Senden Önce Ben

Ağustos 1, 2013 Edebiyat, Pegasus, Roman (Yabancı), Roman(çeviri)

Birbirlerine aşktan başka verecek hiçbir şeyleri yoktu…

Yaşamın ince detayları Lou’dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gelip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu…

Geçirdiği motosiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.

Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lou’nun rengârenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur?

Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün…

“Sakın son bölümü otobüste giderken okumayın. Ağlamamak için kendinizi tutmaya çalışırken bir enkaza dönüşebilirsiniz.”

-Tracy Williams-

“Bu kitabı okuyunca duygudan duyguya koşacağınız bir lunaparka girmiş gibi oluyorsunuz. Okurken dünyayı ve zamanı durdurmak isteyeceksiniz.”

-Dooster-

“Arkadaşların elden ele dolaştıracağı bir roman olacak. Moyes karizmatik, gerçekçi ve çarpıcı karakterler yaratmayı çok iyi biliyor.”

-The Independent-

“Sizi bu kadar içine çekecek başka bir kitap bulmanız çok zor. Yıllardır okuduğum en güzel kitap.”

-Gill B.-

“Bu hikâyeyi kitap bittikten çok uzun bir süre sonra bile hatırlayacak, her daim yanınızda taşımak isteyeceksiniz.” -Romantic Book Lover-

“Senden önce Ben lezzetli bir sürpriz gibi Komik, umut dolu ve yürekleri burkuyor. Gece yarılarına kadar sayfaları çevirip dura­caksınız. Lou Clark ve Will Traynor kalbinizi ele geçirecek ve kitap bittikten sonra bile orada kalmaya devam edecek.” Eleanor Brown

“Bazı kitaplar durup düşünmenizi ve kendi hayatınızı ya da bir konuya bakış açınızı sorgulamanızı sağlar. Bu kitapta da kendinizi karakterlerin yerine koymamanız imkânsız. Hayatınız bir anda değişirse neler yapacağınızı düşünüp duracaksınız.” Lee Woodruff

“David Nicholls’ın çok sevilen Bir Gün romanı gibi Senden Önce Ben da sona ermesini istemeyeceğiniz ve elinizden bırakmakta güçlük çekeceğiniz bir kitap olacak. Bu yürekten hikâye bize yepyeni bir hayata başlamak için asla geç kalmadığımızı anlatıyor.” BookPage

“Yakıcı ve candan… Bu birbirini çok iyi anlayan Ud insanın öyküsü.” The Independent on Sunday

“Romantik, düşündürücü ve acıklı. Elden bırakmak mümkün değil.” Woman & Home

“ölüm ve yaşam arasında sıra dışı yakınlaşmaların yaşandığı bir roman. Büyülü ve dokunaklı. Suya dayanıklı bir maskaraya ihtiya­cınız olacak.” Marie Claire

“Jojo Moyes’ih romantik hikâyelerine daima bir kutu mendil eşlik ediyor. Senden önce Ben’in kalbinde dopdolu, gerçek ve düşündü­rücü bir ikilem yatmakta. Moyes’i ilk defa okuyanlar büyük bir haz duyacak.” Sunday Express

“Yepyeni bir Moyes romanı ve büyük bir başarı! Moyes’in aşk hikâyesi öyle sıra dışı bir şekilde çiçekleniyor ki!” Elle

“Okuyun ve ağlayın. Jojo Moyes’in Senden önce Ben romanında kalp kırıklıkları mizahla mükemmel bir şekilde birleşiyor.” Good Housekeeping USA

“Sizi arayışa sokan, son derece iddialı bir öykü.” Easy Living

“Bu güzel hikâye beni gülümsetti, kahkahalara boğdu ve bir bebek gibi ağlattı.” Closer

“Okuduğum en muhteşem kitaplardan biri!” Sophie Kinsella

“Sizi gözyaşlarına boğacak bir roman.” Daily Express

“Öğretici ve insanın içini huzurla dolduran bir altı ay, acı-tatlı bir aşk macerası.” Daily Mail

“Güldüm, ağladım ve eminim ki dünya üzerinde var olan tüm duyguları tattım. Bu kitaba beş yıldız bile az.” Mrs. Julie Austin

“Tüylerinizi diken diken edecek modern bir aşk hikâyesi. Bu kitap en sevdiğim beş romandan biri oldu. Tek kelimeyle kusursuz.” Mrs. N. M. Ridings

“Sizi bu kadar içine çekecek başka bir kitap bulmanız çok zor. Yıllardır okuduğum en güzel kitap.” Gill B.

“Bu hikâyeyi kitap bittikten çok uzun bir süre sonra bile hatırlayacak, her daim yanınızda taşımak isteyeceksiniz.” Romantic Book Lover

“Bu kitabın her satırına hayran kaldım. Yaşadığım duygu yoğun­luğuyla sürekli geri dönüp sayfaları tekrar tekrar okudum. Tonie

“Daha önce beni böylesine ağlatan bir kitap ya da film görmemiş­tim.” Nadia

Kitabı bitirdikten sonra ertesi sabah uyanıp son sayfaları tekrar tekrar okudum ve her defasında da hıçkırıklara boğuldum.” Lolls Wales

“İki dakika önce gözlerimden yaşlar akıyorken iki dakika sonra beni kahkahalara boğmayı başaran tek kitap.” Helen P.

“SAKIN SON BÖLÜMLERİ OTOBÜSTE GİDERKEN OKUMAYIN. Ağlamamak için kendinizi tutmaya çalışırken bir enkaza dönüşe­bilirsiniz.” Tracy Williams

“Bu kitap bağımlılık yaratıyor. İşe gitmeyip tüm gün bu kitabı okumak istiyorsunuz.” Lola jane

“Bu kitap ruhunuza dokunuyor ve sonlara yaklaştıkça ne olur bitmesin demekten kendinizi alamıyorsunuz. Kitabının sonunda ağlamamak için çok çaba göstermeniz lazım.” Lizzie Bennett

“Uzun zamandır okuduğum en yıkıcı ve aynı zamanda da sevimli hikâye. Kitabın yansına geldiğimde artık kendimi bile hatırlamı­yordum.” Kerrie

“Son zamanlarda çıkan en güçlü ve unutulmaz kitap. Sizi bir duygudan diğerine sürükleyecek bir kitap arıyorsanız işte karşınızda!” Steady

“Bu kadar duyguyu aynı anda ortaya çıkarabilecek başka bir kitap olduğuna inanmıyorum. Kitap eleştirisi yapmayı hiç sevmem, ama bu kitabın ne kadar harika olduğunu herkese söylemek zorunday­dım.” Marg Marg

“Bu kitap bitince yas tutmaya başladım. Okuduğum en güzel ki­taplardan biri.” Caldergirl

“Moyes okuyucularının aynı anda hem berbat hem güzel hem yürek burkan hem de neşelendiren duygular içine girmesini sağ­layabiliyor.” Dee

“Bu kitabı kimse görmeden, evde tek başıma hıçkırıklara boğulup ağlarken bitirmem isabet oldu. Bravo Jojo Moyes!

Senden önce Ben insanın içini sulatacak kadar gerçekçi bir roman olmuş,” J. Starling

“Jojo Moyes bu kitapla büyük bir ödülü hak ediyor.” Swifty

“Eğer topluluk içinde inleye inleye ağlamak istemiyorsanız kitabın sonunu evinizde okuyun derim.” T. Anderson

“Bu kitap en az Bir Gün kadar ilgi görmeyi hak ediyor. Hayat dolu, hüzünlü ve düşündürücü.” Surrey

“Bu kitabı okuyunca duygudan duyguya koşacağınız bir lunaparka girmiş gibi oluyorsunuz. Okurken dünyayı ve zamanı durdurmak isteyeceksiniz.” Dooster

“Bir kitap eleştirisi yaparken kelimelerin kifayetsiz kalması pek de uygun kaçmaz. Ama bu kitap bana tam olarak bu hissi yaşattı.” Suzy Shipman

“Bu kitap sizi altüst etmiyorsa yardıma ihtiyacınız var demektir.” Y. S. Buckell

“Muhteşem bir mizah anlayışı ve büyük bir hüzün. Bu yıl okuduğum en iyi kitap!” Roses UK

“Bu kitap gözlerinizi açıp dünyaya bambaşka bir şekilde bakmanızı sağlıyor.” C, A. Anderson

“Bu kitabı bitirdiğimde üzerine yorum yapmak değil, en baştan tekrar okumak istedim. Belki tuhaf gelebilir ama kitabın son yüz sayfasında gözyaşlarını bir türlü durmadı.” Liesl Schillinger The NewYork Times Book Review

“Delicesine romantik.” Woman

“Senden önce Ben bu yıl herkesin elden ele dolaştıracağı bir kitap olacak. Moyes karizmatik, gerçekçi ve çarpıcı karakterler yaratmayı çok iyi biliyor.” The Independent

“Hiç alışık olmadığınız bir aşk hikâyesi… Gözyaşları içinde bir koca kutu şekerleme yediğinizi hayal edin.” Oprah Winfrey, The Oprah Magazine

“Bu kitabı okuduktan sonra neden 28 ülkede yayımlandığını an­lıyorsunuz. Hem komik hem duygulu. Fakat asla sonundan emin olamıyorsunuz.” USA Today

“Kalıpları yıkan sihirli, huzurlu ve sevimli bir roman.” Publishers Weekly

“Moyes’in son kitabı okuyucunun ilgisini canlı tutan kimyası ve zekice diyaloglarıyla kalpleri ısıtıyor.” Booklist

“Komik, şaşırtıcı ve yürekleri burkan bir hikâye. Etkileyici ve eğ­lenceli karakterlerle dolu. Düşüncelerinizi harekete geçirip baştan sona zevk veren bu kitap aşkın karmaşasını çok iyi yakalamış. People Magazine

“Jojo Moyes kusursuz bir modern aşk hikâyesi anlatmış. Nasıl hissettiğinize şaşıracak, düşlerinizin sınırlarını zorlayacaksınız. Bu kitabı hemen okuyun.” Adriana Trigani

***

Giriş

2007

Adam banyodan çıktığında kadın uyanıp yastıklara dayanmış, yatağın yanında duran seyahat broşürlerine göz atıyordu. Kadının üzerinde adamın tişörtlerden biri vardı ve uzun saçları bir önceki gece yaşadıklarına dair çok şey anlatacak kadar dağınıktı, önceki geceyi kısa bir an hatırlayarak keyfini çıkaran adam havluyla ıslak saçlarını kuruladı.

Kadın broşürlerden başını kaldırıp dudak büktü. Yaşı böyle bir hareket için oldukça büyük olsa da henüz kısa süredir birlikte oldukları için bu mimikleri sevimli görünüyordu.

“Gerçekten dağlara çıkıp trekking yapmak ya da vadilerde gezinmek zorunda mıyız? Bu birlikte çıktığımız ilk doğru düz­gün tatil ve bir yerden kendimizi atmadığımız ya da polar dağ kıyafetleri giymediğimiz tek bir gezimiz bile olmadı.”

Broşürleri yatağın üstüne atan kadın bronzlaşıp karamel rengine dönmüş kollarını başının üstünde tutarak gerindi. Kısık sesi uykusuz geçen saatlerin kanıtı gibiydi. “Lüks bir spa masajı için Bali’ye gitmeye ne dersin? Kumların üzerinde uzanır saatler boyu kendimizi şımartırız… Uzun ve rahatlatıcı geceler geçiririz.”

“Ben öyle tatillere çıkamam. Bir şeyler yapıyor olmam lazım.”

“Uçaktan kendini atmak gibi mi mesela?”

“Denemeden karar verme bence.”

Kadın suratını astı. “Senin için fark etmediğine göre kararımı çoktan verdim sanırım.”

Adamın hafif nemli gömleği üzerine yapışmıştı. Saçlarını tarayıp cep telefonunu açtı ve küçük ekranda beliren mesajlara göz gezdirdi.

“Peki. Benim gitmem lazım. Kendine kahvaltı hazırla.” Kadını öpmek için yatağın üzerine eğildi. Kadın ılık teninden yayılan parfümle çok seksi kokuyordu. Adam, kadının saçlarından gelen kokuyu içine çekti ve kadın kollarını onun boynuna dolayıp yatağa doğru çekince adamın aklındaki her şey bir an için uçup gitti.

“O halde bu hafta sonu gidiyor muyuz?”

Adam gönülsüzce yataktan kalktı. “Anlaşmada ne olacağına bağlı. Şu anda her şey belirsiz. Belki New York’ta olmam gereke­bilir. Yine de perşembe günü güzel bir akşam yemeği yiyebiliriz. Restoranı sen seç.” Adamın eli kapının arkasında asılı duran motosiklet kıyafetlerine uzandı.

Kadın gözlerini kıstı. “Akşam yemeği mi? Bay BlackBerry de bize katılacak mı?”

“Ne?”

“Bay BlackBerry beni Bayan Fazlalık gibi hissettiriyor.” Kadı­nın yüzü bir kez daha asılmıştı. “Sürekli senin dikkatini çekmeye çalışan üçüncü bir kişi varmış gibi hissediyorum.”

“Sessize alırım.”

Kadın, “Will Traynor!” diye bağırdı. “Tamamen kapatacağın zamanlar da olmalı.”

“Ama dün gece kapattım, değil mi?”

“Ancak ağır tehdit altındayken kapatıyorsun.”

Adam sırıttı. “Şimdi öyle mi oldu?” Deri kıyafetlerini giyince nihayet Lissa’nın üzerinde bıraktığı etkiden de kurtulmuştu.

Motosiklet ceketini omzuna atıp ayrılırken kadına bir öpücük gönderdi.

Cep telefonunda yirmi iki mesaj vardı ve ilki sabah 3.42′de New York’tan gelmişti. Hukuki bir problemle ilgiliydi. Garaja inen asansöre bindikten sonra gece gelen haberlerle neler olup bittiğini anlamaya çalıştı.

“Günaydın Bay Traynor.”

Güvenlik görevlisi kabininden çıktı. Bu, soğuğa karşı koru­naklı bir kabin olsa da aslında aşağıda korunulacak bir hava da yoktu. Will bazen güvenlik görevlisinin kapalı devre televizyon sistemine ve hiç kirlenmeyen 60.000 sterlinlik arabaların parlak tamponlarına bakarak saatler boyunca ne yaptığını merak ediyordu. Deri ceketini giydi ve, “Dışarısı nasıl Mick?” diye sordu. “Fena. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor.”

Will duraksadı, “öyle mi? Motor havası değil yani?”

Mick başını salladı. “Hayır efendim. Şişme botunuz yoksa binmeyin derim. Ya da ölmek istemiyorsanız.”

Will motoruna bakıp kıyafetlerini çıkardı. Lissa aksini düşünse de gereksiz riskler alan bir adam değildi. Motorun ön tarafındaki gözü açıp giysileri oraya koydu ve kilitledikten sonra anahtar­ları Mick’e attı. Mick anahtarları tek eliyle kolayca yakalamıştı. “Kapının altından atarsın olur mu?”

“Sorun değil. Size bir taksi çağırmamı ister misiniz?” “Hayır, ikimizin de ıslanmasına gerek yok.”

Mick otomatik kapıyı açan düğmeye bastı ve Will eliyle te­şekkür ederek dışarı çıktı. Sabahın ilk saatlerinde hava karanlık ve gök gürültülüydü. Saat henüz yedi buçuk bile değildi, fakat Londra’nın merkezinde trafik şimdiden yoğunlaşmıştı ve yavaş ilerliyordu. Will montunun yakalarını yukarı kaldırıp kavşağa doğru yürümeye başladı. En kolay taksi bulacağı yer burasıydı. Yollar göle dönmüştü ve kaldırımdan parlak, gri bir ışık sokağa yansıyordu.

Kaldırım kenarındaki takım elbiseli diğer insanları gören Will içinden lanet okudu. Ne zamandan beri Londra bu kadar erken kalkmaya başlamıştı? Tabii herkesin aklında aynı soru vardı.

Will hangi noktada dursam daha iyi olur diye düşünürken telefonu çaldı. Arayan Rupert’dı.

“Geliyorum. Taksi bulmaya çalışıyorum.” Yolun karşı tarafında, turuncu ışıklı bir taksi gözüne çarptı ve taksiyi kendisinden başka kimsenin görmediğini umarak ona doğru ilerledi. Bir otobüs gürültüyle yanından geçti ve ardından frenleri tiz bir ses çıkartan kamyon yüzünden Rupert’ın sözleri duyulmaz oldu. Will trafi­ğin gürültüsü içinde, “Seni duyamıyorum Rupe,” diye bağırdı. “Bir daha söyler misin?” Kısa bir süre orada mahsur kaldıktan sonra önünden akıp giden trafiğin içinde yanan turuncu ışığı görüp boş elini kaldırdı ve sağanak yağmurda sürücünün onu görmesini umdu.

“New York’tan Jeff’i araman lazım. Hâlâ uyumamış, senin aramanı bekliyor. Dün gece sana ulaşamadık.”

“Sorun nedir?”

“Hukuki bir pürüz. Bir paragrafta uygulamadıkları iki madde… imza… kâğıtlar…” Yağmurda lastikleri kayan bir arabanın sesi karşı tarafın konuşmalarını bastırıyordu.

“Anlayamadım.”

Taksi de onu görmüştü. Yavaşlayıp yolun karşı tarafına küçük bir su birikintisi sıçratarak durdu. Arabayı fark edip öne atılan başka bir adam ise Will’in ondan önce davranıp taksiyi yakala­yacağını anladığında hayal kırıklığıyla yavaşladı. Will sinsi bir zafer duygusuna kapılmıştı…

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat