Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İktidar Oyunu

Ağustos 5, 2009 Araştırma/İnceleme, ETKİLEŞİM YAYINLARI

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

osmanlidan-cumhuriyete-iktidar-kapak

İktidarı ele geçirmek, hükmetmek ve yönetmek… İnsanlık tarihine baktığımızda çıkan bütün çatışmaların kaynağında hükmetme ve yönetme isteğinin izlerini görürüz.
Elinizdeki kitapta bu isteğin bizim tarihimizdeki yansımalarını okuyacaksınız. Osmanlı`dan Cumhuriyet`e İktidar Oyunu`nda on beşinci yüzyıl günümüze kadar yaşanan iktidar savaşlarının bir dökümünü bulacaksınız.
İktidarı elinde bulunduranlar ile iktidarı ele geçirmeye çalışanlar arasında kanlı savaşlar yaşandı. Çoğu zaman devleti ve siyaseti zaafa uğratmak pahasına ağır bedeller ödendi.
Osmanlı`nın kuruluşundan kısa bir süre sonra başlayıp günümüze kadar devam eden iktidar oyununda rol oynayanlar değişse de mücadele hep devam etti.
Yirminci yüzyılın hemen başında İkinci Abdülhamid`in hal`inden başlayarak çok büyük bedellerin ödendiği iktidar oyunlarına sahne oldu. Koca bir imparatorluk devlet aklına sahip yöneticilerin susturulması sebebiyle, on yıl gibi kısa bir sürede tarih sahnesinden çekildi.
Ve acılarla dolu 27 Mayıs İhtilali… Cumhuriyet tarihimizin son yarım yüzyılını şekillendiren bu ihtilalin izlerini Türkiye bugün hâlâ üzerinden atmaya çalışıyor. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan e-muhtırası 27 Mayıs`ın izlerini taşıyor.
Yakın ve uzak tarihimizde sürekli sahne alan “İktidar Oyunu”nundaki yeni aktörlere ve açılan perdelere her geçen gün yenileri ekleniyor. Ergenekon davasının 27 Mayıs İhtilali`nin açtığı yolda önemli bir kırılma noktası olup olmadığı sorgulanıyor. Ancak millet olarak iktidarı ve muktedir olmayı amaç edinen kişi ve kesimlerin sergilediği yeni oyunları iyi ve doğru okumak elimizde.
Osmanlı`dan Cumhuriyet`e İktidar Oyunu tam bir rehber kitap.

Önsöz
Elinizde tuttuğunuz kitapta sizlere tarihimizi anlatacağım. Canım biliyoruz ya, demeyin hemen. Farklı bir açıdan, belki çoğu bilindik hadiseleri ama kâh değişik sıralamayla kâh gerçek mahiyetleri olduğunu düşündüğüm yanlarıyla, uzak veya yakın geçmişe farklı bakmaya imkân verecek bir zihin penceresinden yaklaşmaya çalışacağım.
Gazetecilik mesleğine başlayalı kırk yıl oluyor. Türkiye’de siyasi iktidarın seçimle el değiştirdiği yılın eşiğinde doğduğum için 1950′lerin başına dair hafızamda fazla bir şey yok. Belleğimde siyasete ilişkin ilk iz babamın omzunda Atatürk’ün naşının Etnoğrafya Müzesi’nden Anıtkabir’e naklidir. Ankara’da radyo evinin yanında şimdi Türk Kuşu tarafından kullanılan, o yıllarda Hava Kuvvetleri Komutanlığı olan binanın önündedir. İkinciniz ise 1957 seçimleridir
Her ne sebepleyse ilgiliydim seçimlerle, Ankara’da Kurtuluş semtindeki evimizin yakınında, okuduğum okulun karşısında sonradan park olarak düzenlenip Cemal Gürsel’in adı verilen ve o yıllarda üzerinde tek bir ağaç ve iki katlı bir evin bulunduğu boş arazide düzenlenen mitinglerin çoğunu ne denildiğini fazla anlamasam da izledim. Menderes, İnönü, Bölükbaşı ve diğerlerini,..
Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Adnan Menderesin “Allah bana bir daha böyle bir gece yaşatmasın.” dediği seçimdir o. Böyle demişti, zira oyları yüzde on oranında gerilemiş, başlıca siyasî rakibi Cumhuriyet Halk Partisi’yle arasında sadece yüzde yedilik bir fark kalmıştı. Sonrası malum. Önce üniversiteye, sonra orduya yansıyan siyasî gerginlik, ardından da 27 Mayıs’ın gelişi.
Celal Bayar ve Adnan Menderes başta olmak üzere Demokrat Parti’nin siyaset ve bürokrat kadrosunun tamamının tutuklandığı, darbeye katılmayan Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’un, Kore’de Türk birliğine komuta eden General Tahsin Yazıcı’nın, İstiklal Savaşı kahramanı Ali Fuat Cebesoyun aralarında olduğu pek çok ünlü ismin öfke hedefi olmaktan kurtulamadığı, heyecanlı subayların yanlışlıkla ihtilalin lider kadrosunda görevli Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı Dündar Seyhan’ı bile karga tulumba nezarete götürdükleri bir gündür bu.
Yassıada yargılamaları, infazlar, yeni anayasa, yeni partiler, seçim, peşinden yeniden gerginlik. 1970, 1980 darbeleri ve bugünden geriye bakıldığında çok sayıda dolaylı müdahale.
İlerleyen sayfalarda hepsini tek tek ele alacağız. Çağlar ötesinden günümüze, yaşadığımız süreci mercek altına yatırken aklımızda tek bir soru var: Ne oldu?
Ne oldu, neden oldu?
Ne olduysa oldu. Oldu, bitti diyebilir kimileri. Bu mümkündür. Ama neyin, neden olduğunu bilmekten vazgeçmenin bedelini ödemeye razı olmak kaydıyla mümkündür bu. Bedel belli, aynı acıları tekrar yaşamaya itiraz etmemek, sonuçlarına katlanmak.
Yola çıkarken önümüzde ilk bakışta sıradanmış gibi görünen bir sözcük var. İster birey ister toplum ölçeğinde, ya da şeyler, yani evrende canlı, cansız, soyut, somut ne varsa o ölçekte bakalım; hepsini kapsayan hepsine mahsus bir sözcük bu: Tarih.
Kendi yaşamımızdan ya da devlet hayatından bir olay anlatalım temelinde bizim bakı; açımız olan dolayısıyla prensibi fazla değişmeyen bir şey Tarih. Dikkat ederseniz prensibi değişmeyen dedim, zira içeriği değişmez değil. Ama onun da bir şartı var: Değiştiren biz olmak kaydıyla.
Gerçek aslında onu hangi kalıba, hangi zihne döktüğümüzde ve amacımızın ne olduğuna bağlı olarak defalarca yeniden farklı şekillerde inşa edilebilir olduğundadır aslında.
Sadece devletler için değil, kurumlar, şirketler, legal illegal örgütler hatta sıradan insanlar için de geçerli bir durumdur bu. Yani uzak yakın mazi herkes kendine göre, kendince anlatır. Kıbrıs’a müdahaleyi bizim barış harekâtı olarak görmemiz Rumların ise işgal olarak görmesi, 1915 hadiselerine Ermenilerin bizden farklı bakması ya da 27 Mayıs’ı kimimizin darbe kimimizin devrim sayması gibi. İsterseniz zor duruma düşen kişilerin sıkça kullandığı “Bana komplo kuruldu.” izahını da benzer bir düşünceyle okuyabilirsiniz. Zira cümlenin gerisinde herkese saçma gelse de durumun göründüğü gibi olmadığının izahı vardır.
Resmî tarih dediğimiz şey işte tam olarak budur. Yani geçmişte, mazide yaşanan hadiselerde var olan gerçeklerden bizim seçtiklerimizin, belli bir düşünceyle kurgulanmış hali demektir resmi tarih.
Sık sık sihirli bir sözcük gibi kullandığımız değişim ise resmileşmiş, devlet aklı veya refleksi dediğimiz tepkinin kaynağında yer alan, olaylar, birey ve kurumlar karşısında bir tür yüksek mahkeme işlevi gören mazinin, değişen algılar, belirlenen yeni hedefler doğrultusunda restore edilmesi, baştan kurgulanmağıdır. Biraz karışık gelmiş olabîlır hatırlarım. açayım: Yeni bir gelişme olduğunda, farklı bu tikıt onaya atıldığında, onu bilinen alışılagelmiş düşünce kalıplarına,  dini geleneğe, laikliğe, Aratürkçü düşünceye, demokratik, sosyalist veya liberal kültüre uygun olup olmadığına bakarak sorgulayıp, kabullenmek veya reddetmek türünden davranışlar. Resmi tarihin bir tür yüksek mahkeme işlevi görmesinden kastım budur.
Devrimin her şeyin yıkılıp yeniden inşa etmek olduğunu söylemeye herhalde gerek yok. İster siyasal ıster bilimsel, kultürel, ekonomik: insan faaliyetlerinin tamamının yeni bir mantık çerçevesinde temelden başlanarak inşası iddiasını taşısın, devrim onurla yenmez, kavramlara, duygulara nüfuz etmeye çalışır ……………

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club