Yedinci Oğlun Sırrı

Ağustos 6, 2010 Roman (Yabancı), SAY YAYINLARI

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

New York sokaklarında bir seri katil…
Birbirleriyle hiçbir ortak noktası olmayan dokuz ölü…

Kurbanları birbirine bağlayan tek şey, ölecekleri tarihi bildiren, adreslerine gönderilmiş kartpostallardır. FBI, bu cinayetleri çözmek için seri katil uzmanı Ajan Will Piper’ı görevlendirir.

777 yılında, 7. ayın 7. gününde doğan lanetli oğul bir manastıra bırakılır…

Sekizinci yüzyıldan kalma bir manastırda gizli bir cemiyet ortaya çıkarılır… Bu cemiyetin taşıdığı sırrı canları pahasına korumak isteyenler Ajan Piper’ı durdurmak için ellerinden geleni yapacaktır.

Yedinci Oğlun Sırrı, korku ve gerilimin yeni ismi Glenn Cooper’dan soluk soluğa okunacak bir roman…

Bazı suçlar hiç çözülmemeli
Bazı sırlar gömülü kalmalı…

21 MAYIS 2009 NEW YORK

David Swisher, bir müşterisinin mali işler müdüründen gelen elektronik postayı bulduğunda Black Berry’sinin iztopuyla oynuyordu. Adam, bir borç finansmanı hakkında konuşmak için Hartford’dan gelecekti ve uygun bir zaman belirlemek istiyordu. Bunlar, David’in eve dönüş yoluna sakladığı sıradan, bilindik işlerdi. Limuzin, dur kalk dur kalk sarsıla sarsıla Park Avenue’ya doğru ilerlerken David çabucak bir cevap yazdı.

O anda yeni bir elektronik posta ulaştı. Karısındandı: Sana bir fikrim var.

Hemen yanıtladı: Harika! Sabırsızlanıyorum. Limuzinin camlarının dışında, kaldırımlar bahar havasının ilk esintileriyle kendinden geçmiş New Yorklularla doluydu. Akşam güneşi ve ılık hava New Yorkluların, adımlarını hızlandırıp enerjilerini artırmıştı. Ceketlerini omuzlarına atıp gömleklerinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış erkekler rüzgarı kollarında, kısa transparan etekli kadınlarsa kalçalarında hissediyordu. Hayat kendisini gösteriyordu, hiç şüphesiz! Kutuplarda mahsur kalan gemiler gibi, hapsolan hormonlar da baharla birlikte özgür kalmıştı. Bu gece şehirde bir aksiyon olacağı kesindi. Yüksek bir binanın üst katlarında birileri coşkulu bir şekilde Stravinsky’nin Bahar Ayini adlı eserini çalıyor, notalar açık pencerelerden süzülüp şehrin gürültüsüne karışıyordu. Küçük, parlak LCD ekrana gömülen David, tüm bunlardan habersizdi. Limuzinin koyu renk camlarının ardında gür saçları, Barneys’den alınma takım elbisesi; kariyeri, egosu ve banka hesabı adına boş geçmiş bir günden dolayı asılmış yüzüyle otuz yaşındaki yatırım bankacısı David’i de fark eden olmamıştı.

Taksi, Fark Avenue 81. Cadde’de, oturduğu binanın önünde durdu ve David kaldırımdan binanın kapısına kadar olan beş metrelik mesafeyi yürürken güzel havanın farkına vardı. Sevinçle derin bir nefes alıp tüm havayı ciğerlerine doldurdu ve kapı görevlisine gülümsedi, “Nasıl gidiyor, Pete?”

“Her şey yolunda. Bay Sıvisher. Piyasalar nasıldı bugün?”

“Tam bir katliam.” Süratle yanından geçti. “Paranı döşeğinin altında sakla.” Bu, aralarındaki küçük bir espriydi.

11 Eylül’den kısa süre sonra satın aldığı üst kattaki dokuz odalı dairesi ona yaklaşık dört buçuk milyon dolara mal olmuştu. Kelepir. Piyasada gergin bir bekleyiş vardı, satıcılar panikteydi. Harika bir bina, tavanları üç buçuk metre yüksekliğinde odalar, Amerikan mutfak ve çalışan bir şömine.,, Hem de Park Avenue’da! Bir şeyleri piyasanın, herhangi bir piyasanın, çok daha altında almak hoşuna gidiyordu. Burası çocuksuz bir çiftin ihtiyaç duyabileceğinden çok daha büyük bir daireydi ama ailesi için alkışlar koparan bir zaferdi ve kendisini çok iyi hissetmişti Ayrıca şu anda, kriz bile olsa, en az yedi buçuk ederdi. Sonuçta her açıdan kârlı bir anlaşma diye düşünüyordu, David.

Posta kutusu boştu. Omzunun üzerinden seslendi, “Hey Pete, karım geldi mi?”

“On dakika kadar önce.”

işte bu sürprizdi.

Karısının evrak çantası koridordaki masada, postadan gelen zarfların üzerinde duruyordu. Sessizce kapıyı kapatıp parmak uçlarına basarak ilerledi, belki de arkasından gizlice yaklaşarak elleriyle göğüslerini kavrayıp kalçalarına bastırabilirdi. Bu onun eğlence anlayışıydı. Ancak elastik makosen ayakkabılarının çıkardığı sesin bile yankılandığı italyan mermerinden yer karoları onu ele verdi.

“David, sen misin?”

“Evet. Erken gelmişsin,” diye seslendi. “Nasıl olur!”

Mutfaktan, “Davayı erkene aldılar,” dedi.

Köpek, David’in sesini duyunca misafir odasından fırlayıp nefes nefese dairenin diğer ucuna koştu. Patileri mermerin üzerinde kayıyor, fino köpeği bir hokey oyuncusu gibi duvardan duvara gidip geliyordu.

“Bloomberg!” diye bağırdı David. “Nasılmış benim küçük bebeğim!” Çantasını yere koyup beyaz tüy yumağım kucağına aldı. Köpek, kısa kesilmiş kuyruğunu çılgınca sallarken bir taraftan da pembe küçük diliyle David’in yüzünü yalıyordu. “Babacığın kravatına işeme! Sakın yapma. Aferin oğluma, aferin. Tatlım, Bloomle yürüyüşe çıktı mı?”

“Pete’in söylediğine göre Ricardo onu dörtte yürüyüşe çıkarmış.”

David, köpeği yere bırakıp takıntılı bir şekilde zarfları gruplandırmaya başladı Faturalar Raporlar Ivır zıvır. Kişisel. Kataloglar. Karısının katalogları. Dergiler. Bir kartpostal?

Üzerinde siyah harflerle adı ve adresi yazılı sade, beyaz bir kart. Kartın arkasını çevirdi.

Bir tarih vardı: 22 Mayıs 2009. Tarihin hemen yanındaysa onu oldukça rahatsız eden bir resim: Bir tabutun ana hatları; yaklaşık iki buçuk santim uzunluğunda, mürekkeple, elle çizilmiş.

“Helen! Bunu gördün mü?”

Karısı, yapılı saçlarının altında bir görünüp bir kaybolan, göğüs dekoltesinin bir parmak yukarısındaki çift sıra incisiyle uyumlu inci küpeleri ve mat turkuvaz rengi Armani takımıyla, yüksek topuklarını takırdatarak hole geldi. Güzel bir kadındı, kim görse aynı şeyi düşünürdü.

“Neyi gördüm mü?” diye sordu.

Karta söyle bir baktı. “Kim gönderdi?”

“İsim yok,” dedi David.

“Las Vegas’tan gönderilmiş. Kim var Vegas’ta?”

“Bilmiyorum. Orayla İş yaptım ama… Aklıma kimse gel

“Belki de bir reklam falandır, muzip bir ilan gibi,” dedi Helen, kartı David’e uzatırken. “Yarın bunu açıklayan başka bir posta alırız.”

David, kartı aldı. Helen zekiydi ve genelde bu tip şeylere çözüm getirirdi. Ama yine de! “Çok tatsız. Lanet olası bir tabut. Yani, düşünsene.”

“Moralini bozmasına İzin verme. İkimiz de erken saatte evdeyiz. Harika, değil mi? Tutti’s'e girmeye ne dersin?”

David, kartı çöpe atılacak yığının üzerine bırakıp karısının kalçasını kavradı. Yanıtının “sonra” olmasını umarak, “Yaramazlıktan önce mi, sonra mı?” diye sordu.

Konuyu tekrar açmasa da kart David’i bütün akşam huzursuz etti. Tatlılarını beklerlerken kartı düşündü. Eve dönüp karısının İçine boşaldıktan hemen sonra kart yine aklına geldi. Yatmadan önce Bloomle’yi son kez tuvalete çıkardığında yine aklındaydı. Ve uykuya dalmadan önce, Helen yanında yatak odasının karanlık köşelerini hafifçe aydınlatan küçük mavi ışığın altında kitap okurken, yine aklındaki son şey o karttı. Tabutlar onu hep ürkütmüştü. Beş yaşındaki kardeşi, Wilms tümöründen öldüğünde David dokuz yaşındaydı ve kardeşi Barry’nin cilalı maundan küçük tabutunun kilisede yapılan cenaze törenindeki görüntüsü hâlâ gözlerinin önündeydi. O kartı her kim gönderdiyse serserinin tekiydi, bu kadar basit. Saat, 05:00′da çalmaya başlamadan on beş dakika önce uyanıp alarmı kapattı. Köpek yataktan atlayıp her sabah yaptığı gibi daireler çizerek koşturmaya başladı.

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Yedinci Oğlun Sırrı için 1 cevap

  1. ÇOK GÜZEL SÜRÜKLEYİCİ BİR KİTAP

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club