Öldürme Tutkusu

Ağustos 23, 2010 Altın Kitaplar, Roman (Yabancı)

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Atlantalı ünlü bir işadamı silahlı soygun sırasında kaza kurşunuyla can verince yanlış zamanda, yanlış yerde bulunduğuna karar verilir. Ama maktulün yakın dostu Julie Rutledge, diğerleriyle aynı fikirde değildir. Ünlü işadamının cinayete kurban  gittiğini ve bu cinayeti de işadamının yeğeni Creighton Wheeler’ın planladığını kanıtlamak için harekete geçer. Ama işler öyle bir noktaya gelir ki Julie bir anda işadamını öldürmekle suçlanan katil durumuna düşer. Olaya tesadüf eseri dahil olan ünlü avukat Derek Mitchell, Julie’nin suçsuz olduğunu kanıtlamaya çalışır. Ve Wheeler’ın göründüğü kadar masum olmadığını fark eder. Bu narsist katilin film izlemek ve izlediklerini tekrar canlandırmak gibi bir tutkusu da vardır. Ne denli gönülsüz olsalar da Wheeler kendine yeni kurbanlar bulmakta ve acımasız zevklerini tatmin etmekte gecikmeyecektir.

GİRİŞ

HAFİF BİR BİNG SESİ ASANSÖRÜN GELDİĞİNİ HABER veriyordu. Asansörün kapısı açıldı. İçeride ona yaşlı iki kadınla gergin görünüşlü muzlu yağlarda bir adam derin bir sohbete dalmışlardı. Adam, asansöre binmek için bekleyen kadın ve adama yer açmak için geri çekildi.

Kadın ve adam içeri girerlerken hafifçe gülümsediler, sonra adama arkalarını döndüler. Asansör otel lobisine doğru inerken, içerideki be; yolcunun görüntüsü pirinç kapılara yansıyordu.

Çift konuşmadan yan yana duruyordu. Arkadaki kadınlardan biri konuşmaya devam ediyor, ama nezaketen alçak sesle konuşuyordu. Arkadaşı kahkahasını bastırmak için eliyle ağzını kapattı ve onun, Tanrım. Bir de o lanet şeyle o kadar gurur duyuyordu,” dediği duyuldu.

Asansör yavaşlayıp, bir zil sesi sekizinci katta durduğunu haber verince, genç adam kol saatine baktı ve yüzünü buruşturarak geç kaldığını düşündü.

Asansörün kapısı açıldı.

Dışarıda, koyu mavi eşofmanlı giymiş bir adam duruyordu. Yüzünün yarısını kapatan güneş gözlüğü ve başına geçirdiği kar maskesiyle tanınmaz haldeydi. Kar maskesinin ağız boşluğu sivri dişti bir köpekbalığınınkini andırıyordu.

Asansörün içindekilerin sayrılıklarını ifade etmesine fırsat kalmadan, adam asansörün içine uzanıp yumruğunu KAPI AÇMA düğmesine indirdi. Diğer elindeki tabancayı onlara doğru salladı.

“Çömelin. Hemen! Dediğimi yapın!”

Ses tonu yüksek ve tez düzeyli, kulağa da ürpertici geliyordu. İki kadın hemen dizlerinin üzerine çöktüler. İçlerinden biri ağlamaklı bir sesle, “Lütfen, bizi öldürme,” diye yalvardı

“Kes sesini! Sen.” Silahıyla işadamını dürttü. “Dizlerinin üzerine çök.” Genç işadamı ellerini kaldırıp çömeldi. Çift hâlâ ayakta duruyordu. “Sağır mısınız? Çömelin!”

Kadın. “Artriti var.” dedi.

‘”Felç olsa da umurumda değil. Lanet olası dizlerinizin üzerine çökün. Hemen!”

Arka taraftaki kadınlardan biri inler gibi, “Lütfen, dediğini yapın dedi.

Adam, kadının elini tutarak, gözle görülür bir acıyla dizlerinin üzerine çöktü. Kadın da içerlemiş bir ifadeyle aynı şeyi yaptı.

“Saatleri ve yüzükleri bunun içine bırakın.” Saldırgan, işadamına siyah kadife bir torba uzattı ve işadamı sadece birkaç saniye önce ona huzursuzluk veren kol saatini keseye attı.

Kese arkasında duran kadınlara uzatılınca, kadınlar da mücevherlerini hızla içine attılar. Hırsız, kadınlardan birine, “Küpeleri de koy.” deyince, kadın hemen söyleneni yaptı.

Kadife keseyi son alan, dizlerinde artrit olan adamdı. Yanındaki kadın mücevherlerini içine koyarken kesenin ağzını açık tuttu.

Hırsız, kadınsı ve iğrenç bir sesle. “Acele edin!” diye bağırdı.

