Tanrının Öyküsü “Tanrı mı İnsanı, İnsan mı Tanrıyı Yarattı?”

Temmuz 22, 2011 Popüler Bilim, SAY YAYINLARI

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Tanrı Fikri, tarih boyunca insanın peşine düştüğü en uzun süreli fikir olmuştur. Çünkü hayatı ve evreni anlama gereksinimi, insan beyninin çevremizdeki dünyayı yorumlama biçiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Zerdüştçülüğün Avesta’sı, Hinduizmin Vedalar’ı, Museviliğin Tevrat’ı, Hristiyanlığın İncil’i ve İslamın Kuran’ı… bütün kutsal kitaplar ve metinler aslında hep aynı öykünün peşine düşmüştür.

Robert Winston, BBC’de yayımlanan Tanrının Öyküsü adlı belgesel diziyi, dinleri çıkış noktaları ve temel esaslarıyla birlikte ele alarak, insanın bu Tanrı Fikri’ne nasıl ulaştığını gösteren bir kitaba dönüştürüyor. Altını çizdiği yerler kadar eleştirdiği noktaları da belirtmekten çekinmeyen Winston, kişisel deneyimlerini aktarmayı ve yüzyılımızın din algısıyla bağlantılar kurmayı da ihmal etmiyor.

“Din insan bilincinin şafağından bu yana var olmuştur, çünkü insanı insan yapan pek çok öğeyi kucaklamıştır: ayrılma ve birleşme, sevgi ve nefret, öfke ve merhamet, kesin yasalar ve yalın dindarlık, kesinlik ve belirsizlik. Hiçbir fikir bu denli uzun zaman varlığını sürdürmemiş, birbirinden tamamen farklı bu kadar çok gereksinim, istek ve duyguyu bir araya getirmemiş ve onu anlamaya yönelik bu kadar çok yol açılmasına esin kaynağı olmamıştır. “

TEŞEKKÜR
BBC1 kontrolörü olduğu sıralarda Lorraine Heggessey ile bir öğle yemeği yememiş olsam, böyle bir kitap yazmak aklımın ucundan bile geçmezdi. Ben onu tamamen farklı bir proje için ikna etmeye çalışırken, o bana Tanrı konusunu ele alacak bir televizyon dizisi hazırlamamı önerdiğinde şaka yaptığını sanmıştım. Konuştuğum kişi daha az enerjik ve daha az hoş bir arkadaşım olsa herhalde beni ikna edemezdi; bu yüzden bu kitap onun büyüsü ve coşkusunun ürünüdür. Yıllardır beni yüreklendirdiği ve desteklediği için ona çok şey borçluyum.
Önemli bir televizyon programı ile örtüşen bir kitap yazmak her zaman çok zor bir iştir; bunun sebebi, başka her şey bir yana, aklınız ve bedeniniz film çekimleriyle meşgulken son derece hızlı bir şekilde araştırma yapmak ve yazmak zorunda olmanızdır. Bu yüzden bu işi kolaylaştıran ve keyifli hale getiren birkaç kişiye teşekkür borçlu olduğumu söylemek isterim. Öncelikle bu konuyu ele almamı kolaylaştırmak için çok şey yapan Matt Baylis’e teşekkür ediyorum. Ve ona ilk kez teşekkür etmediğimi de belirtmeliyim. Engin bilgisi ve ilgisiyle beni entelektüel bakımdan sürekli uyardı. İlginç temalar bulma yeteneği, olağanüstü zekâsı, benim ilgimi ve coşkumu artıran konuları araştırmakta gösterdiği hassasiyeti ve dünya dinleri konusundaki çok geniş bilgisinin bana çok faydası oldu. Ne zaman istesem bana yararı dokunacak materyalleri arayıp buldu, referansları inceledi ve özgüvenim sarsıldığı zamanlar beni büyük bir gayretle yüreklendirdi.

Ben bu projeye başlarken, ilk araştırma materyallerini sunan Leo Singer’in çok yardımını gördüm. Onurda da daha önce birlikte üretken bir şekilde çalışmıştık. Bu kitaba bazı temaları koymamı önerdiği ve kitabın en önemli üç bölümü hakkında birtakım değerlendirmeler yaptığı için ona büyük teşekkür borçluyum.
Koyu sohbetlerimiz sırasında birkaç arkadaşım kitapta eie aldığım bazı konularla ilgili olarak bana epey faydalı Önerilerde bulundu. Bunlar arasında, eski Sümer uygarlığı hakkındaki muazzam bilgisinden çok faydalandığım Profesör Mark Geller ve son bölümdeki bazı ruhani temalara yer vermemi öneren Michael Pollak bulunuyor.
Televizyon programına katkı yapan bazı kişileri dostlarım olarak görüyorum; düşünceleri üzerimde hayli etkili oldu. Özellikle Başhaham Dr. Sir Jonathan Sacks, Haham Ken Spiro, Bellanwilla Wilimaratne Thero, Profesör Richard Daıvkins, Dr. (im Virdee, Profesör Aviad Kleinberg, Dr. Stephen Unwin, Dr. lrving Finkel, Dr. Dean Hamer ve Dr. Jean Clotte’a sohbetleriyim düşüncelerime son şekli vermemde yardımcı oldukları için teşekkür ediyorum.
Tıpkı İnsan Beyni adlı kitabımın yayımlanması sürecinde olduğu gibi, Dr. Joel Winston tüm elyazmasını okudu ve her zamanki zekice tutumuyla birtakım tutarsızlıkları İşaretleyip düzeltti. Karım Lira, yine her zamanki destekleyici tavrıyla neredeyse tüm materyali seve seve okudu ve en değerli eleştirileri yöneltti. Başka dostlarım bazı bölümleri okudular ve bana önemli önerilerde bulundular; hepsine teşekkür ediyorum.
Gilliarı Somerscales gibi bir editörüm olduğu için çok şanslıydım. Duyarlılığı, zekâsı ve akıllıca önerileri bu kitaba büyük katkısı oldu. Bu kadar hızlı çalışması beni çok şaşırttı. Yayımcılarım Transworld’deki Sally Gaminara ve ekibine ne kadar teşekkür borçlu olduğumu söylememe gerek yok. Bana hep güvendi ve ben de bunu takdir ediyorum. Bantam Press Yönetici Editörü Katrina Whone ve Simon Thorogood’a teşekkür ediyorum.
Televizyon programında değerlendirilen materyalin hepsini kullanmamış olsam da kitap Dangerous Films’in yaptığı uyarıcı etkiden çok faydalandı. Dizi yapımcısı Tim Kirby harikaydı; zekâsı, ayrıntıları gözden kaçırmayışı, dikkati, pek çok şey hakkındaki olağanüstü bilgisiyle bana esin kaynağı oldu. Bu kitaptaki pek çok fikir onunla yaptığımız sohbetlerden doğdu Yapımcı Ros Homan’a ve Katie Churcher, Zahra Mackaoui ik’ Patricia Thompson’dan sıkışan yapım ekibine de çok teşekkür ediyorum.
Kötü mizacıma katlanan, işler pürüzsüz yürümediği zaman bana çok destek olan ve organizasyon konusunda harikalar yaratan Hattie Bouering’e kucak dolusu teşekkürler.
Görülmemiş ölçüde becerikli bir film ekibiyle çalışmak gerçek bir zevkti Douglas Hartington ve Andy Thompson’a en derin teşekkürlerimi sunuyorum; onlar harika kameramanlar ve güç şartlarda keyifle arkadaşlık ettiğim kişiler.
Son olarak eski dostum Maggie l’earlsliue ve harika çalışma arkadaşı Jamie Crawford’a çok teşekkür ediyorum. Benim telif ajansım olarak her zaman olduğu gibi harikaydılar. Bana hep cesaret verdiler ve desteklediler. Onlara hep borçlu kalacağım.

KRONOLOJİ

MÖ 27.000 Fransa’daki Grotte de Gargas Mağarası’nda el resimleri yapıldı.
MÖ 25.000 Willendorf Venüsü yapıldı.
MÖ 15.000 Fransa’daki Lascaus Mağarası’nın duvarlarına resimler yapıldı.
MÖ 9500    Ebu Hureyra’da tarım yapıldı.
MÖ 3000    Çivi yazısı ve hiyeroglif kullanılmaya başlandı.
MÖ 3000 lndus vadisinde Mohenjodaro ve Harappa gibi kentler kuruldu.
MÖ 2750-2500 Gılgamıs Destanı yazıldı.
MÖ 2575-2150 Mısır’da Büyük Piramitler yapıldı.
MÖ 2000-1900 İbrahim’in zamanı.
MÖ 2000 Hinduizm kuruldu.
MÖ 1600 Alfabetik yazı kullanılmaya başlandı.
MÖ 1600-1500 Zerdüştlük kuruldu.
MÖ 1369-1332 Mısır’da Akenalen kültü başladı.
MÖ 1300 Musa’nın zamanı.
MÖ 1200-1070 Kutsal Kitapta belirtilen yargıçların ve Jeph-thah’ın zamanı.
MÖ 1000-900 Süleyman Yeruşalim Tapınağı’nı inşa ettirdi.
MÖ 701 Senherib Lakiş’i yakıp yıktı.
MÖ 640-609 Kral Yoşiya “kayıp kitap”ı buldu.
MÖ 587 Nabukadnezar Yeruşalim’i yakıp yıktı. Yahudiler Babil’e sürgün edildi.
MÖ 537    Babil sürgünü sona erdi; Tapınağın yeniden inşası başladı.
MÖ 563-483 Buda yaşadı.
MÖ 384-322 Aristoteles yaşadı.
MÖ 73-4    Büyük Herod yaşadı.
MS 1-33    İsa yaşadı.
MS 62 Aziz Pavlos idam edildi.
MS 70 Romalılar ikinci Tapınağı yıktı; Yeruşalim yakılıp yıkıldı.
MS 1-100 Teotihuacan kenti kuruldu.
MS 200 Mişna Haham Prens Yuda tarafından derlendi.
MS 325 İznik Konseyi toplandı.
MS 337 İmparator Konstantin ölüm döşeğinde Hıristiyan oldu.
MS 570-632 Muhammed yaşadı.
MS 680 İmam Hüseyin Kerbela’da öldürüldü.
MS 1172 Almohadlar Seville’i ele geçirdi.
MS 1204    Maimonides öldü.
MS 1209    Albigensia Haçlı Seferi yapıldı.
MS 1225-1274 Aquinolu Tomas yaşadı.
MS 1455    Gutenberg Kutsal Kitabı matbaada bastı.
MS 1517    Martin Luther manifestosunu katedralin kapısına çiviledi.
MS 1519    Cortes Güney Amerika’yı istila elti.
MS 1613    Galileo dünyanın güneşin çevresinde döndüğünü söyledi.
MS 1648    Bogdan Chmielnicki Ukrayna kazaklarının ayaklanmasına önderlik etti.
MS 1687    Newton yerçekimi kuramını açıkladı.
MS 1822    Kilise Galileo’nun Diyaloglarına koymuş olduğu yasağı kaldırdı.
MS 1859    Darvvin’in Türlerin Kökeni adlı kitabı yayımlandi.
MS 1905    Einstein Özel Görelilik Kuramı’nı açıkladı.
MS 1917    Rutherford atomu parçaladı.

ÖNDEYİŞ: TANRI ile GÜREŞMEK’

Eğer dikkatlice bakarsanız, oturduğunuz semtteki bazı evlerin kapısının sövesine ince uzun bir kutu iliştirildiğini hemen görebilirsiniz. Dünyanın pek çok yerinde Yahudiler bu önemsiz görünüşlü kutuları yaşadıkları evlerin kapılarına asarlar Dindar olmayan Yahudiler bile genellikle evlerinin ön kapısının sağ sövesine böyle bir kutu asarlar. Bazen bu kutulardan biri eskiden bir Yahudi ailenin yasamış olduğu bir evin kapısında asılı kalır. Aile evden taşınmış olsa bile kutu orada unutulur. Ev yeni sahipleri tarafından onarılırken üzeri defalarca boyansa dahi kutu yine de hemen fark edilir.
Kutu, şans getirmesi için hazırlanan bir muska değildir; ama yine de buna benzer bir şeyi simgeliyor olabilir. Kutunun içinde sıkıca sarılmış bir parşömen parçası bulunur. Parşömene, işinin ehli bir hattat tarafından özel bir mürekkeple İbranice bir metin yazılmıştır. Sadece tek bir Tanrı olduğuna yemin edilmesiyle başlayan metin Yasa’nın Tekrarı kitabındaki buyruğu yerine getirerek evinizdeki tüm kapıların sövesine bir işaret koymanızı ister. Yahudi inancı açısından çok önemli olan bu yemin, Ibraniceyi konuşmaya başlar başlamaz her Yahudi çocuğu tarafından sabah akşam tekrarlanarak tutulan bir öğüt, ölüm döşeğindeki ortodoks bir Yahudinin son sözleridir: “Dinle ey israil, Tanrımız Efendimiz tek Tanrıdır.” Kutunun içindeki parşömende yazdı bu tümce Tevrat’taki tümcenin harfiyen aynısı olmalıdır. Yazı hiçbir imla hatası içermemeli ve sekiz yaşındaki bir çocuğun rahatça okuyabileceği kadar okunaklı olmalıdır. Ve parşömenin arkasında “Şaddai” yani “Her Şeye Gücü Yeten” yazmalıdır. Bu sözcük sadece üç harften oluşur, çünkü İbranicede sesli harfler yazılmaz.
Bu parşömenlerin en eskisi, Ölü Deniz Parşömenleri’nin 1947 yılında keşfedilene dek iki bin yıl boyunca gün ışığından uzak kaldığı yerde, Kumran’daki mağaralardan birinde bulunmuştur. Küçük kutuya İbranicede mezuzah denir. Her ne kadar kökeni tam olarak belli değilse de, bu sözcük muhtemelen “söve” anlamına gelir. Ama şurası kesindir ki mezuzah oldukça eski bir sözcüktür ve kökeni aynı anlamı taşıyan Asurca manzazu sözcüğüne dayanıyor olabilir.
Benim evimin de ön kapısında böyle bir kutu asılıdır ve ben, aklım dünyevi düşünce ve meselelerle dolu olarak, işe gitmek üzere evden çıkarken bazen elimi uzatıp bu kutuya dokunurum. Pek çok dindar Yahudi parmaklarıyla dokunduktan sonra kuruya dudaklarını da değdirin Bu küçük simgesel hareket aracılığıyla atalanmızın inanç ve uygulamalarıyla ilişkiye geçer ve Sina ve Kenan çöllerinde göçebe olarak yaşadıkları çağda onlara Tanrı tarafından gönderildiğini düşündüğümüz yasalara sevgi ve saygımızı sunarız. Sonra, ben ve benim gibi yapan diğer dindaşlarım, kapımızı çekip hızla işgünü koşuşturmacasına başlar, işe vaktinde yetişmeye çalışan sokaktaki insanlardan biri oluveririz.
Ben kapımı kapadığım sırada, yaşadığım yer olan kuzeybatı Londra’dan 7.200 kilometre uzaktaki Taşkent’te yaşlı bir manav, öğle sıcağından kendini sakınmaya çalışmaktadır. Başına beyaz bir takke geçirir, dükkânının arka kısmında yer alan deponun serin ve ücra bir kösesine çekilir, taş döşeme üzerine eski püskü küçük bir seccade serer. Bu küçük yün halıyı eliyle düzeltir, sandaletlerini çıkarır, Öğle namazını kılmaya hazırlanır. Yüzünü kutsal Mekke kentine dönerek ayakta durur.
Ellerini omuz seviyesinde ve hizasında, avuç içleri yukarı bakacak şekilde iki yana açar, gözlerini kapar ve “Allahü Ekber” diyerek Allah’ın büyüklüğünü teslim eder.
Ellerini sağ eli sol eli üzerine gelecek şekilde göğsü üstüne koyarak Tanrının ulu olduğunu söyler. Sonra öne doğru eğilir ve secde edip alnını önüne serili halıya değdirir. Ardından, ayaklarını altına alarak oturur, ellerim dizlerine koyar ve sessizce dua eder. Bu hareketleri birkaç kez tekrarladıktan sonra ayağa kalkar, sandaletlerini giyer, seccadesini sarıp kaldırır. Sonra depodan çıkıp dükkânın ön tarafına doğru yürür ve örselenmiş küçük taburesine oturup oğlunun biraz önce pişirdiği taze Türk kahvesini yudumlayarak öğle sonrası çıkagelecek ilk müşterisini beklemeye başlar.
Bu yaşlı beyefendi koyu, sert kahvesinden ilk yudumu aldığı sıralarda, 6.500 kilometre ötedeki Kamboçya’nın Pnom Pen kentinde genç bir kadın cilalanmış metal bir tepsi üzerine tropikal meyve ve çiçekler koymaktadır. Bu işi bitirince, bir Batılının ilk bakışla ayaklı bir kuş evi zannedeceği, parlak renklere boyanmış küçük bir kutuya birkaç tütsü çubuğu iliştirip yakar. Sonra hafifçe eğilir, ardından yüzünde huzurlu bir ifadeyle birkaç saniye dik durur. Bir kez daha eğilir ve ailece akşam yemeğinde yiyecekleri pirinç lapasını pişirmek üzere mutfağa girer. Aklının büyük kısmı, tıpkı benim ve Taşkentli manav gibi, çocuklar, eş, para türünden sıradan insani kaygılarla meşguldür. Ama yine tıpkı benim ve Taşkentli manavın yaptığı gibi o da bazı anlarda aklım ve bedenini fiziksel olarak var olmayan bir şeye hasreder. Düşündüğü şey…

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club