Yakılan İlk Kitap / İstiklal Harbimizin Esasları Neden Yakıldı?

Ağustos 18, 2009 Araştırma/İnceleme, YAĞMUR YAYINEVİ

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

k36363_90

Cumhuriyet tarihinde ilk defa, siyasi çıkar peşinde olup, çıkarları uğruna tarihi gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını engellemeye çalışanlarca, kanunlar hiçe sayılarak, ellerinde bulundurdukları siyasi güçle bir kitap yakılıp yok edildi.

” Türkiye Cumhuriyeti” temellerinin atılmasında emekleri geçen kadroda yer alan Kazım Karabekir Paşa’nın yakın tarihimize ışık tutacak ve “Türk İstiklal Tarihi”‘nin yazılmasına katkısı olacak bu kitabın ne amaçla, neden, nasıl ve kimler tarafından yok edildiğini olayların içinde yaşamış olan gazeteci yazar Ferudun Kandemir belgelerle gözler önüne sermektedir.

YAKILMAK İS7WİIEN TARİH MİYDİ?
Olağanüstü zamanların liderleri olduğu gibi gerçek kahramanları da vardır. Kadroyu oluşturan bu kahramanlar, art düşünce ve ikbalden uzak, kendilerini vatanına adamış, şerefleriyle hizmet edenlerdir. Bilirler ki hizmet tamamlandığı zaman, kadro değişecek, yerlerini lideri pohpohlayanlar alacaktır, ama bu onlar için önemli değildir. Onlar için önemli olan, vatana hizmettir. Şan, şöhret, ikbal ellerinin tersiyle ittikleri değersiz kavramlardır.
Kâzım Karabekir Paşa’da yakın tarihimizde lider değil, lideri lider yapan, vatana hizmet kadrosunu gerçekleştiren idealistlerdendir. Savaş sonrası 1933 senesine kadar çekildiği köşesinde kalemiyle de vatanına hizmet etmekte olan paşa, kendisine karşı yapılan ağır hücumlara karşı, istiklal Harbi hatıralarını yazıp, Türk’ün yakın tarihini hurafelerden korumak istemiştir. Ne var ki, gerçeklerin ifadesi olan bu hatıraların gün yüzüne çıkarılması birilerince engellenmek istenmiş ve sonuçta basımına başlanılan bu kitaba, ciltlenme aşamasına geldiği anda matbaa baskınıyla el konulmuş ve çuvallanarak yok edilmek üzere götürülmüştür. Hatta numune olarak hazırlanan ve Karabekir Paşa’ya verilmiş olan birkaç nüsha eser de; bir gece yarısı, vatanı için cephelerde ordulara kumanda eden ve “Türk İstiklal Tarihi”nin yazılmasında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atılmasında büyük emekleri geçen kadroda yer alan kahraman Paşa’nın, aranan bir suçlu gibi evine yapılan baskınla alınmış ve yok edilmiştir.
Kâzım Karabekir Paşa ile yakın ilişki içinde olan ve eserinin basılmasında katkıları bulunan yazarımız Feridun Kandemir; o günlerde yaşanılan olayları gün yüzüne çıkarmak ve siyasî çıkar peşinde olup, kendi menfaatleri uğruna tarihi gerçekleri saptırmaya çalışanların ve ellerinde bulundurdukları siyası gücü nasıl kullandıklarını gözler önüne sermek’için bu eseri kaleme almıştır.
Yayınevimiz yakın tarihimize bu küçük eser ile biraz da olsa ışık tutabildiyse ne mutlu…
Yağmur Yayınevi

KÂZIM KARABEKİR
Kurtuluş savaşı komutanlarımızdan Kâzım Karabekir 1882 yılında İstanbul’da doğdu. Mehmet Emin Paşa’nın oğludur. İlköğrenimini İstanbul, Van, Harput ve Mekke’de tamamladı. 1896 yılında İstanbul Fatih Askeri Rüştiyesi’ni, 1899′da Kuleli Askeri İdadisi’ni. 1902′de Harbiye Mektebini ve 1905 yılında da Erkanı Harbiye Mektebi’ni bitirerek yüzbaşı rütbesiyle Manastır’a tayin edilerek orduya katıldı.
Manastır’da kıta hizmetini yaparken, Enver Paşa ile birlikte İttihat ve Terakki Partisi’nin Manastır örgütünün kurulmasında vazife aldı. 1907′de İstanbul Harbiye Mektebine öğretmen vekili olarak atandı, ittihat ve Terakki İstanbul örgütünün kurulmasında da görev aldı.
II. Meşrutiyet’ten sonra Edirne’de bulunan II. Ordu 3. Tümen kurmay subaylığına getirildi. 31 Mart 1909′da İstanbul’daki ayaklanmada Hareket Ordusu’nda görev aldı. 1910 yılında Arnavutluktaki ayaklanmanın bastırılması harekâtına katıldı. 14 Nisan 1914′de binbaşılığa yükselerek Balkan Savaşı’nda Trakya sınır komiseri olarak görev yaptı. Aynı yıl yarbay rütbesiyle Birinci Kuvvei Seferiye komutanlığında İran ve ötesi harekâtıyla görevlendirildi. Bir süre sonra İstanbul Kartal da 14. Tümen komutanlığına atandı. Çanakkaleye gönderildi. Kerevizde re’de Fransızlara karşı üç ay savaştıktan sonra albaylığa yükseltildi. Bilahare İstanbul’da I. Ordu genel kurmay başkanlığına, daha sonra Caliçya’ya gidecek olan ordunun ve ardından Mareşal Von der Goltz’un kurmay başkanlığına atanarak Irak’a gitti. 1916′da Kutü’IAmare’yi kuşatan 18. Kolordu komutanlığına getirildi ve burayı aldıktan sonra Irak’ta İngilizlerle çarpıştı. 1917′de Diyarbakır’daki 2. Kolordu komutanlığına getirildi ve Van, Bitlis, Elazığ cephelerindeki II. Ordu komutanlığına vekalet etti. 1918′de Erzincan ve Erzurum’u Ermenilerden ve Ruslardan geri aldı. Ardından Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerini ve Karaköse’yi işgalden kurtardı. Aynı yıl tümgeneral oldu.
Mondros Mütarekesi sırasında Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın genel kurmay başkanlığı görevini üstlenmesi isteğini geri çevirerek Anadolu’da görev almak istediğini bildirdi. Tekirdağ’daki  14. Kolordu komutanlığına, ardından Nisan 1919′da Erzurum 15. Kolordu komutanlığına atanmasını sağladı. Erzurum Kongresinin toplanmasında önemli rol üstlendi. Kurtuluş Savaşı’nda Edirne Milletvekilliği ve Doğu cephesi komutanlığı yaptı. Ermenilerin eline geçen Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerini geri alarak 15 Kasım 1920′de Ermeni ordusunu kesin olarak yendi. Ermeni hükümetiyle Ankara hükümeti adına Gümrü Antlaşması’m imzaladı. Kars’ın alınmasıyla korgeneralliğe yükseltildi. Rus Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti ve Kafkasya hükümetleriyle Kars Antlaşması görüşmelerini yürüttü. Kurtuluş Savaşı’nın bitiminden sonra 1. Ordu müfettişliğine atandı. 1923′te İstanbul Halk Partisi Milletvekili oldu. 1924de TBMM’deki Dörtler Grubu’nu destekledi. Halk Partisinden ayrılarak Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Cafer Tayyar Eğilmez paşalarla birlikte Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’ni kurdu ve başkanlığına seçildi. Bu parti tüzüğündeki bazı maddelerden dolayı dinci bir parti olarak nitelendi ve halktan gördüğü büyük destekten dolayı siyasi yönetimi kaygılandırdı. 3 Haziran 1925′te Şeyh Sait ayaklanması bahanesiyle kapatıldı.
Kâzım Karabekir, Mustafa Kemal Paşa’ya karşı düzenlenen İzmir Suikastı nedeniyle ilgili görülerek bazı partililerle birlikte idam cezası istemiyle yargılandı ve beraat etti. Bu olaydan sonra siyasetten çekildi. Siyasi yaşamına on iki yıl ara verdikten sonra 6 Ocak 1939′da İstanbul mil letvekili seçilerek tekrar siyasete girdi. 1946′da TBMM başkanlığına seçildi. Bu görevde iken 26 Ocak 1948′de Ankara’da vefat etti.
Kâzım Karabekir Paşa’nın savaş ve siyaset anılarını konu alan; SırpBulgar Seferi (1881), Ermeni Mezalimi (1918), İstiklâl Harbimizin Esasları (1933), İtalyaHabeş (1935), Cihan Harbi’ne Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik? (1936), Erzincan ve Erzurum’un Kurtuluşu (1939), istiklâl Harbimizde Enver Paşa ve İttihat Terakki Fırkası (1960), İttihat ve Terakki Cemiyeti: 18961909 (1982) eserleri vardır.

BUHRAN İÇİNDE YÜZÜLÜYOR
Serbest Cumhuriyet Fırkası (Partisi) Lideri Ali Fethi Bey’in imzasını taşıyan şu beyanname ile kendi kendini feshetmişti:
“Büyük Gazimiz Mustafa Kemal Paşa’nın teşvik ve tasvibiyle Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı tesis etmiştim. Kanaatimce bu teşvik ve onayı ile, tabiatiyle, kuracağım partinin, Gazi’ye karşı siyasî mücadeleye girmek ihtimalini ortadan kaldırıyordu. Esasen bu karar dışında siyâsi bir teşekküle vücut vermek mesuliyetini almayı hatırıma getirmemiştim. Halbuki tahakkuk eden son şekle göre, partimizin Gazi Mustafa Kemal Paşa ile siyasî sahada karşı karşıya gelmek vaziyetinde kalabileceği anlaşılmıştır. Bu vaziyette kalacak siyasî bir kuruluşun varlığını parti kurucusu sıfatıyla devamını imkânsız buluyorum. Bu sebeple. Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın (Partisi) kapatılmasına karar verdim. Bu kararın teşkilatımıza duyurulmasını rica ederken, bana itimat eden ve benimle işbirliği yapan Cumhuriyetçi arkadaşlarıma derin minnettarlığımı arz ederim.”
Ali FETHİ

Bu suretle yeni siyaset meydanında tek basına kalan Halk Partisi ve Hükümetinin ilk işi, Ali Fethi Beyle yakın arkadaşlarından başka Serbest Cumhuriyet Fırkası’na girmek gafletinde bulunanları azarlamak, ileride bu gibi teşebbüslere girişmek cesaretini göstereceklere ibret olmak üzere, birer bahane ile, uyarmak oldu. Hem de öylesine ki, meselâ Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın İstanbul’daki merkez binasının kapıcıları, postacıları bile bu azarlamalardan kendilerini kurtaramadılar.
Halk Partisi böylece, yakından uzaktan muhalefet kokusu bulaşmış olanları ve olması ihtimali olanların hepsini derece derece çeşitli şekillerde cezalandırıp, yıldırarak, dış temizliğini (!) yaparken, bir taraftan da, kendine bir çekidüzen vermeye, iyileştirmeye niyetlendi.
Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın eriştiği büyük İlgi ve rağbetten ders almak isteyerek, umumi hoşnutsuzluğu mümkün olduğu kadar gidermek gayesiyle evvela, kendi bünyesinde bazı yenilikler yapmaya koyuldu. Fakat, tek parti olarak kalış sebebiyle, çürümeye yüz tutmuş olan bu bünyede, Ali’nin külahını Veli’ye giydirmek kabilinden yapılan, meselâ mutemetlikleri kaldırmak, yeni elemanlara iş vermek, şube teşkilâtlarını yenilemek gibi, sözde yenilikler, hiçbir olumlu netice veremedi ve veremezdi.
Bundan başka, halkın hoşnutsuzluğunu çeken bütün aksaklıkların, iktisadî, ticarî ve malî sıkıntıla nn, kontrolsüzlükten doğduğunu nihayet anlayabildiklerinden, yani ikinci bir partiye tahammül edemeyeceklerini bildiklerinden, kendi içlerinden bir sun’î kontrol sistemi kurmak teşebbüsüne geçtiler. Halk Partisi Milletvekillerini sağ, sol ve merkez olmak üzere üç gruba ayırıp, her grubun başına da İsmet ve Kâzım Paşalarla Recep Bey gibi kimseleri getirmek ve bu suretle ilkelerde birlik olmak şartıyla bu grupların teferruat ve uygulamada birbirini kontrol ve denetlenmesini sağlamak istediler. Fakat bu çeşit danışıklı dövüşün de, kendi kendileriyle beraber, memleketi ve alemi aldatmaktan başka bir netice vermeyeceğini düşünerek, bundan da vazgeçtiler.
Bütün bunlar, Halk Partisinin bu vaziyette artık kendini toparlayamayacağı ve tek kurtuluş çaresinin de, “muhalefet” olduğunu açıkça gösterdiği halde, İsmet Paşa ile taraftarları bu tek çareyi, kabul etmemekte ısrar ile, tuttukları çıkmaz yolda devam etmeyi İnatla tercih ettiler.
Kimseyi dinlemiyor, sakatlığını bildikleri yolda hırslarına kapılarak yürümekten vazgeçmiyorlardı. Fakat bu sakatlığı, milletten gizlemek için de, yola geldiklerini iddiadan çekinmiyorlar ve durmadan şöyle yapacağız, böyle edeceğiz diye, vaatlerde bulunuyorlardı.
Serbest Cumhuriyet Fırkasının kendini kapatmasından hemen bir buçuk ay kadar sonra, bu şekildeki cazip vaatlerini arttıra arttıra bitiremeyen İsmet……….

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club