Son İmparator & Abdülhamid Han’ın Gizemli Dünyası

Ekim 22, 2010 Nesil Yayınları, Şahsiyetler, Türk-Osmanlı

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Sultan İkinci Abdülhamid hakkındaki “Ulu” ya da “Kızıl” yargısı pupa yelken sürüyor. Bir kısım “etkin” siyasî-entelektüel çevrelere bulaşan “Abdülhamid illeti”, büyük ölçüde onun çok yönlü politikalarını anlayamamaktan, etrafını kuşatan ağır şartları takdir edememekten ve geleneksel kaynaklardan beslenen kişiliğine ve tavırlarına duyulan alerjiden türüyor. Bu biraz da “Görünmez Sultan”ın Yıldız`a kapanarak zatını ve fikirlerini dış dünyadan gizlemesinden ve gizemli âlemine nüfuz edememekten kaynaklanıyor.
Belki Yıldız`a hapsolmuştu; ama ufku, vizyonu, hayalleri, projeleri ve yenilikleri Yıldız`ın duvarlarını ve çağını fersahlarca aşacak seviyedeydi. Abdülhamid`in çehresini kapatan kalın örtü açıldıkça ve kişiliğine saldırıların katranı temizlendikçe “Gerçek Abdülhamid” tüm ihtişamıyla ortaya çıkmakta ve şaşırtıcı parlaklığıyla gözleri kamaştırmakta.
O, gerçek bir proje, politika, strateji ve reform adamıydı. O, “asrın en siyasi padişahı” idi; tam bir siyaset cambazı ve diplomasi kurduydu. Emperyalizme karşı `Hasta Adamı` cesurca müdafaa eden “Son Kurtarıcı”ydı. Yine O, ilan ettiği meşrutiyetle, açtığı okullarda yetişen asker ve bürokratlarla, gerçekleştirdiği imar-iskân ve alt yapı hizmetleriyle, Cumhuriyet`in ve modern Türkiye`nin “temellerini hazırlayanlardan”dı.
“Abdülhamid Gerçeği”ni doğru anlamak ve keşfetmek, şüphesiz ki bugünümüze ve yarınımıza büyük ışık tutacak. Necip Fazıl`ın deyimiyle “Abdülhamid`i anlamak her şeyi anlamaktır.” Hatta François Georgeon`un enfes tespitine göre “Abdülhamid`i anlamak bugünkü Türkiye`yi anlamaktır.” İşte bu kitap, “Abdülhamid Gerçeği”nin yeniden anlaşılması, bilinmeyen cephelerinin keşfedilmesi ve İttihatçı Hareket ile 1908 Darbesi`nin esrarının çözülmesi noktasında ezber bozacak bir keyfiyettedir.
Eserin, kafa karışıklığının durulmasına, karartılan bir dönemin aydınlanmasına vesile olması en büyük temennimizdir. Abdülhamid ve devrini yeniden okumaya, keşfetmeye ve anlamaya ne dersiniz?

BAŞLARKEN

Sultan II. Abdülhamid, geçmişten bugüne uzanan süreçte Osmanlı’nın ve yakın geçmişimizin en çok tartışılan ve konuşulan, hakkında en fazla eser ve makale yazılan; aynı zamanda en ziyade yergi ve iftira oklarına hedef olurken kısmen aşın övgülere de muhatap olan, hâlihazırda tarihimizin en muammalı kapalı kutularından birisi haline getirilmiş vaziyettedir.

Hakkındaki “ulu, cennet mekân” ya da “kızıl, müstebit” yargısı hâlâ sürüp gitmektedir. Abdülhamid Han’ın gizemli dünyasının henüz tüm yönleriyle keşfedilmediği, hakkında sağlıklı, tutarlı, objektif ve ilmi analiz ve değerlendirmelerin yeterince yapılmadığı da ayrı bir gerçektir.

Daha çok, bir kısım “etkin ve yetkin” siyasî ve entelektüel çevrelere bulaşan bu “Abdülhamid illeti ya da bilmecesi” büyük ölçüde, onun yürüttüğü derin ve çok yönlü politikaların çapını anlayamamaktan, kendisini kuşatan ağır şartlan bilmemek ve takdir edememekten ve nihayet muhafazakâr ve geleneksel kaynaklardan beslenen kişiliğine ve tavırlarına duyulan alerji veya nefretten türemiştir.

Bu biraz da Abdülhamid’in kendisiyle ilgilidir, zira Yıldız’a kapanarak zatını ve fikirlerini mümkün olduğunca dış dünyadan gizlemiş ve sadece yakınındaki çok dar bir çevreye açılmıştır. Ki Fransız Figaro gazetesi 1892′de ona “görünmez sultan” adını takmıştı. Haliyle, hakkındaki tüm spekülasyonlar da onun gizemli dünyasına nüfuz edememekten ve esrarına vakıf olamamaktan doğmuştur.

Ancak şu da bir hakikattir ki belki kendisini Yıldız’a hapsetmişti; ama ufku, vizyonu, hayalleri, projeleri ve yenilikleri Yıldız’ın duvarlarını fersahlarca aşacak seviyedeydi. Abdülhamid’in çehre sini kapatan kalın örtü ya da sis tabakası açıldıkça ve kişiliğine   i yönelik saldırılardan  hâsıl  olan katran temizlendikçe “gerçek Abdülhamid” olanca ihtişamıyla ortaya çıkmakta, şaşırtıcı parlaklığıyla gözleri kamaştırmakta ve aklın sınırlarını zorlamaktadır.

O, öylesine diri, dinamik ve vizyon sahibi bir padişahtı ki yaptığı iş ve icraatlarıyla çağını aşmaya muvaffak olmuştu. Günümüzde bile, sanki “yaşayan bir siyasetçiymiş gibi” basınımız, aydın ve akademisyenlerimiz arasında sık sık gündeme oturarak tartışmalara kaynak ve malzeme teşkil etmesini bilmektedir.

O, gerçek bir proje, politika ve strateji adamıydı. Enver Paşa, Mithat Paşa ve emsalleri gibi hayalperest değildi, ayakları yere basıyor ve yapıp ettikleri realitelerle birebir örtüşüyordu. İslâmiyet’in ve ananevi değerlerin modern çağa uyarlanmasındaki gayretleri bilhassa takdire değerdi ve ufuk ötesiydi.

O, Rıza Tevfik’in deyişiyle “asrın en siyasi padişahı” idi, tam bir siyaset cambazı ve diplomasi kurduydu. 20. yüzyılda tek dişi kalmış Batı emperyalizmine karşı “hasta adam”ı cesurca müdafaa eden “son kurtarıcı “ydı. Yine o, ilan ettiği Meşrutiyet’le, açtığı okullarda yetişen asker ve bürokratlarla, gerçekleştirdiği imar iskân ve altyapı hizmetleriyle, Cumhuriyet’in ve modern Türkiyelin “temellerini atanlardandı.”

Onu diğerlerinden ayrı kılan en mühim fark, son devir padişahları içindeki eşsiz mevkiinden ve arkasında bıraktığı büyük boşluğun doldurulamaması sebebiyle, ayakla tuttuğu devletin aniden büyük bir felaketle çökmesiydi. Bu anlamda o, aslında Osmanlı’nın “son İmparatoru’ydu. Çünkü ondan sonraki padişahlar, Osmanlı Devleti’nin ve padişahlık kurumunun güç ve itibarını koruyamamışlardı.

İçinde bulunduğu sancılı sürecin en kritik padişahı olan Abdülhamid Han’ın gizemli dünyasını doğru anlamak ve keşfetmek, şüphesiz ki bugünümüze ve yarınımıza büyük ışık tutacaktır. Bu noktada, üstad Necip Fazıl Kısakürek’in, Abdülhamid hakkında vardığı hüküm cümlesi gayet keskin ve vurucudur: “Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamaktır.”                                   |

Fransız bilgin François Georgeon, daha da öteye gidiyor ve büyük bir iddia ile şu söylemi seslendiriyor:                                          !

“Abdülhamid’i ve onun hükümdarlık dönemini anlamak, bir M bakıma bugünkü Türkiye’yi anlamak demektir.”

İşte elinizdeki bu kitap, Abdülhamid Han’ın gizemli dünyasının tüm cepheleriyle yeniden anlaşılması ve bilinmeyen taraflarının hakkıyla keşfedilmesi çabasına mütevazı bir katkıda bulunmak maksadıyla hazırlanmıştır.

Ayrıca kitabın genişçe bir bölümünde Öncesi ve sonrasıyla 1908 darbesinin geçirdiği serüven, bunun İttihat ve Terakki hareketinin gelişimindeki rolü ve yönetimde İttihatçı diktanın oluşmasındaki katkıları da ele alınmıştır. 1908 darbesi ile İttihat ve Terakki’nin baş mimarlarının gerçek yüzleri, Sultan Abdülhamid ile ilişkileri bağlamında günahları ve sevaplarıyla birlikte deşifre edilmiştir.

İttihat ve Terakki hareketi ile 1908 darbesi, getirdikleri ve götürdükleriyle, devletin kurtuluşu İçin bir çare mi yoksa batışı hızlandıran bir macera mı oldukları incelenerek tarihin derinliklerinde karanlıkta kalmış bir kısım hakikatlerin gün ışığına çıkması sağlanmıştır.

Kitap haline gelmesi iki seneden fazla süren bu eserle, Abdülhamid Han hakkındaki kafa karışıklığının ve münakaşaların bir nebze olsun sona ermesine, onun çoktandır hak ettiği tarihteki yerini salimen almasına ve hâsılı İttihatçı hareket ile 1908 Darbesi’nin de içinde yer aldığı, karartılan netameli bir dönemin aydınlanmasına kaynak teşkil etmesine vesile olmak bizim için en büyük devlet olacaktır.

Daha Önce “Abdülhamid’i Yeniden Keşfetmek” ismiyle yayınlanan ilk baskının ardından, gözden geçirip geliştirdiğimiz bu yeni baskının yayınlanmasında emeği geçenlere şükranlarımı sunmak boynumun borcudur.

İsmail ÇOLAK Ocak 2009

1

ŞAHSİYETİ VE DEVLET ADAMLIĞI

Mizaç ve Ahlâkının Belirgin Özellikleri

Büyük hünkâr II. Abdülhamid Han, bilinenin aksine kan dökücü, zalim ve dahası “kızıl sultan” karalamalarını hak edecek mizaçta bir padişah değildi. Tam tersine son derece merhametli, şefkatli, yufka yürekli ve bağışlayıcı bir karakter ve ahlaka sahipti.

O kadar ki en büyük düşmanlarını bile çoğu defa bağışlamaktan çekinmeyecek kadar şefkat ve merhametine zafiyet düzeyinde yenik düşen bir hükümdardı. Mesela Sadrazam Mithat Paşa’nın, Sultan Abdülaziz’in katlinden dolayı Yıldız Mahkemesinin verdiği, idam cezasını müebbet (ömür boyu) hapse çevirmiş,; kendine karşı mücadele eden Namık Kemal gibi Jön Türklerin ve İttihatçıların önde gelen pek çok şahsiyetini affetmiş; hatta onlara ve ailelerine maaş dahi bağlatmıştı.

Sultan Abdülhamid’in en belirgin yönlerinden biri de dengeli ve otoriter bir kişiliğe sahip olmasıdır. Dış politikada izlediği “denge siyaseti” ve batmakta olan devleti kurtarmak için içte ve dışta aldığı katı ve koruyucu tedbirlerde bu durum kendini açıkça belli eder.

Bu yüzden Abdülhamid, yapıp ettikleriyle anlaşılamamış veya anlaşılmak istenmemiş; dışarıda “kızıl sultan” iftiralarına, içerdeyse “müstebit” (baskıcı) ithamına maruz kalmıştır. Hâlbuki onu böyle davranmaya, sürekli olarak su almakta olan devlet gemisini her geçen gün daha fazla içine çeken anaforik şartlar ve saltanatının her anlamda karışık ve zorlu bir döneme rastlaması sebep olmuştu

Niyazi Berkes’in şu tespiti bu anlamda çok önemlidir ve yukarıdaki kanaati destekler mahiyettedir:

“Abdülhamid rejimi, halkın iradesine karşı tek adamın zorla koyduğu bir rejim değildir. Abdülhamid rejimi kendini zorunlu kılan şartlar altında biçimlenmiştir.”‘

Abdülhamid Han’ın bir başka ayırt edici vasfı, zannedilenin tam aksi istikamette yeniliğe ve gelişime açık, son derece “reformist” bir padişah olmasıdır. Devrinde, Batı’daki ilmî ve teknolojik gelişmeleri, icat ve keşifleri yakından takip etmiş ve anında, devletin imkânları çerçevesinde ülkesine intikal ettirmiştir. Bu konuda kendisini “gerici” olmakla suçlayan İttihatçıları bile geride bırakacak ölçüde muazzam yeniliklere İmza atmıştır.

Abdülhamid’in, eğitim, kültür, sağlık, ulaşım ve bayındırlık alanında yaptığı müthiş reform hamlelerini düşmanları dahi geçekleştirememiş ve çaresiz bir şekilde unu takdir etmekten kendilerini alıkoyamamışlardır. Gerçekten de onun zamanında yapılan reformlar. Osmanlı’nın son devrinde görülen ve hatta Cumhuriyet idaresine hile temel teşkil edecek çapta fevkalade büyük reformlardı.

Sultan Abdülhamid’in karakterinin dikkat çekici hususiyetlerinden bir diğeri ise gayet tedbirli, temkinli ve müteyakkız (uyanık) olmasıdır. Babası Abdülmecid’in “kuşkulu ve sükuti (sessiz) oğul” dediği Abdülhanıid’in, nispeten aşırıya kaçacak seviyede vehimli (şüpheci) ve kuruntulu olduğu söylenebilir.

Ancak bu da tamamen yaşadığı dönemin olağanüstü şartlarından, iç ve dış karışıklıklardan, kaypak bir zeminde siyaset yapmanın zorluğundan ve nihayet çevresinde güvenilir kişilerin ve sağlıklı bir ortamın olmamasından kaynaklanmaktaydı.

Yoksa gerek içerde gerekse dışarıda kendisi ve devletini yıkmaya yönelik komploları takip edişi ve entrikalardan önceden haberdar olup, lazım gelen tedbirleri erkence almaya koyulması, dayanağı olmayan boş bir kuruntu değildi.

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Son İmparator & Abdülhamid Han’ın Gizemli Dünyası için 1 cevap

  1. Tarafsız belgelere dayalı bir kitap olarak tanımlanıyor fakat daha ilk birinci bölümün başlangıcında yüce hünkar şöyleydi diye başlıyor. Tarafsız sadece tarihi belgelere dayanan bir kitaptan ziyade, iyi ve yüce kişilik temennilerine dayalı taraftar kitlesine hitap eden yanlı bir kitap olduğunu tahmin ediyorum. Ama yinede alıp okuyacağım. Bilmediğim tarihi-belgeli birşeyler öğrenebilirim belki.

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club