Nükleer Darbe | Burak Turna | Biraz Oku Sonra Al

Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Güç  onu kendi çıkarları uğruna pervasızca kullanan liderlerin elinde ne hale gelir? Dünya yönetimini ele geçirmek için nükleer savaş planlayan güçler, planlarını  uygulamaya koyuyor  Türk ordusu ve Rus ordusu;  Avrupa ordularına, kendi topraklarında ağır kayıp verdiriyor Çin,  Amerikan topraklarının bir bölümünü işgal ederek,  tarihte bir ilke imza atıyor Dünyanın süper güçleri,  Akdeniz sularında birbirine giriyor ve nükleer silahlar ateşlenmek üzere silolarından çıkıyor  Dünyayı yönetmek isteyenlerin Nükleer Darbe planı böylece uygulamaya koyuluyor Peki Türk özel askeri timi Bölüm 18 bu korkunç planı engelleyebilecek mi? Yazdığı romanlaryla dünya  gündemine oturan Burak Turna bu kez nükleer silahlara sahip olan ülkelerin bu silahın dünya ülkeleri arasında yayılmasını engellerken, nükleer silahları kullanarak kendi halklarını da baskı altında tuttuklarına işaret ediyor ve Batı ordularının, Doğu orduları karşısında başarılı olamayabileceği tezini işliyor. Nükleer Darbe belki de yakın gelecekte yaşanacakların bir özetini sunuyor.

Akdeniz’de Savaş!

1. BÖLÜM

Akdeniz’in üzerinde esen karayel, köpüklü dalgalar yaratı­yordu. Ay, gecenin sonsuz boşluğunda denizin üzerine vuruyor, gümüş rengi parıltılarla karanlık suları biraz olsun canlandırıyor­du. İnsana yalnızlık hissi veren derin boşluk, denizin sularıyla buluşurken oynaşmakta olan balıkların neşeli danslarına tanıklık ediyordu. Havadaki kesif tuz ve deniz kokusunun eşliğinde Ak­deniz’de güzel bir gün hüküm sürüyordu.

Bu güzel Akdeniz gecesinde, sakin su kütlesini yararak iler­leyen Rus yapımı Kilo sınıfı ölümcül bir denizaltı, suyun yüzeyi­ne son çıkışını yapmaktaydı. Ay ışığı siyah gövdesinden yansır­ken, gizemli görüntüsüne başka gizemler katıyordu.

Tehlike gitgide büyüdüğünden, uzun süre su üstüne çıkıl­mayacaktı. Dünya savaşı artık Ortadoğu’yu da etkisi altına almış­tı. Büyük güçlerin hesapaşma sahasına dönen Ortadoğu, yaşana­cak olan şiddetli bir yıkımın arifesindeydi.

İran denizaltısı Shaheen, su üzerinde yapması gerekenleri ça­buk halletmeliydi. Çünkü ortalıkta dört dönen pek çok İsrail ve Amerikan savaş gemisi vardı. Üstelik daha da kötüsü, denizaltı avlamak için üretilmiş olan P-3’ler gözlerini kan bürümüş avcılar gibi Akdeniz’in üzerinde dolaşıyordu.

Çin-Amerika kapışmasıyla başlayan savaş, Rus ordularının Türk kuvvetlerinin desteği ile Avrupa’nın içine mızrak gibi girmesiyle genişlemeye başlamıştı Ancak Ortadoğu’nun kesin işgali, büyük savaşın vazgeçilmez gerekliliklerinden birisiydi. Daha önceki savaşlarda da öyle olmuştu, yine öyle olacaktı. Tabî burada. İran’ın kontrol altına alınması oldukça önemliydi. Amerika liderliğindeki Batı ittifakı, Türk ve Rus kuvvetleri önderliğindeki Doğu İttifakı nın enerji kaynaklarını kesmek için Ortadoğu’yu tamamen ele geçirmek zorundaydı. Ancak Doğu İttifakı, hemen hemen her cephede zafer kazanmıştı. Uyuşturucu ve alkolün etkisi. Batı ordularında savaşma isteksizliği olarak kendisini göstermişti.

Batı ordularının kolayca yenilmesi. Doğu tarafında şüpheyle karşılanmıştı Bunun, kendilerini tuzağa düşürmek için yapılmış bir oyun olabileceği söylentileri alıp yürümüştü. Yine de her şeve rağmen Batı İttifakı’nın Ortadoğu’ya baskısı her geçen gün daha da acımasız hale geliyordu.

Ama hâlâ başaramadılar, diye düşündü denizaltı komutanı Farzan. Iran tüm saldırılara rağmen hâli ayaktaydı. Kendisinin komuta ettiği denizaltı da Akdeniz’deki Batı etkisini ortadan kal­dırmak için görevlendirilmişti. Belki küçük bîr katkıydı ama elle­rinden gelen buydu.

Farzan, subaylardan gelen verilen kontrol etti. Her şey nor­mal görünüyordu, aslında bu hiç iyi değildi. Eger savaş zamanı her şey yolunda gidiyorsa daha da dikkatli olmak gerekirdi. Savaş odasındaki panellerden gelen ani metalik cızırtı, bir şeylerin ters gittigini gösteriyordu. Farzan dikkat kesildi “Komu­tanım, radar bağlantısı sağlandı. Akdeniz Üzerinde ani ve yoğun bir hareketlilik belirledik.

Farzan heyecanlandı. Denizaltının görevi hem hareketlenmeyi kontrol etmek hem de hayatta kalmaktı. Ancak tek başına bir denizaltı için bu son derece zor bir görevdi.

“Dalışa hazır olun. Hemen bilgi istiyorum. Kimlerle karşı karşıyayız. Saldın ihtimalleri nedir?” “Komutanım, hemen dalışa geçelim. Bir Amerikan denizaltısı tarafından yerimiz belirlendi.” “Karşılık verme şansımız nedir?”

“Komutanım altmış üç derece kuzeybatıdalar. Bize doğru geli­yorlar. Karşılık vermek için konum belirleyecek zamanımız yok.” Shaheen’in içinde alarmlar çalmaya başladı. Birazdan vahşi bir Mk-48 torpidosunun peşlerine düşeceğini biliyorlardı. Defa­larca tatbikat yapmış olsalar da heyecanlarını bastırmakta epeyce zorlanıyorlardı.

Farzan, “torpido suda” alarmını beklemeye başlamıştı. Bede­ni öylesine gerilmişti ki, neredeyse olduğu yere mıhlanacağını düşünüyordu. Motorlara tam güç verip dibe doğru inmeye başla­dılar. Birkaç manevra sayesinde büyük ihtimalle Virginia sınıfı denizaltıyı atlatabileceklerini düşünüyorlardı.

O an askerlerin içine umut eken bir gelişme oldu. Savaş odasıyeni bir bilgiyle hareketlenmişti.

“Komutanım, deniz üzerinde birtakım savaş gemileri belir­ledik, ama bize değil, Amerikan denizaltısma doğru hareket ediyorlar.”

Farzan heyecanla askerin yanına koştu. Kim olabilirlerdi? Bunu anlaması uzun sürmedi. “Suda torpido var. Ama bize değil, Amerikan denizaltısına doğru ilerliyor.”

Herkes gözlerini kapadı, saniyeler içerisinde bir denizaygırının ölürken çıkardığı sese benzeyen homurtu ve gıcırtı karışımı bir sesle doldu içerisi. Savaş odasında alkışlar koptu. Oradakiler her kimse Shaheen’i yok olmaktan kurtarmıştı.

“Hemen bize kimin yardım ettiğini öğrenin.”

Telsiz operatörleri hararetli bir çalışma içine girdiler.

“Komutanım, bu bir Rus korveti. Türk Donanması ile beraber Akdeniz’de devriye geziyorlar.”

Farzan heyecan içinde titredi.

“Hemen bana Rus korvetini bağlayın…”

Bağlantı birkaç saniye içerisinde özel komutan paneline ak­tarılmıştı.

“Çok teşekkür ederiz. Hayatımızı kurtardınız…”

Cızırtıyla beraber Rus gemisinden cevap geldi.

“Akdeniz çok tehlikeli. Rus Donanması’ndan bazı gemilerle be­raberiz. Su üzerinde ve altında çok sayıda Batılı savaş ünitesi var. Her an büyük bir deniz savaşıpatlayabilir. Dikkatli olun ve sürekli bizimle bağlantıda kalın. Gerekirse size görev devri yapabiliriz.” “Sonuna kadar varız. Ne gerekiyorsa söyleyin, hemen yardı­ma koşmaya hazırız.”

“Tekrar ediyorum, dikkat edin. Batı deniz kuvvetleri ortaya çıkıyorlar. Şu anda radarlarımızda uçak filolarını belirledik. Her an şiddetli bir çatışmaya girebiliriz.”

Farzan ne diyeceğini bilemiyordu. Tarihin en büyük deniz sa­vaşlarından birinin başlangıcına şahit olduğunu o an anlayamamışa.

Amerikan Deniz Filosu’nun yanında İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan Birleşmiş Milletler gemileri, Kıbrıs açıkların­da yakaladıkları Türk-Rus donanmasına saldırmaya başlamıştı.

Bundan sonra olanlar, dünya tarihinde yaşanan modern de­niz savaşlarının en kanlı sayfalarını oluşturacaktı.

Rus Savaş Kruvazörü Petr Velikiy

Kruvazör komutanı Dimitri Yogliev, Amerikan avcı uçakları­nın kendi gemisini ilk hedef olarak seçtiğini anlamıştı. Radar sinyalleri kilitlenme belirtileri göstermese de onların aldığı pozis­yondan bunu çıkarmıştı. Uzun yıllar boyunca Amerikan akade­milerinde eğitim görüp onlarla yaşadığı için düşünce sistemlerini iyi analiz edebiliyordu.

“Hava savunma sistemlerini çalıştırın. Diğer gemilerle bağ­lantıya geçin, radarların ortak modda çalışmasını sağlayın. Çok büyük bir hava saldırısı olacak… Diğer gemilerle mutlaka aynı an­da cevap verebilmeliyiz…”

Komutan sözlerini bitiremeden, radann belirlediği bir gemisavar füze tehdidi alarmı duyuldu. Başlıyordu işte. İlk füzeyi ça­buk yollamışlardı. Oysa biraz bekleyeceklerini tahmin ediyordu. “Komutanım bize ateş edildi. Füze yolda.”

“Tam yol ileri, sert dönüş manevrası yapın.”

Fazla zaman yoktu, belki saniyeler… Emir uygulandığında Petr Velikiy’nin gövdesi gıcırtılar çıkararak sert bir dönüşe başla­dı. Hazırlıksız yakalanan askerler etrafa savrulurken geminin si­lahlarının elektronik olarak hızlı hareketler yaptığı görülüyordu. “Hava savunma sistemi aktif… Füzeye kilitlendi.”

“Radarda bir Fransız firkateyni belirdi. Hayır… daha fazla fir­kateyn var. Üçlü kol halinde ilerliyorlar.” Gemilerdeki radar sin­yallerini yanıltma tekniklerinin gelişmiş olması nedeniyle men­zilde bile olsa radara yakalanan cismi hemen belirleyemiyorlardı. “Ateş!”

Kruvazörün savunma füzesi ateşlendi. Vahşi bir hızlanmayla yükseldi ve hemen aşağı doğru bir açı yaptı. Aynı anda dörtlü otomatik toplar ateşe başladı. Gökyüzü kıvılcımlarla dolmuştu.

“Ateşe devam!” Komutan dürbünü ile ufuk çizgisi üzerinde başka tehdit olup olmadığına bakıyordu.

manevrasını başlatıyoruz.” Sanki iki gemi de kaderlerinin birbir­lerine benzeyeceğini hissetmiş ve tek vücut gibi hareket etmeye başlamıştı. Soveremenny sınıfı Rus savaş gemileri büyük savaşlara dayanabilecek gemiler değildiler. Bir an önce füzelerini atıp düşmana saldırmazlarsa, kısa sûrede yok olup gidebilirlerdi.

Rus Soveremenny Sınıfı Kruvazör Besstrashnny

Gemi komuta merkezi uzun süredir düşman hattına kilitlen­diği için artık dikkatini kaybetmek üzereydi Batı orduları şiddet­li bir elektronik karıştırma savaşı uyguluyordu. Radarlardaki gö­rüntü sık sık gidip geliyordu. Rus savaş gemisi Türk radarları ile bağlantı kurarak sürekli elindeki bilgileri güncelliyor, radarlann sahte bilgilerin geldiği bir anda kilitlenmiş olma ihtimaline karşı hareket ediyordu.

“Otuz mil açıkta bulunan İngiliz firkateynleri bize yandan yaklaşmaya çalışarak savunma hattında boşluk yaratmayı deni­yor. Sonra ordan girip bitirici vuruşu yapacaklar. Amaçlan bu! Onlara saldıracağız!”

Telsizlerden gelen seslere gemi bilgisayarlarının aktardığı elektronik sinyaller de eklenince, insan algısını tamamen kapatabilecek bir ortam oluşuyordu. Yoğun bir uğultu vardı, ter kokusu ile birle­şen gürültü, ölüm korkusu ile oluşan gerginliği artırıyordu.

“İngiliz gemilerini avlayın. İmha edin hepsini!”

Gemi, sesten üç kat hızla uçabilen Klub füzeleri ile doluydu. Radar kontağı, füzeleri yönlendirebilecek kesinliğe geldiği anda ateş düğmesine basıldı.

Tabii bu durumda geminin yeri net bir şekilde karşı donan­manın dikkatini de çekecekti. Bu da saldırıya uğramak demekti.

Arka arkaya iki gemisavar füzesi Rus gemisinden fırlatıldı ve göz kırpma süresinde gözden kayboldu, geride küçük bir ışıltı bı­rakmıştı sadece… Kısa bir süre sonra da diğer füzeler ateşlenecekti.

İngiliz Tip23 Firkateyn HMS Lancaster

Yüzbaşı Alex Bolton gemide başlayan ani koşuşturmacanın bir parçasıydı sadece. Kıç taraftaki pistte duran Lynx helikopteri­ne doğru ilerliyordu. Evde bıraktığı hamile eşini ya da kendisini düşünecek durumda değildi. Tek düşündüğü üzerlerine gelen fü­zeden helikopterini nasıl kurtaracağıydı. Her şey çok kısa bir sü­re içinde gelişiyordu.

Bir an bir fısıltı duyduğunu sandı, ama sesin ne olduğunu an­laması için bile zamanı yoktu. Tam bu sırada Rus Klub füzesi in­san algısının üzerinde bir hızla Lancaster’ın üst tarafına beklen­meyen bir şekilde çarptı ve gemiyi neredeyse kafası kopmuş hale getirdi. Tüm sistemler susmuştu. Gece karanlık bir şafağa dönü­şürken kendini kaybetmiş alevler gemiden yayılan tek ses ve ışık kaynağıydı. Arka arkaya patlamalar meydana geliyordu.

Alex Bolton üzerine yağan sıcak yağ ve metal parçalarından ko­runmaya çalışarak helikoptere bindi ve çalıştırdı. Hemen havalan­ması gerekiyordu. Helikopterdeki füzeler her an zarar görebilirdi.

Pistten birkaç metre havalanmıştı ki, kendine doğru koşan denizciler gördü. Yanık haldeydiler. Birazdan ikincil patlamalar olacak o zaman gemi ikiye ayrılacaktı.

Bir an askerleri kurtarıp kurtarmamak arasında bocaladı. Belki helikopteri indirse dört beş kişinin hayatını kurtarabilirdi, ama şu anda kullandığı araçla kendilerini vuran gemiye saldırabilecek konumdaydı. Duyguları ile değil profesyonel bir savaşçı gibi karar vermek zorundaydı. İngiliz denizcilerinin çığlıklarını duymazdan gelerek havalandı ve gemiden yüz metre ileriye gitti. Geri dönüp baktığında gelişmiş İngiliz firkateyninin şiddetli pat­lamalarla sarsılıp ikiye bölündüğünü gördü. Gemi sulara gömü­lüyordu. Bu, deniz savaşlarının acıklı klasik görüntülerinden bi­riydi. Havada asılı kalma süresi kısıtlıydı, hemen dönüp kendile­rini batıran savaş gemisine saldırmalıydı.

Yüzbaşı etraftaki kuvvetlerle bağlantı kurup kesin bilgi almak istiyordu. Ancak birden duyduğu patlamalarla şoka uğradı. Kendi gemisinin vurulmasının üzerinden fazla bir zaman geçmemişti ki, HMS Argyll ve HMS Norfolk’un gövdelerinde dev patlamalarla sar­sıldığım gördü. Şok dalgalan helikopteri de savurmuş ve neredeyse kontrolü yitirmesine neden olmuştu. Tanrım, bu büyük bir felaket, diye düşündü Alex Bolton. Yenilmez İngiliz Donanmasının üç ge­misi birkaç dakika içerisinde paramparça olmuştu.

Yüzbaşı birkaç millik bir alan içerisinde vurulmuş olan üç İngiliz savaş gemisinin etrafında dolaştı, ama yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bunlar Rusların en son model öldürücü füzelerine benziyordu. Gemiler kendi savunma önlemlerini alamadan vu­rulmuşlardı.

Helikopterden bölgedeki diğer İngiliz savaş gemileriyle bağ­lantı kurmayı denedi. Tüm telsiz hatları yardım istekleriyle do­luydu ve Batı Donanması’nın İngiliz kolu bu kayıplar nedeniyle savaşma gücünü yitirmiş gibiydi.

Yerden On Bin Metre Yüksekte

Rus uçak gemisi Kuznetsov’un Kıbrıs ile Türkiye arasında konumlandığı Batı Donanması’nm gözünden kaçmıştı. Ancak bunu çok çabuk öğreneceklerdi. Kuznetsov’dan kalkan Su-33 ve Su- 27 savaş uçakları deniz savaşının yaşanmakta olduğu bölgeye yaklaşıyordu.

Radar açıldı geniş bir alandaki düşman hareketliliğini gözle­melerini sağlamıştı, ama Türk hava radarları da onlara çok daha geniş bir alanın resmini gönderiyordu. Kısa süre içerisinde tek­nisyenler Rus ve Türk operatörleri arasındaki bağlantıları kur­muştu.

Hava saldırı grubunun başında General Sergei Oleg vardı. Su-33 içerisinde sürekli kontroller yapıyor ve sert bir hava saldı­rısı ile Batı Donanmasını uzaklaştırabileceğim düşünüyordu.

Yirmi iki savaş uçağı ve iki elektronik karşı tedbir uçağı, bi­raz soma Fransız ve İngiliz savaş gemilerinin üzerinde bitiverdi.

General Sergei yeni geliştirilmiş ekranlarda bir şey fark etti. Bir hava grubu kendilerine doğru gelmekteydi. Hemen aşağıda bir yerlerde olduğundan emin olduğu Burak sınıfı Türk korveti TCG Barbaros’la Rus savaş gemilerinin desteğiyle bağlantı kurul­muştu.

Barbaros… Burası Rus Kuznetsov hava saldırı grubu. Ben General Sergei… Yaklaşık olarak, sizin on bin metre üzerinizde uçuyoruz. Ortalık çok karışık. Ve sanırım savaş daha da kızışa­cak. Sizden bölgenin daha genel bir resmini istiyorum. Gereki­yorsa Ankara’dan istihbarat isteyin lütfen. Ortalıkta çok fazla elektronik sinyal var ve radarların kesintisiz bilgi akışı sağlama­sında zorluk yaşıyoruz.”

“Anlaşıldı general… Ankara ile gereken bağlantı kurulup Ge­nelkurmay Harekât Merkezinden gerekli bilgileri alacağız. Ama bizim radarlarımızda da karışıklık var. Zaman zaman bağlantı ke­siliyor.”

“Evet, biz de yapıyoruz… Elektronik karıştırıcıları açmak zo­rundayız, kusura bakmayın. Her an füze yağmuruna maruz kala­biliriz.”

“Sizi anlıyoruz, ancak biz de bazen savunmasız kalabiliyo­ruz. Geminin elektronik sistemi devre dışı kalıyor ve düzelmesi zaman alıyor.”

“Anlaşıldı Barbaros. Bize doğru yaklaşan bir saldırı grubu var. Siz de izlemede kalın ve gerekirse yerden destek sağlayın…”

“Size yaklaşan uçakları tespit ettik. Amerikan F-18’leri…”

“Teşekkürler Barbaros. Bu zorlu bir savaş olacak… Bizi indi­rirlerse siz de gidersiniz…” “O kadar emin olmayın, Türk Hava Kuvvetleri’ne haber verildi. Türk uçakları kısa süre sonra Akde­niz’de olacak…”

“Umarım çabuk olurlar…”

General Sergei ekranlarda görülen noktaların çoğalmasıyla endişeye kapılmıştı. En az otuz uçakla karşılaşacaklardı. Ve evet, başka noktalar… Sayı çoğalıyordu. Amerikan uçak gemisinin tüm savaş uçakları başlarına üşüşürse elliye yakın avcı uçağı ile müca­dele etmeleri gerekecekti.

“Tüm uçaklar. Bundan sonrası için serbestsiniz. Gerektiğin­de ateş edin.”
“Anlaşıldı,,.”
“Çok yakın uçuyoruz…”

“Alanı genişletin. Radar kilitlemesine dikkat, onlar bizi görme­den ateş etmeliyiz. Düşmanın yoğun saldırısı önlenmeli…” “Komu­tanım, kilitlendiler… Bana kilitlendi… Manevra yapıyorum…”

Su-33’ün pilotu manevra yapmaya başladı. Sert bir dönüşle sağa yattı ve geri dönmeye başladı. Aşırı G kuvveti nedeniyle zor anlar yaşıyordu.

  • Kitap AdıNükleer Darbe
  • Sayfa Sayısı264
  • YazarBurak Turna
  • ISBN9789759960643
  • Boyutlar, Kapak13,5 X 19,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviProfil Yayıncılık / 2012-2

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları

Bere Kafalar'ın Macelarını Kaçırmayın!

Çocuklar için şiddet, argo, küfür ve zararlı içerik barındırmayan eğlenceli videolar yapmaya söz verdik.



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur