Kırmızı Minare

Eylül 29, 2009 Aktüel Siyaset, Güncel Sorunlar, MANA YAYINLARI, Siyasal Yazılar-Tezler

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

getimageV3.asp

Bu kitap, sadece İbrahim Guşe’nin soyut bir hayat hikayesi değil; aynı zamanda Filistin ve Ürdün İhvanı’nın 50 yıllık tecrübesinin canlı tanıklığıdır.

1991-1999 yılları arasında Hamas’ın resmi sözcülüğünü yapan İ.Guşe’nin bu hatıratı, zengin bir döküman ve ilk kez yayınlanacak bilgiler sunmaktadır. Zira o, Hamas’ın özellikle kuruluşunu takiben ilk 12 yılda aldığı siyasi kararlarda rol almış biridir.

Üstat Guşe’nin hatıraları, çok açık ve nettir; birçok konuda Hamas’ın bakışaçısını yansıtır; araştırmacılar arasındaki özellikle Aksa İntifadası öncesine dair birçok tartışmaya açıklık kazandırır.

Kesinlikle diyebiliriz ki; bu kitap, Filistin araştırmalarını önemseyen ve çağdaş Filistin sorunuyla ilgilenen araştırmacıların ilgisiz kalamayacağı bir kitaptır.

Filistin ekseninde, bölgedeki hareketleri, cemaatleri ve gelişmeleri tanımak isteyen herkesin başvuru kaynağı ve cep kitabı niteliğindedir.

Sunuş
Yetmiş yaşını geçmiş olmama rağmen bu kitabı tamamlamamı sağlayan Rabbime hamdolsun. Verdiği nimetlerden dolayı Rabbe ne kadar şükretsem azdır. Onun nimetiyle; iman nuru, Kur’an’ın bereketi ve insan fıtratına uygun olan hayatı en güzel şekilde yaşayan, dünya hayatını bir ağacın gölgesi altında dinlenmeye benzetip hayatına bu doğrultuda yön veren Rasûlullah (sav)’e tabi olmanın şerefine ulaştım. Rabbimden dileğim: hiçbir gölgenin olmadığı bir günde beni kendi gölgesiyle gölgelendirmesidir.
Bu kitabı. İsra ve Miraç topraklarını savunmak adına mücadele eden. bu uğurda hayatlarını feda etmekten kaçınmayan şehitlere hediye ediyorum. Allah’tan dileğim beni onlara katmasıdır. Şüphesiz Allah çokça duyan ve kullarının duasını çokça kabul edendir.
Aynı şekilde bu kitabı, kendisiyle beraber çalıştığım ve kendilerini Allah rızası İçin sevdiğim dava arkadaşlarıma hediye ediyorum. Onlar Filistin’i özgürlüğüne kavuşturmak. Rabbani bir hayat düzeni kurmak için var güçleriyle çalıştılar ve çalışmaya devam etmektedirler. Onların hedefi, yıllarca süren zulüm ve fesat düzeninden sonra bu diyarlarda toplumsal adaleti, hürriyeti ve insana saygıyı gerçekleştirmektir.
Yine bu kitabı aileme hediye ediyorum. Tehlike, hapis, sürgün, göz altıları vb. tüm sıkıntılarda değerli eşim her zaman yanımda durdu. Aynı şekilde değerli çocuklarım, tüm sıkıntılara benimle beraber katlandılar. Allah onlardan razı olsun, onları bu dünyada ve ahirette mükâfatlandırsın. Ayrıca bu biyografiyi yazma konusunda beni teşvik eden, hazırlanma aşamasında yardımlarını esirgemeyen tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim.
Bu kitap, dünyaya gözlerimi açtığım günden beri yaşadığım ve gördüğüm gerçekleri anlatmaktadır. Ben gözlerimi Küdüs’de Kırmızı Minare’nin yanında olan Sa’diye mahallesinde açtım. Kırmızı Minare küçükken görebildiğim en yüksek şeydi. Arkadaşlarımla oynamayı çok sevdiğim çocukluğumun o güzel günlerini, ilkokulu, ortaokulu ve liseyi, Kudüs’ün bu güzel yerinde geçirdim. Daha sonra altı yıllık bir süre için Mısır’a giderek orada çok sevdiğim Mühendislik mesleğini okudum. Otuz yılımı Ürdün’de bu mesleği icra ederek geçirdim. Bu süreç içinde Gavr barajı, Halid b. Velid Barajı, Kral Tellâl Barajı gibi büyük projelerde çalıştım. Bunlar Ürdün’deki en büyük projelerdendi. Daha sonra özel alana geçerek ev, bina, mescid. fabrika, okul gibi inşaatların yapımında işimi severek, ihlâsla çalıştım.
Mühendis Odası birliğine gelince; orada çok sevdiğim değerli arkadaşlarımla çalıştığım için gurur duyuyorum. Mühendis Odası gerçekten çok güzel bir çalışmaydı; bu sayede hayır kapılan on binlerce mühendise açıldı. Orada insanlarla birlikte güzel şeyler yapmanın hazzını aldım. Böyle güzel bir çalışmanın, İfade özgürlüğünün, Ürdün’de ve tüm İslam dünyasında yayılın asrı çok isterim.
Ürdün’ün birçok yerinde özellikle orta ve güney tarafında çalıştım. Oranın dağlarını, vadilerini tanıdım, orada yürüdüm. Tertemiz olduğu dönemlerde Zerkâ ve Yermuk sularından içtim. Bununla birlikte o diyarlarda zulüm, haksızlık gördüm ve bunun tek sebebi, Ürdün’ü, anavatanım Filistin’i çokça sevmem, mübarek toprakları işgal eden zalim Siyonistlerden nefret etmemdi. Umarım Allah, ölmeden önce bana o kutsal diyarda bir daha namaz kılmayı nasip eder. Ben o diyarları kırk yıl önce terk ettim ve bir daha da geri dönemedim, ben gidemesem bile umarım bir gün çocuklarımdan veya torunlarımdan biri oraya gider ve bu son dileğimi yerine getirebilme olanağına sahip olurlar.

Birinci Bölüm Doğumdan 1948 Yılına Kadar Çocukluk Hatıraları
Dünyaya Gelip Büyüdüğüm O Güzel Diyar

Kudüs şehrinin tarihi altı bin yıl öncesine kadar uzanır. Onun yerlileri Araplardır. Ömer (r.a) onu M.7. yüzyılda fethedip özgürlüğüne kavuşturduktan sonra, Hıristiyanlarla anlaşma yaparak orada güven içinde kalmalarını sağladığı gibi, mukaddesatlarını da güvence altına aldı. Ömer (ra)’ın. Hıristiyanların Doğuş Kilisesinde sadece onların ibadethanelerini güvence altına almak adına namaz kılmamaya özen göstermesi bilinen meşhur bir olaydır. Ömer (ra| bu kilisede namaz kılmak yerine bugün Ömer b. Hattab Mescidi olarak meşhur olan ve Doğuş Kilisesine yüz metre mesafedeki bir yerde namaz kıldı. Hıristiyanlarla yapılan antlaşmanın maddelerinden biri de Yahudilerin hiçbir şekilde Kudüs’te kalmamasıydı ve bu karar bilfiil gerçekleştirildi.
Demin işaret ettiğimiz gibi Kudüs şehri her şeyden önce çok eski bir şehirdir. Kudüs’ün birçok kapısı var. Bunların en önemlileri şunlardır; Babu Amüd, Babu Cedid. Babu Halil, Babu Meğâribe (Siyonistler şu an 2007 bu kapının altından kazılar yapmaktadır), Babu Esbât (1967′de İshak Rabbin ve Mose Dayan bu kapıdan girmiş, buradan Burak kapısına yönelmişlerdi), Babu Sahir, Kudüs’ün kuzey tarafına düşmektedir. Tüm bu kapılar, Kanuni Sultan Süleyman’ın on altıncı yüzyılın ortalarında yaptırdığı duvarda bulunmaktadır.
Babu Sahira’dan girip sağ taraftaki merdivenden tırmandığınızda Hintlilerin olduğu bölgeye gelirsiniz. Orası Kudüs’ü ziyaret etmek için gelen Hintlilerin barındığı bir yerdi. Oradan Sa’diye mahallesine inersiniz. Sa’diye mahallesi benim ve dedelerimin doğup büyüdüğü yerdir. Yolda ilerlerken yolun sağ tarafında Sa’diye spor sahası bulunmaktadır; orası daha önceleri çocukların oyun alanıydı. Oradan güney’e yöneldiğinizde yolun sonunda Mescid i Aks a’ya varırsınız. Yolda birkaç evi geçtikten sonra Semâ] amcanın bakkalına varırsınız. Bakkalın yanında bir fırın ve fırının hemen karşısında bir çeşme bulunmaktadır. Küçükken o çeşmeden su alır eve taşırdık. Oradan güneye doğru devam ettiğinizde sağ tarafta bir merdivene varırsınız. Merdivenin hemen solunda Kırmızı Minare adında bir minare bulunmaktadır. Minarenin yanında ufak bir cami ve caminin sağında Hıristiyanlara ait bir manastır bulunmaktadır. Yolun üzerinde Kirşânî bahçesi adında ufak bir bahçe var. O bahçede bilye oynamayı çok severdik. Yola devam ederken önünüze taş bir köprü çıkar, köprünün alt tarafında ufak bir alan gözünüze çarpar. Bu alanda birkaç tane ev bulunmaktadır. Sağdaki ilk ev Hacı Munîb’in evidir. Hacı Munîb, Küdüs’de çok iyi kahve yapmakla meşhur bir adamdır. Ondan sonraki ikinci ev dedelerimin yaşadığı yer olan Güşe  ailesinin evidir. Son dedemin ismi Şehâde Güşe’dir. Evimizin karşısında Zabıt Necm’in evi bulunmaktadır. Sol tarafımızda İse Kurseh ailesinin evi yer almaktadır.
Bunlar çocukluk döneminden aklıma ilk anda gelen manzaralardır. Benim İçinde dünyaya geldiğim evde, daha önceleri dedem, babam ve kardeşleri yaşıyorlardı. Ailenin en büyük çocuğu olan babamın Musa, İbrahim, Cevad. Arafat, Lem’e, Lebibe adında altı çocuğu oldu. Musa daha sonra avukat oldu, ben Mühendis. Cevat doktor ve Arafat benim gibi Mühendis oldu. Önceleri Meymuniye okulunda öğretmen olan daha sonra da Kuveyt’te çalışan büyük kız kardeşim vefat etti Onun küçüğü olan Lebibe aynı şekilde öğretmendi, annemin ise ev hanımıydı ve ismi Uryân’dı.
Evimiz eski Kudüs evlerinin yapıldığı şekilde yapılmıştı. Eski Kudüs evleri kubbeler şeklindeydi ve genelde tüm aile fertleri aynı evde yaşıyorlardı. Evin bir avlusu bulunur ve tüm kapılar avluya açılırdı. Evde bir tuvalet bir de banyo bulunurdu. Evimizin avlusunda suyun birikmesi için bir kuyu vardı. Evin üzerine yağan tüm yağmurlar o kuyuda birikirdi. Genelde kuyuda biriken sular bize yeterdi. Kuyunun başında bir kova vardı. İhtiyacımız olan suyu o kovayla alırdık. Bu kuyu zor günlerde işimize çok yarardı, ancak normal zamanlarda daha önce değindiğim çeşmeye gider ve oradan büyük bidonlarla eve su getirirdik.
26 Kasım 1936 yılında ramazanın on birinci gününde bu evde dünyaya geldim. Annemin dediğine göre ben 1936 İşgalinde yaşanan büyük ayaklanmadan bir ya da iki hafta sonra dünyaya gelmişim. Ayaklanma yaklaşık altı ay sürmüş. Söylendiğine göre bu ayaklanma tarihte yaşanan en büyük ayaklanmadır. Ayaklanma çok uzun sürdüğü için halk çok ciddi sıkıntılar yaşamış. Annem ve babamın anlattıklarına göre yiyecek bir şeyler bulmak bile çok zormuş. İnsanlar ortalıkta karpuz kabuğu arar ve onlarla açlıklarını bastırmaya çalı şırlatmış.
Bu ayaklanma, İngiliz işgalini protesto etmek. 1935′de şeyh İzzuddin Kassâm’ın başlattığı ve bu uğurda şehit olduğu Filistin direnişini desteklemek içindi. Ayaklanma 1936′dan 1939′a kadar devam etti. Ayaklanmanın asıl hedefi İngilizler ve Yahudilerdi. Çünkü İngilizler, topraklarını satmaları için Filistinli köylüleri zorluyor, yerine göre onları idam ediyor ve Yahudilerin Filistin’e göçü için ortam hazırlıyorlardı. Bana Mücahitlerin lideri Behçet Ebu Ğarbiye’nin bildirdiğine göre (bu ayaklanmada onun büyük payı vardı) İngilizler bu ayaklanmada üç bin civarında Filistinliyi idam etmişler. İngilizler o kadar aşırıya gitmişler ki cebinde tesadüfen bir kurşun bulunan insanları bile idam ediyorlarmış.
Şimdi biraz da Kırmızı Minareye değinmek istiyorum. Kırmızı Minare evimizin karşı tarafında ufak bir mescidin minaresiydi. Ona kırmızı minare denmesinin sebebi, belki de caminin minaresinin kırmızı taştan yapılmış olmasıydı. Filistin beyaz ve güzel kırmızı taşların diyarıdır. Tüm Ortadoğu’ya buradan taş ihraç edilir. Babamın bazı âlimlerden duyarak bize bildirdiğine göre. İsa (a.s) yeryüzüne İneceği zaman bu kırmızı minarenin üzerine İnecekmiş. Yine babamın dediğine göre İngilizler 1918′de Kudüs’e girdiklerinde halk onlara karşı var gücüyle direnmiş. Direniş esnasında bir mücahit minarenin üzerine çıkarak gelmekte olan İngilizlere ateş etmeye başlamış ve onlardan birçok kişiyi öldürmüş. Ancak İngilizler camiyi muhasara altına almışlar ve o mücahidi minarenin üzerinde şehit etmişler. Söylendiğine göre bu mücahidin kulakları sağır olduğu için duymuyormuş. Bunlar benim Kırmızı Minareyle ilgili olarak hatırladığım birkaç olaydır. Belki de tarihçiler onunla ilgili, çok daha fazla bilgi verebilirler.
Eski Kudüs’ün yolları büyük oranda taşlarla döşeliydi. Arabaların geçebileceği yol yok gibiydi, sadece bir cadde arabaların geçişi için asfaltlanmıştı. Bu yol Bab u Esbat’tan Vad caddesine kadardı. Evimiz, Mescid i Aksa’ya oldukça yakındı. Yürüyerek beş dakika içinde oraya varabiliyorduk. Yolda geçerken Bezlemît ve Ebu Ferha’nın fırınlarının yanından geçerdik. O dönem fırınlar çoktu, çünkü herkes hamurunu evde yoğurur daha sonra pişirilmesi için fırına gönderirdi. Küçükken hamur dolu kaplan başımızın üzerine alıp fırına götürür, hamuru fırına bıraktıktan sonra oradan Vadu Mevt yolundan karşıya geçer ve sol tarafta bulunan okula giderdik… Bu okul daha sonra İngiliz polislerin karargâhı olarak kullanıldı. 1948 sonlarında ise bu karargah mücahitlerin eline geçti. Farklı yerlerden gelen gönüllü mücahitler orada barınıyorlardı. Bu mücahitlerin başında Iraklı Fadıl adında bir mücahit vardı. O dönemler başta Suriye’den Mustafa Sibai. Mısırdan Said Ramazan. İraktan Savâf olmak Üzere birçok mücahit Iraklı Fadıl’la beraber cihat ettiler.
Mescid i Aksa’nın birçok kapısı bulunmaktadır. Onlardan biri, kuzey batıdaki Bab u Ğevanime’dir. Bu kapıdan girince önünüze Mescid i Aksa’nın 144 dönüm olan, büyük sahası çıkar. Burada kılınan her namaz Mescid i Aksa’nın içinde kılınan namazla eşdeğerdir. Biraz ilerlediğinizde vakıflar binası. Meclisi I
İslami gibi binaları görürsünüz. Ve yine ileride üç tane kabir bulunmaktadır. Bunlar, Hintlilerin lideri Muhammed Ali, Abdulkadir el Hüseynî ve Ürdün kiralı Hüseyin’in dedesi, kıra! Abdullah’ın babası Şerif Hüseyin’in kabirleridir. Daha sonra Bab u Silsileye, oradan da Meclisi İslami binasına varırsınız. Burada Hacı Emin el Hüseyni oturmaktaydı. 1953′de burada İslami toplantılar düzenlenirdi. Biraz daha ilerlediğinizde Bab u Meğaribe karşınıza çıkar, bu kapının yanında bir müze bulunmaktadır. Bu kapı 1967′de Kudüs’ün işgali esnasında Yahudilerin anahtarını aldıkları tek kapıydı. Yahudiler tüm kinlerini bu kapıdan kusmaya, onu yıkmaya çalışmaktadırlar. AbdulKral b. Mervan ve oğlu Velid b. Abdul Kral Mescid i Aksa’yla Özellikle İlgilenmişlerdi. Mescidi Aksa’nın mimarisi Şam’daki Emevi camiinin mimarisine benzemektedir. Mescid i Aksanın sol tarafında uzunca bir cami bulunmaktadır. Bu camide namaz kılmayı çok seviyordum; gayet sade bir camiydi. Hz.Ömer. Kudüs’ü fethedip özgürlüğüne kavuşturunca burada namaz kılmış. Emeviler bu camiye hiç dokunmayıp olduğu gibi bırakmışlar. Bu cami güney tarafına düşmektedir.

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club