www.ucuzkitapal.com | Binlerce kitap sadece 2 TL! - Kapıda Ödeme İmkanı

Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu

Ekim 4, 2010 Etik-Ahlak, Felsefe-Sosyoloji-Psikoloji, Hristiyanlık

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

Max Weber (1864-1920), Alman düşünür, sosyolog ve ekonomi politik uzmanı.Modern antipozitivistik sosyoloji  incelemesinin babası olduğu düşünülür.Sosyolojiyi metodolojik olgunluğa ulaştırılmıştır.Marx’ın sınıf temellli çözümlemelerinin yerine statü kavramını getirmiştir.

Almanya’nın Erfurt kentinde doğmuştur.Sir max Weber’in yedi çocuğunun en büyüğüdür.Babası liberal politikacı, annesi helene Fallenstein ise protestandı.Max Weber, kardeşi Alfred gibi sosyolog ve ekonomisttir.
1882’de Heidelberg Üniversitesi’ne Hukuk öğrencisi olarak girdi.Aralıklarla, Strasbourg’da Alman ordusuna hizmet verdi.1884 Sonbaharında, Berlin Üniversitesi’ne çalışmak için girdi.Bir ara, stajer avukatlık yaptı.Berlin Üniversitesine doçent olarak girdi.Meslek birliğinin sınavını kazandı.1880’ler boyunca tarih dersleri almaya devam etti.1889 yılında “ Ortaçağ İşletme Organizasyonları Tarihi” isimli doktora tezini verdi.İki yıl sonra “Roma Tarım Tarihinin Özel vew Halk Hukukundaki Önemi” adlı makalesini tamamladı.Artık bir profesör olması için önünde bir engel kalmamşıtı.Doktora tezi sonrasında, ilgisi çağının sosyal politikalrına kaydı.Siyasete ilgisi devam ediyordu ve sol görüşlü Protestan Sosyal Kongresi’ne katıldı.1883’de, kuzeni ve geleceğin feminist yazarı olan Marianne Schnitger ile evlendi.1894’de Freiburg Üniversitesi’ne Ekonomi profesörü olarak atandı.1920 yılında Haziran’ın 14’ünde zatürre’den öldü.

Önsöz

Çağdaş Avrupa kültür dünyasının bir üyesi, evrensel tarihin herhangi bir sorununu, kaçınılmaz bir şekilde ve haklı olarak su soru çerçevesinde ele alınacaktır, Batı’ya Özgü ve yalnızca orada ortaya çıkmış kültürel birikimlerin yine de evrensel en azından öyle olmasını dilediğimiz anlam ve geçerliliğe sahip bir gelişme çıkısı içinde yer almalarına, koşulların ne türden birlikteliği ortaya çıkarmıştır?

Günümüzde bilim “geçerli” saydığımız bir gelişme düzeyi içinde yalnızca Batı’da vardır. Deneye dayalı bilgiler, dünya ve yaşam sorunları üzerine düşünme, en yüksek düzeyde felsefi bilgelik ve Helenizm’in etkisiyle Hıristiyanlıkta tam bir gelişme göstermiş olmasına rağmen (İslâm’da ve başı Hint kabilelerinde ilk örneklerine rastlanan) en derin teolojik bilgelik, son derece incelmiş bilme ve gözlem biçimleri. başka her yerde olduğu gibi özellikle Hindistan’da, Çin’de, Babil ve Mısır’da vardı. Fakat Babil’de ve diğer yerlerde gelişen astronomi, Eski Yunanlıların sağladığı matematiksel temelden yoksundu bu. Astronominin özellikle Babil’de ulaştığı gelişimi daha da şaşırtıcı kılmakladır. Hint geometrisi akla dayalı “kanıtlama” yönteminden yoksundu; bu da yine mekaniği ve fiziği geliştirmiş Eski Yunan ruhunun bir başka ürünüydü, Gözlem yöntemleri açısından son derece gelişmiş olan Hint doğa bilimlerinde akla dayalı deneysel yöntem yoktu: Eski çağlardaki ilk örnekler dışında deneysel yöntem, özünde Rönesans’ın bir ürünüdür, modem laboratuvar da öyle; bu nedenle Hindistan’da gözleme ve el becerisine dayalı olarak çok gelişmiş olan tıp, biyolojik, özellikle de biyokimyasal temelden yoksundu. Akla dayalı kimya bilimi. Batıyı saymaz isek, hiçbir kültürde gelişmemişti. Çin’de iyice gelişmiş olan tarih yazımı Thukydidesci pragmadan yoksundu. Hindistan’da Machiavelli’nin    Öncüleri    vardı.    Asya’daki    bütün    devlet kuramları Aristotelesçi düzenli dizgeden ve rasyonel kavramlardan yoksundu. Hindistan’daki (Mımâmsâ Okulu) ilk örneklere karşın akla dayalı bir hukuk öğretisi hiçbir yerde gelişmemişti. Özellikle Yakın Doğu’daki geniş, kapsayıcı yazılı hukuka ve bütün Hint ve diğer hukuk kitaplarına karşın, Roma’nın ve onun öğrencisi olan Batı hukukunun kesin hukuksal ayrımları ve sağlam düşünüş biçimleri yalnız Batı’ya özgüdür. Öte yandan. Kilise Hukuk sistemine dayalı bir yapı yalnızca Batı’da bilinir.

Benzer bir durum sanat için de geçerlidir. Diğer ulusların müzik kulağının duyarlılığı, bugün bizde olduğundan belki daha çok gelişmişti; en azından daha az gelişmiş değildi. Çok sesli müziğin çeşitli türleri dünyanın her yanına yayılmıştır, birden fazla çalgının birlikte çalınmasına ve insan sesiyle eşlik edilmesine başka yerlerde de rastlanır. Mantıki bir biçimde düzenlenmiş ton aralıkları başka yerlerde de hesaplanmıştı ve biliniyordu. Fakat mantıki kurallara dayanan sesdüzenli müzik, ses düzeni üçlüsü ile Uç üçlü üzerine kurulu ton malzemesi, çok geriye gitmeyen, Rönesans’tan ben ses düzenliliğini vurgulayan yapay dizi ve sesdeşlik. yaylı çalgılar dörtlüsünün çekirdeğini oluşturduğu orkestramız ve nefesli sazlar grubu, çağdaş müzik parçalarının bestelemesini ve korunmasını olanaklı kılan notalama sistemimiz, senfonilerimiz, operalarımız ve bütün bunların ifade aracı olan büyük çalgı aletleri: org, piyano, keman; bütün bu saydıklarımızın hepsi yalnızca Batı’da vardır.

Süsleme aracı olarak sivri kemere başka yerlerde de. Eski Çağ’da ve Asya’da rastlanır. Büyük bir olasılıkla sivri kemerkesişmeli tonoz bileşimi de Doğu’ya yabancı değildi. Fakat Gotik tonozun basıncı dağıtma aracı ve her türlü mekân için çatı olarak ve hepsinden önemlisi, Ortaçağ’da büyük anıtsal yapıların yapı ilkesi ve heykelden resme kadar bütün sanatların tekniği olarak  kullanılmasına başka yerde rastlanmaz. Aynı Şekilde, teknik temeli Doğu’dan alınmış olduğu halde, kubbe sorunlarına Rönesans’ta bulunan çözüm ve bizde Rönesans’ın yarattığı bütün sanatın “klasik” rasyonelleşmesi  resimde çizgi ve mekân perspektiflerinin mantıki kullanımı  başka hiçbir yerde yoktu. Çin’de baskı sanatı vardı. Fakat basılı edebiyat, yalnızca basılmak için hazırlanmış ve basılarak yaşama olanağı olan edebiyat ve özellikle “basın” sadece Batı’da ortaya çıkmıştır. Her tür yüksek okul, dışardan bakıldığında bizim üniversitelerimize, hatta akademilerimize benzeyenleri başka yerlerde de vardır (Çin, İslam). Fakat bilimde akla dayanan ve dizgesel uzmanlık alanları, bir alanın en geniş anlamda eğitimi, bugünkü kültüre egemen anlayışa yakın anlamında yalnızca Batı’da vardı; daha da önemlisi bu saydıklarım, Batı’nın çağdaş devletinin ve ekonomisinin dayanakları olan uzman görevliler ….

….hiçbir ülkede ve çağda, bugün çağdaş Batıdaki anlamında var olmamıştır. Siyasal ve toplumsal kuruluşların devlet eliyle örgütlenmesi yaygındı. Fakat Batı’daki anlamıyla feodal devlet, rex et regnum . yalnızca Batı’da biliniyordu. Ayrıca bütünüyle dönemsel olarak seçilen “halk temsilci leri”nden oluşan meclisler, meclis üyeliği ve parti liderlerinin egemenliğinin mecliste sorumlu “bakan”lık biçimine girmesi bütün dünyada, doğal olarak, siyasal gücü elde etmek ve etkilemek için kurulmuş örgütler anlamında “partiler” olmasına karşın yalnız Batı’da ortaya çıkmıştır. Rasyonel bir şekilde dile gelmiş “anayasa”. Rasyonel biçimde dile gelmiş hukuk ve yine rasyonel biçimde dile gelmiş kurallara ve “yasalar”a bağlı siyasal bir düzenleme anlamında “devlet”, uzman görevliler tarafından yürütülen, onun Özü için gerekli olan öğelerin bu bileşimiyle, başka yerlerde görülen ilk örneklen hesaba katmazsak, yalnız Batı’da bilinir.

Ve işte, çağdaş yaşamımızın kaderini en derinden belirleyen güç için, kapitalizm için de durum böyledir.

Satın Alabilirsiniz

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

www.ucuzkitapal.com | 2 TL Kitaplar