Leyla

Temmuz 21, 2010 Pegasus, Roman (Yabancı)

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

BOSNALI BİR KIZIN YÜREĞİNİZİ BURKACAK VE TÜYLERİNİZİ ÜRPERTECEK GERÇEK HAYAT ÖYKÜSÜ
Bosnalı Leyla büyük bir kâbusu atlatmıştı: Bosna’daki toplama kampında geçirdiği iki yılı. Binlerce kadının travma geçirmesine neden olan savaşın karanlık ve baskıcı yüzünü anlatan bir kadın… Onun isyankâr öyküsü ve acıyla dolu dokunaklı kaderi…
“Bu kitabın kapağını açmadan önce, cehenneme açılan bir kapının eşiğinde olduğunuzu bilmelisiniz. İnsan denilen yaratığın bütün kötülüklerini sergiye çıkarttığı bir coğrafyaya, Balkanlara adım atacaksınız… Kadınların beden ve ruhlarının nasıl lime lime edildiğini okurken “insan uygarlığı” denilen barbarlıktan kaçıp, en vahşi hayvanların şefkatli uygarlığına sığınmak isteyeceksiniz.”
-Sydsvenska Dagbladet.
Bu kadar acı ve yürek burkucu bir kitap okumadım. Ağlayarak elimden bıraktığım kitaba her seferinde geri döndüm. Korkunç bir öyküydü. Bir zamanlar basın organlarında Yugoslavya’nın adıyla birlikte duyduğum ‘etnik temizlik’, ‘toplama kampı’, ‘toplu tecavüz’ gibi sözcüklerin ne anlattığını bu kitapla anladım.
-Allt om Böcker

Balkanlarda neler olup bittiğini anlatan sarsıcı bir kitap. Leyla kendisinin ve başka kadınların yaşadıkları cehennemi haykırıyor… Bu kitabı sonuna kadar okuyup bitirmeden duramıyorsunuz.
-Svenska Dagbladet

Eğer yetkim olsa her okula insanlık dersi diye bir ders koyar ve bu kitabı herkesin okumasını zorunlu kılardım.
-Dagens Nyheter

içindekiler

Dava tanığı

B.de doğum

Çocukluk

Okul yılları

Gençlik çağı

İlk coşkular

Krayina yolunda

Savaş başlıyor

İhanet

Zerrin

Hindi çiftliği

Kale

Kara Birlik

İki genelev

Kurtana

Sırp sahra mutfağına kaçış

Ravnica’da

Kostanica’da

Evlenme teklifi

Savaşın sonu

Düğün

Hamilelik

Anneyle ilk konuşma

Zoranın doğumu

Anneyle buluşma

B. ye ziyaret

Zoran’ın ilk doğum günü

Evde

Terapi

Yaşamaya devam

Aşık olmak

Ratko ve İbrahim

Sevgi

Sonsöz

Neden seni bir çiğ damlası gibi

Böylesine titrek, böylesine hassas görmeliyim?

Oysa yorgun kalbim üşürken.

Şimdi donuk gözlerim acıyı taşıyor

Sen, hayran olduğum düşsel kadın,

Bir buz dağı gibi olan kalbin

Bütün insanlara acı çektirmek için mi böyle.

Yoksa sadece senin için yaşayanlara mı?

Eskiden yaşamayı yürekten severdim.

Birçokları gibi fırtınalı yaşadım.

Ve şimdi benim için artık hiçbir şey önemli değil. Çünkü hayatımı bir bardak su gibi çalkaladın.

Günlerim öyle yavaş, öyle sessiz geçiyor ki, sevgilim, Ve sen çok uzaklardasın, bir o kadar da yakında. Kalbimin yaranda, duygularımın derinliğinde.

Seni tekrar görmeyi, sesini duymayı acı verircesine Öyle çok istiyorum ki.

Ama hiçbir şey değişmeyecek:

Benden öyle uzaksın ki.

Ratku

Leyla için

Dava Tanığı

Annem hep, “Başkaları için savaş bitti. Ama bizim için daha yeni başladı,” diyor. Savaş bittiğinden bu yana günlük yaşamımızı hep hastalıklar, işsizlik ve yokluk belirliyor. Düş kurmaya kalan zaman çok az. Ailem hayatta kalmak için savaş veriyor. Aslında acil olarak iş bulmam gerek, ama bunu şimdilik önemsemiyorum. Şimdiki hayatım tamamen Yüksek Mahkeme’de vereceğim ifadeye odaklandı. Büyük olasılıkla 2000 yılının ilkbaharında Den Haag’daki mahkemeye dava tanığı olarak çıkacağım. Ardımda kalan bütün o korkunç olaylarla ilgili yapacağım konuşmayı çok çalışarak iyice belledim. Bu süreç içinde müfettişler, savcılar ve hâkimler birçok kez beni ziyaret ettiler. Bana birçok soru soruldu ve davanın akışı hakkında bilgi verildi.

Her küçük ayrıntıyı, her küçük hareketi, her dakikayı hatırlamam gerek. Hangi şeyin, hangi zamanda, nerede olduğunu bilmeliyim. Buna çabalamak istiyorum. Bundan dehşete düşsem de. Umarım sesim beni düş kırıklığına uğratmaz. Ve umarım heyecan yüzünden hafızam beni yarı yolda bırakmaz. Yoksa hâkim beni güvenilmez tanık olarak davadan dışlar. Bütün bu sorgulamalardan sonra kâbuslar yine geri döndü. Geceleri sık sık haykıracak uyanıyorum. Terapistle bu konuda konuştum. Şimdi her şeyi içime sindirdiğimi ve yavaş yavaş tekrar sağlıklı bir duruma geleceğimi düşünüyor. Bu acı verici bir süreç.

Bana tecavüz edenlerle karşı karşıya olmaktan korkum yok. Başıma gelen bunca şeyden sonra ölümden başka hiçbir şeyden korkmuyorum. Mahkemeye çıkacağım o gün için yaşıyorum! Gerçeği unutmamam gerek, Adalete inanıyorum. Ve bu adamların cezalandırılmasını istiyorum. Tanrı’nın her şeyi gördüğü söylenir. Bu bazen biraz uzun sürse de.

Unutamayacağım gibi, vazgeçemem de. Bu, bana sürekli eşlik eden bir şey gibi. Sabah kalktığında ve akşam yatmaya giderken. Sadece çocuğumla oyun oynarken çevremdeki dünya yok oluyor. Uzun süre ölmek istedim. İşkencecilerimi tek tek bulup boğazlamak istedim. Ama o zamanlar deli gibiydim. Bugün bir kahraman gibi gururla karşılarına dikileceğim: “Bakın! Yaşıyorum.” Ve yaşamaya devam edeceğim; her şeye karşın.

B.de doğum

Kül tablası ağzına dek dolu Yanı başında çikolata ve şeker kâğıtları yığılı. Annem bu tür şeylere “ruhun gıdası” der. Yirmi dört yaşındayım ve sık sık kendimi yaşlı bir nine gibi hissediyorum. Normal bir kız gibi, normal bir yaşam sürdüğüm günlerin üzerinden uzun zaman geçti. Geçmişim yüzümden okunmuyor. Hatta kimileri Pamuk Prenses kadar güzel olduğumu iddia ediyor. Beyaz ten, siyah saçlar ve kömür gibi gözler. Uzun ve ince. Çirkin olmayı ne çok istedim Belki o zaman bazı şeyleri kendime saklayabilirdim. Bana dikkatlice bakan biri romatizmadan şişmiş eklemlerimi ve saklamaya çalıştığım çürük diş köklerimi farkedebilir.

Bunlar, çalınmış gençliğimin dıştaki izleri. Kokuşmuş çöp kutularından beslendiğim ve insan canavarlarla aynı yere kapatıldığım kayıp yıllar. Bir kâbusun içinde şaşkınlıkla dolaşmaya benzeyen bir yaşam. Ailemi en son on dört yaşındayken gördüm. Tekrar birbirimize kavuşana dek beş yıl geçti Annem beni ancak boğazımdaki eski bir ameliyat izinden tanıyabildi.

Çocukluğum, bugün artık neredeyse hatırlayamayacağım kadar uzaklarda kaldı 1976 yılının 17 Eylül’ünde güneşli bir günde, B de doğmuşum Saraybosna’dan arabayla yaklaşık iki saat uzaklıkta, iki bin nüfuslu küçük bir şehir. “3300 gram, 52 santimetre ” Annem bebek albümüme düzgün el yazısıyla, “Sağlıklı ve neşeli,” diye yazmış O zamanlar yirmi bir yaşındaydı, babamsa yirmi altı

Çevremizde dağlar ve ormanlardan başka hiçbir şey yok. Kışlar uzun ve dondurucu. Bu çevreden hiçbir zaman pek etkilenmemiştim. Hep dağların ardında ne olduğunu görmek isterdim. B.nin kırsal havasını .seviyorum ama insanların başkalarının işlerine burunlarını sokmalarından nefret ediyorum. Burada herkes herkesi tanır. Saraybosna’da iç çamaşırlarıyla sokakta dolaşsanız kimse dönüp bakmaz Buna karşın B.de bütün şehir cadı avına çıkar. Buradan hep gitmek istemiştim Bu yüzden sekizinci sınıftan sonra önüme çıkan ilk fırsatı kullanıp bavulumu topladım. O zamanlar büyük planlarım vardı. Kravına’daki akrabalarımın yanında kalıp meslek okuluna gitmek ve daha sonra eğitimime orada devam etmek istiyordum. Ne yazık ki her şey başka şekilde gelişti.

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Leyla için 2 cevap

  1. BU KİTABI ARKADAŞINDAN ZORLA ALDIM VE OKUDUM VE İNANILMAYCAK DERECEDE DRAMATİK VE DERS VERECEK BİR KİTAP VE İKİ KEZ BU KİTABI OKUDUM VE AİLEEMDE VERDİM ONLARDA OKUDU VE BU KİTABI ELİMDEN GELDİĞİ SÜRECE HERKEZE TAVFSİYE EDECEM YADA KİTABI ONLARA VERİP OKUTACAM

  2. Mükemmel bir kitap okurken duygulandırıp adeta ben olsaydım ne yapardım diyerek ağladığım roman emeğinize sağlık

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club