Adam, Patek Philippe marka saatini de içine attıktan sonra keseyi hırsıza uzattı Hırsız keseyi kapıp, fermuarlı kapüşonlu montunun cebine tıkıştırdı.

“Pekâlâ” Adamın iz da olsa otoriter bit sesi vardı. “İstediğini aldın. Bizi rahat bırak.”

Patlayan tabancanın sesi kulakları sağır eden İtlidendi. Orta yaşlı iki kadın dehşet içinde bağırdılar, işadamı, şokun etkisiyle tiz bir seste kütür savurdu.

Yanında ki kadın adamın kıvrılmış bedeninin yanındaki duvara sıçramış kana dehşet içerisinde bakakalmıştı.

1. BÖLUM

CREIGHTON WHEELER ÖFKEDEN KÖPÜREREK GÖZYAşıyla döşenmiş terasa çıktı. Şapkasını kafasından çıkarıp, yanaklarından süzülen teri sildikten sonra yürümeye devam ederek. ıslak havluyu ve şapkayı öfkeyle bir şezlongun üzerine Maltı. “Umarım, gerçeklen önemli bir şeydir. Servis kırmak üzereydim”

Onu tenis kortundan çağırtan kâhya, öfkesi karasında hiç rahatsız olmamıştı. “Benimle bu tonda konuşma. Seni görmek isteyen baban.”

Kâhyanın adı Ruby idi. Creighton onun soyadını bilmiyordu ve doğduğu günden beri ailenin yanında çalıştığı halde hiçbir zaman Öğrenme gereği duymamıştı. Creighton Ruby’yi ne zaman sinirlendirse, çocukken onun altını değiştirip burnunu sildiğini ve mide bulandırıcı bu işleri yapmaktan hiçbir zaman keyif almadığını ona hatırlatırdı. Bebekken bile olsa, Ruby’nın onun vücuduna bu kadar yakın olduğunu düşünmek, Creighton’ı rahatsız ediyordu.

Creighton, onun yüz elli kiloluk iri vücudunun yanından geçerek, endüstriyel mutfaktaki buzdolaplarından birinin yanımı doğru gitti ve öfkeyle kapısını açtı.

“Derhal,” dedi.

Creighton onu duymazdan gelerek, derin dondurucudan bir kutu kola aldı ve keyfini çıkararak içli. Soğuk teneke kutuyu alnına değdirdi. “Bir kutu da Scott’a götür.”

“Tenis öğretmeninin bacakları kırık değil.” Ruby tezgâhın başına geçti ve büyük eliyle rosto tavasının içine koymak için hazırladığı sığır etini ezmeye başladı.

Creighton çarpma kapıdan geçip, evin On tarafında bulunan babasının çalışma odasına doğru ilerlerken, bu tadının ukalalığı konusunda bir şeyler yapmak lazım, diye düşünüyordu. Çalışma odasının kapısı aralıktı. Creighton kapının önünde durdu, sonra kola kutusuyla kapının pervazına vurdu ve dirseğiyle iterek içeri girdi, bir yandan da tenis raketini omzunun üzerinde çeviriyordu. Bu haliyle sporunu yarıda bırakmak zorunda kalmış zengin soylulara benziyordu. Bu, tam ona uygun bir roldü.

Doug Wheeler, Oval Ofis’teki başkanlık masasından daha gösterişli olan çalışma masasının arkasında oturuyordu. Masanın her iki yanında maun bayrak direkleri vardı, birinde Georgia eyalet bayrağı, diğerinde ise Amerika Birleşik Devletleri bayrağı asılıydı. Ataları, İsa’nın yeniden dünyaya gelişine kadar dayanacak şekilde yapılmış scrut ağacı kaplamalı duvarlara asılmış yağlıboya portrelerden sert ifadelerle bakıyorlardı.

Creighton, “Seott saatine para alıyor ve bos. geçen her saat aleyhine işliyor.” dedi.

“Maalesef bu bekleyemez. Lütfen otur.”

Creighton, babasının masasının karşısındaki deri koltuklardan birine oturup, tenis raketini masaya yasladı. “Burada olduğunu bilmiyordum. Bu öğlen golf maçın yok muydu?” Öne doğru eğilip, kola kutusunu cilalı masanın üzerine koydu.

Doug kaşlarını çattı ve leke bırakmaması için kutunun altına bir bardak altlığı koydu. “Kulübe gitmeden önce üzerimi değiştirmek için eve uğradım,” dedi. “Ama çok önemli bir şey…”

Creighton sözünü keserek, “Sakın söyleme,” dedi. “Denetimci, bir zimmete geçirme olayını ortaya çıkardı. Lanet olası sinsi sekreterler.”

“Paul öldü.”

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club