Kelile ve Dimne | Beydeba | Biraz Oku Sonra Al

Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Debleşem Şah, hikmet tutkusuyla bir maceraya atılır. Düşünde gördüğü ışığı izler. Ay ışığının yıkadığı patikada uyurgezer gibi bir gerçeğin peşindedir. Gide gide gerçek bilginin ışığına ulaşır. Yaşlı bilge Beydeba beklemektedir orada. Ve günler, belkide gaftalar boyu süren söyleşiler sonunda yüzlerce öykü çıkar ortaya. O gün bugündür Kelile ve Dimne, yani fabl türünün en başarılı örneklerinden biri, bilgiye tutkun insanların elindedir.

***

İÇİNDEKİLER

Kalbi Uyaran Işık / 9
Arıların İlhamı /13
Bir Varmış Bir Yokmuş / 19
İki Güvercin Hikâyesi ya da Gezmenin Bedeli / 24
Çaresiz Deve / 29
Şahin Yavrusu /31
Açgözlü Kedi / 33
Hayalin Çizdiği Başarı / 35
Yavru Kaplan / 38

BİRİNCİ BÖLÜM

HAYALİMİZİN TAÇLANDIĞI GÖKYÜZÜ / 43
Arslan, Öküz ve Çakal / 43
İki Şehzade / 44
Şahin ile Kuzgun / 46
Yaramaz Fare ya da Hazıra Mal Dayanmaz Masalı / 49
Her İşe Karışan Maymun / 53
İki Arkadaş / 55
Şaşkın Tilki /61
Bir Derviş Masalı / 64
Serçe Kuşunun İntikamı / 69
Zulüm Bir Yaşama Biçimiyken Gün Gelir Ölümle Açılır Kapalı Gözler / 71
Tavşan ile Tilki / 73
Aldatan Tavşan /75
Üç Balık Masalı / 79
Şahin ile Horoz / 85
Bülbül ile Bağcı / 86
Acıklı Bir Deve Masalı / 89
Denize Meydan Okuyan Kuş / 94
Geveze Kurbağa Masalı / 95
Öğüt Dinlemeyen Kuş /100
Yalancının Mumu /102
Ayı ile Dost Olan Bahçıvan /105
Akıllı Tüccar / 108

İKİNCİ BÖLÜM

ZAMAN AYDINLIKTIR /113
Açgözlü Tilki Masalı /114
Sır Saklamayan Seyis /119
Gözünü Hırs Bürüyen Derviş Masalı /123
Kör Adam Masalı /126
Rûşen Damir Masalı /128
Ressamın Sevgi Oyunu / 131
Üç Kıskanç Adam Masalı /134
Bilgisiz Doktorun Sonu /137

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

HAYAT SEVGİDEN DOĞMUŞTUR /144
Gerçek Dostluk Eşsiz Bir Zenginliktir / 145
Bir Keklik Masalı / 150
Deveci ile Yılan / 152
Zeyrek’in Hayat Hikâyesi / 158
Açgözlü Kedi / 164
Akıllı Dost / 165

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

ZAMANLA BOZULUR KARA BÜYÜ, GERÇEK ÇIKAR ORTAYA TIPKI GÜN GİBİ /169
Kargalar ve Baykuşlar /170
Keşmir Şahı’nm Sırrı /173
Akıllı Tavşan Masalı /176
Beş Hileci Adam Masalı / 179
Hayırlı Hırsız /183
Ava Giden Avlanır! /184
Marangoz ve Karısı / 186
Maymunlar Padişahı’nm Veziri /187
Sabırlı Yılan / 193
Serçe ile Yılan / 195

BEŞİNCİ BÖLÜM

SEVMEK ZOR BİR ÇİÇEKTİR / 198
Maymunların Kralı ile Kurbağacık /199
Hayırlı Hırsız Masalı / 200

ALTINCI BÖLÜM

BOŞLUĞA ATILAN BİRKAÇ ADIM, GERÇEK ZEMİNE BASTIRIR AYAĞINI İNSANIN /210
Aceleci Derviş Masalı /210
Hülyalı Derviş Masalı /213
Aceleci Hükümdar Masalı /217

YEDİNCİ BÖLÜM 

VE, İLLÂ KANATLARI YÜREĞİMDE DOSTLARIM / 221
Kedi ile Fare / 222
Ölümün Pençesine Atılan Kadın Masalı / 224

SEKİZİNCİ BÖLÜM 

KÖRLERİN İHTİRASI YA DA İKİYÜZLÜLÜK / 228
Hind Padişahı ile Papağan / 229
Akıllı Dil Masalı / 231
Gül ile Annesi / 234
Padişahla Şarkıcı / 236
Derviş ile Kurt / 238
Çörekçi ile Arap / 239

DOKUZUNCU BÖLÜM 

BAĞIŞLAMAK BÜYÜKLÜKTÜR / 242
Arslan ile Çakal Masalı / 243
Açgözlü Sinekler / 248
Kıskanç Adam Masalı / 255

ONUNCU BÖLÜM 

HAYAT, KORKUDAN KURTULUNCA BAŞLAR/ 261
Arslan ile Karakulak Mabalı / 262
Zalim Oduncu Masalı / 266

ON BİRİNCİ BÖLÜM 

İŞİ GERÇEK SAHİBİNE VERMEK YA DA ADALETİN GÜZELLİĞİ / 270
Sınırı Aşan Derviş /271
Açgözlü Kuşun Hikâyesi / 272
Sakalını Yolduran Adam /275
Öykünmeci Karga /276

ON İKİNCİ BÖLÜM 

ACIMA, SINIRSIZ BİR GÜZELLİK DENİZİDİR / 279

Gönlü Yüce Padişah / 281

ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ZAMAN, HAYATIN ÇİLİNGİRİDİR / 295
İnsanlar Zulmeder, Kader Adalet Eder / 296

ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM 

KADER KONUŞUNCA GÜÇLÜ BİR SESLE, KUŞKUSUZ SUSARMIŞ İNSAN / 310
Sabırlı Şehzade /311

Kalbi Uyaran Işık

Yıllar boyu, halkını mutluluk içinde yönetmeyi başarmış her hükümdarın başucunu, hikmetli bir kitap süsler.

Bu, aydınlığın, insanı uyaran sesidir.

Işığıdır.

Değil mi ki, zaman da bir aydınlıktır.

Özünde ışıl ışıl şiirin belirdiği, hikmet dolu öğretici metinler, zamanın yıpratıcı etkisinden uzaktır. Bir bakıma, zamanın özetidir onlar. Gün olur, güzelliğini farkedenlerin elinde taçlanır. Gün gelir, çağının yalancı tanıklarının karanlığında gizlenir.

Kelile ve Dimne bu metinlerden biri.

Aslı, Sanskritçe.

Hayatı sisler içinde kalan bir Hind hükümdarı için yazılmış. Debşelem Şah.

Debşelem Şah, hikmet tutkusuyla, bir maceraya atılır. Düşünde gördüğü ışığı izler. Duygularının çizdiği ve ay ışığının yıkadığı patikada, uyurgezer gibi gerçeğin peşindedir.

Gide gide, gerçek bilginin kalbi uyaran ışığına ulaşır.

Yaşlı bilge Beydeba beklemektedir orada.

Kralı, yüzünden eksik olmayan sıcak gülümsemesiyle karşılar.

Ve günler, kimbilir belki de haftalar boyu süren söyleşiler sonunda yüzlerce öykü çıkar ortaya.

Hükümdar, ayrılırken filozofa unutulmaz bir armağan vermek ister.

Kanaatin zenginliğinde yaşayan bilge kabul etmez hiçbir armağanı.

Sadece, “bu söyleşimizi belgele” demekle yetinir.

O gündür bu gündür, Kelile ve Dimne, bilgiye tutkun insanların elindedir.

Fabl türünün en başarılı örneklerini buluruz onda. Arslan, Kaplan, Tilki, Çakal, Yılan, Tavşan, Kelebek, Güvercin, Keklik, Karga, Serçe, Fare, Kaplumbağa ve diğerleri… Birbiri içine gizlenmiş sonsuz güzellikteki öyküler, geniş bir coğrafyada, ilgi çekici ilişkileri ve olayları canlandırır. Uçarı bir hayâlin peşisıra biz de dolaşır dururuz. Sonuçta, aptal, kurnaz, saf veya talihsiz hayvanlar, unutamayacağımız bir ders verirler bize.

Kelile ve Dimne’nin Tibetçe dışında asıl metinden yapılmış çevirisi yok.

M. 9. yüzyılda İbn-i Mukaffa başarıyla çevirmiş Arapça’ya.

Daha sonra, İngilizce, Almanca, Latince, Farsça, Yunanca, İtalyanca, İspanyolca, Türkçe, İbranice, Danimarkaca, Felemenkçe, Fransızca gibi birçok doğu ve batı diline çevrilmiş.

Doğulu ve batılı bir çok hükümdar, Kelile ve Dimne’nin etkileyici üslubundan yararlanmış.

Paylaşılmayan sevgili gibi, herkesten gizlemişler onu. Yalnızca çocuklarına okutmuşlar.

Kelile ve Dimne, fabl ustası La Fontaine’e de esin kaynağı olmuş.

Zevkle okunan masallarındaki bazı öyküleri Kelile ve Dimne’den almış.

Türünün en başarılı örneği olan Mesnevi’sinde Mevlâna da aynı yola başvurmuş.

Herkesin kalbi gerçek için çarpar.

Vişnu mezhebine bağlı bir brehmen olan Beydeba, Hind Kralı Debşelem’i, akim mekanik alanından kalbin sınırsız alanına çekmişti.

Ve hep birlikte Kaf Dağı’na bir yolculuk yapmışlardı.

Arkada birbirinden güzel masallar bıraktılar.

Sadık Yalsızuçanlar

Masalın kanat çırptığı yere doğru..

Hindistan ülkesinin ünlü hükümdarı Debşelem Şah’m Bilge Beydeba’dan öğrendikleri.

Arıların İlhamı

Yüzyıllar önce Çin ülkesinde Hümayun Fal adında bir padişah yaşardı. Oldukça zengin bir halkı vardı. Yönetiminden herkes memnundu. Üzerine düşeni büyük bir dikkatle yapardı. Bilgindi.

Hümayun Fal’ın Haceste Ray isminde bir veziri vardı. Padişahına bağlılıkta eşine zor rastlanır bir vezirdi. Devlet yönetimini ilgilendiren konularda ilginç düşüncelere sahipti. Padişah, Haceste Ray’m görüşlerine çok önem verirdi. Karar verirken onun düşüncesini almayı ihmal etmezdi.

Günlerden bir gün Hümayun Fal ava çıkmak istedi.

Yanma Haceste Ray’ı da aldı.

Maiyetinde bir çok insanla ava çıktı.

Av isteği sönene kadar avlandı.

Yanındaki insanları geri gönderdi. Kendisi veziri Haceste Ray’la birlikte saraya dönecekti.

Hava sıcak mı sıcaktı.

Çöl sıcağı gibi. Bunaltıcıydı.

Haceste Ray,

– Bu sıcağa dayanmamız çok güç Padişahım, dedi. Güneş batıncaya dek bir gölgede dinlensek, ne dersiniz, sonra serinlikte saraya döneriz.

Padişah da sıcaktan bunalmıştı. Vezirin önerisini kabul etti.

Haceste Ray, Padişahı, bulundukları yere yakın bir dağa götürdü.

Dağ, yemyeşil bir ormanla çevriliydi. Ormanda bereketli bir fışkırmayla yükselen büyük ağaçlar, çevreyi yeşilliğe boğmuştu.

Kaim gövdeli bir ağacın yanında konakladılar. Kovuğunda bir arı yuvası vardı. Binlerce arı üşüşmüştü.

Padişah çok şaşırdı. Vezirinden bu hayvanların niçin kovuğa doluştuklarını sordu.

Vezir Haceste Ray,

– Bu hayvanlar toplu halde yaşarlar Padişahım, dedi, çok temizdirler. Yasub adında bir bey vardır, bütün arılar ona bağlıdır. Hiçbiri sözünden dışarı çıkmaz. Arı beyi, diğerlerine göre daha büyüktür. Ayrıca, topluluğun yönetiminde ona yardım eden pek çok arı vardır. Padişah gibidir o. Çevresinde vezirleri, komutanları, yardımcıları bulunur.

Padişah Hümayun Fal, vezirin anlattıklarını ilgiyle dinliyordu.

Vezir, konuşmasını şöyle sürdürdü:

– Arıların işlerini görürken ilginç bir yardımlaşma örneği sergilediklerini biliyoruz.

Bal için gerekli peteği kurarken, önce her deliği altı köşeden oluşan düzgün gümeçler yaparlar. Bu altıgen evcikleri balla doldururlar. Bal, çok şifalıdır. Arılar, çiçekten çiçeğe konarak toplarlar bu özü.

Padişah, arıların çalışkanlıklarını öğrenince çok şaşırmıştı.

Vezir Haceste Ray, daha ilgi çekici bir ayrıntıdan söz etti:

– İşin ilgi çekici bir yanı da, padişahım, arıların temiz olmaları. Doğrusu, bu kadar çok gezen hayvancıklar üzerlerinde en küçük bir pislik dahi taşımazlar. Şaşırtıcı bir şeydir bu. Zaten, ayağında veya kanadında bir pislikle dönen bir arı içeri hemen alınmaz. Kovanın girişinde bekçi arı bulunur. Sıkı bir temizlik kontrolü yapılır. Bal özü toplamaktan dönen her arıya bu inceleme uygulanır. Eğer yanında yabancı bir madde varsa içeri alınmaz.

– Allah Allah, dedi Padişah şaşkınlıkla.

– Ola ki, diye sürdürdü konuşmasını vezir, içeri üzerinde pislik olan bir arı yanlışlıkla girse, hemen belirlenir. Ve diğerlerine ibret olsun diye öldürülür. Bu emri de bey arı verir.

Padişah Hümayun Fal, kovandaki düzeni merak etmişti.

Vezir:

– İlk saltanat binasını kuran Cemşid’in arılardan esinlendiği söylenir, dedi.

Padişah, bunun üzerine kovanı incelemek istediğini söyledi. Arıların çalışmalarını görünce hayranlığı daha da arttı. İlginç olan bir başka konu daha vardı. Arıların hepsi silahlıydı. Yani iğneleri vardı. Fakat bunu birbirlerine karşı kullanmıyorlardı. Ancak, kovanın güvenliği için dışardan gelecek bir tehlikede kullanıyorlardı.

