Sultan II. Abdülhamid ve Dönemi Osmanlı Devleti

Ağustos 17, 2009 KAYIHAN YAYINLARI, Türk-Osmanlı

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

sultan_ii_abdulhamid_ve_donemi_osmanli_devleti_2009_5_26_87223

Bu eserde, Osmanlı tarihinin en kritik döneminde tahta geçmiş olan Sultan II. Abdülhamid Han’ın devlet yönetimi ile ilgili faaliyetleri ele alınmıştır.
Üç kıta üzerinde hâkimiyet kuran OSMANLI DEVLETİ, çeşitli ırk, din, dil, mezhep, örf ve âdetlere sahip toplulukları yüzyıllarca adâlet ve insaf ölçülerine uygun bir şekilde idare etmişti. Teknolojik olarak son derece imkânsızlıklar içinde olan o asırların dünyasında, bunca farklı yapıdaki toplulukları cebir ve tazyik kullanmadan yönetmek, basit bir hâkimiyet anlayışının sonucu olmasa gerekir. Böyle insani bir uygulama ile asırlarca hükümran olan devlet, 18. asırdan başlayarak değişen dünya şartları sonucunda zayıflamaya başladı. Hatta denebilir ki, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya geldi. 19. asrın sonlarına yakın neredeyse tarihten silinecek olan o muazzam devleti, Sultan II. Abdülhamid Han 33 yıl boyunca tekrar o eski haşmet ve kudretine kavuşturma gayretine düştü.
Eserde, devletin, kendisinden önce, içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi sıkıntılar yanında, etnik grupların bağımsızlık çabaları ve Avrupa’nın bunlara sağladığı desteğe rağmen Abdülhamid’in bu problemlere nasıl çareler bulduğu, detayları ile açıklanmıştır.
Sadece ülkemizde değil, 19. asır sonlarından, günümüze kadar dünyanın, üzerinde en çok konuşulan birkaç şahsiyetinden biri olan Sultan II. Abdülhamid’le ilgili bu araştırmada, dönemin kendi kaynaklarına ağırlık verilerek, objektif bir çalışmanın ortaya konulmasına gayret edilmiştir.

ÖNSÖZ
Bilindiği gibi Osmanlı Devleti, XIV. Asrın başlarında SelçukluBizans hudutlarında, ortaya çıkan bir beylikti. Bu beylik, kuruluşundan kısa bir müddet sonra büyüyerek tarihin akışını değiştirecek derecede kudretli bir devlet haline geldi.
Bir lata büyüklüğüne ulaşan topraklar üzerinde hâkimiyet kuran devlet, çeşitli ırk, din, dil, mezhep, örf ve âdetlere sahip toplulukları yüzyıllarca adalet ve insaf ölçülerine uygun bir şekilde idare etmişti. Ulaşım ve haberleşme teknolojisi bakımından günümüzle mukayese edilemeyecek derecede imkânsızlıklar içinde olan o asırların dünyasında, bunca farklı yapıdaki toplulukları cebir ve tazyik kullanmadan yönetmek, basit bir hâkimiyet anlayışının sonucu olmasa gerekir. Böyle insani bir uygulama ile asırlarca hükümran olan devlet, XVIII. Asırdan başlayarak değişen dünya şartlan sonucunda zayıflamaya başladı. Hatta denebilir ki, yok olma tehlikesi ile karşı karsıya geldi. XIX. Asrın sonlarına yalan neredeyse tarihlen silinecek olan o muazzam devleti, Sultan 11. Abdülhamid tekrar o eski haşmet ve kudretine kavuşturma gayretine düştü.
Bu araştırmamızda. Osmanlı tarihinin en kritik döneminde tahta geçmiş olan Sultan II, Abdülhamid’in devlet yönetimi ile ilgili faaliyetleri ele alındı.
Devletin, kendisinden önce, içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi sıkıntılar yanında, etnik grupların bağımsızlık çabaları ve Avrupa’nın bunlara sağladığı desteğe rağmen Abdülhamid’in bu problemlere nasıl çareler bulduğu, detayları ile açıklandı.
Sadece ülkemizde değil, XIX. Asır sonlarından, günümüze kadar dünyanın, üzerinde en çok konuşulan birkaç şahsiyetinden biri olan Sultan II. Abdülhamid’le ilgili bu araştırmamızda, dönemin kendi kaynaklarına ağırlık verildi. Böylece objektif bir çalışmayı ortaya koymaya gayret ettik,
Günümüz okuyucusunun rahatça anlayabileceği bit dil ve üslûp kullandık. Bununla birlikte, eski bir kültür birikimini günümüze aktarabilmek için, zaman zaman dönemin kaynaklarının diline de müracaat ettik.
Çalışmamızın kitap halini alabilmesi için eserlerinden faydalandığım tüm yazarlara, fotoğraf konusunda arşivinden istifade ettiğim IRCICA’ya, bizden müsaadelerini esirgemeyen aziz dostum Dr. Halit Eren bey’e, kitabın basımını üslenen Rayihan Yayınlarına teşekkürü bir borç biliriz.
Prof. Dr. Ziya KAZICI
Nisan 2009
Üsküdar/İstanbul

GİRİŞ
Yakınçağ Osmanlı tarihinin çeşitli yönlerden üzerinde durulması ve aydınlatılması gereken önemli bir dönemdir. Bu devirle ilgili kaynaklan gün ışığına çıkarmak ve ilmî manada onları değerlendirmek, dönemin aydınlanması ve daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Osmanlı tarihinin en kritik döneminde tahta geçen Sultan II. Abdülhamid (1876), dönemin ekonomik ve siyasi sıkıntıları ile etnik ve azınlık gruplarının bağımsızlık mücadeleleri, Avrupalı güçlerin Osmanlı Devleti’ne karşı yürüttükleri bol ve paylaş politikaları gibi içte ve dışta pek çok problemle karşılaştı. Ekonomik olarak mali iflasını ilan etmiş bir devletin başına geçtiği zaman, Rumeli âdeta bir kan gölü haline gelmişti. Sırbistan’da savaş, Bulgaristan’da isyanlar devam ediyordu. Bu sıkıntılı durum, devletî (ileride tafsildi bir şekilde anlatılacak olan) tarihlerimizde 93 Harbi diye anlatılan ve devleti büyük bir sıkıntı ile karşı karşıya getiren savaşa sürükledi.
Bu gidişi durdurmak için çırpınan Sultan İkinci Abdülhamid, olayların bu şamaya gelmesinin yegane sebebinin dış politikadaki dengesizlik olduğunu görmüştü. O, Babıâli’ye gönderdiği muhtıralarda nesilden nesile aktarılan kalıcı bir dış politikanın olmayışından yakınır. Kalıcı ve devletin menfaatine olacak şekilde bir dış politikayı teşekkül ettirmek gerekiyordu. Bununla birlikte dünya ile olan dengeyi de koruyabilmek ve gelişmeleri yakından takip etmek üzere sarayda bir çeşit bilgi merkezi kurdu. Ülke İle ilgili dünyada çıkan bütün gazete, mecmua, kitap ve yazılar ile temsilciliklerden Pâdişâha gelen raporlar burada toplanıp değerlendirilirdi.’ Görüldüğü gibi devleti yakından ilgilendiren önemli olaylar, onun saltanatı dönemine rastlamıştı. “Yeni Padişah, Osmanlı saltanat tahtına oturduğu (cülus) zaman hem idare çarkını, hem de bu çarkı çevirenleri koyu bir gaflet ve şaşkınlık içinde buldu. Esasen ortada devlet adamı denmeğe layık imse de yoktu. Sultan Abdülaziz devrinden intikal eden ricalin hepsi bir araya getirilse bir Âli, bir Fuad Paşa olamazlardı,”‘
Bu dönemde, birbirlerini kıskanan Avrupalı devletler, bütün güçlerini “Avrupa’nın Hasta Adamı” nı parçalayıp paylaşmak için kullandılar. Bu amaç doğrultusunda, İslâm’ın ülkenin modernizasyonuna ve gelişmesine engel teşkil ettiğine dair antiİslâm’cı propagandaya başlamışlardı Böylece Türk halkını medeniyetten uzak olmak ve yönetim kabiliyetine sahip olmamakla suçladılar. Devlete karşı yürütülen bu politik ve ekonomik taktikler, uluslararası ilişkilerde, önde gelen politik bir güç olmayı şiddetle arzulayan II, Abdülhamid’in saltanatı sırasında hız kazandı. Batı Hıristiyan dünyası, Hıristiyan çıkarlarının korunmasını bahane ederek, gayri müslim azınlık ırklarını hükümdarlarına karşı ayaklanmaya kışkırtıyordu. Ayrıca Osmanlı  Rus Savaşı (1877  ı878)’ndan sonra Osmanlılar daha da zayıf düşerek çok ciddi ekonomik ve politik zorluklarla karşılaştılar. Onun, 33 yıl (1876 1908 a süren iktidar dönemi, dünya, Avrupa ve İslâm alemiyle olan ilişkilerin çok kritik ve sancılı bir dönemini teşkil eder.

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club