Eşcinselliğin Toplumsal Tarihi | Halit Erdem Oksaçan | Biraz Oku Sonra Al

Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Parlak delikanlıları pasif ilişkiye özendiren Akdeniz halkı… Karısını özledikçe erkek hizmetçisiyle aşk yaşayan kont… Oğlan genelevine kapanan sûfî… Çevresine topladığı delikanlıların ırzına geçen sahte peygamber… Yaşamı boyunca delikanlıların yakışıklılıklarını överek, onlarla cinsel birliktelik kuran Osmanlı veziri… Hamam oğlanları ve köçekler… “Kadına yönelmek erkeklik midir?” itirazı ile dünyada tek bir erkek kalmasa bile yine de kadınlara ilgi duymayacağını yazan şair ve devlet adamı… En büyük zevki, eşiyle cinsel ilişkiye soktuğu delikanlılar ile cinsel ilişkiye girmek olan lord… Geceleri parlak oğlanlarla hamam sefâsı yapan Galata kadısı… Yazdığı kitapta, oğluna, oğlanlarla ilişki kurmasını öğütleyen devlet adamı… Yakışıklı delikanlılar ile aşk yaşayan papalar, dervişler, sultanlar ve şairler… Gılmanlar, mahbublar, oğlan fahişeler ve seks köleleri… Kapitalist toplumda çürüme ve yabancılaşma… Tecavüz ve eşcinsellik… Eşcinsel aşkın olabilirliği ve cinsel aşk… Antik Yunan ve Roma’dan Çin’e, Emeviler’den Osmanlı’ya; köleci toplumdan kapitalist topluma eşcinselliğin toplumsal ve sınıfsal tarihi ve kökeni.

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR

ÖNSÖZ

I. TEK TANRILI DİNLERİN EŞCİNSELLİĞE BAKIŞI

1.Kitâb-ı Mukaddes’in Eşcinselliğe Bakışı

2.Kur’an-ı Kerim ve İslâmiyetin Eşcinselliğe Bakışı

II. ESKİ TÜRKLERDE EŞCİNSELLİK

1.İlkel Toplumlarda Eşcinsellik

2.Eski Türklerde Sınıflaşma Süreci ve Eşcinsellik

İbni Fadlân’ın ve Kaşgarlı Mahmud’un Tanıklığında Türklerde Oğlancılık

Eski Türklerde Kadınsı Görünümde Erkek Şamanlar

Esircilerin Sattığı Kafkasyalı Parlak Oğlanlar

III. ESKİ YUNAN’DA EŞCİNSELLİK

Bebel’den İbni Haldûn’a İklim ve Nüfus Etkenleri İle Eşcinsellik Teorisi

Aşk, Sanat ve Estetikte Erkek Bedeninin Yüceltilmesi

Küskün ve Değersiz Kılınan Kadının Avuntusu: Sevicilik

Eşcinsellik ve Sınıfsallık

Kadınsı Erkeklere Duyulan Nefret

Oğlancılığa Yüklenen Pedogojik İşlev

“Yunan Aşkı”

Cinsel Haz ve “Pis Oğlancılık”

Atletizm ve Oğlancılık

Oğlancılığın Güzellik ve Estetik Anlayışı

Mitolojide Eşcinsellik ve Oğlancılık

IV. ROMA İMPARATORLUĞUNDA EŞCİNSELLİK

Sınıfın Hukuku – Hukukun Sınıfsallığı: Roma Yasalarında Eşcinsellik

Roma’da Parlak Delikanlılara Aşkın Nedenleri

Çürüyen Düzen ve Ahlâkçılık

Kölelerin İkinci İşlevi: Seks Köleliği

V. DOĞU ROMA’DA (BİZANS) EŞCİNSELLİK

“Doğaya Karşı İşlenen Suç”

