İslam’a Göre Ailevi Problemler – Doğum Kontrolü ve Kürtaj

Şubat 11, 2013 ANATOLİA KİTAP, Araştırma-İnceleme, İslamda Kadın ve Aile

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Doğum kontrolü, sezaryen, kürtaj gibi konular ülkemizin gündemini zaman zaman meşgul ediyor. Elinizdeki kitap, bu konuları bağımsız ele alarak veya başka etkenlerle olan ilişkisine bakarak sonuca varmanın farkını gösteriyor.

Sosyal etkenlerin, psikolojik unsurların, ailevi ve İslami konuların etkisi altında konuya geniş bir açıdan bakmanın kalıcı ve doğru bir yaklaşım olacağını anlatıyor; aile hayatının yanı sıra, doğum kontrolünü, kürtajı ve sezaryeni de işleyip İslamî bir bakış açısıyla bilgilerinize, anlayışınıza ve idrakinize sunuyor; bu konuları nasıl değerlendirmek gerektiğini anlatmaya çalışıyor; Kuran ve Sünnet tarafında yerini alarak konuyu işliyor.

***

ÖNSÖZ

Bu konuyu çalışmaya karar verip işe başlayınca, doğrusu endişe yaşayıp ürkmüştüm. Ancak sonradan konuya ısındım ve bu konuda toplumu bilinçlendirmeyi bir borç olarak kabul ettim. Çünkü yıllardan beri toplumu bilinçlendirmek için çalışan biri olarak görüş ve düşüncelerimize değer veren bir okur ve izleyici kitlesi vardı. Onları ana haber bültenlerinde yaptığımız açıklamalar ne kadar tatmin edebilirdi. Haber bültenlerinin süresi ve statüsü gereği ancak bir veya birkaç cümle verilebiliyordu. Çünkü haberlerin esas amacı kamuoyunu olup bitenler hakkında yönlendirmeden haberdar edip bilgilendirmektir.

İşte bunların yetmeyeceği kanaatiyle bu çalışmayı yapmaya karar verdik. Bu arada bazı konuların uzmanı olmadığımız için uzman görüşlerine ve yazılarına, makalelerine başvurduk. Kısaca kaydettik veya fikirlerinden istifade ile konuyu el aldık. Önce aile kavramı ve evlilik üzerinde durmak gerekiyordu şüphesiz. Biz de evlilik ve aileyi, aile içi sorunları ve çözümleriyle birlikte ele aldık. Daha sonra günah, haram gibi vicdanları yaralayan konu ve kavramlara yer verdik. Bundan sonra da doğum ve doğum kontrolü, doğum çeşitlerini ele aldık ve anlayışımızın yettiği ölçüde açıklamaya gayret ettik. En can alıcı nokta olan günün konusu Kürtaj ve Sezaryeni en son bölüme bıraktık. Temelsiz ev veya bina olmayacağı gibi, zihin ve akıl alt yapısı hazırlanmadan okunan bir kitap da çok faydalı olmayabilir.

Görüş ve düşüncelerine başvurduğumuz ve kısmen de olsa yazılarını iktibas ettiğimiz değerli bilim adamları ve hocalarımıza, ilim ve bilime katkılarından dolayı gönül dolusu teşekkür eder, engin hoşgörülerine sığınarak haklarını helal etmelerini dilerim… Saygılarımla…

Dr. Arif ARSLAN

BİRİNCİ BÖLÜM: EVLİLİK VE AİLE  
EVLİLİK ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Evlilik ile ilgili pek çok şey görmüş, duymuş, okumuş veya yaşamış olabilirsiniz. Şu an evli veya boşanmış, dul veya bekâr; mutlu veya mutsuz da olabilirsiniz. Hayat her zaman insana bekledikleri ile birlikte gelmez veya gönderilmez; bazen beklemedikleri ile de gelebilir, sürprizlerle de. Çünkü dünya bir imtihan yurdu, bir sınav salonu ve bir deneme merkezidir. Burada her an her şey olabilir. Bu yüzden iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, olumlu ya da olumsuz, hüzün ya da mutluluk, sevinç ya da keder, her şeye ama her şeye hazırlıklı olmak lazım…

