Kayıp Kitap 397

Ağustos 1, 2011 Roman (Yerli), Şira Yayınları

TÜRKİYE VE İSRAİL’İN GİZLİ TARİHİ, GEÇMİŞİ VE GELECEĞİYLE “KAYIP KİTAP”TA…

PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK?…

GELECEKTEN GELEN ŞİFRE; 397

Yıl 2220…
Ak sakallı ihtiyar, 2010 yılında yazıldığını söylediği 397 kitabını açtı ve Şeyh Yahya Efendi’nin dervişlerine okumaya başladı. Dervişler dikkatle dinlediler. 1529 yılına döndüklerinde de bu kitabı Şeyhlerine anlattılar. Yahya Efendi, kitabın içinde kendisiyle ilgili bir bölümü görünce hayretle; “Ben bunu mu yazacağım?” diye sordu. Dervişler de ileride yaşanacaklardan biri olan bu olayı şöyle anlattılar:

Cihân padişahı Kanuni Sultan Süleyman, sütkardeşi olan Şeyh Yahyâ Efendi’ye bir hatt-ı şerîf gönderdi ve; “Ağabey! Sen ilâhî sırlara vâkıfsın, bilirsin. Kerem eyle de bize Osmanoğullarının akıbetinin ne olacağını haber ver. Nesli kesilip yok mu olacak? Yok olacaksa, bu hangi sebeptendir?” dedi. Hatt-ı şerîfi okuyan Yahyâ Efendi, kâğıdı kalemi eline aldı; “NEME GEREK” diye iri harflerle yazıp, Kanuni’ye gönderdi. Sultan, Yahya Efendi’den gelen mektubu okuduğunda hayretler içinde kaldı. Hiçbir şey anlamamıştı. Derhal bir kayık hazırlanmasını emretti ve bu bilmece sözün mânâsını anlamak için Beşiktaş’taki dergâha geldi. Yahyâ Efendi’yi görür görmez; “Ağabey! Ne olur gizlemeyip, sualime cevap veriniz. Biz de ona göre hareket edelim.” dedi…

HER ŞEY, OSMANLI’NIN EN PARLAK DÖNEMİNDE BAŞLADI. VE HÂLÂ DEVAM EDİYOR…

***

İnsanoğlunun serüvenini, gizemli kadim bilgiler ve kutsal emanetlerin izleri üzerinden sürerek, bu kitabımızda da araştırmaya devam ediyoruz. Ancak bu kez sunum tarzımız biraz farklı. Bulgularımızı bir kurgu geliştirerek sizlerle paylaşacağız.
Olaylar, Osmanlı’nın en gelişmiş sınırlara sahip bulunduğu Kanuni döneminde başlıyor. Yaşanmış gerçek bir olay etrafında kurguladığımız bir maceranın peşine takılarak geçmişten geleceğe, gelecekten günümüze bir yolculuk yapacağız.
Yuşa Tepesi’nin, Beşiktaş’taki üveysi şeyhi Yahya Efendi’nin gördüğü rüyalar üzerine keşfedilip, orada bir mezar bulunması, Topkapı Sarayı’ndaki Davud’un Kılıcı’nm, Kanuni’nin babası Yavuz Sultan Selim tarafından Mısır’dan getirilmesi, kılıcın kitabelerindeki yazılar… Görüldüğü gibi, bir kurgu etrafından anlatılıyor olsa da kurguyu besleyen bütün unsurlar gerçek olaylara ve gerçek kişilere dayanıyor.Müştak Baba’nın Süleymaniye kütüphanesinde bulunan 160 sayfalık divanı ve içindeki gizemli şiirler de gerçektir.
Macera’nın geçtiği 14. yüzyıl Osmanlı devletinin sosyal yaşamı, gerçeklere uygun olarak bitimlenmeye gayret edilmiş, çoğunlukla gerçek isimler kullanılmıştır.
Bir üveysi dergâhı Şeyhi olan Yahya Efendi de Kanuni Sultan Süleyman’ın sütkardeşidir ve gerçek bir şahsiyettir. Türbesi Beşiktaş’taki Çırağan Sarayı’nın hemen arkasındadır.
Kur’an ayetlerindeki hesaplamalar İle ortaya konulan bulguların, günümüze kadar olan bölümü tarihsel vakaların birebir tarihleriyle uyumludur, 1897 birinci Siyonist kongre, 1917 Balfour deklerasyonu, 1948 İsrail devletinin ilânı ve gerçek vakalar olarak ayetlerdeki ebced bulgularını destekliyorlar. Müştak Baba’nın, Cumhuriyet’in kuruluşu ve Ankara’nın başkent oluşuyla ilgili şiirindeki ebced buğularının yaşanmış gerçek olgularla birebir örtüştüğü de biliniyor. Hem ayetlerdeki hem de Müştak Efendi Divanı’ndaki geleceğe ait tarihler ve yorumlar İse naçizane bizim tahminlerimizdir. Doğru bir iz üzerinde olup olmadığımızı ise önce siz okuyucular takdir edecek, sonra da yaşamakta olduğumuz yıllar içinde hep birlikte görebileceğiz sanıyorum. İsrailogullarının kutsal sandığının izini süren birçok serbest araştırmacı var. Yuşa Tepesi de, kutsal sandık İle bağlantılı olması ihtimali bulunan mekânlardan birisidir. Bu nedenle ve benzeri daha birçok yer ile ilgili tahminler yürütülüyor. İslanbul içinde veya Türkiye’de daha birçok yer, yine “Kutsal Sandık” ile ilişkilendirilebiliyor.
Kurgudaki ana tema zaman içinde yapılan bir yolculukla gelecekten elde edilen bir kitap ve içindeki bilgilere dayanılarak hem Israiloğullarının kutsal sandığını araştırmak, hem de günümüz yakın geleceğine ait yaşanması muhtemel olan olaylara karşı bilgi sahibi olmaktır. Zaman içinde yolculuk, bilimsel bir durumdur. Einstein-Minowskİ denklemi eriyle isbat edilmiş bir zorunluluktur. Bu bakımdan kurgumuz bilimsel bir altyapıyla da destekleniyor.
Geleceğe ait yorumlarımızın ise hayali şeyler olmayıp, kutsal emanetlerde ki, ayetlerdeki, Müştak Efendi divanındaki ve Elmalılı Hamdi Yazır tefsirindeki bilgilere dayandırıldığını söyleyebiliriz. Kendimize ait hiçbir duyguyu ve isteği yorumlarımızın içine katmadan, faydalandığımız belgeler bizi nereye götürmüşse oraya gitmeye, saf gerçekleri bulmaya, ortaya koymaya gayret ettik. Ortaya konulan tahmin, araştırmalarımızın sonucunda ulaştığımız bir durumdur, bir sonuçtur. Bu sonuç kimilerinin beklediği gibi olur, kimileri İçinse olmaz. Biz bu sonuçlara ulaşabildik. Hiç eğip bükmedik. İsteyen bu konuları daha geniş araştırabilir. Bizim bulduğumuz şekilde, bir ana şablon üzerinde birbirini her yönüyle destekleyen ve bizim bulduğumuza hiç uymayan başka bilgiler de bulabilir. Böyle bir duruma en çok sevinen de yine bizler oluruz. Çünkü bulduğumuz şeyler, kısa bir gelecek için hiç de arzu edilen şeyler değil gibi görünüyor. 397, hem macera dolu, hem de gizemli bir kitap oldu. Beğeneceğinizi umuyorum.

