Kiralık Tabanca

Ağustos 6, 2010 Everest Yayınları, Roman (Yabancı)

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Raven, hayatını çirkin işlere adamış çirkin bir adam, bir kiralık katildir. Savunma bakanını (ve sekreterini) vahşice katletmesi üzerine tüm Avrupa birbirine girer. Sokaklar eski savaşların hayaletleri, her an çıkabilecek yeni bir savaşın korkusu ile dolarken, Raven ise sadece emirleri takip etmiştir; yol açtığı karmaşıklığı bilmez, umursamaz.

Ancak bu katliamının karşılığı çalıntı banknotlarla ödenince işler değişir. Aldatılmayı kendine yediremeyen Raven, gizemli işverenin kimliğini açığa çıkartmaya karar verir.

Önde, kafası şekerleme ve genç kadınlardan başka bir şeye çalışmayan şişko bir arabulucu; ortada, iz sürerken izinin sürülmesini engellemeye çalışan Raven; arkada, bir katil yerine sahte bir hırsız arayan genç bir polis. Ve tabii herkeste arzu uyandırarak bu kovalamacaya heyecan katan bir femme fatale.

Kiralık Tabanca kimin elinde patlayacak?

“Çalşma odasının kapısını açtı. Kapıyla birlikte kadının cansız bedenini de itmek zorunda kaldı. Ölü gibi görünüyordu, yine de emin olmak için tabancasını kadının gözüne dokunacak kadar yaklaştırdı.

Artık oradan kaybolma zamanı gelmişti. Tabancayı da yanına aldı.”

Graham Greene

I

Cinayet, Raven için pek bir şey ifade etmiyordu. Sadece yeni bir iş anlamına geliyordu. Dikkatli olması ve kalasını kullanması gerekiyordu. Bu işin nefretle de ilgisi yoktu. Bakanı hayatında bir kere görmüştü. Onda da adam hafif ışıklandırılmış yılbaşı ağaçlarının arasından yeni tapu kadastro binasına yürürken parmakla gösterilince Raven uzaktan şöyle bir bakmıştı. Bakan yaşlı, pek arkadaşı olmayan, pasaklı bir adamdı, insanları sevdiğini söylerlerdi.

Raven geniş Continental Caddesi’nde yürürken soğuk rüzgâr suratım yalıyordu. Böylelikle paltosunun yakasını ağzının üzerine kaldırmak için iyi bir mazereti olmuştu. Onun mesleğini yapan biri için tavşan dudaklı olmak önemli bir zorluktu. Küçükken kötü bir biçimde dikilen üst dudağı yarık kalmıştı. Böylesine kolay eşkali olan bir kiralık katil pek tabii ki çok daha acımasız yöntemlere başvurmak zorunda kalıyordu. Daha i!k işinden bu yana tüm tanıkları ortadan kaldırmak Raven için bir zorunluluk haline gelmişti.

Elindeki evrak çantasıyla işinden eve dönen sıradan genç bir adamdı. Koyu renk paltosuyla ruhani bir havası vardı. Sokakta kendisi gibi yüzlerce insanın arasında güvenli adımlarla ilerliyordu. Yeni çöken akşamın loşluğunda ışıklarını yakmış bir tramvay geçip gitti. Raven tramvaya binmedi. İnsan onun parasını idareli kullanan, ev bark sahibi, hatta belki de sevgilisiyle buluşmaya giden bir delikanlı olduğunu düşünebilirdi.

Aslında Raven’ın hayatı boyunca hiç sevgilisi olmamıştı. Bunun sebebi tavşan dudaklı oluşuydu. Bunun ne denli itici bulunduğunu henüz çok erken yaşlarda öğrenmişti Gri, yüksek binalardan birine girip merdivenleri tırmanmaya başladı. Hayatın sillesini yemiş gibi acı ve sert bir duruşu vardı

En üst kattaki dairenin önünde durup çantasını yere koydu ve eldivenlerini giydi. Cebinden bir kerpeten çıkararak kapının üzerinden çıkıp asansöre doğru gittiği yerden telefon kablosunu kesti. Sonra zili çaldı.

Bakan’ı yalnız yakalamayı umuyordu. Üst kattaki bu küçük daire bu komünistin eviydi. Yalnız başına, mütevazı bir hayat sürüyordu ve Raven, sekreterin her gün altı buçukta ayrıldığını öğrenmişti. Çalışanlarına karşı duyarlı bir adamdı. Ama Raven bir dakika erken gelmiş, Bakan’sa yarım saat gecikmişti. Kapıyı bir kadın açtı, burnunda kelebek gözlüğü ve ağzında birkaç altın dişi olan yaşlıca bir kadındı bu. Başında şapkası vardı ve hırkasını koluna asmıştı. Tam gitmek üzereyken tutulduğu için huysuzlanmış gibi bir hali vardı. Raven’ın ağzını açmasına dahi izin vermeden Almanta olarak lafı yapıştırdı: “Bakan’ın şu an işi var.”

Adam öldürmeyi pek önemsediği için değil ama ^verenlerinin talimatlarına aykırı bir davranışta bulunmayı istemediğinden dolayı Raven bu kadını es geçmek istiyordu. Sessizce elindeki takdim mektubunu kadına gösterdi. Tavsan dudağını görmedikçe ya da yabana aksanını duymadıkça kadın güvendeydi. Kadın sert bir hareketle mektubu alıp kelebek gözlüğüne yakın bit yerde tuttu. Raven şanslıydı; demek ki kadın uzağı göremiyordu. “Bir yere gitmeyin,” dedi ve arkasını dönüp koridora daldı. Raven, kadının sesindeki o onaylamayan, resmi tonu hissedebiliyordu. Sonra geri döndü ve “Bakan sizinle görüşecek. Lütfen beni takip edin,” dedi. Kadının lisanını anlamıyorsa da hareketlerinden ne söylemeye çalıştığını anlayabilmişti

Raven’ın gözleri küçük gizli kameralar gibi odadaki her ayrıntıyı anında kaydetti: Çalışma masası, rahat bir koltuk, duvardaki harita, arka taraftaki yatak odasına giden bir kapı, yılbaşı süsleri içindeki parlak, soğuk caddeye hakan bir pencere Odadaki tek ısıtma küçük bir gaz ocağıydı ve şu an üzerinde bir tencere kaynamaktaydı. Masanın üzerindeki mutfak çalar saati tam yediyi gösteriyordu. Bir ses, “Kıtıma, bir yumurta daha at,” dedi ve Bakan yatak odasından çıkageldi. Üstünü basını düzeltmeye yeltenmiş ama pantolonun üze tindeki külü silkmeyi unutmuştu, ayak parmaklarına da mürekkep bulaşmıştı. Sekreteri masanın çekmecelerinden birinden bir yumurta daha aldı. “Unutmadan Biraz da tuhaftı ver,” dedi Bakan. Sonra yavaş bir İngilizceyle “Tuz kabuğun çatlamasını engeller. Otur dostum. Evindeymiş gibi… Emma, sen de çıkabilirsin,” diye açıkladı.

Raven oturup gözlerini Hakan’ın göğsüne dikti. Çalar saate göre kadına burayı terk etmesi için tam üç dakika renyorum, diye düşündü. Gözlerini Hakan’ın göğsünden ayırmadı. Kar/unu tam/uraya akarım. Sonra yakasını düşürdü ve dudağındaki yara izi onaya çıkınca yaşlı adamın nasıl da bakışlarını kaçırdığını görerek öfkeyle doldu.

“Yıllar var ki ondan hiç haber almadım,’* dedi Bakan. “Ama onu hiç unutmadım, hiç. İçerde bir fotoğrafı var, size gösterebilirim. Eski bir dostu düşünmesi ne büyük bir incelik. Hem de pek zengin ve güçlü bir adam olarak da alçakgönüllüce. Geri döndüğünüzde ona bir sorun acaba şeyi anımsar mı…” Bir yerlerde bir zil deliler gibi çalmaya başladı.

Telefon. Ama kabloyu kestim. Sinirleri alt üst olmuştu. Ama tüm gürültüyü yapan sadece masanın üzerinde zangırdayıp duran çatar saatin ziliydi. Bakan zili durdurdu. “Yumurtalardan biri kaynadı,” dedi ve tencerenin üzerine eğildi. Raven evrak çantasını açtı. Susturuculu otomatik silahı kapağa sabitlenmişti. “Zil sizi irkiltti galiba, özür dilerim. Ama anlarsınız ya, ben yumurtalarımı tam olarak dört dakika kay namış severim,” dedi Bakan.

Koridorda ayak sesleri yankılandı. Kapı açıldı. Raven otur duğu yerde öfkeyle fir dönerken tavşan dudağı kabak gibi meydana çıktı. Gelen sekreterdi. Atlattım, ne biçim bir ev halkı bu. İnsana isini adam gibi yaptırmıyorlar. Dudağını unut muştu, kızgındı ve içi sıkılmıştı. Aşın resmi ve işgüzar bir tavırla içeri dalan kadının ağzındaki altın dişler parlıyordu. “Tam çıkıyordum ki telefonun çaldığını duydum,” dedi ve hafifçe kaşlarını çattı. Raven, dudağındaki kusuru gördüğün de beceriksiz ve samimiyetsiz bir nezaket gösterisi olarak kafasını çevirdiğini fark etmekten kendini alamadı. Bu davranışıyla kendi fermanını imzalamış oldu. Raven tabancasını çantadan alıp Bakan’ı sırtından iki kurşunla vurdu.

Bakan gaz ocağının üstüne düşünce tencere devrildi ve yumurtalar yerlere saçıldı. Raven Bakan’ı bir kez de kafasın dan vurdu. Sağlama almak için masanın üzerinden karşıya eğilip kurşunu tam ense köküne isabet ettirmişti. Adamın kafatası bir taş bebek kafası gibi açıldı. Sonra Raven sekretere döndü. Kadının ağzından yalnızca bir inilti döküldü. Yas lı ağzı salyalarını bile tutamayacak hak gelmişti. Raven kadının merhamet dilediğini sandı. Tetiği bir kez daha çekti. Kadın sanki bir hayvan taralından tepilmişçesine sendeledi. Raven atışını yanlış hesaplamıştı. Kadının üzerindeki modası geçmiş kıyafet, gövdesini sarıp sarmalayan gereksiz kumaş kütleleri hedefini şaşırtmış olmalıydı. Ayrıca kadın dayanıklıydı, öyle dayanıklıydı ki Raven gözlerine manamıyordu. Tekrar ateş edemeden dışarı çıkıp arkasından da kapıyı çarpmıştı bile.

Ne var ki kilitleyememişti, Kilit Raven’ın bulunduğu ta raftaydı. Raven kolu tutup çevirdi ve ileri itti ama yaşlı kadın şaşırtıcı derecede güçlü çıkmıştı. Sadece birkaç santim açılmıştı kapı ve kadın feryat figan Raven’ın anlamadığı bir keli meyi haykırıyordu.

Kaybedilecek hiç vakit yoktu. Raven hemen kapıdan uzaklaşıp ahşabın arkasından iki el ateş etti Kelebek gözlüğün yere düşüp kırıldığını duydu. Kadın bir kez daha haykır di ve sonra sustu. Dışarıda bir ses sanki hıçkırıyor gibiydi. Yaralanmış gövdesine alabildiği son nefeslerdi bunlar Raven tatmin olmuştu. Tekrar Bakan’a döndü.

Bırakması emredilen bir ipucu vardı. Bir tanesini de orta dan kaldırması gerekiyordu. Takdim mektubu çalışma masa sının üzerinde duruyordu. Alıp cebine koydu ve Hakan’ın katılaşmış parmaklarının arasına da bir kâğıt parçası sıkıştırdı Raven pek meraklı bir adam sayılmazdı. Mektubun başlangıcına sadece şöyle bir bakıvermiş, alttaki rumuzdan da bir şey anlamamıştı. Güvenilir bir adamdı. Şimdi de o küçük, bom boş odada durmuş; etrafta bir kanıt bırakıp bırakmadığına bakıyordu. Bavulu ve tabancayı arkasında bırakması gerekiyordu  Yapması gereken şey çok kolaydı.

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club