Kırmızı ve Siyah

Mayıs 12, 2011 Dünya Klasikleri, KUM SAATİ YAYINLARI, Roman (Yabancı)

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

KÜÇÜK ŞEHİR

Franche-Comte’nin en şirin kasabası diye adlandırılan Verrieres kırmızı kiremitlerle örtülü sivri çatılara sahip beyaz evleri, dönemeçleri bile gür kestane öbekleriyle kendini hemen belli ediverir. Doubs çayı Verrieres’in en güzel süslerinden biridir ve bir zamanlar İspanyollar tarafından kurulan, şimdi ise harap haldeki surların üç yüz adım aşağısında akar. Kasabanın kuzeyi Jura sıradağlarının bir uzantısı niteliğindedir. Halk arasmda Vera dağı diye adlandırılan bu kuzey uzantısı daha ekim ayının ilk soğukları gelmeden beyazlara bürünüverir. Dağdan kaynağım alan gür sular, Doubs’a doğru kıvrım kıvrım bir yol çizer. Buralarda çok sayıda kereste sahaları bulunur. Oldukça basit bir teknikle kurulan bu iş sahaları Verrieres köyleri için zenginlik, refah demektir. Verrieres’in, zenginlik kaynağı kerestecilik olarak görünse de temelde bez fabrikaları vardır. Kasaba için hayati bir niteliğe sahip bu fabrikaların ilk kuruluşu, Napoleon’un düşüş yıllarına dayanır.

Kasabaya ilk kez adım atan birisinin karşılaştığı ilk şey makinaların kulakları sağır eden gürültüsüdür. Düştüğü zaman toprağı, bir depremin kollarmdaymış gibi titreten yirmi kadar ağır çekicin hız ve hayat kaynağı, Vera’dan uzanıp şehre damlayan sel sularıdır. Her çekiç binlerce çivi üretir. Buralarda çalışanların çoğu, henüz evlenme çağında olan kızlardır. İlk bakışta oldukça zor görünen bu iş, Fransa ile İsviçre arasındaki dağlara adım atan gezginleri en çok şaşırtan olgulardan biri niteliğindedir. Kasabaya ilk gelen biri bu göz alıcı çivi fabrikalarının görüp de, “Buraların sahibi kimdir, hangi iş adamıdır?” diye soracak olursa alacağı cevap ortadadır: “Kimin olacak, elbette ki belediye başkanımızın?…”

Eğer bu kimse Doubs çayı kenarından tepenin en ucuna kadar uzanan caddede bir gezintiye çıkacak olursa, oldukça önemli ve işinden başını kaşımaya fırsat bulamayan bir kişiy-le karşılaşacaktır. Bu adam, o kadar saygındır ki, onu her gören hemen başındaki şapkayı çıkarır, ona selâm verir. Bu  önemli adamın üzerinde kurşunî bir kıyafet vardır, ak düşmüş saçları onun birçok şeyi yaşamış biri olduğunu gösterir. Bu adamın göğsü nişanlarla doludur. Gaga burunlu, geniş alnı ve çehresindeki düzgünlükle soy güzelliğinin birleştiği bu adam ellisine merdiven dayamıştır. Fakat onun kendini beğenmek ve ukalalıkla karışık dar kafalılığı çok geçmeden, Pa-ris’li yolcunun hoşuna gitmemeye başlar. Sonunda bu ada-mın bütün yeteneğinin, alacağını bütünüyle alabilmek, vereceğini de elinden geldiği kadar geç verebilmekten ibaret olduğu hissedilir.
Verrieres belediye başkam M. de Renal, böylesine bir adamdır. Sokağı kurumlu kurumlu, kendinden emin bir şekilde geçip belediyeye girer ve yolcunun gözlerinden kaybolur. Fakat yolcu, gezmesini bırakmazsa, yüz adım kadaf ötede oldukça güzel bir evin önüne gelir ve bu evin yanındaki demir parmaklığın arasından gösterişli bir bahçe görür. Onların da ardında Bourgogne tepelerinin oluşturduğu ufuk Çizgisi gelir ki bu da, gözlerimize tam istediğimiz zevki versin diye yaratılmış gibidir. Bu manzara yolcuya küçük para çıkarları havasını, artık onu boğmaya başlayan bu kötü kokulu havayı unutturur.

Kasabanın yeni konuğunun bu gösterişli evin belediye başkanına ait okluğunu anlaması çok sürmez. Başkan, henüz yeni bitirilen bu konağı, yontma taştan yapılan bu binayı büyük çivi fabrikasından kazandığı para ile yaptırmıştır. M. de Renal söylentilere göre Fransız değil, bir İspanyol’dur. Ailesi buraya On Dördüncü Louis döneminde yerleşmiş, bu adam 1815′te belediye başkanı olmuştur. Onun gözünde nedertse, iş adamlığı hiç de hoş bir şey değildir. Ama ticareti o kadar iyi bilir ki, bunun da kanıtı Doubs çayının kıyısına kadar inen bu gösterişli bahçenin ayrı ayrı parçalarına destek görevi gören setlerdir. Bu setlerin hammaddesi hep demirdir.

Belki görenler bilir, Almanya’nın Leipzig, Frankfurt, Nurnberg gibi tezhâhlarıyla, ticaret alanındaki üstünlükleriyle taranan kentlerin çevresinde, kendi hâline bırakılmış, görenleri büyüleyen bahçeleri vardır. Bunların aynısını Fransa’da bulacağını kimse sanmasın. Franche-Comte’de insan ne kadar duvar yaptırır, toprağın dört yanına taşları ne kadar yığarsa o orada saygınlık görür. M. de Renal’in duvar dolu bahçelerinin herkese ağzının suyunu aktırmasının bir sebebi de, kapladıkları arsalardan birkaçının, ağırlıklannca alana alınmış olmasıdır. Meselâ Verrieres’e girerken, Doubs kenarındaki garip durumu, gözünüze çarpan ve damının üzerinde yükselen tahta levhada koca koca harflerle SOREL adını gördüğünüz kereste bıçkısı, altı yıl önce, şimdi M. de Renal’in bahçelerinin dördüncü setinin yapılmakta olduğu arsada idi.

Herkese tepeden bakan biri olmasına rağmen M. de Renal, katı yürekli ve inatçı bir köylü olan ihtiyar Sorel’e kaç defa gidip geldi; bıçkısını başka bir yere taşımaya razı edinciye kadar ona kaç avuç dolusu altın verdi! Bıçkıyı çalıştıran ve herkesin malı olan çaya gelince, M. de Renal, Paris’te hatırını sayanlara başvurup onun da yolunu değiştirtti. Bu lütfü 182 seçimlerinden sonra elde etti.

Sorel’e, aldığı bir arpent toprağa karşılık, beş yüz adım aşağıda Doubs kenarında dört arpent toprak verdi. Bu yer, çam tahtası ticâretine çok daha elverişli olmakla birlikte Sorel Baba, (zenginleştiği zamandan bu yana onu bu adla anarlar), komşunun içine işlemiş olan mal sahipliği sevdasından yararlanıp 6.000 frank da para kopardı.

Doğrusu bu uyuşma, kasabanın illeri gelenlerinin hayli eleştirisini çekti. Bir sefer de, bundan dört yıl önce bir pazar günü, M. de Renal, belediye başkanı kıyafetiyle kiliseden dönerken, Sorel’in, yanında üç oğlu ile, kendisine bakıp gü-lümsediğini gördü. Bu gülümseme belediye başkanına işin aslım aa acı sezdirdi. Başkan o günden bu yana bu değiş tokuşun daha ucuza yapılmasının mümkün olduğunu düşünüp üzülür.
Verrieres’de halkın saygısını kazanmak için başlıca yapılacak şey, birçok duvar ördürmekle birlikte, baharda Jura sıradağlarından geçip Paris’e giden duvarcıların getirdikleri plânlara kapılmamaktır. Böyle bir yeniliğe heves edecek olan dikkatsiz bir mal sahibinin ölünceye kadar dik kafalı diye anılacağı ve Franche-Comte’de kimlere saygı gösterilip kimlere gösterilmeyeceğini kestiren akıllı kimseler yanında hiçbir değeri kalmayacağı muhakkaktır.

Doğrusu bu akıllı kimseler en can sıkıcı birer diktatördür; Paris denen büyük cumhuriyette yaşamış olanların kü-çük şehirlerde oturmaya dayanamamaları hep bu çirkin baskı kelimesi yüzündendir. Fransa’nın küçük şehirlerinde genel görüş, baskısı Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kadar budalalık kokar.

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club