Müslümanların Rönesansa Katkısı

Ocak 30, 2013 Felsefe-Sosyoloji-Psikoloji, İslam, Kültür, Mahya Yayıncılık

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Batı kaynaklı eserlerden beslenen toplumlarda, kendi birikimleri ve potansiyelleri hakkında olumsuz düşünceler egemendir. Onları besleyen kaynaklarda İslam, ancak bir parantez veya dipnot olarak yer alır. Onlar da kendilerini “kendileri” olarak değil, orada yer aldıkları gibi, yani dünyanın sığıntıları, edilgen varlıklar, ya da yaşam hakkı olmadığı halde Batı’nın lütfuyla buna kavuşmuş kimseler olarak algılamaya başlarlar. Kuşkusuz bu duruma gelmiş bir toplum donmuş, kurumuş, artık canlılığını yitirmiştir. Bu halde kaldığı sürece, ne kendisine faydası vardır, ne de kimseye verecek bir şeyi…
Halbuki Batı, İslam dünyasından çok şeyi ödünç almış ve aldıklarından da büyük fayda görmüştür. Roberts, Dünya Tarihi adlı eserinde bunu pek çok kez vurgular. Hıristiyanlık aleminin “kültürel gelişimini İslam’a borçlu” olduğunu belirtir ve ekler: “Avrupa, Ortaçağ’da başka hiçbir medeniyete İslam’a olduğu kadar borçlu olmamıştır.”

Ahmed İsa’nın Müslümanların Rönesansa Katkısı adlı kitabı, hiçbir komplekse düşmeden Müslümanların insanlığa olan bilimsel katkısını oldukça güzel bir şekilde özetleyen, onların ilgi alanlarının genişliğini ortaya koyan, Batı’nın ise faydalandığı ve yararlandığı halde, kabullenmeye bir türlü yanaşmadığı bu büyük medeniyetin gelişim seyrini anlatan ve mutlaka okunması gereken bir kitap…

***

TEŞEKKÜRLER

Bu kitabın geliştiği ve oluştuğu on yıl içerisinde, projenin başlangıcından redaksiyon ve dizgisine kadar bana yardımcı olan eşim Eva’ya duyduğum minnettarlığı tam olarak ifade etmem imkansız. Bu süreçte ikisi açık kalp olmak üzere geçirdiğim birkaç ameliyatta ve iyileşme sürecinde bana gerçek anlamıda desteği büyük oldu.
Güney Afrika’daki Müslüman topluluklara, (özellikle de Durban, Pietermaritzburg, Johannesburg ve Pretoria’dakilere) 1952-1960 yılları arasında ABD’de çalışabilmem için yaptıkları finansal katkı için minnettarım. Bu kitap, bildiklerimi İslam’a faydalı bir yolda kullanacağım konusunda verdiğim sözün yerine getirilmesidir.
Larry Michalak’a çok değerli tavsiyeleri ve Berkeley’deki California Üniversitesi’ndeki araştırmalarıma yaptığı yardımlardan dolayı minnettarım. Bill Graham, istişare talebim üzerine, geçirdiğim ilk açık kalp ameliyatından sonra beni ziyaret etti. Bu yüzden kendisine müteşekkirim. Muhammed Esed, İsmail el-Faruki ve Selma Hadra Ceyyusi ile yaptığım görüşmelerin bu kitabı yazarken önemli faydaları oldu.
Özellikle İslam sanatları konusunda ufkumu genişlettiği için Hüseyin Haddavi’ye müteşekkirim. Feride Kureyşi’ye bu kitap için yaptığı bazı araştırmalar, Bob Harvey’e de teşviki için teşekkür ederim. Berkeley’deki California Üniversitesi ve Reno’daki Nevada Üniversitesi kütüphanelerindeki görevlilere de yardımları için çok teşekkür ederim. Nevada Üniversitesi’ne de araştırmalarım ve seyahatlerim için bir yıl boyunca izin vermiş olması dolayısıyla minnettarım. Ayrıca bu kitap hakkında (ABD ve diğer ülkelerde) görüşlerine başvurduğum pek çok kişiye teşvik edici yardımlarından dolayı teşekkür ederim.

Ahmed İSA

*

İçindekiler

Sunuş / 9

Editörden / 11

Önsöz / 13

Birinci Bölüm
İslam’ın Tarihteki Rolü / 17
İslam’ın anlamı / 20

İkinci Bölüm
İlim ve İslam Medeniyeti / 23

Üçüncü Bölüm
İlk Müslüman Toplumun Kuruluşu / 29
Peygamber Hz. Muhammed / 31
Eşitlikçilik / 33
Cami / 35
Vergi ve sadaka / 36
İslam Hukuku / 39
Sonuç / 40

Dördüncü Bölüm
İslami Dünya Düzeni / 41
Müşfik yönetim / 42
Şehirler / 45
Süsleme / 48
Yönetim ülküleri / 49
Gayrimüslimlere destek / 51

Beşinci Bölüm
Avrupa ve Batı Asya’da İslam Medeniyeti / 57
Coğrafi ve askeri avantajlar / 58
Sicilya / 60
Dünyanın keşfi / 63
Pozitif etki / 67

Altıncı Bölüm
Ticaret / 69
Afrika’ya hareket / 72
Doğu ve Batı buluşması / 74
Dürüst tüccarlar / 78
Mükemmel ticaret ağı / 80

Yedinci Bölüm
Tarım ve Teknoloji / 85
Gıda ürünleri / 86
Doğal kaynaklar ve yetiştiricilik yöntemleri / 88
Başarının nedeni / 90
Teknoloji ve mühendislik / 91
Damıtma, cam yapımcılığı ve diğer sanatlar / 93

Sekizinci Bölüm
İslami İlmin Baharı / 99
Abbasi halifeliği / 102
Deneyim yoluyla öğrenme / 108
Tarih çalışmaları / 111
Hindistan’dan alınan bilgelik / 113

Dokuzuncu Bölüm
Bilimler / 115
Yunan karşılaştırması / 117
Abbasi ve Emevi dönemleri / 121
Simya / 123
Matematik ve astronomi / 126
Coğrafya / 134

Onuncu Bölüm
Tıp / 139
Tıp toplulukları ve uzmanlar / 140
Eğitim ve uygulama / 143
Büyük filozof hekimler / 145
Psikolojik tıp / 150
Batı’da tıbbi gelişmeler / 152
Biyoloji ve tıp / 156
Hasta bakımı / 161

Onbirinci Bölüm
Arap Edebiyatı / 163
Şiir / 166
Düzyazı / 171
Olağanüstü yazarlar ve şairler / 177
Makamat / 181
Yeni şiir / 183
Kadın şairler / 190
Edebiyat aşkı / 192

Onikinci Bölüm
İran Edebiyatı / 195
Tasavvuf şiiri / 203
Mevlana: Müslümanların büyük yazarı / 206
Sadi / 210
Hafız / 212
Molla Cami / 214
Hindistan’a etki / 216

Onüçüncü Bölüm
Sanat / 219
Kitap süslemeleri / 221
Öncekilerden minyatürlere / 223
Seramik ve cam / 226
Minyatür resimleri / 229
Ses ve müzik / 231
Arap hat sanatı / 232
Geometrik tasarımlar / 236
Camiler / 240

Ondördüncü Bölüm
Osmanlının İslam Medeniyetine Katkısı / 247
Sanat ve Mimari / 247
Osmanlı öncesi Türk sanatı ve mimarisi: Selçuklular (1098-1308) / 248
Osmanlı Devleti / 250
Dünya modeli olarak Osmanlı ekonomik sistemi / 253
Osmanlı sanatı ve mimarisi / 254
Osmanlı cami mimarisinde Bizans etkisi / 257
Osmanlılar ve Avrupa Rönesansı / 264

Onbeşinci Bölüm
İslam’ın Rönesansa Etkisi / 271
Tıp alanındaki etki / 272
Felsefe ve çeviri / 276
İspanya / 279
Edebiyat / 284

Kaynakça / 287
Dizin / 303

SUNUŞ

Müslümanlara uzun zaman, İslam’ı tehdit ve tehlike olarak görenlerin önyargıları doğrultusunda oluşan kirli bir aynadan bakıldı. Bugün de izleri belirli ölçüde süren bu çarpık görüntüyü oluşturanlar, kendilerine ait bütün olumsuzlukları onlar üzerine yansıtarak bir taraftan onları küçük düşürmeye çalışırken, öte taraftan da kendi olumsuzluklarını örtbas edeceklerini umuyorlardı. Bunun tipik örneği, tamamen Batı’ya ait iki özelliğin, şiddet yanlılığı ve soykırım vahşetinin, onun ruhuyla asla bağdaşmayacağını bile bile, Müslümanlara ait bir özellikmiş gibi gösterilmesidir.

Artık bu tür gayretlerin marazi bir çarpıtma biçimi olduğu, her alanda yeni araştırmalar sonucunda daha da açık olarak ortaya çıkıyor ve iddiacılar giderek daha fazla itibar kaybediyor. Belgeli tarih ve kültür çalışmaları; iftira ve karalamaları, zihinsel deformasyona yönelik çarpıtmaları geçersiz hale getiriyor.

Bugüne kadar Batıcı/önyargılı tarih yazımında İslam, çoğunlukla yok sayıldı. Bu anlayışta her şeyin ilk örneği, Antik çağ olarak adlandırılan Yunan ve Roma döneminde bulunur ve onu Hıristiyanlığın ilk gelişme dönemi izler. Sonra araya, çok kısa bir şekilde sözü edilerek geçiştirilen İslam dönemi sıkıştırılır. Buradan uzun bir sıçrayışla Rönesans ve Aydınlanmaya geçilir. Rönesans onlar için bir “mucize”dir. Her nasılsa Avrupa uygarlığı, parlak antik dönemden sonra geçen en azından bin yıllık bir Avrupa karanlığını açıklamadan, aniden aydınlanmış olduğu iddiasında bulunur.

Elinizdeki kitap aslında, Avrupa için ışık sızdırmaz bir karanlıktan ibaret olan o bin yıllık dönemde, Batı’nın görmek ve göstermek istemediği, Müslüman dünyanın aydınlığını gözler önüne seriyor ve bundan sonra da insanlık tarihinde hep var olduğunu gösteriyor.

Artık gerçeklerin saklanması mümkün değildir. Çarpıtma, çarpıtılana verdiği zarardan daha fazlasını, çarpıtana verir. Bugün İslam dünyasında kendi değerlerine sahip çıkan araştırmacıların ortaya koyduğu eserler yanında, Batı’nın kendi içinde de, bu çarpıtılmış anlayışa karşı çıkan ve gerçeklere dönülmesini savunan bilim insanlarının sayısı az değildir. Onlarca örnek içinden seçilen şu birkaç yazar ve onlar tarafından yazılan kitapların sadece isimleri bile bu konuda bir fikir vermeye yeter: Jack Goody’nin Tarih Hırsızlığı, Michael Morgan’ın Lost History: The Enduring Legacy of Muslim Scientists, Thinkers and Artists (Kayıp Tarih: Müslüman Bilim adamları, Düşünürler ve Sanatçıların Mirası), James Morris Blaut’un The Colonizer’s Model of the World (Sömürgeci Dünya Modeli) ile Eight Eurocentric Historians (Sekiz Avrupalı Tarihçi) ve J. L. Kincheloe ile S. R. Steinberg’in editörlüğünü yaptığı The Miseducation of the West: How Schools and the Media Distort our Understanding of the Islamic World (Batı’nın Hatalı Eğitimi: Okulların ve Medyanın İslam Dünyası Algımızı Çarpıtma Biçimi). Ayrıca yine Jack Goody’nin Batı’daki Doğu ve Yaban Aklın Evcilleştirilmesi ile John Hobson’ın Batı Medenyetinin Doğulu Kökenleri de bu çarpıtmaları eleştiren dilimize çevrilmiş kitaplardan birkaçı.

Ahmed İsa’nın Müslümanların Rönesans’a Katkısı adlı bu çalışması, İslam dünyasında bilim, sanat ve kültür alanında yapılan zengin ve göz kamaştırıcı çalışmaların bir panoramasını sunuyor. Fazla ayrıntıya girilmeden, Müslümanların dünyayı araştırma, keşfetme ve onun haritasını çıkarma çabaları ana hatlarıyla ele alınarak ortaya sağlam kaynaklara dayanan görkemli bir başvuru kitabı konuluyor.

Ana hatlarıyla ortaya konulan bu görkemli tabloyu, Prof. Dr. Bekir Karlığa’nın İslam Düşüncesi’nin Batı Düşüncesi’ne Etkileri isimli kapsamlı çalışmasını yayınlayarak ayrıntılı bir şekilde okuyucuya sunarken, her konuyu özel olarak ele alan başka kitaplarla desteklemek amacındayız. Nitekim yayınlarımız arasında çıkan George Saliba’nın İslam Bilimi ve Avrupa Rönesansının Oluşumu adlı çalışması, bu zenginliği Astronomi alanında ortaya koymaktadır. Amacımız, Müslüman dünya hakkında oluşturulan yanlış ve maksatlı kanıları ortadan kaldırmak, okuyucularımızı sağlam kaynaklarla karşı karşıya getirmektir.

Mahya

EDİTÖRDEN

İslam medeniyetinin hikayesini tek bir kitapta anlatmak hiç de kolay değil. İslam medeniyetinin başarıları, dünyaya ve Avrupa Rönesansına yaptığı olumlu katkılar yeterince takdir edilmemiştir. Bu takdirsizliğin, konuyla ilgili araştırma eksikliği, günümüz İslam dünyasının umut vermeyen mevcut durumu ve Batı akademik söyleminde yerleşik Avrupa merkezci bir yaklaşım da dahil olmak üzere birçok nedeni vardır.

İslam medeniyetiyle ilgili olarak bugüne kadar yapılan çalışmalar iki ana kategoriye ayrılır. Birincisi, günümüz akademik dünyasında Ortaçağ Batı medeniyeti ve sonraki gelişiminde İslam’ın üstün ve kapsamlı rolünü reddeden bir eğilimdir. Bu yazarlar Ortaçağ kilisesinin başaramadığını, İslam’ın saygınlığını ve onun medeniyetinin olumlu özelliklerini inkar ederek başarmaya çalışırlar. Onların sundukları İslam ve İslam medeniyeti, çatışmacı ve dışlayıcıdır. Akademik camiadaki bu uydurma eğilimin adı “medeniyetler çatışması”dır.

Fakat bu kitabın da ortaya koyduğu gibi, Batı akademi dünyasında hem İslam hem de Batı medeniyetlerinin oluşumuna yol açan Müslümanların katkılarını takdir eden ikinci bir akım da vardır. Bu eğilimdeki alimler hünerli ve itinalı alan çalışması gerçekleştirmiş ve dünyanın çeşitli kütüphanelerinde bulunan yüzlerce el yazmasını incelemişler, sonuç olarak Ortaçağ İslam medeniyetinin muazzam hazinesini gün yüzüne çıkarmışlardır. Örneğin, George Sarton, bilim tarihinde önde gelen otoritelerden biridir. Ona göre Müslüman medeniyeti 14. yüzyıla gelinceye kadar “hâlâ insanlığın öncüsüdür. O günlerde dünyanın başka hiçbir yerinde ne Gazali ile kıyas edilecek bir filozof, ne Zerkali gibi bir astronom, ne de Ömer Hayyam gibi bir matematikçi bulunuyordu.”1

Bu Batılı bilginler, Rönesans’ın ve modern Batı medeniyetinin İslam’a olan borçlarınının, kabul edilenin çok daha ötesinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadırlar. Ayrıca İslam medeniyetinin gayrimüslimlere karşı ne dogmatik, ne de dışlayıcı bir tavır takınmadığını belirtirler.

Bununla birlikte, 11 Eylül 2001’de ABD’de meydana gelen trajik gelişmelerin ardından, iki dünya arasında devam eden zıtlaşma, siyasi olarak yönlendirilmiş bir kısım Batılı bilim insanlarının aşırı görüşlerini yaygınlaştırmıştır. Siyasi ve akademik çevrelerde önemli ölçüde etkili olan bu akım, İslam medeniyetinin tarih boyunca yeniliğe açık özelliğini ve yaratıcılığını kabaca gölgelemeye çalışmıştır. Bu yaklaşım tarzı Batı’da, gazeteci-tarihçi Karen Armstrong’un da vurguladığı gibi, “hoşgörünün, günümüzde pek çok Batılı için İslam’a gösterilmesi düşünülen bir meziyet olarak algılanmadığı”2 bir atmosfer oluşturmuştur. İslam’ı ve onun medeniyetini siyasi yönlendirmeler doğrultusunda yorumlayanlar, orta yolu benimseyen bir İslam olmadığını, İslam tarihi ve geleneğinin bağnazlık, şiddet ve kutsal savaşlardan başka bir şey sunmadığını iddia ederler. Bu kitap tarihsel bir bakış açısıyla, İslam medeniyeti hakkındaki bu yorumun yanlışları ve eksikliklerine işaret etmektedir.

Kitap aynı zamanda, İslam’ın nasıl bir din olduğunu ve getirdiği hukuk sistemiyle her zaman başkalarıyla barış içinde bir arada yaşama yollarını arayıp göstermektedir. Tarihsel olarak İslami birlik kavramı benzersizdi ve totaliter değildi. Ortaçağda İslam toplumu, çeşitlilik içinde birlik aradı ve çeşitlilik aynı zamanda Müslüman olmayanların katkılarını kabul anlamına geliyordu. Geçmiş medeniyetlerin mirasını serbestçe alıyor ve ilerici bir toplum inşası için bir temel olarak bu bilgiyi kullanıyordu. Sonuçta dini bağnazlığın olmadığı, Yaratıcı’yı göz ardı etmeyen, evrensel bakış açısına ve insana değer bir veren medeniyet doğmuştu.

Böyle bir eserin yayınlanmasında katkım olduğu için gerçekten onur duyuyorum. Yazar, elverişsiz sağlığına rağmen, on yıl boyunca İslam medeniyetinin muhtelif alanlarında çok titiz bir araştırma gerçekleştirmiştir. Uluslararası İslam Düşüncesi Enstitüsü bu kitaba editörlük yapmam için teklifte bulundu. Bu çalışma İslam medeniyeti hakkında çok iyi belgelendirilmiş standart bir metindir ve pek çok açıdan merhum Profesör İsmail el-Faruki’nin eserini tamamlamaktadır.

Osman ALİ

ÖNSÖZ

Yazılmış pek çok dünya tarihi, İslam medeniyetinin varlığını ve tarihe katkısını ya küçümser ya da tamamıyla göz ardı eder. Bu kitap, o boşluğu doldurmayı ve İslam toplumunun başlangıcından bu yana başarılarını incelemeyi amaçlamıştır. Kitapta yer alan bölümler daha çok, Müslüman toplumların diğer bölgelere doğru genişlemesine ve İslam medeniyeti tartışmalarının çoğunda ihmal edilen; ticaret, tarım ve seyahat gibi konulara odaklanmıştır.

Bu medeniyetin gelişmesindeki en önemli etken, ilk bölümlerde değindiğimiz İslam’ın en önemli yönlerinden biri olan ilim yolunu takip etmesidir. Sonraki bölümlerde, ilmi çalışmaların felsefe, fen ve hekimlikte nasıl bir ilerleme sağladığı ele alınmıştır. Bu bölümlerde İslam’ın antik Roma-Grek medeniyeti ile Avrupa’daki Rönesans arasındaki sentezci, yaratıcı ve aracı rolü ortaya konulmuştur.

Müslüman dünyasının, Ortaçağ dünya medeniyetine katkısı ve edebi gelişmeye etkisinin yanı sıra diğer sanat alanlarına getirdiği son derece geniş ve yaratıcı bakış açısı üzerinde de durulmuştur. İslam biliminin kat ettiği yol, fark edilenin çok ötesindeydi. Örneğin, pek az bilgin Arapçanın 700 yılı aşkın bir süre boyunca uluslararası dil olarak kullanıldığını bilir. Bütün bunların Batı medeniyetini ne yönde etkilediği, kitabın sonlarına doğru ortaya konmuştur.

Bugün Batı dünyasında Müslümanlara karşı yaygın birçok önyargı bulunuyor. Bu yüzden İslam dünyasının başarılı geçmişini anlamaya ve ortaya koymaya daha çok ihtiyacımız var. Yanlış anlamaların en belirginleri arasında, Müslüman kadınların baskı altında tutuldukları ve Müslüman olmayan azınlıklara karşı davranışları konusundaki basmakalıp düşünceler bulunuyor. Oysa elimizde, İslam medeniyetinin gelişiminde kadınların ve Müslüman olmayan azınlıkların, özellikle de Yahudi ve Hıristiyanların büyük katkısı olduğunu destekleyen yeterli veriler var.

İslam, dünyayı daha iyiye dönüştürecek bir medeniyet yaratmıştır. Bu medeniyet, İspanya ve Kuzey Afrika’dan Ortadoğu ve Asya’nın en doğusuna kadar büyük bir coğrafyayı kapsayan ve diğer bütün medeniyetlerden daha geniş bir alana yayılmıştır. İslam medeniyeti aynı zamanda, Klasik dünya ile Rönesans arasındaki sürekliliği sağlamıştır. Peter Jennings, İslam’ın köprü vazifesinin önemini, İslam hakkında hazırladığı ve National Public Radio’da ilk kez 1985’de (1991’de yeniden) yayınlanan “İslam Dünyası” adlı radyo programı serisinde şöyle vurgulamıştır: “İslam medeniyetinin hayati derecede önemli katkıları olmasaydı, Avrupa Rönesansı’nın gerçekleşmesi asla mümkün olmazdı.”

Yazar Gabriele Crespi de Müslümanların, “Batı’nın canlanmasını sağlayan bilim, kültür ve sanat değerlerinin müjdecileri” olduğunu söyler.3 İslam tarihi konusunda en ünlü Batılı otorite olan Marshall Hodgson ise, İslam kültürünün, “insanlığın mevcut durumuna etkisi açısından büyük öneme sahip olduğunu… çünkü milyonlarca insanın en yüksek ideallerini ve başarılarını temsil ettiğini” yazmıştır.4

Müslümanların Rönesansa Katkısı, Batılı bilginlerin çalışmalarından yararlanırken, bütün bu meselelere Müslüman bakış açısından bakmaktadır. Bu çalışma aynı zamanda, medeniyetler için hiçbir fayda sağlamayan zıtlaşma ve çatışma yerine, diyalog ve kaynaşmaya olan ihtiyacı da vurgulamaktadır.

Ahmed İSA

Birinci Bölüm
İSLAM’IN TARİHTEKİ ROLÜ

İslam, Doğu ve Batı medeniyetleri arasında eşsiz bir köprü kurmuştur. Müslüman alimler, bilgiyi, sonsuza kadar olmasa bile, en azından yüzyıllar boyunca unutulup gitmekten kurtardılar. Dolayısıyla Müslüman bilim yapısı, mevcut bilgi üzerine bina edilmiş büyük bir sentez oluşturarak her seferinde yeni bir şeyler ortaya koydu. Müslümanlar, yaratıcılıktaki bu atılımlarıyla yüzyıllar boyunca dünyaya katkı sundular.

Bu başarılar, dinin insanlık için birçok açıdan yepyeni olan eşsiz özelliklerinden kaynaklanıyordu. O dönemlerde dünyanın pek çok yerinde insanlığın içinde bulunduğu olumsuz görüntünün aksine İslam, insanoğluna onur kazandırdı. Müslümanlar bilgi arayışını dini bir yükümlülük olarak gördüler ve bunun sonucu olarak da dünyaya bakışın yolları değişti. Ayrıca İslam’ın benzersiz bir özelliği olarak, insanların yeryüzü nimetlerine sahip olmaları gerektiği açıkça ortaya konurken, onların ahlak ve moral değerleri de göz ardı etmemeleri sağlandı. Bunun yanında İslam, insanlar arasındaki ırk ve sınıf ayrımlarını da ortadan kaldırmıştır.

İslam, coğrafi olarak bir insanın Avrupa’dan Kuzey Afrika’ya, Arap ülkelerine, İran, Hindistan ve bütün yollarla Çin’e ve Endonezya’ya kadar güvenle seyahat edebileceği bir medeniyet kurmuştur. Seyahat için gereken, sadece Kur’an ve seccadedir.

İslam medeniyetinin yarattığı yenilikler, sadece coğrafi sınırları değil, fakat zamanla ilgili sınırları da aşarak birbirinden farklı halklar arasında birlik kurdu. Kadınların dünyanın pek çok yerinde meta veya ruhsuz yaratıklar olarak muamele gördüğü bir devirde, İslam toplumları onlara hak ettikleri konumu kazandırdı.

Neredeyse bin yıldır, İslam’ın dünyanın en önde gelen medeniyetlerinden birine sahip olduğu söylenebilir. Onun dili de -Arapça- 700 yılı aşkın bir süredir uluslararası bilim dilidir. Oxford Üniversitesi’nin ünlü tarihçilerinden J. M. Roberts, medeniyetleri dünyaya sağladıkları katkıya göre değerlendirir ve İslam medeniyetinin bu konuda en başta gelenlerden biri olduğunu söyler.5 Müslüman toplumun her yönüyle ilerlemesi, dünyanın ilkelliğe yakın ve yarı okuryazar toplumlarının nasıl eninde sonunda gerçek uygarlığa dönüşebileceğini göstermesi bakımından en iyi örneği oluşturur. İslam medeniyeti, dünya çapında genişlemesi, üretkenliği ve uzun ömrü sayesinde insanlık tarihindeki yüksek konumunu kazanmıştır. Tarih konusunda geniş çaplı okumada bulunanlar bile bu gerçeklerin farkında olmayabilir. Pek çok tarih kitabında, yeryüzünün geniş bölgelerine yayılan Müslümanlar, kısaca Batı’nın düşmanları olarak gösterilmiştir. Okuyucuların, bu metinlerden Ortaçağ boyunca kendi ayakları üzerinde durabilmiş olan İslam medeniyetinin, diğer medeniyetlere, özellikle de Batı medeniyetine değerli katkılarda bulunduğunu öğrenmesi çok zordur. Bu gibi çalışmalar İslam medeniyetinin başarılarını ya küçümser ya da başkalarından alınmış gibi gösterir. Örneğin, bu tarihçilerin ısrarla üzerinde durdukları görüşe göre Müslüman felsefesi Yunanistan’dan gelmiştir; devlet yönetimi biçimi İran’dan; bilim Yunanistan, Hindistan ve Çin’den alınmıştır; Tasavvuf, Hinduizm sayesinde şekillenmiştir. İslam mimarisi ve sanatı ise büyük ölçüde Bizans ve Fars mimarisi ve sanatının devamıdır. Bazı tarihçiler, kendi toplumları başka toplumdan hiç etkilenmemiş gibi, bu konuyu abartmaya çok düşkündürler.

Bu tarihçiler, tüm dikkatlerini tek medeniyet olarak gördükleri Batı’ya yöneltmişler ve özellikle de bu dönemin önemli medeniyeti olarak nitelendirdikleri Avrupa’ya odaklanmışlardır. Bu çağda yaşayıp yazmalarına rağmen, zihinleri karanlık çağlarda kalmıştır. Tanımlamaları ve hükümleri, milattan sonra 7. yüzyıldan günümüze kadar İslam’a, Kur’an’a ve Hz. Muhammed’e (sav) saldıran bilginlerin kitaplarından gelmektedir. O günlerin aşağılayıcı dili, bugünün akademik dili haline gelmiştir. Bu tavır, İslam’ın ve İslam medeniyetinin reddedilmesi şeklinde açıkça görülmektedir. Bu tutumun sürdürülmesindeki yöntem klasiktir: Tarihçiler Yunan, Roma ve Hıristiyanlığın ilk gelişme dönemleri üzerinde uzun uzadıya durduktan sonra, İslami dönemi kısaca geçer ve oradan Rönesans’a dev bir sıçrama yaparlar.

Bu kitap, Roma ile “mucizevi” Avrupa medeniyetinin arasındaki boşluğu doldurmak niyetindedir. Bu kitap, günümüz tarihçilerinin üzerinde durduğu, tarih içerisinde sürekliliğe sahip bir olgu olan yabancı etkisini hesaba katar. Bu araştırma, gayrimüslim medeniyetlerin kendilerinden önceki kültürlerden etkilendiği gibi, Müslümanların da diğerlerinden etkilendiğinin farkındadır. Ancak Müslümanlar, kendi katkılarını gerçekleştirme yolunu seçmiş ve insanlık tarihinde benzeri olmayan bir medeniyet oluşturmuşlardır. Buna karşılık diğer medeniyetler, özellikle Avrupa’nın doğmakta olan medeniyeti, İslam medeniyetinden fikir ve materyal ödünç aldı.

İslam, ayrıca Musevilik ve Hıristiyanlığın gelişmesine katkıda bulunarak tarihi bağlamda dikkate değer bir süreç başlatmıştır. Bu süreç dinlere değer katmış, insan-Tanrı, insan-insan ve insan-toplum ilişkisini geliştirmiştir.

Süreklilik doğrultusunda İslam medeniyeti, bir sonraki egemen medeniyet olan Batı’nın temelini sağladı. Batı, bilimde ilerleyişini en çok İslam’a ve Müslümanlara borçludur. O günlerin Avrupa’sını tarif ederken Roberts, Avrupa kıtası için “daha çok kültür ithalatçısı” der. 6

21. yüzyıl dünyasının şekillenmesine yol açan sürekliliğin geniş İslami bölümü, son derece önemli yararlarına, özellikle de manevi değerler alemine yaptığı büyük katkılara rağmen görmezlikten gelinmektedir. Müslümanların, tarihlerinin ilk yıllarında karşılaştıkları krizlerle 21. yüzyılda karşı karşıya kaldıkları krizler arasında birçok paralellikler vardır. O günkü Müslümanların üstesinden geldikleri zorluklar, bugünün Müslümanları ve gayrimüslimleri için de geçerli. İslam’ın ve onun kurduğu medeniyetin tarihinden çıkarılacak dersler, bitmek bilmeyen anlaşmazlık ve çatışmalarla dolu günümüz dünyasını içinde bulunduğu mevcut durumundan kurtarmak isteyenlere ilham kaynağı olacaktır.

İslam’ın anlamı

Bu başlıkta, Müslüman olmanın ne anlama geldiği üzerinde duruluyor. Din, beş “şart”tan: günde beş vakit namaz kılmak, kutsal Ramazan ayı boyunca oruç tutmak, refah vergisi olarak zekat vermek, eğer ekonomik gücü yeterliyse haccetmekten daha fazlasından oluşur. Çünkü İslam’da, dini ile dini olmayan yaşam diye bir ayrım yoktur. Ruhani ve dünyevi, laik ve dindar gibi ikili kavramların İslam’da bir karşılığı yoktur. Müslümanın hayatı, tek bir varoluş biçimindedir. 21. yüzyılda Müslüman olmayanların çoğu, hatta pek çok Müslüman bile, ne yazık ki bu gerçeği gözden kaçırırlar.

İslami yaşam tarzı, kendi bütünlüğü içinde, İslami bir uygarlık oluşturulmasını zorunlu kılar. İslam dünyaya manevi açıdan bakabilme yetisi kazandırır, derinlik ve ciddiyet yanında yaşam kalitesi sunar. Medeniyet insanların dünyaya ve evrene bakış açısını yansıtmaktadır. İnsanların toplum oluşturma biçimini, toplumun bireyler için taşıdığı önemi bu bakış açısı belirler. İnsanların yaşam biçimini, birbirleriyle ilişkilerini; fakirlere, kimsesizlere, aç ve açıkta olanlarla akıl sağlığı bozuk olanlara karşı davranışlarını şekillendirir. Medeniyet, bir toplum yapısı kurma ve onun üyelerinde, dünyaya ve evrene, değerli olan her şeyi kapsayacak bir bakış açısı oluşturma biçimidir. İslam medeniyeti, kısaca bu şekilde ifade edilebilir.

İslam’ın kökenleri sadedir. İlk ayet indirildiğinde, Hz. Muhammed Mekke’nin kuzeyinde bulunan Nur Dağı’nın tepelerindeki Hira Mağarası’nda tefekkür halindeydi. Tek bir olay değil, ama ortak amaç uğ

————

1 George Sarton, Introduction to the History of Science, 3 cilt, 1. Cilt: “From Homer to Omer Khayyam”, s. 746.
2 Karen Armstrong, A History of God, s. 152.
3 Gabriele Crespi, The Araps in Europe, s. 307.
4 Marshal G. S. Hodgson, The Venture of Islam, c. 1, s. 95-99. [Türkçe çev. İslam’ın Serüveni, 3 cilt, çev. Komisyon, İz Yayıncılık.]
5 J. M. Roberts, History of World, s. 378. Kitap Türkçeye İdem Erman tarafından Dünya Tarihi adıyla 2 cilt olarak (İnkılap Kitabevi, 2011) çevrilmiştir.
6 Roberts, age., s. 62.

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>