Bizans Aristokrasisi ve Eşcinsellik

Oğlan Fahişeler, Hadımlar, Esir Çocuklar

VI. ESKİ MEZOPOTAMYA, ANADOLU, İRAN VE ORTADOĞU’NUN SINIFLI TOPLUMLARINDA EŞCİNSELLİK

1.Eski Mezopotamya’da Eşcinseller

2.Hitit Yasalarında Eşcinsellik

3.Perslerde Eşcinsellik

4.Ortadoğu’nun Kölelik Hukukunda Yasallaşan Oğlancılık

Gazneli Mahmûd’un Ayaz Adlı Delikanlıyla Aşkı

Babür Şah’ın Hatıratı’ndan: Babür Şah ve Babür Devleti’nde Oğlancı Sevgi

Kölecilik ve Oğlancılık

“Halife Bir Kızın Önünde Yaltaklanaz”

Binbir Gece Masalları: Oğlancı Şeyhler, Dervişler ve Parlak Oğlanlar

Şeyhler, Bilginler ve Şairlerin Kutsadığı Oğlancı Sevgi

Ortaçağın Varsıl ve Egemen Sınıflarında Eşcinsel Arzu

İmam Gazali: “En Büyük Fitne Parlak Oğlanlardır”

Mevlânâ ve Eşcinsellik

VII. FEODAL-HIRİSTİYAN AVRUPA’DA EŞCİNSELLİK

“Ahlâkçı” Ortaçağın Oğlancılığa Açtığı Kapı

Oğlancılıklarıyla Ün Salmış Avrupalı Soylular ve Seçkinler

Engizisyon’da Oğlancılık Yargılamaları

Rusya’da Eşcinsellik

Kiliseler Arası Oğlancılık Savaşları

Yükselen Burjuvazi ve Devrimci Burjuva Ahlâkı

VIII. UZAKDOĞU’DA EŞCİNSELLİK

Samuraylar ve Oğlan Sevgilileri

Japonların “Özgür Cinsellik” Anlayışı

Japonya’da Yasallaşan Eşcinsellik

IX. OSMANLI İMPATORLUĞU’NDA EŞCİNSELLİK

Osmanlı’da Gençlik ve Güzellik Algı ve Anlayışı

Mahbup Oğlanlar

Yıldırım Bayezid ve Çandarlı Ali Paşa’nın Mahbupdostluğu

Fatih Sultan Mehmed ile İlgili Çirkin ve Asılsız Yakıştırmalar

Fetihlerin Değişmez Ganimeti: Mahbup Oğlanlar

Haçlılarca Kaçırılan, Tecavüz Edilen Delikanlılar

II. Bayezid’in “Uygunsuz ve Makbul Olmayan” Zevkleri

Cem Sultan’ın Gönlünü Çelen “Şarap Gibi Al Boyalı” Şarl

Armağan Edilen Yakışıklı Delikanlılar

Fatih’in “Erkeklikten Yoksun” Veziri

Şehvetin ve Hüznün Pençesinde Mahbup Oğlanlar

İçoğlanı, Köle ve Uşak Delikanlıların Cinsel Görevleri

Evliya Çelebi’nin Genç Mihail’le “Kabahati”