Padişah Hümâyun Fal, artık hayranlığını gizlemedi:

– Nasıl olur! dedi şaşkınlıkla, arılarda görülen bu düzen insanlarda yok. Asıl insanlarda olması gerekmez mi? Büyüğe saygı, küçüğe sevgi… Silahını toplumun huzuru için yabancı saldırılara karşı kullanmak… Evini temiz tutmak. Görevini kusursuz yerine getirmek. Arılarda görülüyor, fakat insanlar arasında önemli ölçüde yerleşmemiş bu kurallar!

Vezir Haceste Ray, Padişahın zihninde oluşan soruyu cevaplamaya çalıştı:

– Bu hayvanların hepsi aynı özellikte yaratılmıştır Padişahım, dedi; oysa insanların her biri farklı kişiliğe sahip. İlk insanın yaratıldığı balçıkta melek özelliği vardı. İnsanlar buna göre davransalardı, kimbilir belki de melekten üstün bir yaratık olurlardı. Fakat insanda bir de kötülük yanı var. Yani hem iyiliğe hem de kötülüğe eğilimli.

– İyiler her zaman daha az, diye Vezir’in sözlerine ekledi Padişah,

– Evet, dedi Vezir, sürekli iyilik yapan insanlar çok az.

Padişah bir süre düşünceye daldı. Vezir’in söyledikleri çok doğruydu.

– Madem, dedi Padişah, iyiler az, o halde yardımcı olmalıyız onlara. Kötülerden de uzak durmalıyız. Onlarla dost olmak, yılanlarla dost olmak kadar tehlikelidir.

Vezir Haceste Ray, Padişahın sözlerinde halktan uzaklaşmak düşüncesinin uzaktan uzağa kendisini gösterdiğini hissetti:

– Yüce ruhlu insanlarla görüşmek, onlardan yararlanmak iyidir, dedi. Bunun yanında, kötüleri de kendi başlarına bırakmamak gerek Padişahım. Özellikle bir padişahın halkından uzak durmaması çok önemli.

– Kuşkusuz, dedi Padişah.

Vezir devam etti:

– Kaldı ki insanın yalnız yaşaması da imkânsız. Birçok ihtiyacımız var. Yalnız yaşarsak bunlardan birini bile kendi başımıza karşılamamız güçtür.

Padişah, “Vezir çok doğru söylüyor” diye geçirdi akimdan.

Vezir Haceste Ray, sözünü ettiği konuya bir de örnek verdi:

– Sözgelimi, çiftçilik yapmak istiyoruz. Bunun için öncelikle bazı araçlara gerek duyarız. Bu aletleri yapmak için bir demirciye, bir marangoza başvurmamız gerekir. Ancak bundan sonra ekim ve hasat yapabiliriz. Yalnız yaşasak bütün bunları yapamayız.

– Çok doğru, dedi Padişah.

– Nitekim, diye sürdürdü konuşmasını Vezir; bir düşünür şöyle diyor: “Bir insanın bir lokma ekmek yiyebilmesi için bin kişinin çalışması gerekir.”

– Haklısın, dedi Padişah Vezir’e.

Padişah Hümayun Fal, farklı bir konuya girdi:

– İnsanlar, birbirinden apayrı kişilikte yaratılmıştır diyorsun. İnsanda hırs denilen bir duygu var. Gözü kolay kolay doymuyor. Bu durumda, daha fazlasını elde etmek için güçlüler zayıfları ezmez mi?

Vezir, Padişahın amacını kestirmişti:

– Padişahım, dedi; bunu önlemek, ancak adaletli bir yönetimle mümkün olur. Bunun için de öncelikle güçlü kanunlara ihtiyaç var.

Padişah, adaletin ne demek olduğunu biliyordu. Fakat, Vezir’in düşüncelerini kanatlandırmak için tekrar sordu:

– Peki bu kanunları nasıl gerçekleştireceğiz?

– İçinde yaşadığımız dünyaya bakınız. Her şey bir kurala bağlı. Hiçbir şey başıboş değil. En küçük varlıktan en büyük yaratığa kadar her şey bir düzen içinde. Yüce Yaratıcı evrenin işleyişini bazı yasalara bağlamış. Bununla da kalmamış insanların uyması gereken birçok kurallar koymuş. İnsanın mutlu olması bunlara uymasıyla mümkün.

– Bu kuralları nereden öğreniyoruz? diye sordu Padişah.

– Yüce Allah, dedi Vezir, elçileri aracılığıyla peygamberlerine bildiriyor. Onlar da bize duyuruyor.

– Peki, dedi Padişah, bu kanunların korunması nasıl gerçekleşecek?

– Toplumu yönetenler tarafından, dedi Vezir.

Padişah konuyu istediği noktaya getirmişti.

– Yöneticilerin ne gibi özelliklere sahip olması gerekir sence? diye sordu.

– Öncelikle bilgili olmaları gerek, dedi Vezir. Yetenekli insanları çevresine toplamalı. Onların düşüncelerinden yararlanmalı. Çıkarcı kişileri de yönetimden uzaklaştırmak gerekir.

– Çıkarcı kişiler mi? diye sordu Padişah.

– Evet, dedi vezir. Çıkarcılar. Sadece menfaatini düşünenler. Biliyorsunuz, saltanat güç demektir. Bunu elinde bulunduran bir insanın çevresinde çıkarcılar bulunur. Bunlar gerçekte olmamış şeyleri olmuş gibi padişaha bildirirler. Yalan söylerler. Çıkar sağlamak için yapmayacakları yoktur. Bazen padişah yanılabilir. Çevresindekilerin onu uyarması gerekir. Çıkar düşkünleri padişaha dalkavukluk yaparlar. Padişah onların yanıltmasıyla adaletsiz işler yapabilir.

— Çok doğru, dedi Padişah.

– Eğer padişah, diye sürdürdü konuşmasını Vezir, uyanık davranırsa, bu çıkarcıları yanından uzaklaştırabilir. Yalanla doğruyu ayırabilir. Böylece haksızlığı önlemiş olur.

Vezir Haceste Ray daha sonra Hindistan’ın ünlü padişahı Debşelem’i örnek verdi. Debşelem, filozof Beydeba’nm düşüncelerine çok önem vermişti. Ondan adaletli yönetime ilişkin bir çok şey öğrenmişti. Beydeba’nın yol göstericiliği padişahı başarılı kılmıştı. Ülkesi gelişmiş, halkı mutlu olmuştu.

Padişah Hümayun Fal, Debşelem ile Beydeba’nın öyküsünü çok merak etmişti.

Vezirine anlatması için emir verdi.

Vezir Haceste Ray, emir üzerine hikâyeyi anlatmaya başladı.

Bir Varmış Bir Yokmuş

Masalcı mavi kanatlı bir kuştur, dünyayı taşır kanatlarında

Vaktin birinde Hindistan ülkesinde Debşelem Şah adında bir hükümdar yaşardı.

Halkı ve ülkesi için çalışmayı çok severdi.

Gecesini gündüzüne katardı.

Bu yüzden ülkesi geliştikçe gelişmişti. Halkı da oldukça mutluydu.

Debşelem’in ilginç bir özelliği vardı. Çok çalışmanın yanısıra eğlenceden de çok hoşlanırdı.

Günlerden bir gün bir eğlence kurdurdu. Yediler, içtiler. Sofrada kuş sütü bile vardı.

Çalgıcılar türlü şarkılar çaldılar, söylediler. Padişah eğlence bittikten sonra bazı bilgin ve düşünürleri huzuruna çağırttı. Onlarla söyleşmek istedi.

Konu cömertliğin yararlarıydı.

Bilginler ve düşünürler eliaçık olmak gerektiğini savundular.

Bu konuda çok ileri gittiler. O denli övdüler ki cömerdi, padişah Debşelem heyecanlandı, bütün hâzinelerinin kapısını açtırdı.

Ne varsa hâzinesinde halka dağıttı.

Yoksullar zengin oldu. Zenginler daha da zenginleşti.

Ülkede bir tek yolsul kalmadı.

Padişah Debşelem o gece bir rüyâ gördü.

Düşünde nur yüzlü bir ihtiyar Debşelem’e şöyle diyordu:

– Ey yüce padişah! Hâzineni Allah yolunda halka dağıttın. Bundan Allah çok hoşnut kaldı. Ve seni ödüllendirecek. Sabah kalkar kalkmaz atma bin. Doğuya doğru git. Orada seni bir hazine bekliyor. Dünyanın bütün hâzinelerinden daha büyük bir armağandır bu sana.

Debşelem Şah sabah uyanır uyanmaz yola düştü.

Doğuya doğru yol almaYa başladı.

Günlerce at sürdü.

Sonunda yüce bir dağa kavuştu. Dağın eteğinde karanlık mı karanlık bir mağara gördü. Önünde güleç yüzlü, ak sakallı bir ihtiyar oturuyordu.

Debşelem, ihtiyarın yanma gitti. Halini hatırını sordu. Gönlünü sevindirdi. İhtiyar da Padişaha derin, anlamlı sözler söyledi.

Tatlı bir söyleşi başladı aralarında.

Debşelem Şah, hâzineyi unutmuştu. Ayrılmak üzereyken Yaşlı Bilge, Padişaha seslendi:

– Padişahım! Bu mağaranın çevresinde eşsiz bir hazine gizli. Benim dünya malında gözüm yok. Adamlarınıza emredin, hâzineyi buldurun.

Debşelem, ihtiyar bilgenin bu sözleri üzerine rüyasını anlattı.

İhtiyar Bilge’nin sözünü ettiği hazine, Debşelem’e düşünde vâdedilen hâzineydi.

Derhal adamlarına haber gönderdi. Geldiler, aramaya başladılar gömüyü.

Dört bir yandan kazıya başlandı. Günlerce sürdü kazı. Sonuçta altın, gümüş ve türlü mücevherlerden oluşan eşsiz bir hazine ortaya çıkarıldı.

En çok mücevher, mahzendeydi.

Mahzende ayrıca, değerli taşlarla süslü bir sandık da bulunmuştu. Sandığın çelikten bir kilidi vardı. Usta bir çilingir getirildi, sandık açıldı. Mahfaza içinde bir hokka çıktı. Hokkayı Padişah Debşelem’e verdiler. Padişah hokkayı açtı. İçinden beyaz renkte ipek bir levha çıktı. Levhada İbranice yazılar vardı. Padişah İbranice bilmiyordu, yazıda neler olduğunu ancak bir çevirmen bulunduktan sonra anlayabildiler. Tercümen levhadaki yazının anlamını şöyle özetledi:

“Ben, hükümdar Hoşing Cihâdâr’ım. Bu hâzineyi Hindistanlı büyük hükümdar Debşelem Ray için gömdürdüm. Ona hâzineye sahip olacağı düşünde bildirilecek. Hâzineyle birlikte ona bir de vasiyet bırakıyorum. Bu öğütleri dikkatle okusun. Mücevherlere kalbini bağlamasın.

Dünyada her şey gelip geçicidir. Üzerinde fena damgası olan hiçbir şeye bağlanmamak gerekir.

Bir gün insanı bırakır gider. O bizi bırakmadan biz kalbimizden onu söküp atmalıyız.

Bu vasiyetteki gerçeklere bağlananlar dünya durdukça saygıyla anılırlar.”

Vasiyetname on dört bölümden oluşuyordu. Debşelem ve çevresindekiler çevirmenin okuduklarını ilgiyle dinliyorlardı.

Birinci Bölüm

Bir padişah kendisine bağlı kimselerden birini çok fazla sevebilir. Ona çok güvenebilir. Bunu gören bazı kişiler rahatsız olabilirler. Padişahın o adama yakınlığını kıskanırlar. Sevgisini çok görürler. Ve o kişiyi padişaha kötülerler. Onun hakkında çeşitli yalanlar uydururlar. Böyle bir durumda padişah söylenenlere inanmamalıdır. Kişiliğini iyi tanıdığı, kendisine yakın hissettiği o adamı korumalıdır.

İkinci Bölüm

Bir padişah kötü niyetli insanlardan uzak durmalıdır. Yalancılarla düşüp kalkmamalıdır. İki yüzlüleri huzuruna almamalıdır. İnsanları birbirine düşürenlere fırsat vermemelidir. Çünkü bu huyları olan insanlar ortalığı karıştırmak için fırsat kollarlar. Yönetimde haksızlık yapılmasına neden olurlar.

Üçüncü Bölüm

Bir padişah çevresindeki adamlarının içi ile dışı bir olmalıdır. Birbirlerini gerçekten sevmelidir. Saymalıdır. Yoksa devlet yönetimi aksar. Toplumun huzuru için gerekli kararlar çıkmaz.

Dördüncü Bölüm

Bir padişahın, düşmanı yüzüne güldüğünde dikkatli olmalıdır. Bundan dolayı kendisini gurura kaptırmamalıdır. Daima uyanık bulunmalıdır. Eski düşman her zaman dost olmayabilir.

Beşinci Bölüm

Öyle şeyler vardır ki korunması elde edilmesinden daha güçtür. Bu yüzden kazanılan bir şeyin korunmasına daha çok önem verilmelidir. Önem verilmezse elden çıkar, gider.

Altıncı Bölüm

Yöneticiler, devlet işlerinde aceleci olmamalıdır. Karar verirken çok dikkatli davranmalıdır. Uzun süre düşünmeli, fakat çabuk karar verilmelidir.

Yedinci Bölüm

Bir padişahın düşmanları birbirleriyle anlaşabilir. Padişaha karşı ortak hareket edebilirler. Bu durumda padişah onlardan biriyle anlaşma yoluna gidebilir. Ona güleryüz gösterebilir. Bu, ona karşı alçalmak değildir. Düşmana karşı düşmanla anlaşmaktır.

Sekizinci Bölüm

Bir padişah kendisine kin besleyenlere karşı çok dikkatli olmalıdır. Onlara güvenmemelidir. Kin, girdiği kalpten kolay kolay çıkmaz.

Dokuzuncu Bölüm

Bir padişahın belki de en önemli özelliği acıma duygusuna sahip olmasıdır. Padişah adaletle davranmalıdır. Yönettiği insanların önemsiz, küçük suçlarını affetmelidir. Güleryüzle davranması, suçlunun onu bir daha işlememesini sağlayabilir.

Onuncu Bölüm

Bir kimsenin suçu olmadığı halde onu cezalandırmak doğru değildir. Gerçek bir yönetici başkasını zarara sokmak için cezalandırma yoluna gitmez. Ancak, başkalarına zarar veren bir suçluyu cezalandırır.

Onbirinci Bölüm

Bir padişah kendisine yakışmayan basit işlerle uğraşmamalıdır. Boş ve sonuçsuz işlere girmemelidir.

Onikinci Bölüm

Padişah, daima alçak gönüllü olmalıdır. İnsanlara karşı kendini beğenmişçesine davranmak doğru değildir. Hele başkalarını küçük görmek bir yöneticiye hiç yakışmaz.

Onüçüncü Bölüm

Hükümdara bağlı kişiler güvenilir olmalıdır. Bir yöneticinin çevresine kötü kişiler toplanırsa ülkenin yararına iş yapılmaz. Çıkarları için birbirleriyle kavga ederler. Kötülüklerin ardı arkası gelmez. Sonuçta ülke çok güçsüz düşer.

Ondördüncü Bölüm

Ümitsizlik ve karamsarlık bir hükümdar için çok zararlıdır. Çünkü o, birçok konuda halkına örnek olmak zorundadır. Hükümdar kararlı olmalıdır. Doğru bildiği yoldan ayrılmamalıdır.

Tercüman okumayı sürdürdü.

Padişah Debşelem ilgiyle dinliyordu.

Vasiyet, dinleyenleri çok etkilemişti.

Yazıyı çeviren adam, bu öğütlerin bir eki olduğunu söyledi.

Onu da dilimize çevir dediler.

Tercüman vasiyetin ekini de okudu:

– Bu öğütleri daha iyi anlatmak için ondört tane öykü vardır. Eğer hükümdar Debşelem onları da öğrenmek istiyorsa, Serendip Dağı’na gitmelidir.

Debşelem Şah:

– Çok ilginç, dedi.

Derin bir düşünceye daldı. Öğütler kendisini çok etkilemişti. Mağaradan çıkan hâzinenin hepsini halka dağıttı. Kendisine hiçbir şey kalmamıştı.

Serendip Dağı’nı düşünüyordu.

Levhada yazılanların ne anlama geldiğini tam olarak kavramayı çok istiyordu. O hikâyeler… Onları mutlaka öğrenmeliydi.

Yola çıkmak isteğini açıkladı.

Bu konuda vezirlerinin düşüncelerini öğrenmek istedi.

Onları çağırttı.

Düşüncelerini sordu. Vezirler, bu konuda karar verebilmek için bir gün süre istediler.

Padişah izin verdi.

Ertesi gün vezirler tekrar huzura geldiler. Başvezir söz aldı:

– Padişahım! dedi, vasiyetteki öğütleri daha iyi anlamak güzel bir şey. Bunun için de Serendip Dağı’na yolculuk yapmanız gerekecek. Çileli bir yolculuk olacak bu. Doğrusu gönlümüz razı değil.

Vezir konuşurken Padişahın zihninde hep Serendip Dağı vardı. O öyküleri öğrenmek istiyordu.

Başvezir ilginç bir öneride bulundu:

– Eğer uygun görürseniz, İki Güvercin hikâyesini size anlatayım. Konuyla ilgisi olduğunu sanıyorum.

Padişah, vezire öyküyü anlatması için izin verdi.

Başvezir iki güvercin hikâyesini anlatmaya başladı.

İki Güvercin Hikâyesi ya da Gezmenin Bedeli

Vaktin birinde bir ülkede iki güvercin vardı. Yuvalarında güven içinde yaşıyorlardı. Birinin adı Bâzende, diğerininki Nevâzende’ydi.

Yuvaları o kadar güvenliydi ki, doğrusu oradan ayrılmayı düşünmek düpedüz aptallık olurdu. Buna rağmen Bâzende’nin içine bir gün gezme arzusu düştü. Nevâzende’ye bu isteğini açtı:

– Sevgili arkadaşım, daha ne zamana kadar yuvamızda oturup duracağız. Ben uzak ülkeleri, masmavi denizleri çok merak ediyorum. Gezip tozmak istiyorum. Bilgimi, görgümü artırmak niyetim-deyim. Ne dersin?

Nevâzende, onun bu düşüncesini kaygıyla karşıladı:

– Güzel, dedi, gezmek, değişik yerler görmek çok güzel. Fakat tehlikelerden emin olamazsın. Bir fırtına, bir rüzgâr, yırtıcı bir hayvan… Bütün bunlar olmasa…

Bâzende, söze girdi hemen,

– Doğru, haklısın, ben de o tehlikeleri hesaba katmıyor değilim. Fakat sıkıntı çekmeden rahata kavuşulmaz. Yolda çekeceğim çilelere karşı bilgimi, görgümü artıracağım.

Nevâzende, arkadaşının kararının kesin olduğunu gördü:

– Yine de gel şu düşünceden vazgeç dostum, dedi. Yanında yakınların olsa neyse. Böyle yalnız başına tehlikelere nasıl göğüs gerebilirsin? Boşver! Vazgeç bu sevdadan. Yuvamızda mutluyuz. Bunu bozmayalım.

Nevâzende’nin öğütleri Bâzende’yi bir türlü etkilemedi. O, kararlıydı. Her türlü tehlikeye rağmen gezme düşüncesinden vazgeçemiyordu. Kararını kesin vermişti. Uçacaktı.

Uzak ülkelere gidecekti.

Sonunda hazırlığını yaptı, Bâzende.

Arkadaşıyla vedalaştı.

Yuvadan havalandı. Yükseklere doğru kanat çırptı.

Ufukta kayboldu.

Nice denizler aştı. Nice dağlar dolaştı.

Günlerce yol aldı.

Havada süzülürken ayaklar altında kayan güzelliği zevkle seyrediyordu.

Günlerce kanat çırptı.

Fakat keyfi o kadar yerindeydi ki, yorgun oluşu aklının ucundan geçmiyordu.

Günler günleri kovaladı.

Bâzende, arada bir dinlenerek sürekli uçtu. Sürekli yol aldı.

Bir gün yüce mi yüce bir dağın doruğuna ulaştı. Cennet gibi bir yerdi burası. Zümrüt gibi yemyeşildi. Ağaçlar, çiçekler, aşağıda akarsular, dereler… Mis gibi bir koku vardı. Şırıl şırıl sular akıyordu.

Bir süre dinlenmek istedi. Hem bu cennet güzelliği de seyredecekti.

Fakat birden büyü bozuldu.

Sessizliğin ortasına bir fırtına düştü.

Kuvvetli bir rüzgâr sanki sessizliği yırtar gibi esiyordu. Gökyüzünü yağmur bulutları doldurdu bir anda. Ortalık kararıverdi. Şimşekler çakmaya yıldırımlar düşmeye başladı.

Bâzende neye uğradığını şaşırmıştı.

Fırtına sağnak bir yağmurla sürdü gitti.

Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında zavallı Bâzende sığınacak doğru dürüst bir yer bulamadı.

Hele şimşek ve yıldırım gürültüsü! Onu en çok korkutan buydu.

Bâzende yağmur altında sırılsıklam olmuştu. Üşüyordu. Fırtınaya karşı uçmaya çalışmış, çok yorgun düşmüştü. Kanatlarını kaldıramaz bir haldeydi.

Fırtına biraz yavaşladığında kalın gövdeli bir ağacın kovuğuna sığındı. Bir an sevgili arkadaşı Nevâzende ve yuvası akima geldi. Sessizce iç geçirdi. “Ah!” diye inledi, “İnsanın kendi yuvası gibi var mı?” Şimdi yuvasında olsaydı! Kendisini güvende hissedecekti.

Bâzende, gurbete çıkmanın ilk pişmanlığını duyuyordu.

Neden sonra fırtına dindi.

Sabaha doğru artık hava normale döndü. Güneş açtı. Tekrar zümrüt güzellik ortaya çıktı. Çiçekler gülüşmeye, böcekler ötüşmeye başladı. Kelebekler kesik, zarif danslarıyla zümrüt güzelliği süslediler. Kuşlar şarkılar söylemeye başladılar.

Bâzende sığındığı kovuktan çıktı.

Kendisini müthiş yorgun hissediyordu.

Çaresiz, uçmalıydı.

Tekrar havalandı.

Öğleye dek uçtu Bâzende. Yine halsizleşmişti. Güneş de iyice yükselmişti.

Bir de ne görsün. Aman Allah’ım! Koskocaman bir şahin! Büyük bir iştahla üzerine doğru gelmiyor mu? Şahinin heybetinden çok korktu Bâzende. Neydi bu başına gelen. Korkudan gözleri karardı. Başı dönmeye başladı. Kulakları uğulduyordu. Kanatlarında artık güç kalmamıştı.

Ölümün yaklaştığını hissetti. Şahin hızla üzerine geliyordu. Bâzende’nin gözünün önüne yuvası ve arkadaşı geldi. Bu tehlikeyi de atlatırsa hemen yuvasına dönecekti.

Şaşılacak bir şey oldu bu sıra. Kocaman bir tavşancıl kuşu ortaya çıktı. O da şahin gibi Bâzende’yi gözüne kestirmişti. Üzerine doğru geliyordu.

Şahinle tavşancıl avı paylaşmaya yanaşmadılar anlaşılan ve birbirlerine düştüler. Aralarında amansız bir dövüş başladı. Bâzende kavgadan yararlanarak oradan uzaklaştı.

Kuytu bir yere sığındı. Korkudan tir tir titriyordu zavallı güvercin. Kalbi duracakmış gibiydi.

Sabaha dek orada sessizce bekledi Bâzende.

Sabahın diri ışıklarıyla çıktı gizlendiği yerden, tabiiat cıvıl cıvıldı. Her şey tatlı bir güzellik içindeydi.

“Kelile ve Dimne” için 4 cevap

    1. Hasan Merhaba, Birazoku’da bulunan kitaplar belirtilen yayınevinin baskısı ile birebirdir ve ISBN numarası ile bu kontrol edilebilir. Kitabın içeriği ile ilgili sorumluluk yayınevine ve/veya yazara aittir.

  • Kitap AdıKelile ve Dimne
  • Sayfa Sayısı305
  • YazarBeydeba
  • ISBN9789756870617
  • Boyutlar, Kapak13,5 X 19,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviAntik Yayınları / 2010-9

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları

Bere Kafalar'ın Macelarını Kaçırmayın!

Çocuklar için şiddet, argo, küfür ve zararlı içerik barındırmayan eğlenceli videolar yapmaya söz verdik.



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur