Şeytan Yemini

Ekim 26, 2010 Doğan Kitap, Polisiye, Roman (Yabancı)

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Birbirinin benzeri cinayetler işlenmektedir. Bu cinayetlerin ortak noktaları, katillerinin öldükten sonra hayata döndürülmüş ve uzun süre komada kalmış insanlar olmasıdır. Öldürülen kişiler de, onların komaya girmesine sebep olan kişilerdir. Bir tür intikam cinayetleridir bunlar. Ancak bu kişiler gerçekten katil midir? Yoksa sadece verilen emirleri uygulayan birer piyon mudurlar? Avrupa’nın birbirinden uzak kentlerinde işlenen bu cinayetler nasıl bu denli benzerlik içermektedir? Yoksa katil tek bir kişi midir? Kendini şeytanın yerine koyan, kendini şeytan sanan biri. Belki de şeytan gerçekten yeryüzüne inmiştir.

1

Ne yaşam ne ölüm.

Eric Svendsen’in form doldururken insanı sıkacak ölçüye vardırdığı titizliğinden nefret, ediyordum. Özellikle de bugün. Bana bir adli tabibin net ve sarih bir teknik rapor hazırlaması gerekiyordu, hepsi bu. Ama İsveçli kendine hâkim olamıyordu: cümleleri yüksek sesle okuyor, sonra büyük bir itinayla sözcüklerin sıralarım değiştiriyordu.

Luc yakında kendine gelir, diye devam etti. Ya da hiç uyanmaz. Vücut fonksiyonları normal, ancak bilim; kapalı, ölü gibi. Sanki iki dünya araşma sıkışmış.

Reanimasyon servisinin holünde oturuyordum. Svendsen ayaktaydı, gün ışığını arkadan alıyordu. Sordum:

Tam olarak nerede olmuş?

Chartres yakınlarındaki kır evinde.

Peki, neden buraya getirmişler?

Chartres’da reanimasyon donamını yokmuş.

Peki, neden buraya, HotelDieu’ye?

Böyle daha iyi olacağını düşünmüşler sanırım. Zaten HotelDieu bir polis hastanesi.

Koltuğuma büzülmüştüm. Huya allamaya hazır bir olimpiyat yüzücüsü gibiydim. Çift kanatlı kapıdan yayılan antiseptik kokusu sıcak havayla karışıyor ve gırtlağıma yapışıyordu. Kalanım içinde yüzlerce som vardı:

Onu kim bulmuş?

Bahçıvan. Onu, evin yakınındaki derenin içinde görmüş. Kollarından tutup sudan çekip çıkarmış. Saat sabahın sekiziymiş. Şansa bak ki acil tıbbi yardım servisi ya kini anlayın ı.ş. Derhal müdahale etmişler.

Sahneyi gözümde canlandırmaya çalışıyordum. Vernay’deki ev, tarlalara açılan geniş çimenlik alan, otların altında kaybolmadan önce ormanla sınır oluşturan dere. Orada birçok hafta sonu geçirmiştim… Yasak kelimeyi telaffuz ettim:

İntihar olduğunu kim söyledi?

Acil yardım servisindeki çocuklar. Raporda belirtmişler.

Neden kaza değil?

Vücuduna ağırlıklar takılıymış.

Kafamı kaldırdım. Svendsen ellerini iki yana açtı, üzüntüsünü belirterek. Silueti karbon kâğıdından dekupe edilmiş gibiydi. Çöp gibi ince bir gövde, kıvırcık saçlar, ökseotu gibi yuvarlak bir kafa.

Luc beline metal tellerle bağtaşı bağlamış. Bir tür dalgıç kemeri gibi.

Cinayet olamaz mı?

Saçmalama Mat. O zaman onu vücudunda üç kurşunla bulurduk. Suya atlamış, hepsi bu. Kabul et.

ingiltere, Sussex’te bir nehre atlamadan önce ceplerini taşlarla dolduran Virginia Wolfu düşünüyordum. Svendsen haklıydı. Olay mahalli bile bunun bir ispatıydı. Normal de intihar etmek isteyen herhangi bir polis, beylik tabancasıyla kafasına bir kurşun sıkardı. Luc’ün intiharının törensel bir yanı vardı. Restore etmek, düzenlemek için dünyanın parasını harcadığı çiftlik evi, Vernay, Luc için kusursuz bir tapmak olmuştu demek ki.

Adli tabip elini omzuma koydu.

İntihar eden ilk polis değil. Hepiniz uçurumun kıyısındasınız ve… yine cümleler. Artık dinlemiyordum, istatistikleri düşünüyordum.

Geçtiğimiz yıl Fransa’da yüzün üstünde polis silahla intihar etmişti. Günümüzde, intihar kariyerine son vermenin bir yöntemi haline gelmişti artık.

Koridorun karanlığı bana daha da yoğunlaşmış gibi geldi. Eter kokusu, bunaltıcı sıcak. Luc’le konuşmayalı ne kadar olmuştu? Svendsen’e bakıyordum:

Peki, sen, sen ne arıyorsun burada? Omzunu silkti;

Bana bir ceset getirdiler. Rapee’ye. Bir evi soyarken vurulmuş Bana cesedi getiren çocuklar HötelDieu’den geliyorlarmış. Bana Luc’ten bahsettiler. Ben de buraya gelmek için her şeyi bir yana bıraktım. Sonuçta, müşterilerim beni bekleyebilir.

Svendsen’in sözcükleri boşlukta yankılanırken kulaklarımda hâlâ Foucault’nun bir saat önce “Luc kendini öldürmeye kalkışmış” sözleriyle olayı bana bildiren sesi vardı. Migren kal’atasımı ele geçirmişti.

Svendsen’i daha iyi gözlemliyordum. Beyaz, önlük olmadan, tamamen gerçekdışıydı sanki. Ama oydu; çengel gibi eğri, küçük bir hunin vi’ kelebek gözlüğe benzeyen ince gözlükler. Luc’un başucunda duran bir ölü doktoru… Can sıkıcı.

Çift kanatlı servis kapısı açıldı. Kısa boylu, yeşil ameliyat giysisi içinde bir doktor belirdi. Onu hemen tanıdım: Christophe Bourgeois, anestezi ve rehabilitasyon uzmanı. İki yıl önce, 18. Bölge’deki Custune Sokağında etrafa rasgele ateş açan şizoil eğilimli bir pezevengin hayatını kurtarmıştı. Herif, 45′lik bir mermiyi omuriliğine yemeden önce mermi benim tabancamdan çıkmıştı— iki polis memurunu vurmuştu. Ayağa kalktım ve ona doğru ilerledim. Doktor kaşlarını çattı.

Tanışıyor muyuz?

Mathieu Durey, Cinayet Masası’ndan. Benzani olayı, mart 2000. Vurulmuş bir soyguncu, sonra burada öldü. Geçen yıl, Creteil’deki mahkemede karşılaştık, gıyabında yargılanırken.

“Böyle şeyleri çok gördüm” anlamında bir hareket yaptı. Beyaz ve gür saçları vardı. Yaşıyla uyuşmayan canlı ve çekici saçlar. Reanimasyon servisine doğru baktı:

Komadaki polis için mi buradasınız?

Luc Soubeyras en iyi dostunum.

Suratını buruşturdu, sanki İşte yeni bîr sıkıntı daha der gibi.

Kurtulacak mı?

Doktor sırtındaki yeşil önlüğün bağlarını çözüyordu.

Kalbinin yeniden çalışması bile bir mucize, dedi. Onu sudan çıkardıklarında ölmüştü.

Yani demek istediğiniz…

Klinik olarak ölü, Eğer su bu kadar soğuk olmasaydı, yapacak lıiçbir şey yoktu. Ama organizma hipotermiye girmiş, bu ela vücuttaki dolaşımı yavaşlatmış, Chartres’rtaki çocuklar olağanüstü bir karar verme yeteneği sergilemişler. Kanını yeniden ısıtarak imkansızı denemişler. Ve imkânsız gerçekleşmiş. Gerçek bir yeniden canlanma.

Nasıl?

Onlara doğru yaklaşmış olan Sveındseu maya girdi.

Sana açıklarını.

Ona ters ters baktım. Bu sırada doktor da saatine bakıyordu:

Gerçekten vaktim yok. Sinirim tepeme çıkmıştı:

En iyi dostum, yan tarafta can çekişiyor Evet, sizi dinliyorum.

Özür dilerim, dedi doktor, hafifçe gülümseyerek. Henüz tam bir teşhis konmadı. Komanın derinliğini değerlendi mı ek için bazı testler yapılıyor.

Fizik olarak, durumu nasıl?

Hayata döndü, onu uyandırmak için yapacak pek fazla bir şey yok… Ve eğer komadan çıkarsa, durumunun ne olacağım da bilemiyoruz. Her şey beyin lezyonlarına bağlı, arkadaşınız öldü ve dirildi, anlıyor musunuz? Beyni oksijensiz kaldı, bu da hiç şüphesiz bazı arazlara yol açacaktır.

Birçok koma tipi var, değil mi? Adam saatine baktı:

Birçok, evet. Bitkisel hayat, mesela, bu durumda hasta bazı uyanlara tepki verir; bir de gerçek koma, hasta tamamen izole durumdadır. Dostunuz şu an ikisinin arasında bir yerde. Ancak bence nörolog 6ric

Thuillier’yi görmeniz daha iyi olur. “ismi defterime not ettim.” Şu an testleri o yapıyor. Yarın için ondan bir randevu alın.

Adam yeniden saatine bir göz attı, sonra alçak sesle konuştu:

Başka bir şey daha… Karısına sormaya cesaret edemedim, sanırım arkadaşınız uyuşturucu kullanıyordu, değil mi?

Kesinlikle, imkânsız. Neden?

Kolunda iğne izleri var.

Belki de bir tedavi görüyordu.

Hayır. Karısı herhangi bir tedaviden söz etmedi. Çok emin. Doktor tek hareketle önlüğünü çıkardı ve elini bana doğru uzattı:

Bu kez, gerçeklen gitmek zorundayım. Beni başka bir serviste bekliyorlar.

Onu bir baş hareketiyle cevapladım ve kapıların yeniden açılıp kapandığım gördüm. Laure. Luc’ün karısı da kâğıttan bir önlük giymiş, basma da alnına kadar inen bir bone takmıştı. Yürümüyor, ayakta sallanıyordu sanki. Ona doğru ilerledim. Sanki sesim veya varlığını onu ürkütmüş gibi geri çekildi. Yüzü soğuk ve ifadesizdi.

Laure, bir ihtiyacın varsa herhangi bir  şeye, ben…

Hayır, anlamında bir hareket yaptı. Güzel bir kadın hiç olmamıştı, ama şu an bir hortlağa benziyordu. Aceleci bir tavırla mırıldandı:

Dün akşam, eve onsuz gitmemizi söyledi. Vernay’de kalmak istiyordu. Ben neler olduğunu bilmiyorum. Ben… bilmiyorum…

Mırıltısı gitgide duyulmaz bir hal aldı. Onu kollarımın arasına almanı gerekirdi, ama bu tür içten davranışlar konusunda beceriksizdim. Ne şimdi yapabilmiştim ne de başka bir zaman. Öylesine konuştum:

Komadan çıkacak, buna eminim. Hem…

Bana buz gibi gözlerle baktı Gözbebeklerindeki kin çok belirgindi.

Bu… bunun sebebi mesleğiniz. Şu aptal mesleğiniz…

Pek öyle değil. Bu…

Cümlemi bitiremediın. Laure gözyaşlarına boğuldu. Merhametle ona sarılmak isterdim, ama ona do kınlamıyordum. Başımı öne eğdim ve önlüğünün altındaki mantosunun düğmelerinin yanlış iliklendiğini gördüm. Bu ayrıntı beni de az kalsın hıçkırıklara boğacaktı. Burnunu sildikten sonra fısıltıyla konuştu:

Gitmem gerekiyor… Çocuklar beni bekliyor.

Kızlar nerede?

Okulda. Onları etüde bıraktım.

Kulaklarını uğulduyordu. Seslerimiz bu uğultunun içinde çınlıyordu.

Seni götürmemi ister misin?

Arabam var.

Yeniden burnunu silerken, onu inceliyordum. I »ar bir yüz, tavşan dişler, çoktan grileşmiş kıvırcık saçlar. istemesem de, aklıma Luc’ün bu” düşüncesi geldi. Onun sırrını açıklayan küstahça cümlelerinden biriydi bu;…

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Şeytan Yemini için 1 cevap

  1. bu adamın kitapları adıyamana gelinceye kadar adam bi 100 yaşını bulur….:D
    adıyamnda kitabını bulamıyoz adamın…

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club