyacağınız ilk iki yazı, bu kitabı oluşturan yazıların en eskileri. Yirmili yaşların hemen başında duyduğum merak; Beatnikleri ve Siyah 10 Müslümanlar’ı araştırmaya ve okumaya yöneltmişti beni. Bu yazılar o merakın meyveleri ama kitaba alınmalarında, şimdilerde elimden kayıp giden gençliğime bir selam verme arzusu var.

Bu kitapla söylemek istediklerim belki anlaşılmaz, belki yanlış anlaşılırım diye kitabın sonuna bir ek (belki bir sonsöz) koydum. Bu ekte yer alan şiir, müellifin ifade kusurlarından doğabilecek anlama ve hissetme yanlışlarını bertaraf edebilir. Böylece, bir sağlama vererek kendimi de sağlama almış oluyorum.

Bu kitabı iki fedakâr insana, anneme ve babama ithaf ediyorum.

Kemal Sayar İstanbul, Mayıs 1995

Elinizde tuttuğunuz kitap on yıl önce ilk baskısını yapmış. On koca yıl sonra şimdi ona ikinci bir önsöz yazıyorum. Ne kadar da çok şey değişti halbuki. Bu on yıl içinde Türkiye’de ‘sözün düşüşü’ne tanıklık ettik. Sözün değiştirici ve dönüştürücü değeri giderek azaldı. Kelimelere inanan kişiler hâlâ var var olmasına ama onların nefesleri buz tutmuş ruhları ısıtmaya yetmiyor. Katı olan her şeyin buharlaştığı, paraya dönüştü-rülemeyen şeylerin sahiciliğini yitirdiği tuhaf bir zamanda yaşıyoruz. Benlikler pazar/piyasa benliği kıvamını alıyor, anlam ve ülkülerden geri dönülüyor. Hiçbir dünya görüşünün gücü insanları haram yemekten, kötülükten alıkoymaya yetmiyor. Yine de bir avuç insan kalırsa geriye bu bozgundan, onları tanıyabilmek gerek.

Onları hüzün üzere yaşıyor oluşlarından tanıyacağız. Onları görünmez sicimlerle hüzün bağlayacak birbirlerine. Göz diplerinde faniliğe dair bildiriler okuyacağız.

On yıl sonra gelen bu ikinci baskı, ahlaki duruşlarını bozmamış, dünyaya ümitle ve sorumluluk duygusuyla bakmayı sürdüren ve her şeyden önce kendi benliklerini sorgulayabilen âteşîn ruhlara bir selam yerine geçsin!

Kemal Sayar İstanbul, Aralık 2004

Elinizde tuttuğunuz baskı Hüzün Hastalığı’nın dördüncü basımı. Yaklaşık yirmi yıl önce kaleme almış olduğum yazıların bir kısmı bugün bana naif görünüyor. Ancak bu yazılara bakınca o halimi sevdiğimi fark ediyorum. Buradaki duygu, yani hakkaniyet arayışının peşinde bir ruh olmaklık, hayat boyu peşimi bırakmadı.

Psikiyatri mesleğine adımımı attığım günden itibaren, mesleğin içine sinmiş olan Avrupa merkezci düşünceyle boğuştum durdum. Bu yüzden bu mesleğin içinde kalarak onu eleştirmeye, okuyup aktardıklarımı kültürel bir bakışın süzgecinden geçirmeye gayret ettim.

Hüzün Hastalığı, mesleğinin henüz başlarında genç bir adamın, bütün duyarlığıyla hayatın tıbbileştirmesine karşı duruşudur. Hüznümüzün de elimizden kayıp gittiği bir dünyaya reddiyedir. İnsanın en doğal, en fıtri hallerinin patoloji hanesine yazılamayacağına dair bir haykırıştır. Modernliğin hepimizi tek tip bir elbiseye ve uygun adım yürüyüşe zorlayan kontrol isterisine bir direniştir.

Doğrusu, bu dördüncü baskıyı yayına hazırlarken kitabı geniş ölçekli bir gözden geçirmeyle yayınlama fikri sürekli zihnimi yokladı. Ancak kıymetli editörlerimin de yüreklendirmesiyle, kitabı özgün haliyle korumanın daha iyi olacağına hükmettik.

Ruhlarımız, nerede ve hangi güneş altında olursalar olsunlar, adaleti, güzelliği, hakkaniyet ve vicdanı aradıkları sürece temizdir. Merhamet ve vicdanın olmadığı yerde zalim otoriteler boy verir. Hüzün bize hayatın kırılganlığını, dünyanın faniliğini, şeylerin gelip geçiciliğini öğreten görkemli bir misafirdir. O misafirle biz kendi acziyetimizi, dünya içinde bir nokta olmaklığımızı, kibir ve büyüklenmenin beyhudeliğini fark ederiz. Ölüm yönelimli bir varlık olarak insan, hüzünle kendi iç potansiyellerini fark eder, içe bakar, içe derinleşir. O 14 halde bize dünyada bir gurbet hissi yaşatan hüznümüzü sevelim, onu hastalık olarak gören ve gösterenlere karşı duralım. Madem aşk derdiyle hoşuz, tabiblere de ne oluyor?

Kemal Sayar Haziran 2012

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat