Adnan Menderes’in Günlüğü

Ağustos 9, 2010 Hatıralar, Siyasal Hayat, ŞULE YAYINLARI

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Görünüşte herkese açık hayatlar vardır. Göz önünde duran, göze batan, sürekli takip ettiğimiz, sürekli yargılayıp, kefen biçtiğimiz hayatlar. Tıpkı penceresi geniş bir eve benzer böyle hayatlar. Ama dışarıdan göremediğimiz alacakaranlıkta kalmış yerleri de anlatmasını isteriz: Kendi içinden hayatın nasıl gözüktüğünü, yalnızken neler hissettiğini, herkesten saklayıp da vermediği cevapları, kalp çarpıntılarını…

Günlükleri bizin için değerli kılan, bu tür soruların cevabını verecek bir belge niletiğinde olmasıdır. Bir toplumun çıkardığı zirveden aşağılara yuvarlanmış insanların, o eziyet dolu düşüş mevsiminde neler hissettiklerini ancak bıraktıkları günlüklerden öğrenebiliriz. Günlük bazen, parmağı adaletsizlikle kesilmiş bir insanın, akan kanını temize çıkaracak içli bir tutanağa dönüşür.

İçindekiler

Önsöz

I.  BÖLÜM

Yeter Söz Milletindir

II.  BÖLÜM

Kalkınan ve Büyüyen Türkiye

III.BÖLÜM

Her Mahallede Bir Milyoner

IV.  BÖLÜM

İhtilale Doğru

V.  BÖLÜM

Yassıada İdama Giden Yol

VI. BÖLÜM

İdamlardan Sonra Türkiye

ÖNSÖZ

Siz hiç ruh çağrıldığını duydunuz mu? Böyle bir deneyim benim başımdan geçti. Uzunca bir zaman önceydi. Bir arkadaş toplantısında yeni tanıştığımız ona yaşlı bir misafir ortaya bu teklifi attı. Kendisi, yıllarca ruh çağırmanın çeşitli yollarını denemiş. Bir masa etrafında toplanan kişiler ters çevrilmiş bir fincan üzerine parmaklarını hafifçe değdirip. “Ey ruh geldinse fincanı oynat!” diye seslenirlermiş. Bazen ruh gelir ve masa üstüne dizilmiş harflerin üzerinde fincanı sürüklermiş. Böylece harflerden kelimeler, kelimelerden cümleler ve cümlelerden de ruhun verdiği mesaj anlaşılırmış. Bazen de bütün çabalara rağmen ruh gelmezmiş her nedense. O zaman yapılacak bir şey kalmaz ve celse dağılırmış Bu tip toplantılara “celse” denirmiş. Ama ruh çağırma işinde uzman olan arkadaş, sonradan yeni teknikler ve uygulamalar geliştirmiş, ince ruhlu, hassas ve kırılgan karakterli kişileri bulup, onları medyum olarak kullanmaya başlamış. Medyumları uyutup ruhlarla temas kurmak her zaman mümkünmüş. Bu yöntem hem daha sağlıklı, hem de daha güvenilirmiş. Doğal olarak herkes medyum olamazmış. Her şeyden Önce medyumun ruhlara inanması ve arkadaşa da yürekten bağlanması ve lam bir teslimiyet içinde bulunması gerekirmiş. Aksi halde ruhlar gelmez ve gayretler boşa gidermiş.

Bütün bu anlatılanları ilgisiz, hatta umursamaz bir halde dinledim. Hiç ruhlarla iletişim kurmak mümkün olabilir miydi? “Amma da saf insanlar var” diye içimden geçirirken, arkadaşlardan bir kısmı denemek için hemen bir celse hazırlamamızı önerdiler. Ben kararsız kaldım. İyi hoş da, hangimiz medyum olacaktık?

Herkes beni teklif etti. Belki beni şair ruhlu, biraz müziğe biraz da tiyatroya yatkın biri olduğum için önerdiler. Uzun süren ısrarlı baskılara dayanamadım, sonuçta onların dediği oldu. Arkadaş, beni nihai bir kolluğa oturttu. Arkama yastık falan da koydular. Lambalar kısıldı, odaya heyecanlı bir bekleyişin derin sessizliği egemen oldu. Medyum Önce hipnotize edilirmiş. günlük hayatın çeşitli düşüncelerinden uzaklaştırılınca âdeta kendinden geçermiş. Bur duruma “trans hâli” denirmiş. Daha sonra medyumun ruhu. maddî benliğinden kopar ve gayb âlemi denilen ruhlar dünyasına girermiş. Orada islenilen ruhla ilişki kurulur ve ondan alınan mesajlar medyumun ağzından celsedeki dinleyicilere aktarılırmış. Medyumun /aman zaman kötü ve lânetli ruhların sözlü tecavüzüne de uğradığı olurmuş. ama işle bu noktada medyumu uyutan kişiye büyük bir görev düşermiş. O, bu gibi durumlarda nezaketle cehennemlik ruhları uzaklaştırır ve medyuma her hangi bir zarar gelmesini önlermiş.

Aslında bütün bu anlatılanlar beni bir hayli tedirgin etmişti, ama. artık iş işten geçmişti. Kendimi bu meraklı serüvene hazır hissediyordum. Sonra ne kaybedecektim ki? Nihayet bu bir deneydi ve belki de işin sonunda hiç bilmediğim bir dünyaya ayak basmış olacaktım.

Ruh çağırmada uzman olan arkadaş yanıma geldi ve kısık bir ses tonuyla anık uykumun geldiğini, yalnızca onun sesini duyacağımı ve şu andan itibaren dış dünya ile ilişkimin tamamen kesileceğini söyledi. Gerçekten göz kapaklarım aniden ağırlaşmış ve kendimi sanki daha huzurlu, daha güvenli hissetmeye başlamıştım.

Öyle biran geldi ki. beni uyutan kişinin sesinden başka hiçbir şey duyamaz oldum. Zaten odada da derin bir sessizlik vardı. Benliğimle düşüncelerim arasında bir uzaklaşma olduğu duygusuna kapıldım aniden. Kulağıma fısıldanan emirleri yerine getirmek için. olağanüstü bir çaba sarf etmem gerektiğini anlıyordum. Daha doğrusu bilincim bana bunu böyle telkin ediyordu. Bedenimden sanki sıyrılmıştım ve bedensiz bir varlık haline dönüşmüştüm. Ben vardım, mevcuttum; ama sadece kimliğimle beraberdim. Biten kemikten yapılmış anatomik varlığım yok olmuş, sadece bilinç yapım ön plâna çıkmıştı. “Yukarılara, daha yukarılara çık!” dediklerinde. bu emri aynen uygulamakla kendimi yükümlü hissediyor, “Yapamayacağım” diye karşıt bir görüş ileri sürmenin imkânsızlığını idrak ediyordum

Bir süre sonra seans bitti.

Derin bir uykudan titreyerek uyandım, Kendimi son derecede yorgun ve bitkin hissediyordum. Herkes beni meraklı bakışlarla tetkik ediyor, celseyi idare eden başkan, muzaffer bir kumandan edasıyla. “Bak gördünüz mü, nasılmış?” der gibi etrafını süzüyordu. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Sanki zaman durmuş, dakikaların arasında sıkışıp kalmıştım. Meğer topluluktan bir arkadaşın babaannesi yakın bir geçmişte ölmüş. Onun ruhu geçici olarak benim bedenime girmiş ve ben onun ağzı ile konuşup durmuşum. Kimsenin bilmediği bazı ailevi gerçekler sorulmuş ve doğru cevaplar alınınca, herkes derin bir hayret ve şaşkınlık içinde kalmış.

Olaydan sonra konu hakkında uzun uzun düşündüm. Bu nasıl işti? Ruhlarla temas kurmak, onların ağzından mesajlar alıp bu dünyaya getirmek nasıl oluyordu? Daha sonraları kendi başıma uzun süren deneylere giriştim. Ruhlar hakkında yazılmış yerli ve yabancı ne kadar kitap, dergi varsa hepsini okudum. Okudukça ufkum genişlemeye, iletişim konusunda bende doğuştan var olduğunu sezdiğim kabiliyetim hızla artmaya başladı. Her gün kendi kendimle yalnız kalıyor, derin düşüncelere dalıyor ve kendimi hipnotize etmeye çalışıyordum. Artık başka birine ihtiyacım da kalmamıştı. Zamanla ilerlemeye, daha kolay ve daha hızlı trans haline geçmeyi başardım. Bu durum birkaç senemi aldı. Yorucu ve titiz gayretlerimin sonunda amacıma ulaştım.

Gergin olmayan ruhsal bir doyumun eşliğinde, çabucak huzur buluyor ve benliğimden geçerek trans hâlinde “öteki” tarafa yolculuk yapıyordum. Artık o kadar hassas duruma gelmiştim ki. aklımdan bir arkadaşımı geçirsem, hemen telefonum çalıyor ve onun sesini duyunca “Kalp kalbe karşıdır” sözünün ne kadar gerçek olduğunu bir kez daha anlıyordum.

Aslında meditasyon veya yoga dedikleri de bunun gibi bir şeydi. Hint fakirlerinin ateşte yürümeleri veya sipsivri çiviler üzerinde rahatça yatabilmeleri, bu trans haline geçişin bir başka yöntemiydi. Hipnozla tedavi metotları; hatta daha da ileri teknikle hipnozla ameliyat gibi konuların gerçek anlamlarını daha iyi kavrıyordum.

İnsan ruhu ya da psikologların deyimiyle psişik yapı. bilinçaltı veya telepati denilen tüm kavram ve uygulamalarının hepsi de gerçekti. İnsanların aklından geçenleri okumak, zihin gücü ile masada duran bardağı oynatmak, çatal kaşığı kıvırmak, akıl yoluyla eşyalara hükmetmek konusunda gelişmiş üniversitelerde çeşitli araştırmalar sürdürülüyordu. Bunlara “mind över maıter”. yani maddenin üzerindeki akıl gücü deniyordu, İnsan bir konuya konsantre olabilirse, öngörü denilen bir zihin kuvveti yardımıyla, mesela tavla oyununda istediği zarı atabiliyordu. Bu konuda kendilerini yetiştirmiş usta kumarbazlar rulet masasında isledikleri numarayı getirebilme şansına sahiptiler. Bu yüzden bazılarını kumarhanelere bile sokmuyorlardı.

Bir zamanların ünü sınırları aşmış sihirbazlarının, olağanüstü zihnî istidatları ile içine girdikleri sandıkların en zor kilitlerini açlıklarını, kelepçelerini çözüp, bir iki dakika içinde kendilerini kanıtladıklarını okuyordum.

İslâm dininde de, bazı evliyaların “tayyi mekân ve tayyi zaman” dedikleri usullerle zaman ötesine sıçradıklarını duymuştum, inanılması güç olayların sırrı hâla çözülememişti. Reenkarnasyonla ruhun, başka bir bedenle tekrar dünyaya gelmesinin izahını kim yapabilecekti? Mısırdaki piramitler bu kadar mükemmel nasıl inşa edilmişlerdi? Piri Reis, daha kıta keşfedilmeden. Antarktika’nın haritasını nasıl bu kadar doğru bir şekilde çizebilmişti? Slonchange denilen İngiltere’deki taşları oraya kimler ve nasıl gelirmişlerdi? Güney Amerika’daki birkaç kilometre boyutundaki yere çizilmiş al resmi, orada ne arıyordu?

Bütün bunları uzaylılar yaptı demek düğümü çözmek yerine, sorunu başka yerlerde aramak demek değil miydi? İnsandaki biyolojik enerjinin kaynağı neydi ve nasıl oluyordu da bir insan elini uzattığında mum hemen alev alıyordu? Bu ve bunun gibi sorulara. bilim doğru dürüst bir cevap bulmakla zorlanıyordu, ama sebepler ne olursa olsun sonuçlar hep aynı çıkıyordu. Bizim dünyamızın dışında bir başka yerlerde başka alemler var olmalıydı. Oradan gönderilen mesajlar belki de buradaki insanları uyarmak içindi. Orasıyla Helisim kurabilme imkansızlığının peşin yargısına dayanarak, bütün bunların izahını nasıl yapabilirdik? Nitekim. 6 Mart 2001 tarihli gazetelerde yer alan bir habere göre. Amerika’da Arizona Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, medyumların ruhlarla gerçeklen işletişim kurduğunu kanıtlamıştı. İşte ben de “Öteki” taraftan değişik kişilerle temas kurmayı başarmıştım. Trans haline geçmeden önce. yakınımda bulunan ses kayıt cihazını açıyor ve transta iken aldığım mesajları buraya kaydediyordum* Bazı Türk büyükleri ile. ünlü sanatçı ve edebiyatçılarla iletişim kurdum. Hatta bunlardan bazdan bana şiir bile yazdırdılar, hem de mükemmel bir aruz vezniyle. Daha sonra kendime geldiğimde teybi açıyor ve her defasında hayretler içinde kalıyordum. Bunları kime anlatsam bana deli diyecekti Onun için karar verdim, sırlarım ölünceye kadar bende kalacaktı.

hiç unutmuyorum, geçtiğimiz eylül ayı eski Başbakanlardan Adnan Menderes’in idam edilmesinin bilmem kaçıncı yıl dönümüymüş. Mezarı başında anılacakmış. Menderes ismini duymuşluğum vardı, ama aslında Türk siyasi hayatı beni pek fazla ilgilendirmiyordu. 27 Mayıs 1960 askerî darbesinden sonra adamcağızı idam etmişlerdi. Darbeler ve ihtilâller konusu zaman zaman gündeme gelir, herkes bir şeyler söylen yazar çizer sonra her şey unutulur giderdi. İşte o gece Menderes’in idam sehpasında, celladın boynuna ip geçirişini hüzünlü gözlerle izleyen resmini, televizyonda gördüğümde ürperdim. Birdenbire içimde derin ve tarifsiz bir acı duydum. Sanki benim boğazıma ilmik geçiriliyordu. İçimden gelen bir ses kendisiyle iletişim kurmanın mümkün olduğunu söylüyordu.

Televizyonu kapattım. Hemen öbür odaya geçtim. Her zamanki rahat koltuğuma yerleştiğimde içim içime sığmıyordu. Ses kayıl cihazını ayarladım. Elektrikleri söndürdüm. Menderes’in idam edilmeden önceki son resmîni hayâlimde canlandırarak kon…

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club