SERHAT AHMET TAN

***

Hem kutsal kitaplarda hem de sayısız tarihsel kayıtta kendine yer bulmuş olan kadim bir “Gizem”… Binlerce yıldır insanları peşinden sürüklüyor. Kaşifler, bilginler, krallar, imparatorlar ve günümüzde ise önde gelen istihbarat örgütleri…
Çünkü ondaki gücü biliyorlar. Ona sahip olan ve onu doğru kullanmayı bilen dünyaya hükmeder, tıpkı Hz. Süleyman gibi. Ama M.Ö. VI. asrın Kudüs’ünde yaşanan o unutulmaz istiladan ve akabinde Kutsal Mabedin, Buhtunnasar tarafından yıkılmasından beri tüm aramalar sonuçsuz kaldı veya Öyle bilinmesi İstendi.
Onu gördüğünüzde bilin ki onun sahibi, dünyaya tekrar Hz. Süleyman gibi adaletle hükmetmek için gönderilen  “Kurtarıcı’dır.
Kur’an’daki adıyla “Tabut”, Tevrat’taki adıyla ise “Sandık (Ark)” Konstantin’in gizemli şehriyle beraber birçok kez anıldı. “İki Denizin Birleştiği” yerdeki şehir, bağrında ki sırları bir açıklasa… Ve bir ayna tutulsa geç mişe ve geleceğe aynı anda… Kim bilir neler anlatacak kulak kabartanlara. İşte, sevgili dostum Serhat Ahmet Tan bu romanda tam da bunu yapmayı deniyor. Az sonra okuyacağınız gibi “gerçekte” her şey Hz. Yuşa’nın, Yahya Efendi’yi rüyasında ziyaret etmesiyle başladı. 397′ye hoş geldiniz.

HAMZA YARDIMCIOĞLU
Araştırmacı Yazar

***

DEV DAĞI’NDAKİ DEV MEZAR.

Beşiktaş kıyısında, ağaçlar içindeki dergâhın sakinleri, o gün çok güzel bir bahar gününe uyandı. Dik bir yamacın üzerinde bulunan dergâhın denize bakan tarafında durup aşağı doğru baktığınızda, yemyeşil ağaçların, bakışlarınıza denizin maviliğine kadar eşlik ettiğine şahit olursunuz. İleri doğru baktığınızda ise Anadolu Hisarı’ndan, hatta güzel havalarda Beykoz’daki Dev Dağı’ndan Topkapı Sarayı’na kadar, dünyanın en eşsiz manzaralarından biriyle karşı karşıya kalırsınız. İşte her şey bu manzarada yer alan Yuşa Tepesi, Topkapı Sarayı  ve hemen arkanızdaki binadan meydana gelen üçgenin içinde başladı. Ve hâlâ da devam ediyor…

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Pomstore.net | Keşfet ve Satınal