Gelibolulu Mustafa Âli’nin Gözünden Eşcinsellik ve Oğlancılık

Dağa Oğlan Kaldıran Kadı ve Softalar

Divan Şiirinde Oğlancı Sevgi

Eşkıyanın Kasık Mancası: Oğlanlar

Yeniçerilerin Irzlarına Geçtiği Delikanlılar

Oğlancı Sevgide Sadist-Mazoşist ve Fetişist İzler

Osmanlı Tarih Kitaplarında Oğlancılığın Sınıfsal Kökeni

Eşcinsel İçerikli Eğlenceler

“Oğlan Pezevengi” Olmakla Suçlanan Devlet Adamları ve Din Bilginleri

Erkekleri Peşlerinden Sürükleyen Hamam Oğlanları ve Köçekler

Yazın ve Sanatta Eşcinsellik ve Oğlancılık

Devlet Düzeni ve Saray Yaşamında Oğlancılığın Rolü

Cevdet Paşa Saptamasıyla Oğlancılık

Dr. Rıza Nur’un Anılarında Eşcinsellik ve Oğlancılık

Batılılaşma Sürecinde Eşcinsellik ve Oğlancılığa Yönelik Tutum

X. HADIMLAR

XI. KAPİTALİST TOPLUM VE GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA EŞCİNSELLİK

1. Çürüme ve Yabancılaşma

2.Milliyetçilik ve Cinsiyetçiliğin Bileşkesi

3.Dünya ve Türkiye Solu’nun Eşcinsellere Yönelik Tutumu

4.Bastırılmış Cinselliğin Dışavurumu: Homofobi

5.Kadınsılık ve Erkeksilik Ayrımında Eşcinsellik

6.Eşcinselliğin Tarihinde 12 Eylül Dönemeci

7.Tüketim ve Pazarlama Ürünü Olarak Cinsellik

8.Üretimde ve Yönetimde Kadının Aşağı Konumu

9.Çocuğun Fiziksel ve Cinsel Sömürüsü

10. Kapitalizmin Taçlandırdığı Eşcinsel Aşk

“Eşcinsel Aşk”ın Olabilirliği

Eşcinsellik İle Buhran ve Stres İlişkisi

Cinsel Aşkın Tanımı

Eşit ve Özgür Bireylerin Gerçek Cinsel Aşkı

Cinsel Aşkın İnsanın Fiziksel ve Biyolojik Gelişimine Olumlu Etkisi

“Özgürlüğün Sanatsal Üretimi”: Gay Pornosu

XII. PERİNÇEK ELEŞTİRİSİ

XIII. ATTİLA İLHAN ELEŞTİRİSİ: “HANGİ ATTİLA İLHAN?: YANLIŞ ATTİLA İLHAN”

SONSÖZ YERİNE

EK METİNLER

1.  HEMEDAN KADISI / Şeyh Sadi

2. AH BU SEVDA / Baha Tevfik

3.AŞK, HODBİNİ / Baha Tevfik

4. KÜBA’DA EŞCİNSEL HAREKETİ / Yiğit Günay

KAYNAKLAR

DİZİN

ÖNSÖZ

Elinizdeki kitap eşcinsellik tarihi değildir. Çünkü toplumsal ve sınıfsal olgulardan bağımsız, kendine özgü bir eşcinsel tarihi yoktur. Eşcinsellik, tarihin hiçbir döneminde, toplumu, siyaseti, ekonomi ya da tarihi etkilemiş, değiştirmiş ya da biçimlendirmiş değildir. Tersine, tarihte ve günümüzde, eşcinsellik, toplumların üretim biçimleri, iktisat durumları ve sınıfsallaşmanın doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkmış, biçimlenmiştir. Bu nedenledir ki, eşcinselliğin kendine özgü bir tarihi yoktur. Ancak eşcinselliğin, belirli toplum biçimleri ve sınıfsal kökenleriyle doğrudan ilgili bir tarihi vardır. Ele aldığımız konu olarak eşcinselliğin, temel belirleyeninin sınıfsallık ve toplumsallık olduğunu özellikle vurgulayalım. Biyolojik, genetik, psikolojik, hormonal ve genital kaynaklı eşcinsellik konumuz ve yetkinliğimiz dışındadır. Bugün, psikiyatrlar dahi, çekirdek cinsel kimliğin oluşumu ve gelişiminde hormonal etkilerden çok, psikososyal etkileşim ve etkilerin belirleyici olduğuna dikkat çekmekte ve kalıtsallık görüşünü dstekleyici bulgu ve sonuçlara ulaşılamadığını belirtmektedirler.  Ayrıca, eşcinselliği ahlâk ve namus gibi soyut, değişken ve göreli kavramların bir konusu olarak değerlendirmediğimizinalını çizelim.

Eşcinsellik olgusunu irdelemeye geçmeden önce, toplumun eşcinselliğe yönelik genel yaklaşımını sorgulamamız gerekiyor. Bu tutumun çoğu kere ahlâksal kökenli olduğu söylenmektedir. Oysa eşcinselliğe yönelik tutum ve yaklaşımın arka boyutunda bir ahlâksal tutum değil, ahlâkçı bir görünüm yer almaktadır. Burada bir kelime oyunu yapmıyoruz: ahlâklı olmakla, ahlâkçı olmak arasındaki fark, kelime oyunu yapmanın ötesinde bir anlam taşımaktadır. Kitabımızda irdelediğimiz üzere, tarihin değişik dönemlerinde, eşcinselliğe yönelik bakış ve yaklaşımda mutlak bir ahlâksal tutum sözkonusu değildir. İnsanlığın yüzyıllardan beri sahip olduğu, mutlak, evrensel bir ahlâk kavramı ve anlayışı yoktur. Ahlâk kavramı, bir kuram değil, eylemdir. Ait olduğu sınıfın değerler bütününün bir parçası olarak ahlâk kavramı, bu sınıfın tarihte oynadığı role göre niteliksel bir değişim ve gelişim gösterir.

İnsan topluluklarının tarihsel gelişimleri incelendiğinde, genel ve mutlak bir ahlâk kavramının olmadığı görülmektedir.  Özel mülkiyetin bulunmadığı ve sınıflaşmanın ortaya çıkmadığı sınıfsız toplumlarda, erkek ve kadın arasında tam bir eşitlik sözkonusuydu. Bu eşitlik, erkeğin çok kadınla cinsel ilişkiye girmesi ve ondan çocuk sahibi olabilmesi; kadının da birden fazla erkekle cinsel ilişkiye girmesi, çocuk doğurması için gerekli koşulları sağlamaktaydı.  Gerek kadının, gerekse erkeğin bu çokeşli cinsel yaşamı, insan topluluklarında mutlak bir namus ve ahlâk anlayışının bulunmadığını tanıtlamaktadır.  Bu, aynı zamanda, bizleri, kıskançlığın da bulunmadığı sonucuna götürmektedir. Hayvandan insana geçişte, bilinçli bir topluluk durumuna gelme aşamasında, kıskançlık, bu sürece bir engeldi.  Kadın ve erkeğin çokeşli evlilik yaptığı ilkel toplumda, erkeğin kadın sıkıntısı çekmediği bir gerçektir; fakat özel mülkiyetin doğuşuyla birlikte kadın, erkek için az bulunan ve sıklıkla aranan bir konuma gelmiştir.  Dolayısıyla, kitabımızın bölümlendirilmesi için de burada bir açıklama yapmak grekiyor. Kitapta Eski Türklerin, Yunan toplumundan önce ele alınması zamandizine aykırılık oluştursa da, Eski Türkler özelinde sınıfsız toplumların ele alınması ve Yunan uygarlığının sınıflı bir topum olması göz önüne alınırsa bu sıralamanın nedeni anlaşılacaktır. Yeniden, kadının özel mülkiyetin ortaya çıkış sürecindeki konumuna dönecek olursak; aile kavramının ortaya çıkışı ve aileye ilişkin görenek, uygulama ve aile biçiminin, sözkonusu süreçte, insanlık toplumun gelişimi doğrultusunda türlü değişiklikler geçirdiğini göstermektedir. Tekeşli aile biçiminin ortaya çıkışı, özel mülkiyetin ve uygarlığın doğuşuna koşuttur.  Kadın ve erkek arasında cinselliğin çokeşlilikten tekeşliliğe doğru evrilmesi, geleneksel ahlâk anlayışının da açmazlarını göstermektedir, bir bakıma. Çünkü tarihsel gelişiminde de görüldüğü üzere, tekeşlilik, kesenkes, cinsel bir aşkın ürünü olmadığı gibi, bir ahlâksal davranış ve itkinin sonucu da değildir. Tekeşlilik veya çokeşlilik, ahlâkla veya doğal etkenlerle değil, tamamen iktisadi koşullar ve etkenlerle açıklanabilir.

Bu açıklama, bizleri, cinsel ahlâkın sınıfsallığı olgusu dışında bir başka gerçeğe, eşcinselliğin sınıfsal niteliğine ulaştırır. Kadın ve erkeğin birbirlerine ulaşmada herhangi bir engelleme ve kısıtlamaya uğramadığı ve cinsler arasında eşitliğin sözkonusu olduğu sınıfsız ve ilkel toplumlarda eşcinsellik, biyolojik, psikolojik, hormonal ya da genital kaynaklı olanlar dışında, yaygın ve genel kabul gören bir ilişki türü değildi. Dolayısıyla, eşcinselliği, cinsellik gibi, ahlâk kurgusu içinde açıklamak ve tanımlamak olanaksızdır. Bizler, bu kitapta, insanlığın değişik dönemlerinde ve toplumlarında, eşcinsellik gerçeğinin altında yatan temel etkenin sınıfsallık olgusu olduğunu tanıtlarken, herhangi bir ahlâk algılaması ve anlayışıyla konuyu açıklama çabasında bulunmadık. Fakat burada, eşcinselliği sınıfsallık etkeniyle açıkladığımızı söylerken, bize, eşcinselliğin insan dışında diğer canlılarda da görüldüğü söylenerek, bir itirazda bulunulabilir. Nitekim kedi, köpek, yaban tavşanı, Bonobo şempanzesi, sırtlan ve denizatları eşcinsel ilişki ve davranışların görüldüğü başlıca canlı türleridir. Örnekler bunlarla da sınırlı değil… Doğabilimcilerin saptamalarına göre 450 kuş ve memeli türünde eşcinsel davranış ve edimler saptanmıştır: bunlar arasında, birbirlerine oral seks yapan erkek orangutanlar, anal yoldan birleşen erkek morslar ve balinalar ile meyve sinekleri gibi canlı türleri yer almaktadır.  Yine yarısı erkek, yarısı dişi, örümcek, yengeç, ıstakoz ve tavuk ile bazı kelebek türlerine raslanmaktadır.  Çift cinsiyetli olarak dünyaya gelen bazı hayvanları da yeri geldikçe basında görüyoruz.  Bu nedenle, burada, şu gerçeği birkez daha dile getirmek, yinelemek istiyoruz: kitabımızda genetik, biyolojik, psikolojik, hormonal ya da genital kökenli eşcinselliği yok saymıyoruz. Biz, kitapta yalnızca eşcinselliğin toplumsal ve ideolojik kökenlerini irdeliyoruz. Yalnız biyolojik, psikolojik ya da genetik etkenlerin değil, aynı zamanda, çevresel etkenlerin de eşcinsellik üzerindeki etkileri görmezden gelinemez. Nitekim Alman bilimcileri, pedofillerin (ki pedofil kapsamında hemcinsinden küçük çocuklara ilgi duyan ve oğlancı olarak çalışmamız kapsamında değerlendirdiğimiz yönelim de bu kapsamdadadır) çocuk fotoğraflarına bakarken beyinlerinin farklı bölgelerininin etkin olduğunu saptamışlardır.  Yine diğer canlılar üzerinde de birtakım değişiklikler bilimcilerce saptanmıştır. Sözgelimi, ağır metal artıkları ve civanın etkisi altında kalan leyleklerin hemcinsleriyle ilişki kurduğu bilimsel deney ve gözlemler sonucu kanıtlanmıştır.  Ancak bilimin, diğer canlı türlerinde görülen bazı eşcinsel davranışlar ve çift cinsiyetlilik durumu karşısında sessiz kaldığı da görülmektedir. Sıcak denizlerde yaşayan bir tür olan deniziğnesi balığında, çiftleşmeden sonra erkeğin hamile kaldığının görülmesi, bilim dünyasında büyük şaşkınlık yaratmış, nedeni açıklanamamıştır.  Bütün bunlar bilimsel gerçek olarak önümüzdeyken, bunların varlığını görmezden gelmemiz beklenemez. Fakat şu da var ki, binlerce yıldır, bunca farklı toplumlarda ve zaman diliminde görülen eşcinselliği, genetik, biyolojik, psikolojik, hormonal ya da genital etkenlerle açıklamak, ne derece yeterli ve gerçekçidir? Dolayısıyla, burada, devreye, tarih, felsefe, toplumbilim ve iktisat girmektedir. Bizler, eşcinselliğin toplumsal ve ideolojik kökenlerini açıklarken, diğer bilim dallarını çürütmek, biyoloji, genetik ya da psikolojiyi yanlış veya gereksiz kılmak gibi bir amaç taşımıyoruz; tersine, bu bilimlerin yetersiz kaldığı noktada, diğer bilim dallarından yararlanarak konuyu açıklamak, aydınlatmak istiyoruz. Bunu yapmakla, hem bilgi sahibi ve yetkin olmadığımız bilimsel alana girmemiş oluyoruz, hem de söz söyleme hakkını kendimizde bulduğumuz toplumsal bilimler alanında, gerçeğin araştırılmasına katkı sunuyoruz.

Kitapta yalnızca erkek eşcinselliği ele alınmıştır. Bu ayrımı bilimsel veriler doğrultusunda yaptık. Bu seçim, öncelikli olarak, toplumsal anlamda, sınıflı toplumların bir erkek egemen toplum ve erkek egemen iktidarı olduğu gerçeğine dayanmaktadır. Ayrıca, yapılan bilimsel araştırmalar, eşcinselliğin erkeklerde görülme oranının, kadınlara oranla çok daha yüksek olduğunu sapmaktadırlar. Geçmiş yıllarda, ABD’nin Carolina Eyaleti’nde bir üniversitede, kız ve erkek öğrenciler arasında yapılan bir araştırma, erkeklerin yüzde 6’sını, kadınların ise yüzde 3’ünün eşcinsel olduğunu saptamıştır.  Erkek ve kadınlarda transeksüellikte ise bu sayı çok daha yukarılara çıkmaktadır. 1977 yılında yapılan bir başka araştırma, transeksüelliğin erkeklerde kadınlardan sekiz ya da on kat daha fazla olduğu sonucuna ulaşmıştır.  Kimi psikiyatrlar, erkeklerin, başlangıçta anneyle somutlaşan, bir dişiyle bütünleşmelerinin, onların cinsellikte aykırı ve sapkın davranışlara girmeye daha yatkın kıldığını; örnek olarak, mazoşizmin görülme sıklığının bu türden cinsel sapkınlıkların erkeklerde, kadınlardan daha sık görüldüğü desteklediğini öne sürmektedirler.  Bilimsel bulguların, eşcinselliğin, kadınlara göre erkeklerde çok daha sıklıkla görüldüğünü saptadığı üzere, bizler, eşcinsellik derken, yalnızca erkek eşcinselliğini kastediyor, konumuzu erkek eşcinselliğiyle sınırlandırmış bulunuyoruz.

Kitabın en dikkat çekecek bölümünün, “Osmanlı’da Eşcinsellik” olduğu tartışma götürmez. Ancak önce şu gerçeği saptayalım: Eski Yunan’dan günümüze eşcinsellik olgusu, tarihin olduğu kadar bugününün de bir gerçeğidir. Bu gerçeği görmezden gelenler, yoksayanlar var, buna kuşku yok… Eşcinsellik ve oğlancılığın Osmanlı saray ve toplum yaşamındaki izlerini incelerken özellikle Osmanlı kaynaklarına başvurduk. Ayrıca, Osmanlı tarihi alanında yetkin isimlerin çalışmaları ve yapıtlarını çalışmamamıza kaynak aldık. Osmanlı devlet, sanat ve siyaset adamlarının cinsel kimliklerini masaya yatırırken, onların tarihsel kişiliklerini ve önemlerini değersiz kılmak gibi bir amacımızın olmadığını belirtelim. Onlara yönelik ileri sürülen görüşlere, yakıştırmalara değinmenin ve bu savların bilinmesinin onların tarihsel önemlerini küçük düşüreceği gibi bir endişeyi de paylaşmıyoruz. Tarihsel kişilikler, ancak yaşadıkları dönemin koşul ve konumlarıyla gerçek ve doğru olarak anlaşılabilir. Ülkemizin yetiştirdiği önemli tarihçilerden, Türk tarihçiliğinin yetkin isimleri Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın ile Ord. Prof. M. Fuad Köprülü’nün yaklaşımları bu bilimsel tutuma bir örnektir. Uzunçarşılı, Çandarlı Ali Paşa’nın, içkiye ve oğlanlara düşkünlüğüyle tutucu kesimlerce eleştirildiğini ve yerildiğini, ancak, onun tarihsel kişiliğinin ve değerinin kişisel yaşantısına bakılarak değil, devlete gösterdiği yararlıklarla ölçülmesi gerektiğini belirtmiştir. Özellikle bazı padişahlara yönelik Batılıların savlarının gerçeklikten uzakta olduğunu ortaya koyarak, uydurma ve iftiralara yanıt verdik. Ancak şu gerçeği de göz önüne almak gerekiyor. Batılı yazarların, Osmanlı ve Doğu uygarlığına yönelik yazdıklarında sürekli bir cinsellik vurgusunun olduğu ve sınırsız bir hayalgücü ile  önyargıların olduğu, bunların önemli bir kısmının bilgi ve gözleme değil, söylenti, kurgu ve kurmacaya dayandığını özellikle belirtmek istiyoruz. Dolayısıyla, çalışmamızda, Batılı veya yerli yazarların Osmanlı tarihine ilişkin yazılarına tarihsel ve toplumsal gerçeklerle doğrulandıkları ölçüde yer verdik. Yeri gelmişken belirtelim: Baha Tevfik Bey’in eşcinselliği konu edindiği ve 1910 yılında kaleme aldığı Ah Bu Sevda ve Aşk, Hodbinî adlı iki öyküyü, günümüz abecesiyle, kitabımızda “Ek Metinler” bölümünde tam metin olarak okuyacaksınız. Her iki öykü, bir Osmanlı sosyalistinin eşcinselliğe yönelik bakışını ortaya koyması ve eşcinselliği sınıfsallık boyutuyla usta bir anlatımla ele alması açısından oldukça önem taşımaktadır.

Kitabımızda cinsellikle ilgili terimleri; heteroseksüel, biseksüel, homoseksüel veya gay kelimelerini Türkçedeki karşılıklarıyla kullandık. Biseksüellik için çiftcinsellik; homoseksüel ve gay için eşcinsel; heteroseksüellik için ise düzcinsellik karşılığını kullanmayı doğru bulduk. Yine, bazı cinsel terimleri Türkçe karşılıklarıyla kullandık: aktif gay yerine etkin eşcinsel, pasif gay yerine edilgen eşcinsel. Fakat çok kullanmamakla birlikte travesti, transeksüel terimlerini değiştirmeden kullanmak gerektiğini düşündük.

Sonuç olarak, tarihçiliğimizin bu konuda yetersiz kaldığını ve bazı gerçekleri görmezden geldiğini bilerek, bu konuda bir boşluğu doldurduğumuz düşüncesindeyiz. Bunun yüklediği sorumluluğun bir getirisi olarak, okur, deyim yerindeyse, bir dipnot yağmuruna tutulmaktadır. Bunu yapmak zorundaydık. Hele ki konu eşcinsellik olunca, hemen herkesin çok şey yazıp söylediği ülkemiz koşullarında, bizler, yazdıklarımızın belgesini, kaynağını açıkça göstermeyi bir sorumluluk ve okura saygının bir gereği bildik.

Çalışmamızın, eşcinselliğin toplumsal ve ideolojik kökenleri ve niteliği üzerine yapılacak çalışma ve araştırmacılar için yol gösterici olacağını, araştırmacıların ve konuyla ilgilenen herkesin bu yöndeki gereksinimlerini karşılayacağını düşünüyoruz. Bu çalışmanın, ayrıca, eşcinsel karşıtı kesimler ile eşcinselliği başlı başına bir özgürlük sorunu olarak değerlendiren çevreler için de, farklı bir pencere açacağını, tartışılacağını umuyoruz.

                                                                                              HALİT ERDEM OKSAÇAN

                                                                                                  İstanbul, 10 Haziran 2012

Yayım tarihi
  • Kitap AdıEşcinselliğin Toplumsal Tarihi
  • Sayfa Sayısı472
  • YazarHalit Erdem Oksaçan
  • ISBN9789944610438
  • Boyutlar, Kapak13x20 cm, Karton Kapak
  • YayıneviTekin Yayınevi / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Mükemmel bir spora başlayın, kürek çekin. Şimdi!

Detaylı Bilgi

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur