www.ucuzkitapal.com | Binlerce kitap sadece 2 TL! - Kapıda Ödeme İmkanı

İdam Gecesi Anıları

Ağustos 31, 2009 Hatıralar, İMGE KİTABEVİ YAYINLARI

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

idam_gecesi_anilari_20095111620

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın “merhaba kainat” dedikleri sabahın, 6 Mayıs 1972 sabahının üzerinden kırk yıla yakın bir zaman geçti. Toplumların tarihi bir yana, insan ömrü açısından bile fazla uzun bir süre sayılmaz bu. Tarihin soğukluğuna gömülmeye, duygusallıktan arınmaya yetmeyecek kadar kısadır hatta.
“İdam Gecesi Anıları” birinci elden bir tanıklık. Bu tanığın, avukat olarak bütün dava sürecinin içinde bulunan ve onlar son sözlerini haykırdıklarında bunu bizzat işiten Halit Çelenk oluşu, İdam Gecesi Anıları’na bir belgesel niteliği kazandırıyor. Yalnız siyasal değil, hukuksal yönden de hayli tartışmalı olan ve artık bulunamayacak olan “karar” metinlerinin de bu kitapta yer almış olması, bu belgeselliği güçlendiriyor. Kitabı okudukça geçmişteki bazı karanlık noktalar yavaş yavaş aydınlanıyor. Yakın tarihimizin en trajik olaylarından birine bizzat tanık olmuş olan Halit Çelenk’in anılarını okumak, gerçekten heyecan verici bir anımsama süreci.

On Beşinci Baskıya Önsöz
DENİZ GEZMİŞ, YUSUF ARSLAN VE HÜSEYİN İNAN DÜŞÜNCELERİNDEN ÖTÜRÜ İDAM EDİLDİLER
Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972 günü idam edildiler 2l)09′da 37. yılını anacağımız idamlar üzerine çok şey söylendi ve yazıldı. Özellikle yargılama sureci ve idam gecesine ilişkin yazı ve kitaplarımla, ben de birçok kez tanıklık ve yorumlarımı okurla paylaştım. Yapılan “Yargılama’nın birçok yönüyle hukuk dışı bir süreç olduğunu on üç avukat arkadaşımla bitlikle yaptığımız savunmalarımızda ve yazılarımızda ortaya koymaya çalıştık.
Bu Önsözde üzerinde durmak islediğim nokta. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idamlarının temel nedeninin, yargılanmalarına yol açan adam kaçırma, banka soyma ve benzeri olaylar değil, ama düşünceleri ve dünya görüşleri olduğu gerçeğidir. Türkiye’de ceza yargılamasında başlıca iki tûr mahkeme vardır. Birincisi, cumhuriyetin ilk kurumları arasında yer alan genel mahkemelerdir. Bunlar Sulh Ceza, Asliye Ceza ve Ağır Ceza mahkemeleridir. Bu mahkemeler yargının bağımsızlığı ve doğal hâkim ilkelerine uygun olarak kurulmuş yargı yerleridir İkincisi, olağanüstü dönemlerde özel yasa ile kurulan Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri gibi mahkemelerdir. Bu mahkemeler yargının bağımsızlığı ilkesine aykırı, siyasal iktidarlara bağımlı ve doğal hâkim ilkesine aykırı mahkemelerdir. Ankara Üniversitesi Ceza Hukuku Profesörü Sayın Faruk Erem. Ceza Usulü Hukuku isimli eserinde “doğal hâkim”i, Kunter’den şu alıntıyı yaparak tanımlamaktadır:
“Olağan mahkemeler, olaydan önce kurulmuş müşahhas (somutHÇ) olayla kuruluş bakımından ilgisi olmayan mahkemelerdir Bunlara tabii (doğal) mahkeme ve bunların hakimine tabii (doğal) hakim denir ”
Profesör Erem. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Usul Hukuku Kürsüsü Profesörü Nurullah Kunter’in bu tanımını yorumlamakta ve Ceza Hukuku nun bu değerli hocasının doğal mahkemenin suç öncesi kurulmuş olmasını doğal olmak açısından yeterli görmediğini, ayrıca olay ile kuruluş atasında da ilgi bulunmaması koşulunu getirerek tanımı genişlettiğini belirtmektedir.’ Faruk Erem. demokrasilerde adaleli siyasi rejim anlayışına alet etme iddiasına ve teşebbüsüne rastlanmadığını, yaşanan yüzyılın “adalet yüzyılı” olmasını istemenin ise demokrasi istemiyle birlikte ele alınması gerekliğini, hu isteğin ise belli kavramlar içerdiğini ve bunların başında da “tabii (doğal) hakim” kavramının geldiğini vurgulamaktadır.2 Erem’e göre, suçtan sonra (bilhassa a suçun sanıklarının belli olmasından sonra) hakimin kanunla gösterilmiş olması “olağanüstü mahkeme” kurmak demektir ve 1961 Anayasası’nın 12 maddesi bunu yasaklamıştır Olağanüstü mahkemeler mutlaka doğal hâkim ilkesini ihlal ederler ve bunun tersini düşünmek mantık dışıdır. Anayasa yargı organlarını bir düzen içinde kabul etmiştir, olağanüstülükle ise “mevcut düzene aykırılık” vardır. Olağanüstü mahkemelerin mutlaka bir mahkûmiyete varmak için araç olduğunu tecrübenin gösterdiğini belirten Erem’in. kişisel özgürlüklerin en belirli şekilde olağanüstü mahkemelerin kurulması ile kısıtlandığını ve yargı yetkisinin normal mahkemelerden yürütme organına geçmesinin ise daima kötüye kullanıldığını alınlılarla ortaya koyduğunu görüyoruz.’ Erem’e göre, olağanüstü mahkeme, mevcut olağan bit mahkemeye güvenmemek veya belirli maksatlara uygun bir mahkeme kurmak gereksiniminden doğmaktadır ve özel mahkemeler her zaman iktidara bağımlı mahkemeler olmuşlardır
Bu açıklamalar Deniz. Yusuf ve Hüseyin’in “doğal” mahkemeleri ve “doğal” hâkimleri önünde yargılama haklarının ellerinden alındığını, siyasal iktidarlara bağımlı, emir komuta zinciri içinde hareke! eden rütbeli askerlerden oluşan, mahkeme niteliği de bulunmayan bir kurul tarafından yargılandıklarını göstermektedir ve bu durum, hocaların da belirdiği üzere, o dönemde yürürlükle oları 1961 Anayasası’na aykırıdır.
Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan ve arkadaşları hakkındaki THKO davasında savunmayı üstlenen biz avukatlar, yani ben, Niyazi Agırnaslı, Ersen Sansal, Orhan izzet Kök, Sadık Akıncılar, Bozkurt Kemal Yücel, Refik Ergün, Muvaffak Şeref, Özden Timurkaynak. Kamil Savaş ve Zeki Oruç Erci, duruşmanın ilk oturumunda mahkemeye yirmi beş daktilo sayfasını kapsayan bir dilekçe sunduk. Bu dilekçede, sıkıyönetim askeri mahkemeleri hâkimlerinin siyasal iktidara bağımlı ve doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş mahkemeler olduğunu belgelerle ve alıntılarla anlattık. Hukuki bakımdan bizim üzerinde durduğumuz öncelikli hususlardan birisi de, sıkıyönetim mahkemelerinin anayasaya aykırı olarak kurulmasıydı. 1961 Anayasası’nda hâkimlerin bağımsızlığından söz edilir. 7. maddesinde “yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır” der. Yani yargı yetkisinin serbestçe kullanılabilmesi için mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkim güvencesi şarttır Birçok askeri hâkim, halta generaller bu konularda yazılar yazdılar ve düşüncelerini açıkladılar Bunlar arasında güzel bir örnek. Askeri Yargıtay Başkanı Rafet Tuzunun konuya ilişkin Milliyet gazetesinde yayınladığı ve askeri hâkimlerin askeri hiyerarşiye tabi olduğunu ve bağımsız olamayacaklarını açıklayan yazısıdır. Bu ve buna benzer birçok örneğin yer aldığı dilekçemizde itirazımızı ileri sürerek sıkıyönetim askeri mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin 357 sayılı Yasanın 16 ve 40 maddeleri ile 1402 sayılı Yasanın 11, maddesinin 1. ve 2. fıkralarının anayasaya aykırı olduğunu belirttik ve konunun Anayasa Mahkemesine götürülmesini istedik. Mahkeme, on dakikalık bir aradan sonra, dön beş satırdan oluşan isabetsiz ve yersiz bir gerekçeyle talebimizi reddetti. On dakikalık bit sure içinde birkaç satırlık bir gerekçe ile talebimizin reddedilmesi bile olayın ne kadar ciddiyetten uzak bir biçimde ele alındığını göstermekteydi. Daha sonra bu itirazın yapıldığı Türkiye’nin başka illerindeki diğer sıkıyönetim askeri mahkemeleri de ağız birliği yapmış gibi aynı kararı yinelediler.
Söz konusu talebimizi daha sonra Askeri Yargıtay aşamasında da sözlü ve yazılı olarak ileri sürdük. Talebimiz yine kabul edilmedi. Bu haklı itiraz kabul edilseydi davaya sivil mahkeme bakacak ve idam kararı çıkmayacaktı.
Bir yanda hukuk var, bir yanda hukukun ve yaşam hakkının göz ardı edilmesi var İnsan kendi kendine soruyor.. Yasam hakkı mı yoksa geçerliliği olmayan “hukuki” gerekçeler mi?
Daha sonraları, bilindiği gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir mahkemenin kuruluşunda tek bir asker hâkimin bulunması halinde bile o mahkemenin bağımsızlığından söz edilemeyeceğine karar verdi ve TC hükümeti AİHM kararına uyarak DGM’lerdeki asker üyeleri görevden aldı ve yerlerine sivil hâkimler görevlendirdi. Her ne kadar bu karar bizim davamızdan sonra verilmişse de bizim o dönemde yaptığımız itirazın ne kadar haklı olduğunu gün ışığına çıkarmıştır.
Denizlerin eylemlerinden değil, düşüncelerinden dolayı idam edildiklerini gösteren bir başka kanıt ise, 1490 sayılı Yasa’dır. Yasakoyucu, Denizlerin idamından bir buçuk yıl önce adam kaçırma, banka soyma ve benzeri eylemlerin arttığı gerekçesiyle bu eylemlerin cezalarını artırmıştır. Bu artışı düzenleyen 1490 sayılı Yasa, 3 Ekim 1971 tarihli ve 13975 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Cezalar artmakla birlikte bu cezalar arasında idam cezasının olmadığını görmekleyiz. Daha da ötesi, bu suçlara 146 maddenin uygulanması düşünülmemiştir ve bunu anımsatan tek bir değinme bile yasada yer almamaktadır Eğer yasakoyucu bu olayların Türk Ceza Yasasının 146. maddesine göre cezalandırılması gerektiğini dûşünseydi, söz konusu değişiklik metninde buna yer vermesi gerekirdi. Bu durumda, Deniz Gezmiş, Hüseyin inan, Yusuf Arslan ve arkadaşları 1490 sayılı Yasa ile getirilen ağırlaştırmaların ışığında doğal mahkemelerde yargı lan salardı ki bu, onların anayasal haklarıydı bugün hayatta olacaklardı. Bu açıdan Denizlerin mahkemesi, yani Ankara 1. nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi dışındaki diğer bazı sıkıyönetim mahkemelerinin benzeri olaylarda 1490 sayılı Yasa’yi uygulamalar) tamamen hukuka uygun düşmekledir. En güzel örnek İstanbul 1. nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinin İrfan Solmazer ve arkadaşları hakkında 146. maddeyi uygulamayı reddetmesidir.

Satın Alabilirsiniz

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

www.ucuzkitapal.com | 2 TL Kitaplar