Yakın Tarihin Kara Delikleri / Küller Altında Yakın Tarih 2

Ağustos 12, 2009 Araştırma/İnceleme, Timaş

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

276780_2

* Vahdettin Sevr Antlaşması’nı imzaladı mı?
* Misak-ı Millî sınırları var mıydı?
* Atatürk hangi mektubunu unutturmak istedi?
* Mustafa Kemal’in Kerkük’e son mesaj neydi?
* Mustafa Kemal, Vahdettin konusunda nasıl yanıltıldı?
* Kurtuluş Savaşı’na gönderilen Rus altınları borsada nasıl batırılmıştı?
* Soykırım iddialarını bitirmeye kararlı Osmanlı Sadrazam’ı kimdi?
* Ermeni’nin Ermeni’ye yaptığı tehciri biliyor musunuz?
* Menemen kışkırtması neyi örtüyordu?
* Menderes idamdan önceki son mektubunda hangi kehanette bulundu?
* Atatürk Mehmed Akif’i neden eleştirildi?
* Atatürk Masonluğa girmiş miydi?
* Çanakkale zaferi Abdülhamid’in gözbebeklerine mi mal olmuştu?

Vahdettin’den Mustafa Kemal’e, Enver Paşa’nın Almanlarla gizli anlaşmalarından İnönü’nün Lozan’daki hatıralarına, Menemen’in perde arkasından Adnan Menderes’in günümüze kadar açığa çıkmamış hatıra defterine kadar, yakın tarihin bilinmeyen, unutulan gerçekleri bu kitapta…

Mustafa Armağan’ın “Küller Altında Yakın Tarih” ile başladığı yakın tarih yolculuğu, “Yakın Tarihin Kara Delikleri”nde çapını genişleterek devam ediyor. Kitabın satırlarında ilerlerken yakın tarihin örtülerinden sıyrılışına tanık olacaksınız.

Urfalı bir annebabanın çocuğu olarak Cizre’de doğdu (1961). ilk ve orta öğrenimini Bursa’da tamamladı, ” 1981 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat  Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1985 yılında mezun oldu, Fritjof Capra’dan yaptığı Batı  Düşüncesinde Dönüm Noktası adlı çevirisi ile Türkiye Yazarlar Birliği Tercüme Ödülü’nü (1989),aldı. Şehir Ey Şehir adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği Deneme Ödülü’nü (1997) ve Osmanlı: insanlığın Son Adası adlı eseriyle TYB Fikir Ödülü’nü (2003) aldı. Bir dönem (19951996) İzlenim ve Diyalog Avrasya (DA) dergilerini yönetti. 1995′tenberi Zaman gazetesinde yazıyor.
Yayınlanmış kitapları: Gelenek (1992); Gelenek ve Modernlik Arasında (1995); Şehir Asla Unutmaz (1996); Şehir Ey Şehir (1997); Bursa Şekrengizi (1998; 2. baskı: Osmanlı’yı Kutan Şehir adıyla 2006); Alev ve Beton (2000); istanbul Mavi Kırpar Gözlerini (2003); insan Yüzlü Şehirler (2003); Osmanlı: insanlığın Son Adası (2003); Kuğunun Son Şarkısı: Si. Petersburg’da Zamanlar ve Mekânlar (2004); Osmanlı’nın Kayıp Atlası (2004); Kır Zincirlerini Osmanlı (2004); Osmanlı Tarihinde’ Maskeler ve Yüzler (2005); Ahdülhamid’in Kurtlarla Dansı (2006); Ufukların Sultanı: Fatih Sultan Mehmed (2006); Küller Altında Yakın Tarih (2006).

İçindekiler
ÖNSÖZ 7
BİLİNMEYENLER SARMALINDA ATATÜRK / Yakın tarihin kara delikleri / Atatürk Vahdettini savunuyor! /
Mustafa Kemal’den Kerkük’e son mesaj /  Atatürk Mehmed Akif’i nasıl eleştirdi? /  Mustafa Kemal’in unutmak istediği mektup /  işte o unutturulmak istenen mektup! /  Atatürk “takiyye” mi yapıyordu? /  Atatürk, Nutuk’u keşke hiç yazmasaydı! /  Mustafa Kemal, Vahdettin konusunda nasıl yanıltıldı? / Atatürk’ün Masonluğa girdiği gün /  Atatürk uçaktan korkar mıydı? /
II, FOSİLLERİN DANSI /
Ermeni iddialarını bitirmek isteyen Sadrazam /
Ermenilerin yaptığı Ermeni tehciri /
Kâzım Karabekır gözüyle Van Ermenileri /
Askeri Müze’deki sahte kılıç /
Abdülaziz’in kanlı gömleği intiharı da kanıtlamaz mı? /
Kurtuluş Savaşına gönderilen Rus altınları borsada
batmıştı / Nobel’in temeli Azerbaycan’da dinamitle atıldı! / Uzun Mehmet efsanesi / CHP hayal kurmasını bilmez! /
Zavallı Menderes! / Menderes’in son mektubundaki kehanet / Menderes’i kim idam ettirdi? / Yassıada’da Menderes’i yakan hatıra defteri bulundu/
III  LOZAN HEZİMETİ
Tayyip Erdoğan Lozan’daki İsmet Paşa’ya benzer mi? / Kerkük Misâkı Millî’nin dışında mıdır? / Musul’u bir Alman tayyareci
yüzünden kaybetmiştik / “Mum Kimin Yanan Kerkük” /
IV. BİR TARİHİM BİLE YOK /
Kanonlarımız yok, çünkü dilimiz tozlaştı! / Menemen neleri örtüyor? / Menemen olayında 10 büyük şüphe / Enver Paşa’nın Almanya’yla “at pazarlığı” / Atatürk’ün başörtülü milletvekili /  Feminizmi Türkiye’ye misyonerler sokmuştu! /  Avusturya boykotu ve Said Nursi /  “israil tarihî bir hatadır!” /  On soruda Türkiye’de masonluk tarihi /  Çanakkale’de gözbebeklerimizi kaybettik! /  Çanakkale’nin gerçekle imtihanı /

I
BİLİNMEYENLER SARMALINDA ATATÜRK
Bir dönemin hiçbir zaman tek bir tarihi yoktur.
Bİr dönemin tarihleri vardır. 19231938 döneminin
tarihinin yazılması süreci övgü ya da yergi düzeyinden
evrensel tarihçilik disiplinleriyle eklemlenen uygar ve
bilimsel tarih araştırmaları düzeyine çıkarılamamışsa izin
verin bundan bizim kuşağımızdan çok Atatürk’le beraber
yaşayanlara ve dönemin olaylarını birinci elden
gözlemleyen kişiler sorumlu olsun.
YAHYA SEZAİ TEZEL

Tehdit edenler bile var. Küfür derseniz gırla gidiyor. Öfkesini yenemeyip aklına geleni sayanlar mı dersiniz, iyiliğimi düşünüp Bu işlere bulaşmasanız’tavsiyesini su gibi gözüme akıtanlar mı? Kimmişim? Ne yapmak istiyormuşum?
Son zamanlarda bu tip mesajlar artmaya başladı. Normal. Çünkü biraz cesaret gerektiren konulara hep yapıldığı gibi kulaktan dolma bilgilerle değil, belgelerle giriyorum. Bu da bazı “iyi saatte oisunlar”ın canını sıkıyor doğal olarak. Olabilir…
Yürüyüşümü yıllar önce şöyle formüle etmiştim: Tarihle birlikte düşünmek. Bu uzun yürüyüş sırasında rastladığım ipuçlarını çözüyorum okurlarımla. Düşünmeye çalışıyoruz. Ama boş boş, Nasreddin Hoca’nın hindisi gibi düşünmeye değil. Buna “spekülasyon” diyoruz. Bilgiler ve belgeler üzerinde düşünmek: Asıl zor ve makbul  olan düşünme de bu değil midir?
Kararım: Tarihle birlikte düşünmeye devam. Peşimden gelmek istemeyenler memleketlerine dönebilir.
Geleceklere sözüm: Yürüyelim arkadaşlar…
Bugün her biri üzerinde ayrı ayrı yazılar yazılabilecek bazı konu başlıklarını paylaşacağım sizinle. Kızıp köpürenler olahilir. sevinçten el çırpanlar olabilir. beni ilgilendirmiyor. Ben öğrenmenin heyecanını duyanların peşindeyim. Gözlerinde kıvılcımlar çakanların…
Belki hepsi üzerine ayrı ayrı yazmak nasip olmayabilir diye maddeler halinde bir toparlama yapmak istiyorum.
1. Vahdettin Sevr’i imzaladı mı?
Hayır, imzalamadı. Neden?
Çünkü o sırada Osmanlı Meclisi Mebusan’ı kapatılmıştı. Prosedüre göre antlaşmayı önce Meclisi Mebusan’ın görüşüp kabul etmesi, sonra da imzalanmak üzere Sultan Vahdettin’e göndermesi gerekiyordu. Tabii Meclis o sırada kapalı olduğu için görüşülemedi, dolayısıyla Vahdettin’in masasına bile gitmedi Sevr Antlaşması. Ama kime sorsanız, “Hain Vahdettin Sevr’i İmzalamamış mıydı?” derler.
Nitekim Meclisi Mebusan kendi kendisini 11 Nisan 1920′de feshetmiş, Sevr Antlaşması ise bundan 4 ay sonra, yani 10 Ağustos’ta imzalanmıştı ama yürürlüğe girebilmesi için Meclis’in ve Sultan’ın imzalaması şartı vardı. Böylece Sevr, hukuken geçerlilik kazanmamış bir antlaşma olarak kalmış, zaten bir süre sonra bunun gerçekçi ve uygulanabilir bir antlaşma olmadığına kendileri de ikna olan itilaf devletleri Birinci tnönü Savaşı’nın ardından, 21 Şubat 1921′de Sevr’in bazı maddelerinin hafifletilmesi ve böylece kabul ettirilmesi için Londra Konferansı’nı organize etmişlerdi.
2. İtalyanlara karşı savaştık mı?
1920 yılının Haziran ayında Konya’ya kadar topraklarımızı işgal etmiş bulunan İtalya, kendisi yerine Yunanlıların İzmir’e çıkarıldığını öğrenince İtilaf devletlerinin oyununa geldiğine kanaat getirip bizim safımıza geçti ve Antalya’dan kendiliğinden çekti askerlerini. “İtalyanların Mustafa Kemal’e önemli istihbarî bilgiler sağladıkları ve Milli Mücadele’nin Yunanlılara karşı örgütlenmesine yardımcı olduklarını biliyoruz. Dahası, İtalya’dan getirdikleri Söke, Antalya ve diğer limanlara gizlice sokuyorlardı.1 Ve Karakol örgütünün Milli Mücadele’ye İstanbul’dan silah kaçırma işlerinin bir kısmı, italyan gemileri eliyle yapıldı. Milli Mücadele’ye Rusların yardımı yazılır da, İtalyanların yardımı nedense es geçilir.
3. İlk TBMM’nin kararlan hukuken geçerli miydi?
Kestirme cevabı şu: Hukuken şüpheli ama siyaseten geçerlidir. Neden hukuken şüpheli? Çünkü o sırada geçerli olan tek anayasa vardır, o da Kanunİ Esasi’sidîr ve zaten TBMM varlığını Osmanlı Meclisi Mebusan’ının devamı, hatta kendisi olarak tanımlamaktadır.
19 Mart 1920 tarihli seçim tebliğine göre her livadan (sancak ya da il ile ilçe arasındaki bir Osmanlı yönetim biriminden) 5 milletvekili çıkarılması gerekiyordu. İşgal altında olmayan toplam 66 liva mevcuttu ve çarptığınızda Mecliste 330 milletvekilinin hazır bulunması gerekirdi. (Gerçi milletvekili sayısı konusunda çok farklı rakamlar var elimizde.) Ne var ki, 24 Nisan günü yapılan Meclis Başkanlığı seçiminde oy kullanan toplam millervekili sayısının sadece 120 olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla mecliste 210 milletvekili mevcut değildi. Halbuki anayasanın hükmüne göre meclisin toplanabilmesi için milletvekili tam sayısının yarıdan bir fazlasının, yani 166 milletvekilinin hazır bulunması gerekirdi.2
Bir başka deyişle İlk Meclis Başkanlığı seçimi, yeterli çoğunluk bulunmadan yapılmış, lakin hukuken olmasa bile siyaseten geçerli kabul edilmişti. Benzer bir dunun Mustafa Kemal Paşa’nın 1923′de ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminde de yaşanmıştı. O sırada geçerli olan 1921 Anayasası’nda Cumhurbaşkanlığı makamı yoktu. Halbuki bir Cumhuriyet ilan edilecek ve bîr Cumhurbaşkanı seçilecekti. Bu karmaşayı çözmek için anayasa değişikliğine gidildi. Değişiklikle Cumhuriyet rejimine geçildiği için devlet başkanının Cumhurbaşkanı olduğu kabul edildi. Böylece 1922′de saltanat kaldırıldığından beri bir devlet başkanı bulunmayan rejimdeki çarpıklık giderilmiş oluyordu.
4. Misakı Millî çarpıtılıyor mu?
Mustafa Budak’ın muhteşem çalışması İdealden Gerçeğe: Misakı Millî’den Lozan’a Dış Politika4 bu konudaki temel başvuru kitabımdır. Budak’a göre Misakı Miliî’yi yalnız Mustafa Kemal tarafından hazırlanıp İstanbul Meclisine dayatılmış ısmarlama bir belge olarak göstermek doğru değildir. Bu sırada İstanbul’daki vatanseverlerin eli armut toplamamış, onlar da kendi Misakı Millî programlarını oluşturmuşlardı. Sonuç olarak 1920′nin 28 Ocak’ında İstanbul’da kabul edilen Misakı Millî’nin kapsama alanının, Mustafa Kemal’inkinden daha geniş olduğunu görürüz.
Mustafa Kemal’in İstanbul’a gönderdiği 19 ve 21 Ocak tarihli Misakı Millî taslaklarında Mondros Mütarekesi “hattı dahilinde” bulunan Osmanlılslam çoğunluğun bölünmesine karşı çıkılırken, Meclisi Mebusan’ın yaptığı değişiklikle kabul edilen halinde “mezkûr hattı mütareke dahil ve haricinde” denilmekteydi. Bunun anlamı, Mondros Mütarekesİ’ni birisinin mutlak sınır, öbürünün tartışmalı sınır olarak kabul etmesiydi. Yani Osmanlı Meclisi, bir Osmanlı tavrı ve sorumluluğuyla Osmanlı topraklarının işgal edildiğini, bunun bir oldu bitti olduğunu ve müzakere edilmesi gerektiğini, dolayısıyla Mütareke hattı dışında kalan Osmanlılslam çoğunluğun haklarını ve topraklarını da savunduğunu göstermiş oluyordu,
İşin ilginç olan yanı, TBMM de bu ‘geniş Misakı Miliî’yi aynen kabul etli, yani mütareke sınırları dahil ve haricinde, şeklinde. Fakat gelin görün ki, sonradan gizli bir el,kitaplardan bu hayatî Önemi haiz “haricinde” (dışında) kelimesini tıraşlamaya başladı. Elinizdeki okul kitapları……………………

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club