www.ucuzkitapal.com | Binlerce kitap sadece 2 TL! - Kapıda Ödeme İmkanı

Nasîreddin Tûsî’nin Ahlâk Felsefesine Etkisi

Ocak 28, 2013 FECR YAYINEVİ, İslam Felsefesi

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

İslâm dünyasındaki ahlâk felsefesi çalışmaları, Kindî, Farabî, Râzî ve İbn Sina’ya kadar geri gitmekle birlikte bu alanda yazılmış ilk özel ve planlı eser İbn Miskeveyh’e aittir. İbn Miskeveyh’i, daha çok ferdî ahlâk konularının ele alındığı “Tehzibu’l-Ahlâk” adlı eserinden hareketle alanda daha kapsamlı ve felsefî temelleri güçlü eser veren Nasîreddin Tûsî takip etmiştir. Bu bakımdan Tûsî’nin Ahlâk-ı Nâsırî’si, ahlâk felsefesi veya değişik bir deyişle felsefî ahlâk alanında ferdî ahlâk yanında ev idaresi ve devlet yönetimi gibi sosyal hayatın iki temel sahasını da ele alan ilk ahlâk kitabı olma özelliği taşır. Düşünürün diğer ahlâk kitaplarından felsefî niteliği dolayısıyla ayrılan Ahlâk-ı Nâsırî, daha genel bir ifadeyle amelî hikmet alanında daha sonra yapılan çalışmalara örnek olmuş, hatta onlara temel oluşturmuştur. Bu kitapta ahlâk felsefesi çalışmalarının genel durumu incelendikten sonra Tûsî’nin kendisinden sonraki çalışmalara yaptığı etkiler, Celaleddin Devvanî, Kınalızâde Ali Efendi ve Muhyî-i Gülşenî örneklerinden hareketle ortaya konmuştur. Araştırma, ahlâk felsefesinin kaynaklarını ve gelişim evrelerini tespit açısından da önem arz etmektedir.

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR
ÖN SÖZ

GİRİŞ
İSLAM DÜŞÜNCESİNDE
AHLÂK FELSEFESİNİN GELİŞİM SEYRİ

1. BÖLÜM
NASÎREDDİN TÛSÎ VE
ETKİLEDİĞİ ÜÇ AHLÂK DÜŞÜNÜRÜ
1.1. NASÎREDDİN TÛSÎ VE AHLÂK-I NÂSIRÎ
1.1.1. Nasîreddin Tûsî’nin Hayatı ve Düşünceleri
1.1.2. Ahlâk-ı Nâsırî’nin Ahlâk Felsefesindeki Yeri
1.2. CELALEDDİN DEVVANÎ VE AHLÂK-I CELALÎ
1.2.1. Celaleddin Devvanî’nin Hayatı ve Düşünceleri
1.2.2. Ahlâk-ı Celalî’nin Ahlâk Felsefesindeki Yeri
1.3. KINALIZÂDE ALİ EFENDİ VE AHLÂK-I ALÂÎ
1.3.1. Kınalızâde Ali Efendi’nin Hayatı ve Düşünceleri
1.3.2. Ahlâk-ı Alâî’nin Ahlâk Felsefesindeki Yeri
1.4. MUHYİ-İ GÜLŞENÎ VE AHLÂK-I KİRAM
1.4.1. Muhyi-i Gülşenî’nin Hayatı ve Düşünceleri
1.4.2. Ahlâk-ı Kiram’ın Ahlâk Felsefesindeki Yeri
1.5. AHLÂK KİTAPLARININ PLANLARININ
KARŞILAŞTIRILMASI

2. BÖLÜM
NASÎREDDİN TÛSÎ’NİN AHLÂK FELSEFESİNE
ETKİSİNİN MUKAYESELİ İNCELENMESİ
2.1. AHLÂK EĞİTİMİ
2.1.1. Ahlâk İlmi
2.1.2. İnsanî Nefis
2.1.3. İnsanın Yetkinliği
2.1.4. Mutluluk
2.1.5. Ahlâkın Değişebilirliği
2.1.6. Erdemler
2.1.6.1. Hikmet Kapsamındaki Erdemler
2.1.6.2. Yiğitlik Kapsamındaki Erdemler
2.1.6.3. İffet Kapsamındaki Erdemler
2.1.6.4. Adalet Kapsamındaki Erdemler
2.1.7. Erdemsizlikler
2.1.8. Erdemlere Benzeyen Erdemsizlikler
2.1.9. Erdemlerin Kazanılma Sırası
2.1.10. Erdemlerin Korunması
2.1.11. Nefis Hastalıklarının Tedavisi
2.1.11.1. Temyiz Gücüne Ait Hastalıkların Tedavisi
2.1.11.1. İtme Gücüne Ait Hastalıkların Tedavisi
2.1.11.1. Çekme Gücüne Ait Hastalıkların Tedavisi
2.2. EV İDARESİ
2.2.1. Evin Gerekliliği
2.2.2. Ekonomi
2.2.3. Karı-Koca İlişkileri
2.2.4. Çocuk Terbiyesi
2.2.5. Anne ve Baba Haklarına Riayet
2.2.6. Hizmetçilerin İdaresi
2.3. DEVLET YÖNETİMİ
2.3.1. Toplumsallığın Gerekliliği
2.3.2. Sevgi
2.3.3. Dostluk ve Düşmanlık
2.3.4. Devlet Çeşitleri
2.3.5. Devlet Başkanlığı
2.3.6. Yöneticilere Karşı Davranış Kuralları
SONUÇ
BİBLİYOGRAFYA

ÖN SÖZ

Müslüman filozoflar, “Müslüman” nitelemesini bile zait kılacak bir evrensellikle dünya düşünce mirasını sahipsizlikten tarihin karanlık dehlizlerinde kaybolmaya yüz tuttuğu kritik bir zaman eşiğinde sahiplenerek kendi İslamî kimliklerinden ona yabancılık hissi vermeyecek bir doğallıkla taze bir ruh üflemişler; daha doğrusu evrensel felsefe adına yeniden dirilişin, İslam düşüncesi adına da yeni bir başlangıcın mimarları olmuşlardır. Müslüman filozofların bu duyarlılığı mantık, fizik ve metafizik gibi genel felsefe disiplinlerinde olduğu gibi dinî karakter taşıdığı sanılan ahlâk disiplininde de göstermiş olmaları, Müslüman yöneticilerin hüküm sürdürdüğü coğrafyalarda genelde Müslüman düşünür ve âlimler öncülüğündeki bir kadronun icra ettiği bir felsefe olması dolayısıyla İslamî nitelemesini alan “İslam Felsefesi”nin evrenselliğini belgeleyen önemli bir kanıttır.

Daha önce Ebu Bekir er-Râzî (ö. 925), Fârâbî (ö. 950) ve İbn Sînâ (ö. 1037)’nın kısmî eserler verdiği ahlâk felsefesinde ortaya konan ilk sistematik eser, İbn Miskeveh (ö. 1030)’in “Tehzîbü’l-Ahlâk”ıdır. Ama bu alandaki daha kapsamlı ve sistemli çalışmanın sahibi, İbn Miskeveyh’in söz konusu kita-bını esas alarak İslam ahlâk felsefesinin şaheseri “Ahlâk-ı Nâsırî”yi yazan İbn Sînâcı Nasîreddin Tûsî (ö. 1274)’dir. “Tehzîbü’l-Ahlâk” Tûsî’nin eserinde yalnızca birinci bölümün kaynağı durumundadır. Onu İbn Miskeveyh’in kitabından ayı-ran ve özgünlük kazandıran kısımlar “Tedbir-i Menzil” ve “Siyaset-i Müdün” bölümleridir. Bu iki bölümün birincisinde İbn Sînâ, ikincisinde Fârâbî etkisi görülmektedir.

Bizi “Nasîreddin Tûsî’nin Ahlâk Felsefesine Etkisi” adlı bir çalışma yapmaya sevk eden etken, bir şeyin yokluğu değil, aksine bazı şeylerin varlığıdır. Bunu eskilerin tabiriyle mütemmim cüz olarak adlandırabiliriz. Tûsî’nin ahlâk felsefesi ala-nındaki etkilerini 13. yüzyıldan günümüze kadar süren zaman diliminde tüm taraflarıyla birlikte incelemenin zorluğu ortada-dır. Bundan dolayı biz çalışma alanını “Ahlâk-ı Nâsırî’yi model alarak eser veren Celaleddin Devvânî (ö. 1502), Kınalızâde Ali Efendi (ö. 1572) ve Muhyî-i Gülşenî (ö. 1606) ile sınırlı tuttuk. Bu üç ahlâk felsefecisi temelde Ahlâk-ı Nâsırî’yi örnek alarak kitap yazmış olmakla birlikte eserlerine kendi meşrep farklarını ve üsluplarını yansıtmışlardır. Bu bakımdan “Ahlâk-ı Celâlî”, “Ahlâk-ı Alâî” ve “Ahlâk-ı Kiram” Tûsî’nin söz konusu ahlâk kitabının plan ve muhtevasını büyük oranda yansıtmalarına rağmen kopya eserler yargısını geçersiz kılacak özgünlüğe de sahiptirler.

Bu çalışmanın varlık sebebi olarak ifade ettiğimiz araştırmalar, Harun Anay’ın “Celaleddin Devvanî, Hayatı, Eserleri, Ahlâk ve Siyaset Düşüncesi”, Abdullah Tümsek’in “Muhyî-i Gülşenî ve Ahlâk-ı Kiram İsimli Eseri”, Ayşe Sıdıka Oktay’ın “Kınalızâde Ali Efendi ve Ahlâk-ı Alâî”, Anar Gafarov’un “Nasîruddin et-Tûsî’nin Ahlâk Felsefesi” ve Ali Mukallid’in “el-Ahlâk ve’s-Siyaset ve’l-İctima Inde Nasîriddin et-Tûsî” adlı çalışmalarıdır. Daha önce de “Nasîruddin Tûsî’nin İbn Sînâ Savunması” adlı doktora teziyle filozofluğunu çalıştığımız Nasîreddin Tûsî’nin felsefe, mantık, matematik, astronomi ve kelam disiplinlerindeki yetkinliğine oranla gerçekte ikinci planda kaldığı halde halk nezdinde şahsıyla özdeşleşen ahlâkçılığı, kendisinden sonraki ahlâk düşünürleri üzerindeki etkileri bakımından ilgimizi çekti. İslam düşüncesinde ahlâk felsefesi-nin kaynakları ve özgünlüğü meselesini araştırmak bu alandaki çalışmalara yapılacak önemli bir katkı olacaktır. Mustafa Çağrıcı’nın “İslam Düşüncesinde Ahlâk” ve İlhan Kutluer’in “İs-lam Felsefesi Tarihinde Ahlâk İlminin Teşekkülü” adlı araştırmaları sözünü ettiğimiz çalışma için gerekli temel ve motivas-yonu oluşturacak niteliktedir.

Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş’te İslam düşüncesinde ahlâk felsefesinin gelişim seyrini gözden geçirdik. Birinci Bölüm’de Nasîreddin Tûsî ve etkilediği üç ahlâk düşünürünün hayatlarını, eserlerini, genel düşüncelerini ve ahlâk felsefesindeki yerlerini inceledik. İkinci Bölüm’de Nasîreddin Tûsî’nin ahlâk felsefesine etkilerini alan daraltması yaparak Ahlâk-ı Nâsırî ile söz konusu ahlâkçıların eserlerini mukayeseli incelemek suretiyle tespit etmeye çalıştık. Yeri geldikçe düşünürlerimizin diğer eserlerine ve bu sahada yapılmış araştırmalara, yazılmış kitap ve ansiklopedi maddelerine başvurmuş olmakla birlikte esas olarak her dört ahlâkçının adı geçen ahlâk kitaplarını takip ettik.

Çalışmam boyunca görüş ve önerilerine başvurduğum araştır-macılara ve tashih konusundaki katkılarından dolayı eşim ve çocuklarıma teşekkürlerimi arz ederim.

Murat Demirkol
Ankara, 2011

GİRİŞ

İSLAM DÜŞÜNCESİNDE AHLÂK FELSEFESİNİN
GELİŞİM SEYRİ

İslam ahlâk felsefesi, Antik Yunan filozoflarının ahlâk düşün-celeri temelinde İslamî kaynaklarla desteklenerek geliştirilmiş bir disiplindir. Bu kaynakların sağladığı ahlâkî ilkeler İslam ahlâk felsefesinde önemli bir yer tutmaktadır. Bundan dolayı İslâm ile ahlâk iç içe geçmiş sistemlerdir. Nitekim Pey-gamberin “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” hadisi  ile Kur’an’ın “Şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzerinde-sin.”  ayeti buna işaret etmektedir. İslâm’da Kur’an ve hadisler yanında fıkıh, kelâm ve tasavvuf alanlarında yazılmış eserlerde de ahlâkî meselelerin ele alınmış olduğu görülmektedir. Bu bakımdan Mâverdî’nin (ö. 1058) “Edebü’d-Dünya ve’d-Dîn” adlı eseri geleneksel ahlâk ilminin önemli bir örneği olarak anılabilir.  Ahlâkî konular kelâm ilminde daha çok metafizik çerçevede, Tanrı’nın iradesi, insan hürriyeti ve kader gibi konular münasebetiyle ele alınmaktadır. Bu konularda Mutezile, Eş’arîler ve Maturidîlerin özel görüşlerinin bulunması da bunu gösterir.

İslam düşüncesinde felsefî ahlâkın doğuşunu sağlayan Yunan filozoflarına ait ahlâk eserlerinin ve bunlar üzerine yapılan şerhlerin önemli bir bölümü erken bir tarihte Arapçaya çevril-miştir. Müslüman filozoflar, Platon’un başta Devlet olmak üzere diyaloglarının önemli bir kısmını incelemişlerdir. Aristo-teles’in ünlü ahlâk kitabı Nikhamakhos’a Ahlâk’ını İshak bin Huneyn on bir kısma ayrılmış olarak Arapçaya tercüme etmiş-tir. Aynı mütercimin eserle ilgili bir şerhi de tercüme ettiği bildirilmektedir. Fârâbî özellikle bu eserin giriş kısmı üzerine bir şerh yazdı. Daha sonra İbn Rüşd de Aristoteles’in ahlâkı üzerine orta boy bir şerh kaleme aldı.  Galen’in bugün sadece Arapça tercümesiyle tanınan Fi’l-Ahlâk’ı ve insanın kendi faziletlerini nasıl keşfedeceğine dair bir risalesi, İslam filozofları üzerinde oldukça etkili oldu. Müslüman ahlâkçıların ahlâkı ruhanî tıp olarak görmelerinde daha çok Galen’in etkili olduğu söylenebilir. Müslüman filozofları etkileyen diğer iki Yunanlı kaynak, yanlışlıkla Aristoteles’e atfedilmiş olan Fezailü’n-Nefs ve Teoloji’dir.
İlk İslam filozofu olan Kindî’nin (ö. 866) ahlâkla ilgili görüşleri risaleleri içinde yer alan çeşitli bilgilerden, Risale fi Hudûdi’l-Eşya ve Rüsûmiha’daki bazı tanımlardan ve özellikle el-Hîle li Def’ıl-Ahzan adlı risalesinden çıkarılmaktadır.  Kindî’nin ahlâkla ilgili Risale fi Enne’n-Nefs ve Âdâbu’n-Nefs adlı iki kayıp eserinden bahsedilmektedir. Kindî’nin el-Hîle li def’ıl-Ahzân adlı hacmi küçük eseri Âmirî, İbn Miskeveyh ve Tûsî gibi ahlâk filozofları üzerinde çok etkili olmuştur. Hüznün mahiyeti, sebepleri ve tedavi yöntemleri gibi konuları ele alan eserde İslamî etkilerin yanı sıra Platoncu, Aristotelesçi, Stoacı ve Yeni Platoncu etkiler de bulunmaktadır. Kindî, İslam düşüncesinde ahlâk ile psikoloji arasındaki bağlantıyı ilk kuran filozof olarak yerini almıştır.
Ebu Bekir er-Râzî (ö. 925), yazdığı ahlâk kitabına ahlâk ilmini ruhsal hastalıkların tedavisi olarak görmesi nedeniyle et-Tıbbu’r-Ruhanî adını verdi. Eserde daha çok Platoncu unsurlara ağırlık verdiği ve ayrıca Galen’in etkisi altında kaldığı görülmektedir. Burada Râzî öfke, kıskançlık ve açgözlülük gibi nefsanî kötülüklere bir tabip gibi yaklaşmakta ve bunlardan kurtulma yollarını öğretmektedir. Bu eser psi-kolojik-felsefî bir karaktere sahiptir. Râzî’nin itidali öğütleyen, manevî hazlara yer veren ve filozofça yaşamanın yollarını gösteren es-Siretü’l-Felsefiyye adlı eseri de bir anlamda ahlâkla ilgilidir. Diğer birçok ahlâk filozofundan farklı olarak Râzî görüşlerini dinî metinlerle takviye cihetine gitmez. Şüphesiz bu onun vahiy karşısında takındığı menfi tavırdan ileri gelmektedir.