Bizim bu kitabın bir kısmında yapmaya çalıştığımız görev ve iş, her ne olursanız olun, sizi yakından ilgilendiriyor. Bir kısmı hayatı ve anlamını size anlatma gayretiyle yazıldı. Diğer bir kısmı ise, gene başrolde siz olmak üzere en yakın çevreniz, eşiniz ve çocuğunuzla girdiğiniz hayatı ve fonksiyonlarını, aile ve aile içi hususları konu ediniyor. Bu arada ahiret hesabına ait bir takım hususları da ele aldık. Bir anlamda sizi gideceğiniz ebedi yolculuğa da hazırlamaya çalıştık. Elinizde bir fener olması için bazı bilgiler verdik. Uyup uymamak tamamen size aittir. Bununla birlikte bir insan hayatının önemini ve ona ait yaşama hakkını, bu hakkın önemini anlatmaya çalıştık.

Bu kitapta aile hayatının yanı sıra, doğum kontrolünü, kürtajı ve sezaryeni de işleyip İslamî bir bakış açısıyla bilgilerinize, anlayış ve idrakinize sunduk. Günahı ve sevabıyla bu konuları nasıl değerlendirmek gerektiğini anlatmaya çalıştık. Bunu yaparken de siyasi veya gayri siyasi yollara, düşüncelere sapmadan, bir yerden teşekkür veya olumsuz eleştiri alırız endişesi gütmeden bağımsız ama tarafsız değil; “bitaraf olan bertaraf olur” ilkesinden hareketle, Kuran ve Sünnet tarafında yerimizi alarak, konuyu işlemeye çalıştık. Şimdi sözünü ettiğimiz konuları birer birer ele alıp incelemeye ve imbikten geçirerek, takdirlerinize sunmaya çalışacağız…

EVLİLİK, NİKÂH VE AİLE

Evlilik, Kur’an-ı Kerim’de, bizzat yüce Allah’ın emrettiği, aile ve çocukların içinde barınıp geliştiği, mutluluk ve huzura hizmet eden, zemin hazırlayan kutsal bir kurumdur. Bu kurumun yaşatılması adına yapılacak şeyler Kur’an-ı Kerim’de belirtilmiş, hadis-i şeriflerde açıklanıp en temel ve en fıtri hukuk prensipleri ile belirtilerek, bu hayatın en temel en önemli kurumunun yaşaması ve yaşatılması için gerekli tahşidat Allah ve Resulü tarafından yapılmıştır. Bu husustaki ayetlerden biri şöyledir:

وَاَنْكِحُوا الْاَيَامٰى مِنْكُمْ وَالصَّالِحٖينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَاِمَائِكُمْ اِنْ يَكُونُوا فُقَرَاءَ يُغْنِهِمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ

“Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Nûr, 24: 32)

Bir başka ayette ise evliliğin koruyucu özelliklerine dikkat çekilerek, hak, hukuk ve denklik konuları göz önüne alınarak ve daha birçok konuya esas teşkil edecek prensipler manzumesiyle şöyle buyrulur:

وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ مِنْكُمْ طَوْلًا اَنْ يَنْكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاٖيمَانِكُمْ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ فَانْكِحُوهُنَّ بِاِذْنِ اَهْلِهِنَّ وَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ اَخْدَانٍ فَاِذَا اُحْصِنَّ فَاِنْ اَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ الْعَنَتَ مِنْكُمْ وَاَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْ  وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

“Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nisâ, 4/25)

Bir diğer ayette ise, yetimlerin haklarını gözetme başta olarak, her şeye rağmen nikâhsız yaşamamak için birden fazla evlilik yapılabileceğinin yolu gösterilmektedir. Bu şekilde asla nikâhsız bir evlilik olmayacağı ve meydana gelecek çocukların nesebinin belli olması için bunun zaruri olduğu vurgulanır. İslam’ın temel prensiplerinden biri olan “neslin korunması” hususunun ancak nikâhla mümkün olabileceğine dikkat çekilerek, bozulmaya, çözülmeye ve yozlaşmaya sebebiyet verecek yollara başvurulmaması gerektiği ve yanlış bir birliktelik yaşanmaması gerektiğinin altı çizilerek şöyle buyrulmaktadır:

وَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تُقْسِطُوا فِى الْيَتَامٰى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً اَوْ … .. مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ ذٰلِكَ اَدْنٰى اَلَّا تَعُولُوا

“Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın.  Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o takdirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.” (Nisâ, 4/3)

Bu ayetlerden anlaşıldığına göre evlilik müessesi önemli bir kurumdur. Evlilik ise ancak nikâhla mümkündür, başka türlü bir evlilik söz konusu bile olamaz. O halde şimdi bu konuyu biraz irdeleyelim ve açıklamaya çalışalım.

Nikâh sözlükte; çiftleşme, eşleşme, birleşme gibi anlamlara gelir. Terim olarak nikâh, dine uygun şekilde anlaşarak evlenme; resmen evlenme; nikâh akdi, nikâh sözleşmesi, anlaşması demektir…

Nikâh ve aile, insanlık tarihi ile yaşıttır. İlk aile nikâhlarını yüce Allah’ın kıydığı, Hz. Havva anamız ile Hz. Âdem atamız arasında yapılan evlilik ile başlamıştır. Bundan sonra da aynı yol ve usul üzere devam edecektir. İslam Dini, insanlık tarihi ile başlayan ve biri de neslin korunması olan, “beş esasın” korunmasını ister. Bu beş esasın hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Bunlar kısaca şöyledir:

1. Dinin Korunması: İslam Dininde esas olan iman ve ahlaktır. İslam Dininin iman esasları; Allah’a, Peygamberlere, Kitaplara, Meleklere, Ahiret Gününe, Kadere; hayır ve şer her şeyi Allah’ın yarattığına inanmaktır. Keza, imandan sonra İslam’ın en temel şartları olan Namaz kılmak, Zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Hac ibadetlerini de yapıp yerine getirmek de dinin korunması için gereklidir.

Din, ancak bu esasların yaşanması ve yaşatılması ile ayakta durur. Dinin yaşanması ile de toplum hayatı düzenli ve huzurlu olur. Ahlâk ise, inanıp iman ettiğimiz esasların hayata geçirilip yaşanmasıyla kazanılan bir davranış biçimidir. İşte bunlar yapılırsa din de korunmuş olur…

2. Neslin Korunması: Dinde, insan neslinin devamı ve korunması için evlilik bir kurum haline getirilmiştir. Buna aile kurumu da diyebiliriz. Sağlam ve sağlıklı nesiller yetiştirmek için mutlaka aile kurumunun korunması gerekmektedir. Nikâh yoluyla yapılmayan evliliklerden ve aile yuvasında sevgi, saygı, şefkat ve merhamet ile gerekli eğitim ve terbiye altında yetişmeyen çocuklardan hayır gelmeyeceği milyonlarca tecrübe ile açıkça görülmüştür. Gayr-ı meşru yollarla doğup büyüyen ve yetişip gelişen nesiller, toplumu karıştırır, sosyal hayatı ve genel refahı temelinden yıkar, her şeyi altüst eder…

Bu nedenle İslam Dini, nikâha, nesil yetiştirmeye, çocuk terbiyesine, ailenin korunmasına büyük önem vermiştir. Neslin bozulmaması ve sağlıklı olması için zina haram kılınmış, masum kadınlara zina iftirasında bulunmak yasaklanmıştır. Buna bağlı olarak, zorunlu haller dışında çocuk düşürmek veya aldırmak da haram sayılmış ve yasaklanmıştır.

3. Nefsin (canın) Korunması: Nefsin yani insan canının korunması için yemek, içmek, giyinmek, ev ve iş sahibi olmak ve buna benzer işler helal ve meşru kılınmıştır. İntihar etmek ve başkasını öldürmek yasaklanmıştır. Adam öldürenlere kısas gibi cezalar konulmak suretiyle nefsin korunması sağlanmıştır. Buna bağlı olarak insanın yaşama hakkı ve korunması sağlanmış; hayat hakkı kutsal sayılarak, elinden alınamaz hükmü getirilmiştir.

4. Aklın Korunması: Yüce Allah, insana vermiş olduğu akıl yoluyla onu kendine muhatap kabul etmiş, Kitaplar ve Peygamberler gönderip gerekli uyarılarda bulunmuştur. Aklın korunması için sarhoşluk verip aklı gideren içki ve uyuşturucu haram kılınmış, içenlere de gerekli ikaz, ihtar, ceza ve bunlara ait usul ve hükümler getirilmiştir…

5. Malın Korunması: Dinimizde fertlerin mal, mülk sahibi olmaları kabul edilmiş, alım-satım, ticari muameleler meşru ve mubah sayılmıştır. Malın korunması için hırsızlık, gasp, başkasının malına zarar vermek gibi hususlar haram kılınmış, malı korumak üzere de telef edilen malın ödetilmesi hükmü konulmuş, hırsıza ve gaspçıya gerekli cezalar getirilmiştir. Buna bağlı olarak mallarını korumaktan aciz olan deli, çocuk, sefih gibi kimselerin mallarının koruma altına alınması gibi esaslar ve hükümler getirilmiştir.

* * *

Hemen ikinci sırada yer alan “neslin korunması” için nikâh yoluyla kurulan aile yuvası şarttır. Sağlıklı ve temiz bir soy için de meşru bir evlilik esastır. Özellikle Nebiler, Salihler ve insanlığa yol gösteren kâmil mürşitler hep meşru evlilikler yoluyla korunarak, temiz bir soydan gelmişlerdir.

Nikâhsız birliktelikler ise tarih boyunca hep yadırganmış, kınanmış ve onları toplum başka adla anıp başka gözle bakmıştır. Hiçbir erkek eli değmediği halde sadece ilahi bir telkih (aşılama) yoluyla mucize olarak yaratılan Hz. İsa ve annesi Hz. Meryem için bile neler düzülüp koşulmuş, ne çirkin iftiralar edilmiş, ne iğrenç şeyler söylenmiştir…

Bu yüzden ister insanlığın en üst tabakasından olan peygamber veya peygamber annesi olun veya en alt tabakadan biri olun yine de nikâh, evliliğin ilk ve değişmez şartı olacaktır. Nikâhla evlilik, evliliği hem Allah nazarında hem de topluma karşı meşru hale getirir. Kur’an-ı Kerim’de evlenme ve evlendirme emredilirken,¹ kimlerle evlenilip kimlerle evlenilemeyeceği de kural altına alınmış ve kendileriyle evlenme helal olanlarla yasaklananlar açıkça bildirilmiştir.²

Hz. Peygamber (s.a.v) de, pek çok hadislerinde evlilikle ilgili teşviklerde bulunup evlenmeye dair hususları açıklamış ve evlilik usulü hakkında da bilgiler vermiştir. Evliliğin gerekliliği hakkındaki en meşhur hadislerinden biri Hz. Aişe’den rivayet edilen şu hadistir:

“Nikâh benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz, çoğalınız! Zira ben (kıyamet günü), diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim. Kimin maddi imkânı varsa hemen evlensin. Kimin de maddi imkânı yoksa (nafile) oruç tutsun. Çünkü oruç, onun için şehvet kırıcıdır.”³

Evlenmek Kuran ve sünnet yoluyla emredilmiş, evlilik dışı ilişkiler de aynı yolla yasaklanıp haram sayılmıştır. Bu nedenle evlenmek dini bir hükümdür; ancak, evlenmeyen dinden çıkmaz. Özellikle kendilerini evlenmeye hazır veya uygun bulmayanlar evlenmezlerse, buna aşırı tepki gösterip onları dinden, imandan çıkmış veya uzaklaşmış saymak yanlıştır. Çünkü evlenen insanın ailesine bakması, bakım ve görümünü, iaşe ve ibatesini temin etmesi gerekir. Bunu şu veya bu şekilde temin edemeyecek bir kişinin evlenmesi de doğru değildir.

İslam Bilginleri tarafından ele alınan evlenme, üç çeşit hükümle karşımıza çıkıyor: Vacip, sünnet ve mubah. Bunları fazla detaya girmeden kısaca ele alalım…

1. Bir kimsenin şehveti galebe çalıp günaha girmekten endişe ederse evlenmesi vaciptir.

2. Bir kimse şehvetine sahip olur, fakat iradesi kuvvetli olduğundan günaha girmesi söz konusu olmazsa maddi durumu müsait olduğu takdirde evlenmesi sünnettir. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Ey gençler cemaati! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan en çok çevirici ve ırzı en ziyade koruyucudur. Evlenmeye gücü yetmeyen oruç tutsun. Çünkü oruç onun için şehvet kırıcıdır.” (Buhari, Müslim)

İmam Şafii şöyle diyor:

“İradesi kuvvetli olduğundan harama girmekten endişesi olmayan kimsenin evlenmeyip ibadetle meşgul olması daha iyidir. Çünkü Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yahya’yı “Hasun” (kadınlara karışmayan) kelimesiyle övüyor.” Yani evlenmek kadar evlenmemek de bir haktır.

3. Bir kimse yaşlı veya cinsi iktidarı zayıf olursa evlenmesi mubah ise de evlenmemesi daha iyidir. Çünkü evlenme gereği olmadığı halde ağır bir yük altına girmiş olur. (İbnu Kudame – el-Muğni )

Evlilikle ilgili hükümleri kısaca özetledik ama bir kez daha altını çizmemiz gereken iki nokta var: Biri, mutlaka evlenmesi gerekenlerdir. Bunlar, zinaya veya benzeri kötü durumlara düşme tehlikesi taşıyanlardır. Bu tür kimseleri, kendilerinin evlenmeye güçleri yetmiyorsa mutlaka yakınları veya çevresi evlendirmelidir. Çünkü sapık ve psikopat insanlar bu tür insanlar arasından çıkar ve hastalıklı ruhlar da bu şekilde hasta olurlar. İnsanın kafasını meşgul eden bir şey varsa, onu çıkarıp atamadığı sürece takıntı yapar ve hastalık haline gelir. Bazıları bunu iman ve (oruç ve haramdan sakınmak gibi) ibadetlerle aşarken bazıları da yeterli iman şuuruna sahip olmadığı için milletin ırzına, namusuna göz diker ve sokaklarda gözüne kestirip kendini tatmin edebileceği kimseleri arar durur. Her gün medyada çıkan sapıklık haberleri bunun açık örneklerinden ve delillerindendir.

Diğer kısım ise evlenmeye mecbur olmayanlardır. Bunlar da kendilerine çeşitli yol ve yöntemlerle hâkim olurlar. Mesela, namaz, oruç veya benzer ibadetlerle, dini hizmetlerle meşgul olmak suretiyle nefislerini dizginleyip şehvetlerini kırarlar ve evlenme gibi bir yük altına girmek istemezler.

İslam Dini, kilisedeki ruhban sınıfı gibi bir yaşantıyı tasvip etmez ve ruhbanlığı yasaklar. Ancak her evlenmeye ve biraz dindar olup da evlenmeyene bu yaftayı yapıştırmak da doğru değildir. Mesela, bazıları vardır ki, oldukça önemli işler yapar, ilim ve dine hizmet gibi ciddi işlerle uğraşır. Bundan dolayı onların eşine ve evine ayıracak zamanı kalmaz. Sürekli seyahatlerde, toplantılarda veya benzeri işlerdedir. Bu tür insanların eşlerini mutlu etmesi ve çoluk çocuklarına bakması da zordur. Bu nedenle böyle kimseler evlenmek istemez ve evlenmedilerse, üzerlerine gidip haklarında dedikodu yapmak, onların yapmadığından daha büyük bir günahtır. Evlenmek neticede ihtiyacı olana bir sünnet veya vaciptir ama gıybet, dedikodu ve suizan açık ve net olarak haramdır, Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiştir.

İSLAM’A GÖRE AİLE KURUMU
AİLE NEDİR?

Aile, anne-baba ve çocuklardan oluşan küçük bir toplumdur. Bu küçük toplumun, kendi içinde ortaya çıkan duruma göre oluşan ve gelişen bazı şartları ve kuralları vardır. Toplum için çok önemli olan aile, başka bir deyişle; bir birlikte yaşama şeklidir. Bu birlikteliği sağlamak ve sürdürmek, daha çok anne ve babanın işidir. Çocukların eğitimi, bakımı, topluma kazandırılması doğumdan itibaren başlar, gelişerek ve çoğalarak devam eder. O zamana kadar anne ve baba gerekli olgunluğa ulaşmış olmalıdır. Eğer bu olgunluk sağlanırsa, çocuklar güzel bir ortama doğar ve bu güzel ortamda da güzel bir eğitim alarak büyürler.

Hepimiz bir ailenin içine doğduk, büyüdük ve geliştik, zamanla toplumdaki yerimizi aldık. Ailede görüp öğrendiklerimizle hayata atıldık ve öyle de devam etmekteyiz. İlk okulumuz ailemiz, ilk öğretmenlerimiz anne ve babamız oldu. Sonradan gördüğümüz, aldığımız veya edindiğimiz bilgiler ise ancak öncekilerin üzerine konulan bilgiler ve onların doğrulanmasında veya geliştirilmesinde kullanılan yeni malzemeler oldu. Bu nedenle aile oldukça önemli görevlere sahiptir…

Peki, nedir ailenin görevleri, ailenin iyi ya da kötü olması nelere bağlıdır? Aile içinde aileyi meydana getiren fertlerin görevleri nelerdir? Toplumun ve devletin görevleri nelerdir? Sağlıklı bir aile nasıl olmalıdır?

Konuya bu açıdan bakınca ailenin kendi içinde işleyen bir sistem olduğu görülmektedir. Ancak bu sistemin çarkları aile fertleri ise, dişlileri devlet ve toplumdur. Sağlıklı bir aile için bütün birimlerin konuya iştirak etmeleri ve onun arızalanmasına meydan verecek durumlardan kaçınması, bakım ve görümünü sık sık kontrol etmesi gerekmektedir.

Aile fertleri; sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü, çalışma gibi yapabilecek her türlü maddi-manevi katkı ve fedakârlıkları ile aileye yardım etmeli, onu ayakta tutmak için özel bir gayret sarf etmelidir.

Beklentilerimizin ve kalitesinin yüksek olduğu bir aile modelinde dinin yeri küçümsenemez. Böyle bir ailede en gerekli şeylerden biri ve hatta birincisi dinin temelini oluşturan iman ve onun en güzel meyvesi olan ahlâktır. İslam Dininin en çok önem verdiği ve Resûlullah (s.a.v) tarafından kıyamet günü tartıda en ağır değer olarak karşımıza çıkacağı bildirilen husus ise Hz. Peygamber (s.a.v)’in gönderiliş amacı olan “güzel ahlâktır.” Zira Hz. Peygamber (s.a.v.), en meşhur hadislerinden birinde; “ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurur.

Bu temel prensipler sağlanırsa, aile içinde çıkabilecek problemler en aza iner veya geçici ve çözülebilir problemler olur. Kalıcı ve yaralayıcı hatta yıkıcı problemlere İslam ahlak ve iman anlayışı izin vermez. Zira herkes Allah’ın rızasını kazanmak için birbiriyle yarışacak, yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak için elinden geleni yapacak ve birbirlerine sadece fiziksel veya biyolojik bağlarla bağlanmak yerine imana dayalı duygusal ve ahlaki bağlarla da bağlanmış olacaklardır.

Eğer aile içinde iman ve ahlaki değerler yoksa Allah rızasını kazanmak için çalışıp çabalamak da olmayacaktır. O zaman herkes kendi çıkarları ve faydaları için çalışacak ve birbirilerini geçmenin, kardeşi bile olsa üstün gelmenin, materyalist rekabetin yollarını araştıracak ve buna göre hayatını şekillendireceklerdir. Böyle bir ailede ise huzur ve sükûnet artık düşünülmesi bile hayal olan mucize cinsinden bir şey haline gelecektir.

————

1     Nisa, 4: 24–25; Nur, 24: 32.
2     Bakara, 2: 221, 235; Nisa, 4: 22–25, Ahzab, 33: 37, 50.
3     el-Aclûni, Keşfü’l-Hafâ, II, 325.

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

İslam’a Göre Ailevi Problemler – Doğum Kontrolü ve Kürtaj için 1 cevap

  1. 31:14, 46:15 ve 23:14 ayetlerine göre Kuran 3 aya kadar kürtajı serbest bırakmıştır. Bitti… Bu kitap çöptür, kağıt savurganlığıdır, akıl ziyanıdır.

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>