İşkence Koğuşlarından Siyaset Meydanına Alperen

Ağustos 2, 2009 Nesil Yayınları, Siyaset

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

alperen-kapak
55 yıllık hayatı elim bir kazayla sona erdi. Sivas’ın Şarkışla ilçesi Elmalı köyünde mutedil ve sakin başlayan bir hayatın ardından yaşanan fırtınalarla dolu bir ömür…
Yaşadığı her zorluk, aştığı her engel, onu örnek bir dava adamı haline getirdi.
1980 askerî darbesinin ardından işkence koğuşlarında tomurcuklanıp, siyaset meydanlarında açan bir gül oldu. Alperen oldu. Alperenler yetiştirdi.
Dava arkadaşlarının gönlünde “Muhsin Başkan” olarak yer etti. “Koca Reis” dendi. “Siyasetin Yiğidosu” olarak anıldı.
“Alperen” adlı bu kitapta, Muhsin Başkan’ı daha yakından tanıma fırsatı bulacaksınız.
Çocukluk ve gençlik dönemindeki yakınları ve dostlarının, 1980 öncesi dava arkadaşlarının, 7,5 yıl aynı mahpus damını paylaştığı çilekeşlerin, siyaset döneminde birlikte hareket ettiği yoldaşlarının ve aile bireylerinin gözünde ve gönlünde yaşayan hatıraları okuyacaksınız.

SUNUŞ

Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatından kesitleri aktaran bu eser, onu değişik yönleriyle tanıtmayı amaçlıyor. Bu eserde üzerinde ağırlıkla durulan konu, başkanın ve başkanla ilgili dava arkadaşlannın hatıraları oldu. Bu anlatılanlar onun duruşuyla, dünya görüşüyle, hayatıyla ilgili anekdotlardan oluşuyor. Başkanın vefatına neden olan gizemli kaza ise tarihteki yerini aldı. Bu gizem, onun daha önce de yaşadığı ama ölümle sonuçlanmayan kazalarını akıllara getiriyor.
Bu çalışmaya imza koyanlardan Abdulkadir Selvi’nin, Muhsin Yazıcıoğlu’nun kazalarıyla ilgili olarak bizzat onunla yaptığı temaslar medyada yer almıştı. Selvi’nin kazalarla ilgili değerlendirmesi ise şöyle oldu:
Ajansa bir haber düştü. Muhsin Yazıcıoğlu’nun Bolu’da trafik kazası geçirdiğini yazıyordu. Muhsin Bey’e ulaşmaya çalışırken, bir yandan da, “Yine mi öldürmeye çalıştılar, yine mi suikast düzenlediler?” diye düşünüyordum.
Ajansa ikinci bir haber düştü. Makam aracı ağır hasar görmüş ama Muhsin Bey’in durumu iyiymiş. O zaman, “Yine başaramadılar!” dediğimi hatırlıyorum.
Ancak kaza haberindeki bir ayrıntı beni çok rahatsız etmişti. Muhsin Bey’e çarpan araç bir kamyonmuş.
Israrla ulaşmaya çalıştım. Sesini duyduğumda,
İyiyim, bende bir şey yok, demişti.
Bir şüpheniz var mı, diye sormuştum.
Yok ya. saf bir Anadolu çocuğu. Çok korkmuş, sakinleştirmeye çalıştım, demişti.
Sakinleştirmeye çalıştığı, kendisine çarpan aracın şofö
Araç kamyonmuş, beni kuşkulandırdı, dedim. Hatta,
Susurluk’taki de kamyondu, diye üsteledim.
Beni kuşkulandıracak bir şey hissetmedim, dedi. Geçmiş olsun deyip telefonu kapattım. Üstelememin sebebi, daha bir hafta önce Meclis kulisinde oturup kuşkulu trafik kazalarını konuşmamızdı.
Eşi Gülefer Hanım da dâhil olmak üzere tam dört defa kuşkulu trafik kazalarıyla Yazıcıoğlu ve ailesi ortadan kaldırılmak istenmişti.
Yeni Şafak1 ta “Yazıcıoğlu’nun kuşkulu kazaları” başlığı altında yazmıştım bunları. 28 Ağustos 2007 tarihinde gazetede çıkan yazı şöyleydi:
Muhsin Vazıcıoğlu’nun e;i Gülefer Yazıcıoglu, Alperen Ocaklarının Sivas’ta düzenlediği bir etkinliğe katılmak üzere bir otomobil ile Ankara’dan hareket ediyor. Yanında da kardeşi Vesile ile yakını Nilgün Yılmazer yer alıyor. Üç bayanı taşıyan otomobil Kırıkkale’den itibaren bir minibüs tarafından takip ediliyor. Gülefer Hanım’ın bulunduğu Otomobil duruyor, onlar da duruyor; otomobil ışık ihlali yapıyor, kırmızı ışıkta geçiyor, onlar da geçiyor.

İlk başlarda pek önem vermiyorlar. Ancak bu takip rahatsız edici bir hal alınca Gülefer Hanım, eşi Muhsin Yazıcıoğlu’nu arayıp yardımcı olmasını istiyor. Ama bir yandan da yola devam ediyor. Yozgat Çal atlı mevkiine gelince minibüsün sıkıştırması sonucunda Gülefer Hanım’ın aracı şarampole yuvarlanıyor. Hafit yaralanan üç bayan Yozgat’ta hastaneye kaldırılıyor.
Ama işin İlginç yüzü bundan sonra ortaya çıkıyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun girişimi üzerine, eşinin aracını sıkıştıran minibüs Jandarma tarafından bulunuyor, sahibi gözaltına alı
Bu sırada Yazıcıoglu’nun cep telefonu çalıyor. Arayan kişi, İstanbul’dan, Ülkü Ocakları döneminden bir arkadaşı. Yeğenlerinin Erzincan’a giderken jandarma tarafından gözaltına alındıklarını belirtip kurtarılmaları için Yazıcıoğlu’ndan yardım istiyor.
Muhsin Bey’in Jandarma tarafından aldırdığı şahıslar, arkadaşının kurtarılması için yardım istediği yeğenleri olduğu ortaya çıkıyor.
Yazıcıoğlu bu şahısları kendisinin aldırdığını, çünkü eşinin aracını sıkıştırıp kaza yapmasına yol açtıklarını söylüyor. Bunun üzerine arkadaşı,
Getireyim elini öpsün, af dilesinler. Başkanım bunlar benim yeğenlerim, diye ısrar ediyor.
Erzincan’da cenazeye gittiklerini anlatıyor. Muhsin Bey, cevap vermesini beklemeden,
Nasıl cenazeye gidiyorlarmış, hep kahkaha atıyorlarmış. Bizim aracın arkasında Alperen Ocaklarının dergisi vardı ve yüksek olduğu için minibüsten gayet net bir şekilde görülüyordu. Ben iyi niyetli olduklarına inanmıyorum, diyor. Kahkaha atarak cenazeye giden gençlerin aracından üç hilalli bayraklar çıkıyor.
Muhsin Bey’in vefası ağır basıyor, arkadaşının yeğenlerini bıraktırıyor. Ama o gün bugündür Gülefer Hanım’ı ikna edebilmiş değil. Belki kadınca bir önsezi ile kuşkularını sürdürüi
yor. Bu olaydan sekiz gün sonra bu kez Muhsin Yazıcıoğlu kaza geçiriyor.
Ordu’dan Ankara’ya dönerken Samsun’da kırmızı ışıkta geçen bir minibüs, aniden önlerine fırlıyor. Frene basmaları, direksiyonu kırmaları yeterli olmuyor. Büyük bir hızla çarpıyorlar. Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu araç hurdaya çıkıyor, çarptıkları minibüs ise park halindeki kamyonete çarparak durabiliyor.
Sonuncusu olmasını dilediğim kaza ise 25 Ağustos Cumartesi günü Sivas’ın Akıncılar ilçesinde bir parti faaliyetinden dönerken kavşakta meydana geliyor, Yazıcıoğlu, “Geceydi, ben görmedim,1′ diyor. Emektar şoförü Lütfü, “Karartıyı fark ettiğim anda sağa kırdım, ama kurtaramadım.” demi;. İlginç olanı kaza değil, kazadan sonra yaşananlar. Bir traktöre çarptıklarını düşünüyorlar. Düşünüyorlar diyorum, çünkü kazadan sonra araçtan inmiş ve bakmışlar ki ortada traktör filan yok.
Muhsin Bey, “Bulun sunul Nereye kaçtı?” diyor. Korumaları hemen arkadan gelen bir araca atlayıp gidiyorlar ama yer yarılmış, koskoca traktör içine girmiş gibi bulmaları mümkün olmuyor. Daha vahimi Yazıcıoğlu, “Traktör olduğu kesin değil, kamyon da olabilir.” diyor.
Burası yola çıkan kamyonların, siyasi suikastların, kuşkulu trafik kazalarının yaşandığı bir ülke. Ve dört ayda üç kaza.. Haliyle geride koskoca bir soru işareti bırakıyor, Yazıcıoğlu ailesi neden hedef alınıyor?
Gülefer Han im’in aracına çarpan minibüsteki Muhsin Bey”in Ülkü Ocakları döneminden arkadaşının yeğenleri çıktığı gibi, Bolu’daki kamyonun şoförü Cemal de benim arkadaşımın kardeşi çıktı. Çalıştığı şirket bir kuruş tazminat vermeden Cemal’i işten çıkardı.
Muhsin Bey’e durumu aktardığımda üzüldü, “Ne yapabilirim?” dedi. Şirket yetkilisinin ismini ve telefonunu verdim. Görüşmüş, kısa bir süre sonra döndü, “Görüştüm, inceleyecekler, mümkünse işe alacaklar.” dedi. Şirket yöne……..

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club