İslam dünyasında felsefe kadar ahlâk ilminin sistemleştirilmesi konusunda da Fârâbî’nin (ö. 950) büyük payı vardır. Psikoloji, ahlâk, din, felsefe ve siyaset arasındaki ilişkiyi tespit edip felsefesini bu temel üzerine kurmuştur. Fârâbî bir yandan Platon’un görüşleri ile Aristoteles’in görüşlerini, öte yandan felsefe ile dini uzlaştırmaya çalışmıştır. “et-Tenbih ala Sebili’s-Saade” ve “Tahsilü’s-Saade”si doğrudan doğruya ahlâkla ilgilidir. “el-Medinetü’l-Fazıla” ve “es-Siyasetü’l-Medeniyye” ise haz ve saadet konularına ilaveten klasik ahlâk kitaplarının önemli bir bölümünü oluşturan siyaset felsefesi ile ilgilidir. Kindî ve Râzî’den farklı olarak Fârâbî, nefis hastalıklarının tedavisi üzerinde tek tek durmaz; ama ruhanî tıbba devlet felsefesi kapsamında yer verir.  O asıl heyulanî düzeydeki insan aklının bilfiil akıl düzeyine geçmesi ve müstefad akıl düzeyinde hakikatleri bilme gücüne kavuştuktan sonra faal akıl ile birleşerek en yüksek mutluluğu kazanması konusu ile ilgilenmiştir. Fârâbî’nin erdem ve mutlulukla ilgili görüşleri bütün İslam filozofları üzerinde, ittisal teorisi ise İbn Sînâ, İbn Bacce ve İbn Tufeyl üzerinde etkili olmuştur.

Felsefe ile dini uyumlu gören İhvan-ı Safa topluluğu din, felsefe, ahlâk ve tasavvufu eklektik bir yaklaşımla ele alan “Resail”i yazmıştır. Resail’de teorik düzeyde gerçekleştirilen bir ahlâk anlayışı söz konusudur. Allah’a benzeme gayesine varlıklardaki gerçekleri tanımak, doğru inanç kazanmak, güzel ahlâk geliştirmek ve iyi fiiller yapmak suretiyle ulaşılabilir. Resail’de İslamî kaynakların yanı sıra Eski Yunan felsefesinin, Hint felsefesinin, Yahudilik ve Hıristiyanlığın etkileri de açıkça görülmektedir. Onların insan-ı kâmili soy itibariyle Doğu İranlı, imanda Arap, eğitimde Babilli, takvada Hıristiyan, sırlara vakıf olmada Hintli, ilim ve hikmette Yunanlıdır. İhvan-ı Safa’nın ahlâk anlayışı, daha ziyade genel Sünnî kitlenin dışında kalan gruplar ile İşrak felsefesinin ahlâk anlayışı üzerinde etkili olmuştur.

İbn Sînâ öncesi dönemde yaşamış filozoflardan Ebu’l-Hasan el-Âmirî’nin ahlâk ve siyaset konusunda yazmış olduğu Kitabü’s-Saade ve’l-İs’ad, sistematik olmamakla birlikte ahlâk felsefesinin önemli kaynaklarından biri sayılır. Bu kitap, Müs-lüman filozofların ilgi alanlarını ve dayandıkları kaynakları göstermesi bakımından bir bilgi hazinesidir. Bu bakımdan Âmirî, Kindî’den Tûsî’ye uzanan ahlâk felsefesi geleneğinde önemli bir halkayı oluşturmaktadır.
İbn Sînâ’nın ahlâka olan ilgisi genel felsefesi içinde değerlendirildiğinde önemli bir yer işgal etmediği görülür. Onun bu konudaki müstakil eseri, Aristoteles’in Nikomahos’a Ahlâk’ının bazı bölümlerinin muhtasar tekrarından ibaret olan İlmü’l-Ahlâk adlı risalesidir. Bu risale “Tis’u Resail” içinde yer almaktadır.  Karlığa, yaptığı araştırmalar sonucunda İbn Sînâ’ya ait bir ahlâk risalesine daha ulaşmış ve bunu “İbn Sînâ’nın Şimdiye Kadar Bilinmeyen Yeni Bir Ahlâk Risâlesi” adlı makale içinde hem orijinal metin hem de Türkçe çeviri olarak neşretmiştir.  Ayrıca o, Şifa, Necât, el-İşârât ve’t-Tenbihât, er-Risaletü’l-Arşiyye ve Uyûnü’l-Hikme gibi eserle-rinde özellikle insanın mahiyeti, hayır, şer ve mutluluk mesele-lerine yer vermiştir. Daha yakından baktığımızda Uyûnü’l-Hikme’deki amelî hikmet tasnifinde Tûsî’nin ferdî, ailevî ve siyasî ahlâk tasnifine zemin hazırlayacak şekilde bir tasnif yap-tığını ve eş-Şifa ve en-Necât’taki nefis teorisiyle de nefis türleri, huy ve meleke konularını işleyerek İslam ahlâk felsefesine temel oluşturduğunu görmekteyiz. Ayrıca İbn Sînâ’nın Risale fi’l-Aşk, Risaletü’t-Tayr ve Hay bin Yakzan gibi mistik ve alegorik risaleleri nefsin yüce mertebelere çıkışını ve sonunda melik olarak nitelenen Tanrı’ya ulaşmasını felsefî bir roman üslubu içinde hikâye ettiği için felsefî ahlâkla ilgili sayılmaktadır.  Onun bu tür eserlerinin özellikle İbn Bacce’nin Tedbirü’l-Mütevahhid ve İbn Tufeyl’in Hay bin Yakzan adlı eserleri üzerinde etkili olduğunu söyleyebiliriz.

İslam ahlâk felsefesi konusunda yazılmış ilk sistematik eser İbn Miskeveyh’e ait olup Tehzibü’l-Ahlâk adını taşımaktadır. Bu çalışma, İslam dünyasında kaleme alınan birçok ahlâk kitabı için bir örnek olmuştur. Gazzalî’den Kınalızâde Ali Efendi’ye varıncaya kadar birçok ahlâkçı onun bu eserinden istifade et-miştir. Fakat Tehzibü’l-Ahlâk’ın asıl etkisini Nasîreddin Tûsî üzerinde icra ettiğini görmekteyiz. Bu eseri esas alan Tûsî, ileriki sayfalarda hususi olarak irdeleyeceğimiz üzere İslam ahlâk felsefesinin temel başvuru kaynağı ve model eseri olan Ahlâk-ı Nâsırî’yi yazmıştır. Eserin en dikkate değer yanı, Fârâbî ile birlikte başlayan ittisale dayalı ahlâk anlayışından ziyade tecrübî ve Aristotelesçi bir anlayışa bağlı kalmış olmasıdır. Eserin nefsanî hastalıkların tedavisi kısmında Kindî’nin etkisi açıkça görülmektedir. Ayrıca eski filozofların görüşlerinin İslam’la uyuşacak şekilde iktibas edilmesi ve yorumlanması onun geniş bir kabul görmesine sebep olmuştur. İbn Miskeveyh’in ahlâk görüşleri büyük oranda başta Aristoteles olmak üzere Platon ve Galen gibi Yunan filozoflarının eserlerine dayanmaktadır.

Gazzalî’nin ahlâkçılığı daha çok tasavvufî çerçevede değerlen-dirilmeye uygun olmakla birlikte felsefî ahlâk geleneğine özel-likle nefsanî hastalıkların tedavisi bağlamında büyük katkısı olmuştur. Nitekim “İhyau Ulumi’d-Din”in üçüncü cildi ile “Mizanü’l-Amel” adlı eserini ahlâka tahsis etmiştir. Onun er-Risaletü’l-Ledünniyye ve Mişkatü’l-Envar adlı eserlerini tasav-vufî ahlâk açısından değerlendirmek gerekir. Gazzâlî’nin felsefî ahlâkta yaptığı dinîleştirme, Devvânî ve Kınalızâde gibi sonraki ahlâkçılar üzerinde etkili olmuştur.

Gazzalî sonrası felsefî ahlâkın, birbiriyle ilgili olmakla birlikte farklı özellikler taşıyan iki ana çizgiyi takip ettiği söylenebilir. Bunlardan birincisi, Fârâbî’nin daha metafizik mahiyetteki ittisal anlayışına dayanan ve İbn Sînâ’nın Maşrikî hikmet konulu eserlerinde belirgin hale gelen çizgi olup, en önemli temsilcileri, İbn Bacce ve İbn Tufeyl’dir. İbn Bacce, medenî dünyanın uzağında yaşayan bir arifin ruhsal tekâmülünü anlatan Tedbirü’l-Mütevahhid’in; İbn Tufeyl ise yine insanlardan uzak bir ortamda hakikatleri kavrayan ve felsefî bir yaşam tarzı geliştiren bir münzevinin serüvenini edebî bir üslupla anlatan Hay bin Yakzan’ın yazarıdır. Her ikisinde de konu, aklın imkânlarını sonuna kadar kullanabilen bir insanın hakikate ulaşmak için yaptığı fikrî ve ruhanî yolculuktur. İkinci çizgi ise İbn Miskeveyh’in temellerini atıp Nasîreddin Tûsî’nin sistemleştirdiği ve daha sonra İslam dünyasında Celaleddin Devvanî, Kınalızâde Ali Efendi ve Muhyi-i Gülşenî gibi temsilciler tarafından geliştirilmiş olan felsefî ahlâk geleneğidir.

Felsefî ahlâk alanında kendisinden sonrakileri en çok etkileyen düşünür Nasireddin Tûsî’dir. Onun bu sahadaki çalışmalarının şüphesiz en önemlisi “Ahlâk-ı Nâsırî” olmakla birlikte bu eser-den sonra yazdığı ve birtakım dinî ve tasavvufî kavramları işlediği “Evsâfu’l-Eşrâf” ve ahlâkî konuları ayet ve hadislere dayalı olarak ele aldığı “Ahlâk-ı Muhteşemî” adlı iki ahlâk kitabı daha bulunmaktadır. Ama bunlardan birincisinin tasavvufî bir karakter taşıması, ikincisinin ise dinî ahlâk kategorisine girmesi nedeniyle felsefî ahlâk kapsamında değerlendirilmesi biraz güçtür. Ayrıca Ahlâk-ı Muhteşemî, Tûsî’nin kendi planladığı bir eser olmayıp İsmailî vali Nâsıruddin Muhteşem’in başlamış olup Tûsî’den tamamlamasını istediği bir ahlâk kitabıdır. Bizzat Tûsî’nin belirttiğine göre Ahlâk-ı Nâsırî, Kuhistan yöneticisi Nâsıruddin Abdurrahim İbn Ebî Mansur’a ithaf edilmiş ve onun “Nâsıruddin” lakabına nispetle bu isim verilmiştir.  İlk yazımında bâtınî izler taşıyan ve daha sonra bazı değişiklikler yapılan bir mukaddimesi bulunmaktadır.  Ayrıca eserde, ilk yazılışının üzerinden otuz yıl geçtikten sonra yeniden gözden geçirilerek H.663/1264 yılında bazı ilaveler yapıldığı belirtil-mektedir.  Bu ifadeden eserin esas olarak H.633/1235 yılında yazıldığı anlaşılmaktadır. Ahlâk-ı Nâsırî, ahlâk felsefesinin en önemli klasiklerinden biridir. Öte yandan sonraki asırlarda telif edilen Devvanî’nin “Ahlâk-ı Celâlî”, Kınalızâde’nin “Ahlâk-ı Alâî” ve Gülşenî’nin “Ahlâk-ı Kiram” adlı eserleri dâhil birçok felsefî ahlâk çalışmasının en önemli kaynağı Ahlâk-ı Nâsırî’dir. Ayrıca birçok ahlâkçı, İbn Miskeveyh ve Fârâbî’nin ahlâk ve siyaset görüşlerini Ahlâk-ı Nasırî kanalıyla tanımıştır.

Ahlâk Eğitimi (Tehzîb-i Ahlâk), Ev İdaresi (Tedbîr-i Menzil) ve Devlet Yönetimi (Siyaset-i Müdün) şeklinde üç ana bölüme ayrılan Ahlâk-ı Nâsırî’nin birinci bölümünün en önemli kayna-ğı İbn Miskeveyh’in Tehzîbü’l-Ahlâk’ıdır. Ancak bu eserde yer alan aile ahlâkı ve siyasete dair bazı fikirler sonraki bölümlerde ilgili konular işlenirken kullanılmıştır. Ev İdaresi başlığını taşıyan ikinci ana bölümde ayrıca İbn Sînâ’nın bir risalesinden faydalanmıştır.  Devlet yönetiminin ele alındığı son bölümde en önemli kaynak Fârâbî’dir. Tûsî, Fârâbî’nin sadece adını zikredip eserlerinin adını vermemekle birlikte, Fusûlü’l-Medenî, el-Medînetü’l-Fâdıla ve Siyâsetü’l-Medeniyye adlı eserlerinden istifade ettiği anlaşılmaktadır.  Bunlar dışında Tûsî’nin de atıfta bulunduğu gibi, İbn Mukaf-fa’nın “Adâb”ı da bu bölümün kaynakları arasında yer alır.

Ahlâk-ı Nâsırî yazıldıktan sonra büyük ilgi görmüş, üzerine birçok şerh ve haşiye yazılmış, çok sayıda ahlâk kitabı onu örnek almıştır.  Ayrıca Arapça ve İngilizceye de çevrilmiştir.  Tûsî’nin ve onun etkisi altında ahlâk kitabı yazan Celaleddin Devvanî, Kınalızâde Ali Efendi ve Muhyi-i Gülşenî’nin ahlâk felsefesindeki yerini özel başlıklar altında ele alacağımız için şimdilik bu kadar bilgiyle yetiniyoruz.

Satın Alabilirsiniz

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

www.ucuzkitapal.com | 2 TL Kitaplar