Osmanlı’yı Kuran Şehir/ Bursa’ya Şehrengiz

Ağustos 12, 2009 Şehir Kitapları, Timaş

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

bursa_ya_sehrengiz

Hepimizin içinde ara sıra sebebini bilemediğimiz bir ‘Bursa’nın daveti’ çınlar. ‘Kalkıp Bursa’ya gitsem, onun diriltici çeşmesinden kana kana içsem ve yenilensem’ deriz sıkıntılı anlarımızda. Aslında hatırlanması bile başlı başına bir kurtuluş reçetesi olarak boy veren boşluğunu hissettiğimiz bir şehirdir o. Daha doğrusu, içimizdeki şehir hasretinin belli başlı parçalarının yeryüzüne hünerle nakşedilmiş bir suretidir Bursa’da aradığımız. Kendi yüzümüzdür. Kaybettiğimiz yüz..

Aslında Abdülaziz döneminden itibaren Osmanlılar da bu ‘kayıp yüzü’ aramışlar ve onu Bursa’da bulmuşlardı. Bursa onlar için Osmanlı kudretinin sırrını muhafaza eden bir ‘kara kutu’ydu; kuruluş devrinin saflığını, enerjisini, heyecan ve coşkusunu kubbe ve minarelerine içirmiş bir ‘iç deniz’ gibiydi o.

Bu kaynağa ulaşmak ve onun diriltici atmosferinde yıkanmak, 1,5 asırdır rüyamız olmuş. Bu “rüya” devam ediyor olmalı ki, içinde Bursa fokurdayan nesiller onda hâlâ bir şeyler (ne acaba?) bulmak için bir sabah uyanıp ‘Ben Bursa’ya gitmeliyim’ diyebiliyorlar. Bursa, tarihte mühürlediği mektupları onların önüne açacakmış gibi bir tutku ile gidiyorlar. Çanakkale gibi tıpkı…

Mustafa Armağan da Bursa’nın cazip davetine koşanlardan biri. Onun için Bursa, tüketilecek ve eskitilecek turistik bir gezi objesi olmaktan fersahlarca uzakta gülümseyen keşfedilmeyi bekleyen bir kıta. Bursa’yı ‘Osmanlıların ilk başkenti’ olarak değil, ‘Osmanlı’yı kuran şehir’ olarak dünyamıza dikmeye çabalaması bu yüzden. Osmanlı’nın 3 kıtada çınlayan görkeminin sırları, Bursa’nın önüne diktiğimiz asırlık surların arkasında, bizi sabırla bekliyor diyor yazar ve ekliyor: Osmanlı’ya bir de Osmanlı’yı kuran şehrin penceresinden bakın!

Anılardan akıp gelen bu dalgayı bir sünger gibi emer kem ve genişler… Oysa kent geçmişini dile vurmaz; çizik, çentik, oyma ve kakmalarında zamanın izini taşıyan her parçasına, sokak köşelerine, pencere parmaklıklarına, merdiven trabzanlanna, paratoner antenlerine bayrak direklerine yazılı geçmişini bir elin çizgileri gibi banndınr
içinde.
Italo Calvino, Görünmez Kentler
Sundurun lâmbaları, uzaklara gideyim; Nurdan bir şehir gibi ruhumu seyredeyim.
Necip Fazıl Kısakürek, “Sayıklama”
*
Ruhumuz bir oturma yeridir,
Gaston Bachclard, Mekânın Poetikası
*
Hele sakın. “Bu hasıl çocukluk hâtıralarıdır? Bir çocuğun bunlan görmesi, duyması, düşünmesi mümkün müdür?* demeyiniz. Bu en haksız bir itiraz olur. 2lra çocuk daima bir bütündür. Birer tohum halinde her şeyt görür, duyar, düşünür. Ruhuna ve hafızasına serpilen tohumlar onda zamanla çiçeklerini açar ve meyvelerini verir
AbdUlhak Şlnasi Hisar. Boğaziçi Mehtapları

İkinci baskıya
Dibace
Aradan tam 8 yıl geçmiş ve ben Bursa Şehrengizimi tekrar tekrar okuyor, hatta tabir caizse okşuyorum. Onun benim dünyamdaki yeri gerçekten çok farklı. Bursa’nın bendeki yeri çok farklı da ondan.
Geçen yıl Saraybosna’ya gittiğimde ilk sorduğum yer, namını işitip de göz göze gelemediğim Bursa Hanı olmuştu. Bu han benim için Doğu Avrupa’nın Bursa’ya açılan, Bursa’nın da Avrupa’ya açılan kapısıydı. Aslında Dubrovnik de, Venedik de, özellikle Floransa da şehrimin dışarıya açılan kapılarıydı. Şam’da gördüğüm Derviş Paşa Camii’nin avlusundaki havuz da, Üsküp’deki Şar Dağı da Bursa’mın mekân bağlamındaki uzantılarıydı.
Peki ya zaman? Bursa’nın zamana kattıkları?
Anibal, Plinius, Teodora, Orhan Gazi. Şeker Hoca, Niyazti Misrt. Cem Sultan, Abdal Musa ve Gazizade Abdüllaüf… Bir şehrin hafızasındaki katmanları aralayıp arasında birikmiş enerjiyi ve kısılmış sesleri açığa çıkarmaya gayret ettikçe soğan zarı gibi iç içe binlerce
dünyanın sıcaklığı kaplıyor fikir odanızı
Velhasıl. Bursa’nın zamanın ceplerine doldurdukları ve dahi mekânın peteklerine sığdırdıkları anlatmakla bitecek gibi değil Onun hatıralarından gönül heybeme doldurduklarımı paylaşmaya açtığım Bursa Şehrengizinin de benim Bursa ile ilgili ne ilk, ne de son sözüm olacağı açıktı. 1998′den bu tarafa, bir kitap oluşturacak kadar olmadıysa da. çeşitli yazılar yazdım, yayınladım. Okumalarım da tabiatıyla buna paralel bir tempoda devam etti,
Bursa Şehrengizinin elinizdeki İkinci baskısı, esas itibariyle ilk baskıdaki yazılan muhafaza etmekle beraber, metnin yer yer genişlediği ve bazılarının yeni baştan ele alındığı dikkatli okurun gözünden kaçmayacaktır Bazı bölümler gözden geçirildi, genişletildi ve dipnotlar eklenerek okuyucunun vermek istediğim Bursa imajına daha rahat nüfuz etmeleri sağlandı, ilk baskıda yer alan “Yeşil Tür* be: Sürünen Mücevher” ve “Çamlıca’dan Uludağ’ı seyredenler* başlıklı yazılar elinizdeki baskıdan çıkarıldı. Çünkü birincisi güncelliğini yitirmişti, ikincisi ise daha çok İstanbul’a göz kırpıyordu. Böylece kitap da bir organizma gibi gelişmesine ve arınmasına devam etti benimle beraber.
Ancak şunu da vurgulamalıyım ki, ben “Bursa’yı yalnızca Bursalılara anlatıyor değilim. Yani bir mahalli duyarlılık çerçevesinde yaklaşmıyorum Bursa’ya.
Yukarıda da belirttiğim gibi. benim Bursa’yı ele alış tarzım, Osmanlı’yı ele alış tarzıma benziyor. Nasıl Osmanlı sadece Osmanlı degil, yani ‘Osmanlı’ dediğim şey, nasıl 1299′da başlayıp 1922′de biten ve belli coğrafi koordinatlara yayılan bir ‘devlet’ veya örgütten ve zamanın akışı içinde mekandaki belli noktaları işgal etmiş bir serüvenden ibaret değilse, aynı şekilde ‘Bursa’ da zamanın ve mekanın belli noktalarına inhisar eden ve onunla sınırlı bir tecrit edilmiş birim değildir, Ve yine Osmanlılık nasıl tarih kadar eski ve bugün kadar yeni bir ilke veya ruha ev sahipliği yapıyor ise. Bursa da aynı şekilde belli bir coğrafi alanı kaplayan ve tarihin şu veya bu dönemine inhisar eden bir zatiycıten ziyade, medeniyetimizin Selçuklulardan devraldığı bayrağı bu topraklarda geliştirip olgunlaştıran ve İstanbul’a devreden bir mananın ismidir Bu manayı bulmadıktan, Bursa’yı haritanın enlemboylamla rina sıkıştırarak anlama tembelliğinden kurtulmadıktan sonra da, Bursa’yı büttfn encamıyla kavramamız ve yeni nesillere hakkıyla kavratmamız mümkün görünmemektedir.
………….Öyleyse? Öyleyse, doğru her geçen gün zenginleşen kütüphanemizin raflarına! Baksanıza, Karaçelebizade’nin merakla beklenen Ravzatu’IEbrar Zeyli bile yayınlandı yakınlarda. Yadigarı Şemsîde, Lâmînin Münazarası da… “Bursa’da Tasavvuf sempozyumları da cabası. Okunmak, yeniden okunmak için bizi bekleyen hakiki hazineler bunlar
Bize düşense, Bu dairen’in dediği gibi. dağların zirvelerine ûsı üste yağan ve hiç erimeyen karlar gibi bizi bekleyen bu hafızanın katlarını saygıyla, sevgiyle, ihtimamla aralamak ve onlan bir orkestra şefine yaraşır tarzda, kakafoniye yol açmadan, yarım kalan şarkılarını kaldıkları yerden söylemeye davet etmek olmalı.
Bursa’ya Şehrengiz bunları fark ettirmek için yazıldı. Şimdi gözden geçirilmiş ve genişletilmiş yeni baskısıyla o da kaldığı yerden konuşmaya devam edecek. Bir topyekün Reconquista olmadan Bursa’yı yeniden kuramayacağımızın bilincinde çünkü…
16 Ramazan 1426 / 20 Ekim 2005
Çengelköy Mustafa Armağan

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club