Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu
İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu

İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu

Taner Akçam

Büyük devletlerin ekonomik ve siyasal çıkarlarıyla insancıl kaygıları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Dolayısıyla, “insanlık adına, devletlerin ulusal egemenlik alanına kim ve nasıl müdahale edecektir”…

Büyük devletlerin ekonomik ve siyasal çıkarlarıyla insancıl kaygıları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Dolayısıyla, “insanlık adına, devletlerin ulusal egemenlik alanına kim ve nasıl müdahale edecektir” sorusu kaçınılmazdır. Dünyşa kamuoyu bu konuyu tartışırken, Türkiye’de insan hakları ve demokrasi taleplerinin “Batılıların riyakarlığı” olarak sunulmasına devam edebilmektedir. Kurtuluş Savaşı tarihini, Birinci Dünya Savaşı’nda işledikleri suçlar nedeniyle Türklerin cezalandırılmasına, Osmanlı egemenliğindeki halkların kurtarılıp, Türklerin elden geldiğince küçük ve zayıf bir ülkeyle yetinmeye zorlanmasına karşı verilen bir mücadele, yani yalnızca toprak ve sınır değil, insan hakları davası olarak da değerlendirmek mümkündür.

Urfalı Hacı Halil’in Anısına
“babam 90, annem ise 82 yaşında, büyükbabamı idam etmişler, babaannem ise ırzına geçilerek öldürülmüş. Dokuz çocuklu aileden, babam ve 5 yaşındaki kardeşi kurtulmuşlar. Anne tarafımın hikâyesi ise farklı, biraz anormal ama bu nedenle ihmal edilmesi gerekmiyor. Annemin babası, ailesinin, yani benim büyükannem olan hamile karısının ve yaşları 2 ile 8 arasındaki dört çocuğunun güzleri önünde idam edilmiş. Dedemin bîr iş arkadaşı varmış Hacı Hali!. Dedeme, başına gelecek kötü bir durumda tüm bir aileye bakacağını, gözünün arkada kalmaması sözünü vermiş. Tahmin edilebilecek felaketlerin en kötüsünden bile daha dehşetli olan bu felaket meydana geldiğinde ise Hacı Halil sözünü tutmuş ve evinin çatısında bizim aileyi tam bir yıl boyunca saklamış. Ailenin saklandığı yer lojistik bakımdan oldukça tehlikeli imiş. Anneannemin yeğeni de dahil toplam 7 kişiymişler çatı katında. Kimsenin dikkatini çekmeden 7 kişi için alışveriş yapmayı, her gün, bir sonraki geceye yetecek kadar yemek hazırlamayı Hacı Halil aylarca yapmış. Arada bir, iki karısını ve hizmetçilerini akrabalarına yollayarak saklananların aşağıya inmesini, elbiselerini yıkamalarını ve banyo yapmalarını da sağlamış. Çocuklardan ikisi öldüğünde on lan da gizlice gömmüş. Tüm bunları yaparken çok büyük riske girdiğini biliyordu Hacı Halil. Üstelik hizmetçileri ne yaptığından haberdardılar ve eğer yakalansaydı onun kaderi de Ermenileri bekleyen kaderle aynı olacaktı. Den kürdi kuşağımın, amca ve teyzeleriyle birlikte büyüyebilen çok az çocuğundan birisiyim. Tüm bunlar bana hep Türk Hacı Halil’i hatırlatıyor. Tanrı’nın rahmeti onunla olsun. Daha sonra Halep ve Beyrut’ta Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde büyüdüm, okula gittim, Zavaryan hareketi gibi örgütlere katıldım. Özgür ve Bağımsız Ermenistan rüyası ile Türkler tarafından yapılan soykırımın kâbusu, gördüğüm eğitimin iki temel direği idi. Hem Ermeni örgütlerinden hem de hayatta kalanlardan Türklerin insanlık dışı yaratıklar olduklarını öğrendim… Ama Hacı Halil’in anısı benim bilincimin bir parçası idi ve ben bu insancıl Türk’ün, onun ailesinin varlığının bende yarattığı ikilemi bilerek büyüdüm. Ben de içselleşmiş olan bu ikiliğin bana öğrettiği bir gerçek var. Gerçeklik ve adalet o kadar kolay değil, bu mutlaka araştırılmalıdır.
Elimi buradan Türkiye’nin insanlarına uzatmak istiyorum. Hatırlamaları için rica ediyorum; bir zamanlar devletleri (Osmanlı, T. A.) belki katiller tarafından yönetilmişti ama onların Hacı Hallileri de vardı. Jenosit gerçeğini kabul etmek, üzüntüyü dile getirmek bu sonuncuların anısının şerefine yakışan şey olacaktır. Bizler arasındaki iyileşme süreci de belki böyle başlayacaktır…”
1995 Nisanında, Erivan’da, ‘Ermeni Soykırımının 80. Yıldönümü’ nedeniyle düzenlenen uluslararası bir sempozyuma katılmıştım. Yukarıdaki konuşmayı, sempozyumun kapanış oturumunda. Kanada Zoryan Enstitüsü kurucularından K. Sarkisyan, toplantıyı desteklemesinin gerekçesi olarak yaptı Burası Ermeni Kilisesi’nin merkezidir. Tarihi mimari yapılar blokundan oluşan bu merkezde bir ayin düzenlenmişti. Tablo çok etkileyiciydi. Yüzlerce insan ellerinde çiçekler ve mumlarla kiliseye giriyorlar, ayini izliyorlar ve öldürülenlerin anısına mum yakıyorlardı. Bir koro sürekli çeşitli parçalar okuyordu. Biz, ayini, sempozyuma katılanlar için ayrılan özel bir yerden izliyorduk. Sarkisyan yanıma geldi. Elimden tuttu, beni mum yakan kalabalığın arasına soktu. Elimi bırakmadan bir mum yaktı ve kulağıma eğilerek “Hacı Halil’in anısına” dedi. Yanan mumu kumun içine beraberce koyduk.
24 Nisan günü, idam edilen, öldürülen, aç bırakılarak veya hastalığa tutularak imha edilen yakınları anma günüdür, ölenlerin hatırlandığı böyle bir yerde beklenen, en azından o an için, öldürenlere karşı biraz soğukluk duyulması, onların hafif bir öfkeyle anılmasıdır. Ama Hacı Halil’in hayatı ve yaptıkları Sarkisyan için öylesine önemliydi ki, D benimle birlikte Hacı Halil’i hatırlamayı ve onun anısına bir mum adamayı daha önemli bulmuştu.
Olay çok ani ve çabuk olmuştu. Yaptığını şeyin anlamının farkına ancak otele döndüğümde vardım. Eçmıyazin’de, Ermenilerin en kutsal kilisesinde, bizim resmi tarih yazımında, “fesat yuvası” olarak tanımlanan yerde, resmi Osmanlı istatistiklerine göre öldürülen 800.000 kişinin anısına yapılan bir ayinde, bir Müslüman, bir Türk, bir Urfalı Hacı için dua etmiştik. Hu olağanüstü bir şeydi. Uykum kaçlı, ağladığımı hatırlıyorum. Sarkisyan’ı aradım. Gecenin saat üçüydü. O da uyuyamamıştı. Hacı Halil’in anısını yaşatmamız gerektiğini söyledim. Bu olay sadece bende kalmamalı, herkes bilmeliydi. Sonra hikâyeyi yazdım ve günlük gazetelere yolladım. Yayımlamaktan çekindiler. Yazının sonu şöyle bitiyordu:
“Erivan’dan, Sarkisyan’dan uzanan bu eli tutmak ona cevap vermek zorundayız. Düşmanlık ve nefretle gideceğimiz yerin sonuna geldik artık. Birbirimizi suçlayarak, kimin gerçek suçlu olduğu üzerine kavga ederek ulaşacağımız bir yer yok. Fail ve mağdur olmak bu iki ulusu öylesine birbirine bağlamıştır ki bu iki ayrı hikâye yan yana gelmedikçe ne Ermeniler ne de bizler psikolojik olarak rahatlayamayız. Dönem üzerine, yaşanmışlar üzerine, kin ve nefretle değil, dostluk ve kardeşliği yeniden kurmak için açık ve rahat konuşmaktan korkmamalıyız. Yaşanmış acı geçmiş, güzel dostluklarla dolu bir gelecek için de çok faydalı ve çok önemlidir. Erivan’da rastladığım her insanın bana söylediği de buydu.
Buradan devletin en yüksek temsilcilerine seslenmek isterim. Lütfen Erivan’a gidiniz ve ölenler anısına çelenk koyunuz.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur