Terapi – Kültürel Bir Eleştiri

Ocak 24, 2013 Psikiyatri - Psikanaliz, Timaş

İnsanın insanı pek az dinler hale geldiği bir dünyada, psikoterapi, eşsiz bir insani karşılaşma imkânı sunar. Terapi odası, zamanımızda, pek çok kişinin gerçekten işitildiği tek yer haline gelmiştir. Peki, terapi odası değer-bağımsız bir alan mıdır, yoksa bütün kuramlar gibi modern terapi kuramlarının da berisinde bir kültür ve ideoloji saklamakta mıdır? Terapi : Kültürel bir Eleştiri adlı bu kitabında Prof. Dr. Kemal Sayar, bir şifa yönteminin kültürel çözümlemesini yapıyor.

Zamanımız ‘psikolojik insan’ın yükselişine ve ‘terapi kültürü’nün yaygınlaşmasına tanıklık ediyor. İnsanlar kendilerini, modern çağda giderek daha fazla terapi diliyle ifade ediyor. Modern terapiler, bireyselleşme ve özgürlüğe vurgu yaparken, insanı toplumsal ve kültürel bağlamından uzaklaştırıyor mu? Modern terapiler eliyle yalnızlaşma, katı bireycilik, yabancılaşma veya narsisizm gibi modernliğe mahsus bazı ‘hastalıklar’ çoğaltılıyor mu? Terapi, kimileyin çözümünü hedeflediği sorunları, kendi eliyle üretebilir mi? Elinizde tuttuğunuz kitap, hem bir modern çağ eleştirisi sunuyor, hem de bu sorulara cevap arıyor.

Terapi: Kültürel Bir Eleştiri, psikoterapinin kendi içinden yükselen bir ses, bir eleştiri. Bireyi iyileştirmeye çalışırken, kendi içindeki açmazlara bakmayı başaramayan terapi yöntemlerine içeriden bir bakış. Prof. Dr. Kemal Sayar, insanın “kendisini tavaf eden hacı” olduğu bir zamanda, mesleki birikimini bir ayna misali psikoterapi kuramlarının üzerine tutuyor. İnsanın ilişki arayan bir varlık olduğunu söyleyerek, psikoterapi kuramlarındaki esaslı paradigma değişimine dikkatimizi çekiyor. Gündelik hayatı ve politikayı terapi odasının dışında bırakmayan, kültürel ve sosyal bağlama dikkat kesilen, ötekinin yüzünü bir çağrı olarak önemseyen, şiirsel ilhamlara açık bir psikoterapi öneriyor.
‘Çağın terapi odası’nda kafası karışmış herkes için, yeni sorular sorduracak, insanı farklı ve derinlikli bir bakış açısıyla kavramamızı sağlayacak bir kitap. Şifa niyetine.

***

Kendilerinden çok şey öğrendiğim danışanlarıma.

‘Terapi mi? Ya şeytanlarımı kovayım derken, meleklerimi ürkütürsem?’
(Rainer Maria Rilke, şair)

İç çatışmaları çözmenin tekyolu psikanaliz değil. Hayatın kendisi, hâlâ, çok etkili bir terapist.
(Karen Horney, psikanalist)

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ / 11
BİRİNCİ BÖLÜM / MODERN BİR İNŞA OLARAK PSİKOTERAPİ / 19
Psikoterapi nedir? / 27
Psikoterapinin Hikâyesi / 29
Modern Bireycilik ve Ruh Sağlığı /34
İhtimam Ahlakı / 43
Psikoterapi Kendisini Sorgulayabilir mi? / 47
Psikoterapinin Gelişimi / 48
Modernlik ve Ötesi / 52
Modernliğin Taşıyıcısı Olarak Psikoterapi / 58
Modern Psikoterapinin Gizli Önermeleri / 61
Terapinin Zaferi / 68
Terapi Kültürü / 72
Bir Ahlak Alanı Olarak Psikoterapi / 78
Anlam Ağları / 85
Psikoterapi Kuramları ve Kültür / 88
Protestan Ruhu ve Psikanaliz / 94
Yakınlık / 99
Benlik Bozuklukları / 109
Narsisizm Kültürü / 112
Modern Kibir / 117
Y Kuşağı / 123
Modernlikten Postmodernliğe Benliğin Stratejileri / 126
Bir İyi Hayat Tekniği / 136
İçimizdeki Çocuk / 141
Terapi Körlüğü / 144
Terapi ve Değerler / 149
Modern Psikoterapi ve Kolonizasyon / 154
Modern Bir Terapi Olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) / 157
Sosyal Bilinçdışı / 160
Psikoterapi ve Politika / 164
Hermenötik Nedir? / 169
Hermenötik Psikoterapi / 174

İKİNCİ BÖLÜM / ‘ISSIZ ADAM’DAN İLİŞKİ İÇİNDEKİ BENLİĞE: İNTERSUBJEKTİF KURAM / 181
Varolmak Tanınmaktır / 181 ‘Issız Adam’ın Kalabalıklaşması / 183
Tek Kişi Yaklaşımı / 187 İki Kişi Yaklaşımı / 189
Yeteri Kadar İyi Bir Anne, Yeteri Kadar İyi Bir Terapist / 193
Tek Kişi Yaklaşımının Oluşumu:
Koşullar ve Sebepler / 200
İlişkisel Kuramların Ortaya Çıkışı:
Ötekini Fark Etmek / 210
Ötekinin Varlığı: Savaş ve Barış Arasında / 214
Yanlışlarıyla İki Kişi Kuramı / 218
İlişki İçinde Varlık Olarak İnsanın Yalnızlığı / 220
İmkânsız Varsayım: İzole Zihin Kuramı / 225
Acı, Hayattan Kovulabilir mi? / 229
İntersubjektif Kuram: Fıtrata Geri Dönüş / 233
İntersubjektif Kuram ve Anlam Arayışı / 242
İki Kişi Yaklaşımı:
Terapistin Düşebileceği Tuzaklar / 245
İntersubjektif Kuram ve Bilinçaltı / 247
Ötekini Duymak / 251

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM / İÇİMDEKİ ÖTEKİ: PSİKOTERAPİDE FARKLI BİR DUYUŞ / 255
Radikal Empati / 255
Öteki’ne Karşı Sorumluluk / 258
Modern Terapilerde Kâr- Zarar Hesabı / 262
Hayat ve Birlik Arayışı / 266
‘Sen yoksan, ben de yokum’: Bağlanma Kuramı / 270
Bir Öteki Olarak Terapist / 274
Terapistin İnsani Sorumluluğu / 277
Felsefi Bir Mesele Olarak “Öteki” / 280
Devredilemez Sorumluluk:
Öteki’ne Duyulan Yükümlülük / 283
Varoluşsal Duygular: Suçluluk, Utanç ve Güven / 285
Terapide Beraberlik / 291
Beraberliğin Sağlanması / 295
Öteki: Bir Nesne Değil, Değerli Bir Varlık / 298
Yüzün Çağrısı / 302
Bir Hedef Ülkü Olarak Duygudaşlık / 306
Bitirirken / 312

SONSÖZ NİYETİNE: BİRAZ YAĞMUR KİMSEYİ İNCİTMEZ / 315
EK/SONDEYİŞ / 319
KAYNAKÇA / 339
İNDEKS / 349

ÖNSÖZ

İnsanla karşılaşmak ve anlattığı hikâyeleri dinlemek, büyüleyici bir deneyimdir. Her insanın içinde ne denli büyük bir âlem gizlendiğini o hikâyeleri dinleyerek öğrenirsiniz. İnsanın insanı pek az dinler hale geldiği bir dünyada, psikoterapi size eşsiz bir karşılaşma imkânı sunar. Kimileri o odaya teyit edilmek için gelir; duygu, düşünce ve davranışlar konusunda uzmanlık kesbetmiş biri onu onaylayıp boşuna yaşamadığını söylesin, mutsuzluğun yükünü üzerinden alsın diye bekler. Ne var ki sadece danışanı onaylamaya ayarlı ‘pop psikoterapiler’ nadiren işe yarar… Kimisi, derinlerindeki mağaralarına gerçekten inmek ve kendi karanlığıyla yüzleşmek isterken; kimileri ise yalnızca hikâyelerini dinleyecek bir kulak arar. Oysa psikoterapi, sahici bir ilişki ve gerçek bir karşılaşmaya yaslanabildiği ölçüde işe yarar. Sahici bir karşılaşma ise terapistin donanımıyla da ilgilidir. Kendi içine bakmayı bilen, zaaf ve kör noktalarıyla yüzleşebilen ve kendisine dayanak kıldığı kuramın eksikliklerini fark edebilen bir terapist, daha sahici bir buluşma gerçekleştirebilir. Bunun için ‘uzman körlüğünden sıyrılması, danışanın eşsiz ruh dünyasını kuramın berisindeki ideolojiyle ölçüp biçmemesi ve ‘insanım ben, insana dair olan hiçbir şey banayabancı değil’ diyen düşünürün izinden yürümesi gerekir. Her buluşma gibi, terapist ve danışan arasındaki buluşma da hayret duygusunu içinde ba-rındırmalı, sürprizlere ve esnekliğe açık olmayı başarmalıdır. Terapide dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri, danışan üzerinde tahakküm kurmamak ve danışanı, terapistin güç arzusunu doyuracak bir nesne olarak görmemektir. Kierkegaard’m dediği gibi, ‘yardım etmek tahakküm etmek anlamına gelmemelidir’.

Bu önsözde, ruh halimi ele verecek birkaç lakırdı etmek istiyorum. Mesleğe adımımı attığım andan itibaren geçen yirmi yıl boyunca, insana bakışım noktasında büyük bir kırılma olmadı. Genç bir asistan iken beni heyecanlandıran konular, bugün de bana heyecan vermeye devam ediyor. Daha insancıl, çağın yabancılaşma ve şeyleştirme hastalıklarından arınmış bir psikiyatri ve psikoterapi uygulaması, hâlâ düşlerimi süslüyor. Psikiyatri ve psikoterapi kuramlarının indirgemeci bir kolaycılığa kaçması, bireyin yeterince derinlikli olarak ele alınamaması gibi bir soruna sebep oluyor. Temel meselesi anlamak ve yorumlamak olan ruh sağlığı disiplinleri, insanın zengin iç dünyasını biyokimyasal veya zihinsel formüllere indirgemeyi seçerse, asıl görevlerini yerine getirememiş olur. Bu kitabımda ve daha öncekilerinde, tarihten ve kültürden bağımsız bir benlik olamayacağını, dolayısıyla Batı modernitesinin bir ürünü olarak karşımıza çıkan psikoterapi kuramlarına eleştirel bir gözle bakabilmemiz gerektiğini dile getirdim. İnsanı çevreleyen sosyal ve kültürel bağlam anlaşılmazsa insanın da yeterince anlaşılmayacağını; anlama eksenli beşeri bilimlerle yoğun bir alışveriş içinde olarak, daha kuşatıcı bir ruh sağlığı anlayışı geliştirebileceğimizi savunageldim. Elinizde tuttuğunuz kitap, bu eleştirel düşünce yolculuğunun bir meyvesidir. Modern Batılı psikoterapileri eleştiri süzgecinden geçirmeksizin uygulayan terapistlerin ve insanımıza mahsus incelik ve hassasiyetleri görmezden gelen yaklaşımların, danışanlara ne denli zararlar verebildiğini yıllar içinde gördüm ve dinledim. Böylesi yaklaşımlar kuram misyonerliğinden öte gidemiyor ve adeta kuramların namusunu kurtarmak adına, danışanların zengin yorumlara açık dünyalarını, bir Prokrüst yatağına sokuyor. Uygulayıcılar ‘kuram sarhoşluğu’ içinde danışanlarına istemeden zarar verebiliyor. Bir ‘ideolojik endoktrinasyon’a dönüşen kimi terapiler, insanı pek az anlıyor ancak diline zengin bir psikolojik kelime dağarı tutuşturuyor. Uzun yıllar terapi gördükten sonra, terapi dilinde konuşmayı sökmüş ancak mutsuzlukları yerinde duran çok sayıda insanı dinledim. Bu kitapta daha ayrıntılı tartıştığım gibi, terapistlerin ‘iyi bir hayatın ne olduğu’na dair sayısız önermesine kulak misafiri oldum. Kendi kısıtlı hayat tecrübelerinden ve kimileyin dar dünya görüşlerinden devşirdikleri bilgi kırıntılarını, danışanlarına ‘iyi hayat taktiği’ olarak sunan terapistlerle karşılaştım.

Bu kitabı yazma fikri, farklı terapi tecrübelerini ve yaşadıkları kimi hayal kırıklıklarını benimle paylaşan danışanlarımın sayesinde oluştu. Kuşkusuz onlar da gerçeğin kendilerine görünen tarafından tecrübelerini aktarıyordu. Hayal kırıklığının bazen terapi ve terapistin önleyemeyebileceği sebepleri de olabilir. Hiçbir terapi mucize vaat etmez ve elbette hayal kırıklığı da insan etkileşiminin bir parçasıdır. Ancak gerçek manada bir insani buluşma ve beraberlik içermeyen her terapi deneyimi, bu hayal kırıklığını çoğaltacaktır. Bu yüzden eleştiriyle yetinmeyip psikoterapiye yeni açılım ve heyecanlar kazandırabilecek iki farklı yaklaşımı da okurun dikkatine sunmaya çalıştım. Daha insancıl, daha toplum ve kültür odaklı bir terapiyi nasıl geliştirebiliriz, terapiyi bir sorumluluk/ihtimam ahlakından hareket ederek yeni bir ilhamla nasıl inşa edebiliriz sorularına, kendimce cevaplar bulmaya çalıştım.

Bu kitabın ilk bölümünde psikoterapinin kültürel arka planını tartışıp günümüz toplumunda insan ilişkilerinin bir resmini çizmeye çalıştım. Bu bölümün aynı zamanda moder-niteye getirilen bir eleştiri olduğu da fark edilecektir. İkinci bölümde, psikoterapideki esaslı paradigma değişimine değindim. İnsanı tek başına bir ruh, yalnız bir zihin olarak değerlendiren ve onun ilişkisel boyutunu görmezden gelen tek kişi yaklaşımını eleştirdim. Buradan heyecan verici intersub-jektivite kuramına geçerek, ilişkisel paradigmayı ele aldım. Kitabın üçüncü bölümü, daha insancıl bir psikoterapi nasıl inşa edilebilir sorusuna aradığım cevapla alâkalı. Burada, geçen çağın iki önemli düşünüründen ilham alarak, sorumluluk ve etik üzerine temellenen daha farklı bir psikoterapinin nasıl kurulabileceğini tartıştım. Bu arayışımın berisinde, insan için bir merhamet çağrısı yatıyor. Kıyıcılığın, had tanımazlığın, vurdumduymazlığın şaha kalktığı; insanın insana, terapistin danışana yabancılaştığı bir zamanda, ötekinin yüzünü sorumluluk alanı sayacak bir merhamet ve mesuliyet duygusunu imdada çağırıyorum.

İri laflar etmekten, hak etmediğim bir bilgeliğin gölgesinden konuşmaktan imtina ederim. Ben sadece merak eden ve soran biriyim ve bu kitap da kendi kendime sorduğum sorulara verebildiğim cevaplardan ibaret. Bu kitapta dile getirilen düşüncelerin önemli bir bölümü Türkiye ölçeğinde ilk kez görücüye çıkıyor, onların tartışılması ve ülkemizdeki terapi uygulamalarını olumlu yönde değiştirebilmesi en büyük dileğim. Bu kitabın terapistlere, terapi öğrencilerine, yolu terapiyle kesişmiş danışanlara ve nihayet modern uygarlığa eleştirel gözle bakmayı şiar edinen okurlara dişe dokunur bir şeyler söyleyebileceğini ümit ediyorum. ‘Psikolojik insan’ın yaygın bir tür haline geldiği, ‘terapinin zaferi’nin ilan edildiği, ‘terapi kültürü’nün yükseldiği bir zamanda yazıp çizdiğim şeyler, zamanın ruhuna dönük bir eleştiri olarak da okunabilir. Bu eleştiri, bir kültürel nostaljiyi değil; sadece insanın insana yar ve yoldaş olduğu, diğerkâmlığın geçer akçe haline geldiği, toplumsal iyinin bireysel iyiye yeğlendiği bir dünyaya duyduğum özlemi yansıtıyor. Başka bir dünyanın mümkün olduğuna hep inandım. Psikoterapi sadece, insanı geçmişin bağlarından kurtarmak iddiasıyla yetinemez. Terapi, bizi günümüz kapitalizminin, savaş ve tüketim ideolojilerinin ve toplumsal dokuya iyiden iyiye nüfuz etmiş narsisizm kültürünün görünmez prangalarından da kurtarabildiği ölçüde işlevini yerine getirmiş olacaktır. Böylece psikoterapinin, yaşadığımız dünyaya dair farkmdalığm artırılması yönünde, politik bir işlevi de olabileceğini söylemiş bulunuyorum.

Bir kitaba önsöz yazmanın en güzel tarafı, teşekkürü hak eden insanlara bu borcu ödeyebilme şansını sağlamasıdır. Beni ve kuşağımdan başka insanları terapiyle tanıştıran Prof. Dr. Cahit Ardalı, haftalık süpervizyon saatlerinde bize, o ana dek isimlerini duymadığımız pek çok kuramcıdan bahseder, danışanlarımızla yaptığımız görüşmeleri kendisine aktarırken kendi kişiliğimizin karanlıkta kalmış taraflarına zarifçe ışık tutardı. Onunla dört yıl süren eğitimimden çok şey öğrendim. Evvel emirde, susmam gereken yeri öğrendim. Kimi eğitim saatlerinden vurgun yemiş gibi çıktığımı, bir haftada kendime zor geldiğimi hatırlıyorum. Değerli hocama teşekkür ederim. Psikiyatri asistanlığımın ilk yılında Kentucky Üniversitesi’nden üç aylığına misafir olarak gelmiş Prof. Dr. Daniel Nahum bana çok önemli bir ders vermişti. 0 ilk yıl hem bizi fevkalade zengin bir etkileşimsel grup terapisiyle buluşturmuş hem de aşağıda anlatacağım olayla, meslek hayatımda kulağıma küpe olacak bir ayrıntıyı öğretmişti. Poliklinikte ilk psikiyatri hastamı alıyordum. Hoca, sol köşemde oturuyordu. Hastamla görüşmemi izleyecekti. Hastamı karşıladım, buyur ettim, kendimi ve hocayı tanıttım. Gelen, bir panik bozukluğu hastasıydı. Semptomlarının nasıl ve nerede başladığını, ne şekilde çoğaldığını sorgulayan dört dörtlük bir tıbbi görüşme yaptığımı düşünüyordum. Kendimden emin bir şekilde hastamı yolcu ettim. Odaya döndüğümde hoca, gözlerimin içine baktı ve tek bir soru sordu: “Bu insan kim Kemal?” Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Evet, hastamın semptomlarını gayet güzel sorgulamış, ona yakışıklı bir psikiyatrik tanı koymuş ve doğru bir reçeteyle kendisini uğurlamıştım. Fakat gerçekte bu insan kimdi, ne yer, ne içer, neye üzülürdü? Eşi dostu, akrabası var mıydı? Nasıl bir sosyal çevreden geliyordu? Ümit ettikleri ve hayattan beklentileri nelerdi? İşte bütün bunları, onun sosyal dünyasını, anlam dünyasını es geçen, bu köşelere bakmayan bir görüşme gerçekleştirmiştim. Hocanın bana verdiği bu ders, meslek hayatım boyunca aklımdan hiç çıkmadı. İyi bir hekim hasta ilişkisinin sırrı, hastalarımıza “insan olarak” değer vermekten, onların yaşadığı ıstıraba saygı duymaktan ve bu ıstırabın onlar için biricik olduğunu anlamaktan geçer. Terapinin özünde de muhatabımızı insan olarak görmek, onun iç dünyasının zenginliğini baştan kabullenmek ve bizim de ondan bir şeyler öğrenebileceğimiz gerçeğini benimsemek yatar. Daniel’e, kendisinin unuttuğunu sandığım bu ders için, yirmi yıl sonra teşekkür ederim. Üçüncü teşekkür sevgili asistanım Süreyya Aysun Arıcan’a. Çalışkanlığı ve zekâsıyla göz dolduran değerli asistanım Süreyya’nın bu kitapta büyük emeği var. Kendisine teşekkür ederim. Onca hayat gailesi arasında bu kitaba bir ek yazma nezaketini gösteren Işıl Baysan Serim’e teşekkür ederim. Yine bu kitaba katkısı olan eski öğrencilerim, yeni mesai arkadaşlarım psikolog Elif Taşçı ve klinik psikolog Olcay Tüzün Akgün’e teşekkür ederim. Şair ağabeyim Cahit Koytak’a, bana her zaman esin veren dostluğu ve bu kitaba katkısı nedeniyle teşekkür ederim. Son bir teşekkürü de aileme sakladım. Onların gönlüme huzur veren varlığı olmasaydı, bu kitap zaten olmazdı.

Kemal Sayar
Şubat 2011
Erenköy

BİRİNCİ BÖLÜM

MODERN BİR İNŞA OLARAK PSİKOTERAPİ

Hayatımız boyunca diğer insanların bize yönelik tutumlarından etkileniriz. Dost ve yakınlarımızla kurduğumuz ilişkiler; davranış, tutum ve değerlerimiz kadar, kendimize bakışımızı, dünya görüşümüzü ve iyilik hissimizi de etkiler. Istırap ve yeti kaybını dindirmek için yapılan teşebbüsler terapi olarak isimlendirilir ve her toplum bazı üyelerini böyle bir etkide bulunmak üzere eğitir. Tedavi, aynı zamanda sağaltıcı ve mustarip kişi arasında kişisel bir ilişkiyi içerir. Bazı terapi biçimleri sağaltıcının ruhsal araçlar kullanarak mustarip kişinin içindeki iyileşme güçlerini harekete geçirme kabiliyetine yaslanır. Bu tedavi biçimlerine genel olarak “psikoterapi” adı verilir. Günümüz Batılı psikoterapileri bilimsel kavram ve yöntemlerin psikoterapiye uygulanması esasına dayalıdır. Gerçi ana-akım bilimsel görüşün dışına çıkan terapi yöntemleri de yok değildir. Sözgelimi varoluşçu terapiler, anormal davranışları hayatın manasız olduğu yönündeki varoluşsal beladan kaçma çabası olarak değerlendirir. Bu yaklaşımın öncüleri, bu gerçekliğe rağmen insanın hayatta bir anlam bulma yeteneğine sahip olduğunu düşünürler.

Hayat, önümüze yepyeni sorunlar koyuyor günümüzde. Pek çok insan hayatını bilgisayar başında geçirirken, sanal cemaatler de bir yandan yeni toplumsallaşma biçimleri, yeni ilişki tarzları ve yeni ihanetler ortaya çıkarıyor. Öte yandan öznellik bambaşka bir biçimde tecrübe ediliyor. Yüzyüze iletişim kurmaksızm ‘konuşmak’, bedenini bir yere götürmeksizin ‘gezinmek’ mümkün olabiliyor. Çağdaş toplumun yarattığı yalnızlık, yabancılaşma ve rahatlık; insanları kendi mevzilerini korumaya ayarlı, küçük çıkarlarının peşinde koşan, duygusal olarak körleşmiş bir biçimde yaşamaya ve var olmaya sürüklüyor. Mekanik ve maddeci bir dünyada ilk feda edilenler ise kişisel ilişkiler, aile hayatı veya duygusal gelişimimiz olabiliyor. Kendimize daha fazla merhamet ve ötekine daha fazla empati gösterirsek, modern dünyanın “başarı koşusu”ndan geri kalır mıyız?

“İyi hayat” dediğimiz şey, çoğu zaman özgül bir sonuç değil; süregiden bir ruhsal yolculuktur. Belirli bir vadiye varmak değildir hedef… Attar’ın o güzelim Simurg hikâyesinde dile getirdiği gibi, menzil-i maksud, bazen yolculuğun ta kendisidir. Belirli bir statü veya zenginliğe erişmek de hedef olamaz, hedef belki de ölüm endişesine ve erken duygusal acılara karşı geliştirdiğimiz savunmalara meydan okumaktır. Ancak bu şekilde daha “canlı” insanlar olabiliriz. Daha dolu bir hayat; korku, endişe ve acı gibi nahoş duyguların olmamasıyla kendini gösteren, sözüm ona bir mutluluk hali değildir. Tam aksine, merhamet ve anlam dolu bir hayatı kovalamak, hayatın bütün boyutlarında incinebilirliği kabullenmektir. Neşe kadar kederi, rahatlık kadar acıyı, güven kadar korkuyu da kabullenmektir (Firestone ve ark., 2003).

Psikoterapi özü itibariyle insan insana bir ilişkidir. Pek çok kuramcıya göre, iyileştirici unsur ilişkinin ta kendisidir. Psikoterapi; bireylere davranışların, bilişlerin, duyguların, diğer kişilik özelliklerini daha arzu edilebilir bulunan yönde

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat