otuz bir

Mart 3, 2012 Günlük, Önce Kitap

kitabın ismi ilginizi çekti değil mi?
aslında sandığınız gibi değil pek… evet içerikte +18 ibaresini gerektirecek unsurlar var ve evet kahramanımız her gün
mastürbasyon yapıyor. ama kitabın anlatmak istediği bu değil.

bir adamın sevme duygusunu nasıl kaybettiğini anlattığı bir günlük bu. nasıl sevemez hale geldiğini, sevgi kavramının deforme edilişine nasıl tepki verdiğini okuyacaksınız bu otuz bir günlük günlükte.

her güne nasıl yalnız başladığını düşünürken aslında kayıtsız şartsız yanında olanlara şaşıracaksınız.
bir de entrika var son sayfalarda çözülen…
yazarımızın kendini gizleme isteği ve böyle çarpıcı bir takma isim kullanmasını anlayışla karşıladık. ama otuz iki’yi yazıyor şu an, ilk sayfalarını okuduk. bu yüzden sizlerin de merakla takip edeceğiniz bir yazar olacağını biliyoruz.

kapak mevzuuna yeniden dönecek olursak… bu kitaptaki anafikre ulaşmanızı sağlamayı kolaylaştıracaksa,
neden olmasın?

sevebilme yetisini kaybetmek bir adam için oldukça önemli bir sorundur. ama bu kayıp kadınlar için daha büyük bir sorundur!

birbirinizi sevmekten vazgeçmeyin…

***

1

3 eylül 2011, cumartesi

Son gelişimden bu yana Atlantik’in uzamış olabileceğini düşündürten, bir türlü bitmek bilmeyen bir yolculuğun ardından, havaalanından şirketin şoförü tarafından alındım. O komik tabelada, adımın ilk kez doğru yazılmış olması, şaşırtıcıydı.

“Dairenize geçmeden, götürmemi istediğiniz bir yer var mı?” diye sordu, nazik olabilmek adına epey çaba sarf ettiği belli olan, bu sevimsiz adam.

“Kanyon’a gidelim lütfen!” dedim, hem bir kahve içebilecek hem de bu defteri alabilecektim. Adam güldü. Gülüşünde sinirlerimi bozan bir şey vardı ama ne olduğunu çıkartamadım, şimdilik ondan nefret etmekle yetinmeliyim, diğer duygular zahmet ister…

Dairem, zaten Kanyon’daymış. Bu gıcık herifin neden güldüğü anlaşılmıştı.

“İstinye Park’a gidelim o zaman!” dedim, “Hiç görmedim orayı, merak ediyorum!”

“Hay hay!” dedi, “Orospu çocuğu!” der gibi. Savaş başlamıştı… İnsanlara, beni sevmeleri için yatırım yaptığım hiç olmadı. Daha çok, saygı duyabilme yetilerini önemserim, illa bir şeylerine değer vermem gerekiyorsa tabii. Buraya iş için geldim. Şu Kazım denen homo erectus benden hoşlanmasa ne yazar!

Kitapçıdaki kız müthişti. Yüzü, boş bir defter sayfası kadar yazılası, elleri zarif bir çanta kadar tutulası, göğüsleri bir elma kadar… Neler de yazmaya başladım yine! Ama tutamıyorum kendimi, buyum ben. Dali’nin Büyük Mastürbatörü!

Tiksinirim bu sözden, mastürbasyonmuş, ne saçma… İnsanın kendisini becermesinden daha iğrenç ne olabilir? Otuz bir öyle mi ya! Birine çekilir otuz bir, kendi kendine yapılan bir sapıklık değildir ki!

Yatağımdayım şimdi. İlk paragrafları, kitapçıdan çıkınca uğradığım kafede yazmıştım. Huzur dolu bir uykuyu hak ettim. Yatmadan önce gereken cezalar kesildi yine. Önce, şarap servisi yaparken elime telefon numarasını tutuşturan hostesin icabına baktım. Uçakta bizden başka herkes uyuyormuş. Hostes, yoğun parfümüyle üzerimde bir kucak dansı yaptı. Kalçalarını bedenime sürttükçe elektrikleniyordum. Ana tema buydu. Tıpkı sevişmede olduğu gibi, otuz birde de safhalar vardır. Kaldırma, bu işin ön sevişme bölümüdür ve doğal olarak bu esnada yiyişme hayal edilir. Ereksiyon kısmında ise, kadının o an seçilen bir coğrafyasına boşalmanın düşlenmesi kaçınılmazdır.

Günü, biri okyanusun üzerinde olmak üzere üç postayla bitiriyorum. Kitapçıdaki kasiyerin aydınlık yüzü, tamamen dölle kaplandı. Kötü harcadım kızı! Hak etti ama, “Bu fazla ince değil mi?” diye sormayacaktı, defteri elimden alıp, gözlerimin en içine bakarken…

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat