Karanlığa Dokunmak

Temmuz 23, 2010 Pegasus, Roman (Yabancı)

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

CASSIE PALMER VAMPİR SERİSİ – 1

Cassandra Palmer geleceği görebilmekte ve ruhlarla iletişim kurabilmektedir; yetenekleri onu ölümlülere ve ölümsüzlere karşı çekici yapmaktadır. Ölülerin hayaletleri genellikle tehlikeli değillerdir; sevdikleri şey konuşmak…
hem de çok konuşmaktır.

Her duyarlı kız gibi, Cassie de vampirlerden uzak durmaya çalışmaktadır. Fakat üç yıl önce elinden kaçtığı kana susamış mafya üyesi intikam duygusuyla Cassie’yi tekrar bulmuştur ve korunma için onu Vampir Senatosu’na dönmeye zorlamıştır.

Ölümsüz senatörler ona karşılıksız yardım etmemektedirler ve Cassie kendisini senatonun en güçlü üyelerinden biri olan baştan çıkarıcı, usta vampirle çalışırken bulur. Ama vampirin istediği bedel Cassie’nin vermek istediğinden fazla olabilir…

“Seksi ve korkunç vampirlerle dolu. Elinizden bırakamayacaksınız.”
-Patricia Briggs

“Karen Chance vampirler, büyücüler ve bunların kıçlarını tekmeleyecek bela bir cici kızın dünyasıyla sizi kendisine bağlayacak.”
-Rebecca York, yazar

“Favori kitaplarımdan biri.”
-Charlaine Harris

Birinci Bölüm

Ölüm ilanını görünce, başımın dertte olduğunu anladım. Üzerinde ismimin yazılı olması ise bir çeşit ipucuydu. Asıl merak ettiğim, yerimi nasıl buldukları ve ilanı veren şakacının kim olduğuydu. Antonio şaka yapmaktan hoşlanmazdı. Ne de olsa o yalnızca asık suratlı bir pislikti.

Ölüm ilanım, bilgisayarımın ekranında, her zaman seyahat şirketinin logosunun bulunduğu yerde gözlerini gözlerime dikmişti. Masaüstü arka planı olarak ayarlanmış bir gazete sayfası izlenimi uyandırdı bende çünkü bir saat önce öğle yemeğine çıkarken ekranda yoktu. Bu kadar korkmasaydım, belki hayran kalırdım. Tony’nin adamlarının bilgisayardan anladıklarını hiç düşünmemiştim.

O akşam, ölümümün dehşetini açıklayan satırları okurken, silahımı nereye koysam, diye arandım durdum. Evde daha iyi bir silahım bulunuyordu ve işime yarayacak daha pek çok şey. Fakat oraya dönmek bana pahalıya patlardı. Silahı yanıma almaya değecek kadar bir sorun olmadıkça, yanımda taşıdığım tek şey göz yaşartıcı spreydi. Üç yıldan beri tattığım güvende olma hissini bile sorgulamaya başlamıştım. Dikkatim dağılmaya başlıyordu ve bunun benim sonum olmasından korkuyordum.

İsmimin altında yaşadığım bir paragraflık talihsiz olay yer alıyordu. Kimliği belirsiz tetikçi ve kafama sıkılan iki kurşun. Gazete bir sonraki günün tarihini taşıyordu fakat olay bu aksam Peaehtree Caddesi’nde saat 8:43′de meydana gelecekti. Kolumdaki saate bakınca sekiz olmasına yirmi dakika kaldığını gördüm. Bir saatim kalmıştı. Bu Tony’nin cömertliğinin bir göstergesiydi. Beni çoktan öldürmemiş olmasının nedeni böylesi kan içmeye alışkın biri için beni öldürmenin fazla kolay olmasıydı. Konu ben olunca, özenmek istemişti.

Sonunda Smith&Wesson 3913 marka silahımı Rio’ya gitmek üzere hazırladığım bavulumun en altında buldum. Bu bir işaret miydi? Böyle birden bire ülkeyi terk etme heveslerim yoktur. Dahası benim gibi tombul yanaklı, mavi gözlü bir sarışın, kara gözlü kadınlar arasında kendini fazlaca belli eder. Ayrıca, Tony’nin Brezilya’da ortakları olup olmadığını da bilmiyordum. Yine de bu ondan beklenir bir şeydi. Beraber bu kadar çok zaman geçirince, haliyle hareketlerini önceden tahmin edebiliyordum.

Çantamın iç gözündekileri çekercesine çıkarıp yerine Smith&Wesson silahımı yerleştirdim. Sanki bu göz silahım için tasarlanmıştı ki bu doğruydu. İlk silahımı ve üç adet çantayı dört yıl önce Jerry Sydell isimli ajanın tavsiyesiyle almıştım. Çatlak sanmıştı önce beni. Fakat Philly’deki bir ailenin işlediği suçu ortaya çıkararak ona yardım edince, o da bana birkaç tavsiye vermekten kaçınmamıştı. Avucuma tam oturan dokuz milimetrelik yarı otomatik bir silah almam konusunda bana yardım etmişti. Sırıtarak ‘Hayaletler ve hortlaklar hariç’ demişti. ‘Konu onlar oldu mu, tek basmasın’. İki hafta boyunca beni her gün poligona götürmüş ve tam on iki’den vuramasam da yakınına isabet ettirinceye kadar çalıştırmıştı beni. Param yettikçe bu derslere devam ettim. Şimdilerde eğer hedef geniş ve çok uzak değilse, tam on iki’ye atış yapabilirim, içten içe, hedef dışında başka herhangi bir nok taya ateş etmek zorunda kalmamayı diliyordum. Dilediğim gibi olmasa da, bu benim suçum değildi.

Sanırım Jerry benden hoşlanıyordu ve hırslanmamı bekliyordu. Ona en büyük çocuğunu hatırlattığıma şüphe yok. Doğru olanı bilemeyecek kadar gençken yanlış yola saptığımı ve sonradan doğru yolu bulduğumu sanıyordu. Bu onun sandığından daha doğruydu. Yirmi yaşındaki yetimlerin, başka ailelerin kirli işlerini yürütmesinin benim fark edemeyeceğim bir şey olarak açıklamasından anladım. Fakat anlattığına göre: bu. ‘cadılık saçmalığına’ inandığının bir göstergesi değildi. Jerry doğaüstü güçlerin hiçbirine inanmazdı. Beni akıl hastanesine kapamasından korktuğum için, ona görü yeteneğimden ve hayaletlerle ne kadar yakın olduğumdan bahsetmedim.

Sanki yıllarca hayalet mıknatısıydım… Belki de tek duyduğum gaipten gelen sesler korosuydu; emin değilim. Tony, okumama izin verdikleri şeyleri dikkatle seçtiğinden, yeteneğimin işvelerinin pek farkında değildim. Belki de bilgim artarsa yeteneklerimin farkına varıp, bunları ona karşı kullanacağımdan korkuyordu. Ruhani dünyaya olan ilgimi açıklamak kolay çünkü onları görebiliyordum. Onların var olduğunun bile farkında olmayanlara musallat olmalarını oldukça aşağılık bulduğumu eklemeliyim. Bana musallat olmazlar, fakat ne zaman ortalarda dolaşsam, kendilerini göstermekten çekinmezler.

Hayaletlerin bana görünmeleri bazen de keyiflidir. Tıpkı gençliğimde, o dar sokaktaki yaşlı kadına rastladığım gündeki gibi. Eğer söz konusu olan güçlü bir hayaletse, çoğu zaman onları anında tanırım fakat bu sefer karsımda kinin ne olduğunu fark etmem biraz zaman aldı. Büyüttüğü torununun başında nöbet bekleyen bir melek görünümündeydi. Torunu on yaşındayken, kadın vefat etmişti ve kızının sevgilisi onlarla yaşamaya başladığından beri çocuğu dövüyordu. Çocuk bir aya kalmadan evden kaçmıştı. Bana söylediği şey çocuğun başından on yıl boyunca ayrılmadığı ve aniden onu terk etmek zorunda kaldığıydı. Tanrı onun yanında biraz daha zaman geçiriyor olmasına aldırmayacaktı. Ricasını kırmayarak, büyük teyzesinin yanına. San Diego’ya girmesi için çocuğa gerekli otobüs bileti parasını verdim. Bunları Jerry’e anlatamazdım çünkü o. göremediği, dokunamadığı, ateş edemediği ve konuşamadığı varlıklara asla inanmazdı. Söylememe gerek bile yok ama vampirlere de inanmazdı; ta ki bir gece Tony’nin adamlarından biri onu kıstırıp boğazını kesene kadar.

Jerry’nin başına gelecekleri biliyordum çünkü banyoya girdiğim an onun son dakikalarını görmüştüm. Görüler diğerleri gibi, en ön koltuktan katliam görüntülerini andıracak kadar canlı ve taptaze renkteydi. Neredeyse banyo mermerine düşüp boynumu kırıyordum. Ahizeyi tutabilecek gücü kendimde bulunca, titrememi durdurup Tanık Koruma Kurulu’nun telefon numarasını çevirebildim fakat telefonun diğer ucundaki ajan olacakları nasıl bildiğimi sorunca şüphelendiğini anladım. Telefonun ucundaki çalışan, Jerry’ye kılını kıpırdatmayacağını iletti fakat bunun için Jerry’yi rahatsız etmeyeceği belliydi. Ardından Tony’nin sağ kolu Alphonse’u aradım ve hükümetin beni nerede sakladığını bulması gerektiğini ve olaydan haberleri bile olmayan insanları öldürmesinin Senato’yu kızdıracağı konusunda onu uyardım. Jerry onların işine yaramazdı.

Olacakları gördüğümü ona söylemekle Tony’yi asla yenemezdim fakat Senato’nun adını verirsem Alphonse’un bu işi bir kez daha düşüneceğini umuyordum. Senato daha yaşlı vampirlerden oluşan ve daha güçsüz vampirlerin itaat etmek zorunda olduğu yasalar çıkaran bir kuruldan ibaretti. Onlar, seçimlerini Tony gibi insanlardan yana kullanmazlardı. Efsane olarak anılmayı tercih ediyor ve pek fazla gürültü çıkarmıyorlardı. Bu durumda, FBI ajanlarını öldürmenin Senato’yu kızdıracağı açıktı. Alphonse, telefonda beni başından savmaya uğraşa dursun adanılan da aradığım numara yoluyla bulunduğum yerin izini sürmeye başlarlardı. Sonuç olarak kapıma adamlarını dizmeden kendimi hemen şehir dışı istikametli bir otobüse atardım. Hükümet, vampirlerin var olduğunu kabul etmediğinden, beni onlardan korumak da görevlerinden biri olarak sayılmıyordu. Üç yıldır sarf ettiğim çaba şu ana dek kendimi korumama anca yetmişti.

Yanıma cankurtaran silahım dışında başka bir şey alma gereği duymamıştım. Avucumdaki dokuz milimetrelik beni vampirlerden korumayacaktı ama Tony’nin ara sıra küçük işlere insan soyundan olanları gönderdiğini biliyordum. Yeteneklerimi umursamamasını umuyordum. Sonsuza dek elinin altında kalmaktansa, beynime iki uçkursun sıkmasını tercih ederdim. Bunu yapacağını sanmıyordum çünkü vampire dönüşen bir medyumu göremiyordu. Bu yüzden yeteneklerimin boşa harcanmasını istemezdi Asıl sorun, risk alıp almayacağıydı. Eğer yeteneklerimi kaybedersem, anında öcünü alırdı. Yeteneklerimi kaybetmemem durumunda bana daha çok bağlanacaktı, zira vampirlere karşı gelmek öyle her yiğidin harcı değildi. Maksat, birbirine fayda sağlamaktı. Silahımı kontrol ettim ve şarjörümün dolu olduğundan emin oldum. Beni yakaladıkları takdirde sonuna dek savaşacaktım. En kötüsü düşünülecek olursa, son raunda baş pisliği davet etmeyi de göze alıyordum.

Son seferin aksine, bu sefer yeni hayatıma başlamadan önce yapmam gerekenler vardı, Tony’nin adamları ölüm saatimi öne çekerler korkusuyla, hemen daireyi terk ettim. Ön kapıya yaklaşmaktan sakınarak banyo penceresinden kendimi dışarı attım. Bu, filmlerde çok kolaymış gibi gözükür. Sonuç olarak baldırım çizildi, çorabım kaçtı ve bağırmamak için dudağımı ısırdığımla kaldım. Sonunda pastaneyle birleşen yan sokağa çıkmayı başardım. Seyahatim kısa ama sinir bozucuydu. Her köşe gözüme

Tony’nin adamlarının saklanma yeri gibi geldi. Her ses, çekilen tetik sesini andırıyordu.

Pastanenin park alanı, kendimi daha da korunmasız hissettiren halojen lambalarla çevrilmişti. Neyse ki, telefon kulübeleri halojen ışıkların istilası altında değildi. Kendime sağlam bir telefon buldum ve çantamda bozuk para aradım. Kulüpten kimse telefona cevap vermedi. Yirmi kez çaldırdıktan sonra sinirden tırnaklarımı yemeye başladım. Cuma akşamı olduğundan, kulüp çok gürültülüydü. Telefonu kimse duymamıştı ya da açmaya vakit bulamamışlardı. Bunu kötüye yormak anlamsızdı.

Oraya yürüyerek gitmek uzun sürdü çünkü gözlerden uzak durmaya çalışıyordum ve yeni aldığım dizlerime dek uzanan yüksek topuklu çizmelerle düşüp bileğimi burkmak islemiyordum. Çizmeleri sırf, tezgâhtar kızın tavsiye ettiği deri mini etekle uyum sağladıkları için satın almıştım. İşten sonra kulüpte giyecektim, öyle ‘aman koşayım’ diye satın alınmış bir çizme değildi. Madem bu kadar gaipten haber alan biriydim, neden spor ayakkabı ya da düz bir şey giymek aklıma gelmemişti? Ah, şaşardım. Asla piyangoyu tutturamadığım gibi. Bana görünenler, karabasanlara ve içki alı şanlı ki a rina sebep olan saçmalıklardan ibaretti.

Gecelerin üstünüze çöktüğü, bunaltıcı, nemli havalarından biri hâkimdi Georgia’ya. Sokak lambalarının ışığında sis oynaşıyordu fakat asıl geceyi aydınlatan ve su birikintilerini yaldızlarla süsleyen şey dolunaydı. Gece, binaların rengini beyazlaştırarak, onlara gölgelerle karışık grimsi bir ton yüklemiş ve gökdelenlerin zirvesine yerleştirmişti yüzünü. Gece, bulunduğum tarihi mahalleyi zamandan çekip çıkarmış gibiydi. Bu hissi, özellikle Margaret Mitchell’in, Batı Peachtree’deki evinin önünden geçerken yaşadım. Turistleri gezdiren at arabasının köşeyi dönmesi bana çok sıradan göründü. Tek sorun dörtnala koşturması ve neredeyse beni eziyor olmasıydı.

At arabası dönerek gözden kaybolmadan önce, arka koltukta oturan turistlerin korkudan büyümüş göllerini saniyelik de olsa görebildim. Çamur bulaşmış bedenimi düştüğüm çukurdan çıkarırken etrafa şüpheyle baktım. Arkamda kopan kahkahalar, atın yeni bir hız denemesine nasıl ikna edildiği konusunda beni aydınlattı. Işık huzmesinde ayırt edilemeyecek bir sis önümden akıp geçti. Onu avucuma aldım ve konuşmaya başladım.

Tortia! Hiç komik değil,’

Kahkaha tekrar çınladı ve güneyden gelme alımlı kadın kabarık etekleriyle önümde belirdi.

‘Yoo, bence komikti. Suratlarım görmedin mi?’ Zamanında benimkilerden daha mavi olan gözleri sevinçle parıldadı. Onlar artık üstümüzde dolaşan bulutların rengindeydiler.

Çizmelerimi silmek için çantamda mendil aradım. ‘Bunu artık yapmayacağını sanıyordum. Turistleri korkutursan, dalganı kiminle geçeceksin?’ Atlanta’nın, en az Savannah ve Charleston kadar at arabasıyla gezdirecek, tarihi mahallesi mevcutmuş gibi davranan az sayıda seyahat şirketi kalmıştı. Eğer Portia oyun oynamayı sürdürürse Coca Cola ve CNN Merkezi’ni içinde barındıran kentsel yayılmanın hayatta kalmasını sağlayan güney büyüsü de yitirilmiş olacaktı.

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club