Kuantum Teorisi Felsefe ve Tanrı

Ağustos 21, 2009 İSTANBUL YAYINEVİ, Popüler Bilim

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

istanbul9789758727070_tn

Kuantum teorisi evren anlayışımızda hangi köklü değişiklikleri yapmıştır? Kuantum teorisine dayanılarak ‘doğanın teolojisi’ nasıl yapılabilir? Bu teorinin ortaya konulmasının sonucunda Kanî’m, Spinoza’nın, Leibniz’in felsefelerinde hangi düzeltmelerin yapılması gerekmektedir? Jeolojik fikirler arasındaki tercihte bilimin rolü nedir? Metafizik tercihler, kuantum teorisi nin yorum lanışında ne tür farklar oluşturmaktadır? Tamamlayıcılık İlkesi ve Belirsizlik İlkesi hangi farklı şekillerde anlaşılabilir? Bu teoriyle ortaya çıkan indeterminizm ontolojik mi, epistemolojik midir? Evrende ‘ontolojik şans’ var mıdır? Bohr’la Einstein arasındaki tartışmanın galibi kimdir? Schrödinger’in kedisiyle ne anlatılmak istenmiştir? Doğa yasalarının ontolojik statüsüne ne gibi farklı yaklaşımlar vardır? Tanrısal etkinlik, kuantum belirsizliklerinin belirlenmesi olarak değerlendirilebilir mi? Kuantum teorisi mucizeler, özgür irade ve kötülük sorunu hakkında binlerce yıldır yapılan tartışmalara yeni açılımlar getirebilir mi? Bunlar ve benzeri daha pek çok soruya bu kitapta cevap veriliyor. Kuantum teorisinin felsefi ve teolojik açıdan ele alınmasını önemli bulanlara bu kitabı mutlaka tavsiye ediyoruz.

ÖNSÖZ
Bütün evren atomlardan, atomlar ise kendilerini oluşturan daha ufak parçacıklardan meydana gelmiştir. Modern bilimde atom seviyesindeki dünyayı açıklayan kuantum teorisidir. Bu teori bilgisayar, lazer, nükleer santral gibi günümüz dünyasının vazgeçilmez birçok icadında oynadığı rolle başarısını ispatlamıştır. Kuantum teorisi, modern bilim açısından vazgeçilmez, teknoloji üretiminde bu kadar başarılı olmasına karşın doğa bilimlerinin geri kalan bütün teorilerine çok önemli hususlarda aykırı unsurlar barındırmaktadır. ‘İndeterminizm’ ve ‘uzaktan etkileme’ gibi ontoloji açısından önemli iddiaların dile getirildiği doğa bilimlerinde başka bîr teoriye rastlamak mümkün değildir. Kuantum teorisi doğa bilimlerinin metodolojisinde hakim paradigma olan ‘İndirgemeciliğin’ ve ‘gözlemcinin gözleme etkisizliğinin’ mümkün olmadığını da göstermiştir.
Evren görüşümüzde, ontolojide ve epistemolojide bu kadar sarsıcı iddiaların dile getirilmesine sebep olan kuantum teorisi, genelde felsefe için olduğu gibi bu kitabın odak konusu olan din felsefesinin sorunları açısından da önemli olmak durumundadır. 17. yüzyıldan 20. yüzyıla dek Tanrısal etkinlik, mucizeler, kötülük ve Özgür irade gibi sorunlar hakkında hep evrenin ‘determinist’ bir yapıda olduğu apriori doğru kabul edilerek günümüzde de bu yaklaşımı benimseyenler çoktur görüşler oluşturulmuştur. Kuantum teorisiyle evrenin ‘objektif indeterminist’ yapıda olduğu savunulmaya başlandığı için determinizm çerçevesinde değerlendirilmiş bu sorunların baştan ele alınması gerekmektedir. Bu kitapta, kuantum teorisinin, asırlardır süren bu sorunlarla ilgili tartışmaya nasıl girdiği gösterilirken, kuantum teorisinin bu sorunlar açısından öneminin abartıldığı yaklaşımlar da eleştirilecek, ayrıca kuantum teorisinin farklı yorumlarının farklı felsefi ve teolojik sonuçları olduğu da gösterilmeye çalışılacaktır.
Kitabın 1. bölümünde, kuantum teorisi ortaya konulmadan önce felsefe ve bilim tarihindeki, konumuz için önemli gördüğümüz görüş ve gelişmeleri aktardık. 2. bölümde, kuantum teorisinin hem bilimsel hem de bilim felsefesi açısından değerlendirmesi yapıldı, ayrıca yeri geldikçe din felsefesi ile ilgili sorunlar da ele alındı. İlk iki bölüm, daha sonraki üç bölümde üzerinde yoğunlardan din felsefesinin sorunlarına zihinleri hazırlamaktadır. 3. bölümde Tanrısal etkinlik, 4. bölümde mucizeler, 5. bölümde kötülük ve özgür irade sorunları üzerinde odaklanıldı ve kuantum teorisinin bu sorunlar açısından önemi ‘abartılmadan ve küçümsenmeden’ belirlenmeye çalışıldı. Ayrıca, yeri geldikçe, bu sorunlar hakkında kuantum teorisiyle ilgili hususlar dışındaki görüşlerimiz de açıklandı.
Bu kitabın hazırlanmasında, yaptığımız tartışmalarla, yazdıklarımı okumalarıyla ve önerdikleri kaynaklarla birçok kişinin katkıları oldu. Bu şahısların her birine ve de özellikle değerli dostlarım Emre Dorman, Rahim Acar, Mecit Demir ve Ali Engin Uygur’a minnettarım. Kapağın tasarımını yapan R2D2 reklam ajansının sahibi Görkem Öztürk’e de teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca, bu kitabın konusuyla ilgili önemli çalışmaları olan birçok değerli düşünürle tanışmama vesile olan, fikir alışverişi İçin gerekli ortamı oluşturan ve kaynaklara erişmemde yardımcı olan Cambridge Üniversitesi’ndeki Faraday Institute’a da teşekkürü bir borç bilirim. Bu kitabı okuyan siz değerli okurlarıma da ilginizden dolayı teşekkür ediyor; eleştirilerinizi, yorumlarınızı ve önerilerinizi, kitabın arka kapağında yazılı olan internet adresine göndermenizi rica ediyorum.

GİRİŞ
Bilimle dinin1 birbirleriyle uzlaştırılamaz şekilde çelişkili olduğu görüşünü savunan pek çok kişi bulunmaktadır. Her ne kadar Tertullianus’a atfedildiği gibi “Saçma olduğu için inanıyorum’” diyerek din adına böylesi bir yaklaşımı savunanlar olduysa da, genelde bu yaklaşımı ateistlerin benimsediği söylenebilir. Pozitivizmin babası Augustc Comte, teolojik ve metafizik inançları, evrimsel sürecini tamamlamamış toplumların ve zihinlerin bir ürünü olarak görmüştü ve tarihsel evrim sürecinde bilimin bunların yerini alacağını iddia etmişti.’ Comte’un ‘tarihin evrimi’ hakkındaki öngörüsü doğru çıkmadıysa da, günümüz ateistlerinin en ünlüsü Richard Dawkins gibi birçok ateist, bilimin, dinlerin yerini alması gerektiğini savunmakta ve Comte’un hayalinin gerçekleşmesini arzu etmektedirler.’ Bilimle dini çelişkili gören yaklaşımların sonucunda, bilim adına veya din adına ‘karşı kampı’ eleştiri bombardımanına tutan birçok yazıya veya konuşmaya tanıklık etmişsinizdir. Bunlara karşın, bilimle dinin tamamen farklı alanlar olduğu görüşüyle, böylesi bir çatışmanın durdurulabileceğini ve bu Çatışmanın tamamen anlamsız olduğunu düşünenler de vardır. Genelde bu görüşü savunanlar, bilimin, olguların nedensel ilişkileriyle alakalı olduğunu, dinin ise hayatın anlamını ve amacını öğrettiğini; bu yüzden, bu iki alanın birbirlerini tamamladıklarını ve birbirlerinden bağımsız, ayrı alanlar olduklarını söylemektedirler.5 Diğer yandan, birçok düşünür ise Tanrı’nın yarattığı evreni İnceleyen bilim ve Tanrı’nın gönderdiği din arasında çelişki olamayacağını ve aynı kaynağa dayandıklarından dolayı bunların arasında bir irtibatın olmamasının düşünülemeyeceğini dile getirmişlerdir. İslam düşüncesinin önemli simalarından, 12. yüzyılda yaşamış olan İbn Rüşd’e göre din ile bilim arkadaş ve süt kardeştir.” Günümüzün Hıristiyan bilim adamı ve teologu John Polkinghorne ise bilimdin arası İlişkiyi, benzer şekilde kuzen ilişkisi olarak tasvir etmektedir.’
Din felsefesi açısından bilimle dinin İlişkisinin nasıl kurulması gerektiği önemli bir sorundur. Bu ilişkinin nasıl olabileceğini göstermek için son 1020 yıllık sürede birçok sınıflamalar teklif edildi. John Haught 4′lü, Ted Peters 8′li, Willem Drees 9′lu, lan Barbour ise 4′lü bir sınıflamayı önerdiler. Bu sınıflamalar; bilimin biyoloji, fizik gibi farklı alanları, felsefenin fizik felsefesi, bilim felsefesi, din felsefesi gibi farklı dalları ve tüm çeşitliliği ve kompleks ligiyle teoloji arasında, disiplinler arası bir çalışmayı gerekli kılan bilimdin ilişkisi konusunu ele almayı kolaylaştırıcı nitelikte olduğu için değerlidir. Diğer yandan bu sınıflamalar, bilim ve din gibi çok kompleks olguları çok genelleyici nitelikte olduklarından önemli yanılgılara da sebep olabilmekledir. Bilimdin konusuna giriş mahiyetinde çalışmalar için bu sınıflamalar yararlı olacaktır ama daha derinlemesine çalışmalarda bu sınıflamaların yanı İtici lığının faydalarından fazla olabileceğini düşünüyoruz.
Bilimle dinin arasında bir çatışma olup olmadığıyla ilgili bîr soruya verilmesi gerekli ilk cevap “Hangi din ve hangi bilimden bahsediyorsunuz” şeklinde bir soruyla olmalıdır. ‘Bilim’ veya ‘din’ gibi genelleyici ifadelerin birçok zaman yanıltıcı olabildiğine dikkat etmek gerekir. Örneğin bu kitabın konusu olan kuantum teorisi, modern bilimin en temel teorilerinden biri olmasına ve birçok teknoloji ürününün icadı ve geliştirilmesi bu teori sayesinde gerçekleşmesine, bu teorinin başarısı bilimsel alanda tartışmasız bir şekilde kabul edilmesine rağmen; ilerleyen sayfalarda göreceğimiz gibi, bu teorinin geliştirilmesine katkıda bulunan bilim insanlarından başlayarak birçok kişi, bu teorinin nasıl anlaşılması gerektiği hususunda ortak bîr kanaate ulaşamamışlardır. Her bir dinin İçinde mezheplerin ve farklı düşünürlerin, birçok teolojik meseleyi birbirlerinden farklı değerlendirdikleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin tektanrıcı dinlerin teolojileri içerisinde özgür İrade sorununa farklı yaklaşımlar olmuştur. Bu farklı yaklaşımlardan, insanın özgür iradesi olmadığını veya determinizmle özgür irade arasında bir çelişki bulunmadığını (bağdaşırcılığı/ılımlı determinizmi) savunanlar, bu kitabın konusu olan kuantum teorisinin, indeterminist yorumuna; libertaryan bir özgür irade yaklaşımını benimseyen bir teolojik görüşe sahip olanlardan, muhtemelen daha az ilgi duyacaklardır. Bu ise dinlerin, indeterminist yoruma olumsuz yaklaştığı şeklinde kesin bir hükme varmamıza sebep olmamalıdır; çünkü tektanrıcı dinlerin teolojilerinde bu konuyla İlgili farklı görüşler ifade edilmiştir. Kısaca değindiğimiz bu sebeplerden dolayı ‘din’ ve ‘bilim’ diye genellemeler yapılırken çok dikkatli olunması gerektiğini düşünüyoruz.
Her bir bilimsel teoriyi diğerlerinden bağımsız olarak ele alarak bütün bilimsel görüşler adına genellemelerden mümkün olduğunca kaçınarak ve bu teorileri bilim ve bilim felsefesi açısından irdeleyerek işe başlamanın faydalı bir yöntem olduğunu düşünüyoruz. Ardından, bu teorilerle dinler arasındaki ilişkiyi belirlerken, dinlerin arasında ve kendi içlerinde olan farklılıkları da göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Böylesi bir yöntemin, bilimdin ilişkisi çalışılan tüm konulara uygulanması mümkündür. Fakat kuantum teorisi söz konusu olunca, bu yaklaşım daha da Önem kazanmaktadır. Çünkü kuantum teorisinin formüllerini kabul edip değerli bulan birçok ünlü bilim insanı, bu teoriyi birbirlerinden çok farklı şekillerde yorumlamaktadırlar. Aynı bilimsel teorinin felsefi veya teolojik açıdan farklı yorumlanması sıkça rastlanan bir olgudur, fakat rahatlıkla denebilir ki hiçbir bilimsel teorinin bilimsel yönü, kendisini kabul edenlerce….

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club