Kabirde İlk Gece

Temmuz 28, 2011 Bilge Yayınevi, Roman (Yerli)

Ahmet dünya hayatında sadece kitapların satırları arasında okuduğu, varlığına inandığı, ama hiç göremediği kanatlı varlıklarla göz göze geldi. Titriyordu. “Bu bu” diyordu “sadece ölüm sonrasında yaşanacak olaylardır” Gözlerindeki perde kalkmıştı. Görünmeyen varlıklar şimdi sanal dünyanın ürünü olarak değil, gerçeğin ta kendisi olarak karşısında duruyorlardı.

- Dur Ahmet nereye?
- Taziyeye katılacağım. Baksana eşim ve çocuklarım orada. Yanlarına gideceğim.
- Onlar zaten senin taziyendeler. Senin taziyeni kabul ediyorlar.
- Nasıl yani! Şimdi ben ölümüyüm?
- Maalesef artık fani hayatının üzerine topraktan yorgan çekildi. Bundan sonra ebedi yurdun için hazırlanacaksın.

Ahmet “ah!” etmenin fayda vermeyeceği bir dönemeçte olduğunu çok iyi biliyordu. Merak ettiği varlıklara tekrar baktı. Hiçte dünyada hayal edilen gibi değildiler. Kendilerine has apayrı özgün bir yapıları vardı. Kanatları da çok orijinaldi. Hiçte ressamların hayalindekilere benzemiyordu. KABİRDE İLK GECE, sıradan bir roman değil. İnsan hayatının en önemli hakikati olan ölümün ilk durağı kabirde geçen ilk geceyi akıcı bir üslupla dile getiren roman, sıra dışı bir özellik taşıyor.

 

***

 

MEZAR METROSU

Minarede “ölü var” diye bir acı salâ
Er kişi niyetine safsaf Namaz… Ne ala
Böyledir de ölüme kimse inanmaz hala
Ne tabuttu taşıyan, ne de toprağı kazan.

N. Fazıl Kısakürek (Çile’den.)

 

Ahmet, rüyada mı yoksa gerçek hayatla mı, olduğunu tam kes tireme diği bir kalabalığın arasında mezarlığa doğru ilerliyordu. Kalabalık bazen “El Fatiha” nidalarıyla duruyor, soluklanıyor, ellerini yüzlere sürüyor ve tekrar yürümeye devam ediyorlardı. Mezarlık, lahuti sessizliğine cemaatin duaları, aminleri ve fatihalanyla ara verse de bir müddet sonra tekrar mistik bir sessizliğe bürünüyordu. Mezarlık, sağlı sollu kol kola dizilmiş selvi ağaçlarının hazır kıta karşılama ekibi ve kuşların tatlı çığırışlarıyla oluşturduğu küçük bir koroyla gelen misafiri ağırlıyordu. Ahmet kalabalığın arasında sessizce ilerliyordu. Az deriden kürek sesleri işitiliyordu. Cemaat omuzlarında taşıdıklara tabutu hızlı bir şekilde son uğutlama yerine doğru götürüyorlardı. Sanki bir an önce kurtulmak istiyormuşçasına…

Mezarın başına gelmişlerdi. Nice büyük salonları, odaları beğenmeyen insanoğlu için hazırlanmış bir seksen uzunluğunda, elli santim genişliğinde ihtişamlı bir çukur gözleri alıyordu. “Burada yatılır mı?” diyen nicelerinin üzerinden uzun süren mevsimler geçmişti. İşte yeni bir misafir daha ağırlamak için insanoğlunun gözünü dolduracak büyüklükte yeni bir misafirhane hazırlanmıştı. Ahmet şaşkın gözlerle çukura inen iki kişiye baktı. Birisi düz sarı saçlı, geniş omuzlu bir genç, diğeri ise kumral, mavi gözlü yakışıklı bir delikanlıydı. Bu ikisini çok iyi tanıyordu. Çünkü ikisi de kendisinin öz mü öz oğullarıydı. Ne işleri vardı, ne geziyorlardı çukurun içinde- Seslenmek, “Çıkın oradan!” demek istedi; ama çocuklannın böyle centilmen bir tavır içinde olmaları kendisini duygulandırdı. Birden seslenmekten vazgeçti. Ama gözlerinden süzülen o derin, anlamlı yağmur taneciklerine bir türlü mana veremedi. Bir insan ancak ciğerinden birisi için dökebilirdi bu yaşları. Celal ve Furkan’ın duyarlı yüreklerinden gözlerine yansıyan hüznün melodisi, Ahmet’in gözlerini doldurdu. Hüzün melodisiyle sarsılan gözleri biraz ileride kadınların arasında tanıdık yüzlerle daha da dalgalandı, Eşi Nesrin Hanım ve üç kızı bir köşede kızarmış gözlerle metaneti kaybetmemeye çalışan yürekle dua ediyorlardı. Acaba bu ölen ki|i kimdi ki bu kadar yakıtlıyla birlikte mezarlığa doluşmuslardı? Aslında kendisi de nasıl buraya geldiğini tam hatırlamıyordu.

Tabut açıldı. Bembeyaz elbisesiyle dünyanın tüm kirlerinden kurtuluşun muştusunu veren boydan takımıyla yenidünya yolcusu mezar metrosuna bindirildi. Güneş yavaş yavaş apartmanların ardından evine doğru çekiliyordu. Nasıl ki her doğan güneşin batışı, her ilkbaharın bir kışı varsa her doğan insanın da ölümü vardı. Ebedi değildi fani insanlar için dünyanın omuzları. Rodeoya katılmış bir kovboy gibi kimisi az, kimisi çok kalıyordu dünya atının sırtında. Ama sonunda hepsi düşüyordu toprağın kara bağrına. Topraklar kürek kürek atılmaya başlandı. Birkaç kürek atan çekiliyordu bir kenara. Herkes “Çorbada tuzu olsun” hesabı bir parça toprak serpiyordu beyaz takımlı yolcunun üzerine. Ahmet de atmak istedi; ama o cesareti bulamadı kendinde. Diz çöktü mezarın yanı başına. İmam telkine başladı. Herkeste ölümün hazin sessizliği hâkimdi. Hazan mevsimindeki ağaçlar gibi solgundu Sümeyye, Fatma ve Mevlüde. Kızlarının bu sararmış hali gözlerinden kaçmadı. Bir şeyler söylüyor ağlıyorlardı; ama bir türlü anlamıyordu. Hele Celal ile Furkan o gencecik çağlarında birden sonbahar rüzgârının sert esintisiyle çarpılmışçasına sararmışlardı.

Telkin bitmişti. Topluluk yavaş yavaş, dağılıyordu. Eşi Nesrin Hanım siyah bir eşarp bağlamış, kızları ile kadınların taziyelerini kabul ediyorlardı. Furkan ile Celal’de erkeklerin taziyelerini kabul ediyorlardı. Amcaları Halil, Bülent ve enişteleri Yahya çocukları bağırlarına bastılar. Halaları Nurgül ile Nilüfer ise kızların yanındaydı. Babası Celal ile annesi Mevlüde ise büyük evlatlarını kaybetmenin acısını yüreklerinde kaynayan gözyaşı volkanının lavlanyla yüzlerine yansıtmışlardı. Kendi hüzün dolu dünyalanyla mezarın yanıbaşına çökmüşlerdi. Ahmet de onların yanma gitmek için çöktüğü yerden kalktı. Ama birden omuzlarında bir ağırlık hissetti. Geriye döndü. Birden irkiidi.

 

TOPRAKTAN YORGAN

Kabirde ilk gece unutulur Karun’un hazineleri de Kisra ‘nın Sarayları da…

Ayiz Karni

 

Ahmet, dünya hayatında sadece kitapların satırları arasında okuduğu, varlığına inandığı; ama hiç göremediği kanatlı varlıklarla gözgöze geldi. Titriyordu. “Bu bu!” diyordu “Sadece ölüm sonrasında yaşanacak olaylardır.” Göllerindeki perde kalkmıştı. Görünmeyen varlıklar şimdi sanal dünyanın ürünü olarak değil. gerçeğin ta kendisi olarak karşısında duruyorlardı.

- Dur Ahmet nereye?
- Taziyeye katılacağım. Baksana eşim ve çocuklarım orada. Yanlarına gideceğim.
-  Onlar zaten senin taziyendeler. Senin taziyeni kabul ediyorlar.
- Nasıl yani! Şimdi ben ölümüyüm.’
- Maalesef artık fani hayatının üzerine topraktan yorgan çekildi. Bundan sonra ebedi yurdun için hasırlanacaksın.

Ahmet “Aaah!” etmenin fayda vermeyeceği bit dönemeçte olduğunu çok iyi biliyordu. Merak ettiği varlıklara tekrar  baktı. Hiç de dünyada hayal edilen gibi değildiler. Kendilerine has apayrı özgün bir yapıları vardı. Kanatları da çok orijinaldi- Hiçte ressamların hayalindekilere benzemiyordu. Güneşin kızıllığı mezarların üstüne çökmüştü. İşte en çok sevenleri kendisini bir çukurun içine koymuş, ve o güne kadar ki eylemleriyle, inanç, duygu ve düşünceleriyle baş başa bırakmışlardı. Celal ve Furkan annelerinin koluna girmiş, hüzün melodisinin ritimleriyle mezarlıktan ayrılıyorlardı. Kızları ise o güne kadar çok sevdiklerini söyledikleri; ama bir türlü inancın fiziksel özelliğiyle ilgili sözlerine kulak vermedikleri babalarının ardından matemin hazin tablosunu sergiliyorlardı. Ölüm, “Keşke”leri toprağın altında hissizleştiren bir duygu anaforudur. “Keşke yaşasaydı babam, dediklerini yapıp hiç üzmeseydim.” “Keşke keşke!” uzar da gider herkesin kendi yüreğindeki acılarının hüzne dönüştürdüğü kadar. Ama hiçbiri olmazdı. Çünkü sevilen, uğruna fedakârlık edilecek kişi yoktur artık. Bundan sonraki sevgi iddiaları asılsız ve hilekârlıktır. Kısa bir müddet önce kalabalıktan görünmeyen mezar şimdi üzerinde güneşin son ve ilk ışıklarıyla yalnızlığını yaşıyordu.

Sondu. Çünkü artık dünya yaşamının etli, kanlı, dedikodulu, iftiralı, sevinçli, hüzünlü, hoşgörülü, sevimli, komplo teorili, darbeli, darbesi:, lüks, sade günlerine elveda diyordu. Artık sevdiklerini öpemeyecek, bağrına basamayacak, kızamayacak, öfkelenemeyecekti. Şehvet ifritinin sinsi ayartmaları etkilemeyecek, kafaları çekip sarhoş olamayacak veya bir camide sessizce ibadet edemeyecekti.

İlkti, O güne kadar günlüklere en ince ayrıntısına kadar işlenmiş yaşadığı hayatla yüzleşecekti. Mezarda ilk gecesiydi.

Karanlık çökmüştü. Melekler şimdilik yanından ayrılmışlardı. Ne olacaktı, nelerle karşılaşacaktı.’ Kendisi-ne itiraf etmekten çekinse de korkuyordu işte korkuyordu! Ayın ışığı ağaçların arasından süzülerek mezarlığa ayrı bir kutsiyet katıyordu. Çarşının kalabalığına ve gürültüsüne inat, sessizdi mezarlık. Ancak az sonra gecenin sükûneti köpek havlamaları ile bozuldu. Bu sırada bir ballici gençte elinde bir torbayla kendisinin mezarına doğru geliyordu. Genç yaklaştıkça ilçenin en psikopatı olduğunu anlamakta gecikmedi. Çekinmeye başladı. Daha toy bir Ölüydü. Kimden, niçin korkacağını tam kestiremiyordu. Dünyalılığının izleri henüz silinmemişti, işte tam o sırada bir ses daha yankılandı.
- Korkma!
Ürktü. Sağına soluna baktı kimseyi göremedi. Mezarının taşına sindi. Dünyalılığı tutmuştu. Korkunca sığınacak yer aranırdı. Aynı ses tekrar duyuldu.
-  Korkma!
Bu sefer sağına baktığında sesin sahibini karanlık bir siluet halinde gördü. Ama bu melek değildi.
- Sen kimsin.’

 

YENİ KOMŞU

 

“İnsanların değeri, düşüp kalktıkları ve beraber yaşadıkları insanlardan anlaşılır.”
Hz.Ali(r.a)

Ay, ağaçların arasından Ahmet’e “Korkma!” diyen kişinin üzerinde yansıyordu. Ellisinde gösteriyordu. Mütebessim bir yüz ifadesiyle Ahmet’e yaklaştı;
-  Korkma çömez korkma! Ben senin yan komşunum. İlk gece komşular “Hoş geldin!” der geçmişimizi paylaşırız. Aynı zamanda ortama ısınmasına çalışırız.
- Peki benim korktuğumu nereden anladın?
- Nereden olacak, hâlâ dünyalılığın üzerinde, mezarlığın ürkütücü sessizliğinde köpek havlamaları sonucu hemen taşın yanına çömeldin. Biz dünyada böyle yapardık. Burada onlarda dâhil, yaşayan hiçbir varlıktan korkmana gerek yok. Ancak…
- Evet ancak!
-  Yapman gerekirken yapmadıklarından, yapmaman gerekirken yaptıklarından kork. Duygu, düşünce ve eylem olarak inanç karşıtı olarak yetiştirdiğin, kul hakkına tacizde bulunurken engellemediğin evlatlarından, bir de gasbettiğin kul haklarından kork.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Kabirde İlk Gece için 3 cevap

  1. çok güzel yaaa

  2. sena dedi, Eylül 28, 2012'te.

    süper birşey yaaaaaa korkulur valla

  3. BU KİTABIN YAZARI TAM BİR ŞARLATANDIR. İSLAMİ DONELERİ KULLANARAK KURGUSAL ŞABLON ÜZERİNE BUKİTABI YAZMIŞ KİTAPTA ALLAH RASULÜNE OLMAYACAK DAYANAKSIZ MESNETSİZ VE KAFİRLİK DERECESİN DE İFTİRALARDA BULUNMUŞTUR. 210. SAYFADA SÖZDE MERYEM ANNEMİZLE HZ PEYGAMBERİMİZ CENNETTE EVLENECEKLERMİŞ. HİÇ BİR İSLAMİ KAYNAKTA BÖYLE BİR BİLGİ YOK ZAYIF VE TEVATÜR HADİSTE YOK.BU ŞARLATAN MESNETSİZ İFTİRALARIYLA DİNİ ALET EDİNEREK PARA KAZANMAYA CALIŞAN BİR DOLANDIRICIDIR. ŞİKAYECCİ OLACAKSA KİMLİĞİM YUKARIDADIR KONUYU BASINA TAŞIMAK BİR MÜSLÜMANIN BOYUN BORCUDUR. VE MAALESEF HALA ÖĞRETMENLİK GİBİ KUTSAL BİR VAZİFEYİ İFA ETMEKTEDİR DERHAL GÖREVDEN EL ÇEKTİRİLMELİ SAF TEMİZ DİMALARI ZEHİRLEMESİNE İZİN VERİLMEMELİDİR. TÜRKİYEDE DİN İŞLERİ OLMADIĞINDAN MEŞAYİH VEYA HİLAFET GİBİ YÜKSEK ONAY KURUMU OLMADIĞINDAN KİTAP VE ROMAN YAZIYORUM DİYE HAYALİ BUNLAR DİYE GERÇEK KİŞİLERİ İSTEDİĞİN GİBİ KARALAYABİLİRSİNİZ.

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat