Özgürlük İçin Kürt Yazıları

Ağustos 29, 2009 Everest Yayınları, Sosyal Tarih

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

ozgurlukicin

Bir günler, bey takımı arasında avcılık tutkusu pek yaygınmış Fransa’ da. Attığını vurmak kolay değil, boşa atmak da heves kırıcı ya; ormanlarda, daha kuşlar yumurtadayken, geniş alanlar üstüne ağ gererlermiş. Uçuş denemelerine başlayıp da yükselince ağlara çarpıp düşe havalana büyüyen kuşlar öylesine koşullanırlarmış ki, av mevsimi gelip de ağlar kaldırılınca belirli yüksekliğin üstüne uçamazlar, kolayca vurulurlarmış.
Olayı niye anlattığımı umarım anladınız. Yetmiş yıllık baskılı eğitim, özellikle Kürt sorununda, insanımızın beyin çatısına, hem de paslı tellerden örülü öyle bir ağ gerdi ki, kaldırılmış da olsa, yukarılara uçup olaylara biraz yükseklerden bakmaya en yeteneklilerimizin bile gücü yetmiyor. Kaldı ki, hep tepemizde o ağ. Tüm acılarımızın kaynağı da bu.
Vedat TÜRKALİ

DUYURU
Ülkemizin içinde bulunduğu ağır koşullar, olan bitenler üzerinde titizlikle durup düşünmemizi zorunlu kılıyor.
Ülkelerinde yaşayan halkların haklan konusunda tüm devletlerin sicilleri şu ya da bu biçimde lekeler taşır. İktidarı elinde tutanlarca devlet, baskı aracı niteliğiyle, bireylere karşı suç işlemeye yönelik bir kuruma kolayca dönüştürülebilmektedir. Halkların kendi haklarını savunma bilincinde olmaları bu yüzden zorunludur. Bu çatışmada ülke aydınlarının devlerin baskıcı tutumuna karşı halklarının yanında yer almaları aydın olmanın ölçütü sayılmıştır.
TC devletinin 70 yıllık, tüm ülkeyi kapsayan yasal, yasadışı, açık, örtülü baskı eylemlerinin temelinde, belirleyici çoğu etkenlerin yanı sıra, özellikle bir halkı, Kürt halkını, karakol kışla ağırlıklı devlet terörü ile sindirip ezerek Türk devletinin bütünlüğünü koruma, gelişmesini sağlama gerekçesi yatar. Böylece biz Türkler de, başka bir ulusu baskı altında tutan ulus olarak demokrasiye, özgürlüğe hep özlemle bakakal mı sızdır. Denebilir ki Kürt sorunu çözümlenmediği için ülkemizde demokrasi sorunu çözümlenememiştir. Demokrasi sorunu çözümlenmeden de Kürt sorunu çözümlenemez.
Yeryüzünün önemli petrol yörelerinden biri üzerindeki konumlarıyla Kürtler, halklara düşman gizli diplomasinin kirli pazarlıklarla bugün de oyundüzenler oluşturduğu bir bölgede, varlıklarını koruma savaşı vermektedirler. Bu olgu bizi, en geniş kesimiyle aynı çatı altında yaşadığımız Kürt halkının sorunlarını tüm gerçekliği ile kavramaya, tarihsel kardeşliğimizi onların acılı özverilerine dayandırmanın sakıncalarını anlamaya zorlar. Devlet bütünlüğünü koruma köhne gerekçesiyle, Kürt halkını bugün de ezip sindirme yolunu tutanlar, bilmelidirler ki, tam bir aymazlık içindedirler; İki yanlı şoven duygulan azdırarak, yerli yersiz suçlama konusu ettikleri parçalanmanın adımlarını atmaktadırlar. Gençlerimizi yiyip acılarımızı artırmaktan başka sonuç vermeyen vahşi saldırılan, kıyınılan, kırımları kışkırtma yoludur bu.
Meclis kürsüsünde konuşan Kürt milletvekiline saldırarak halkı adına konuşma fırsatı verilmeyen bir Türkiye’de,
Kürt öğretmeni işkenceyle öldüren subaya, acılılarla alay eder gibi, bir yıl hapis cezası uygun görülen bir Türkiye’de,
Afİnfaz yasalarından Kürtlerin yararlanmaması için yasaların hukuk dışı zorlandığı bir Türkiye’de,
Milletvekillerince yerinde araştırmasoruşturmaya dayalı kanlı Nevruz raporunun yetkililerce göz ardı edildiği bir Türkiye’de,
Varlığı zaten tartışmalı hukuk devletinin iyice askıya alınmasına, basının üç gün göz yumması İstenen bir Türkiye’de,
Daha da acısı, istenen üç günün kat kat fazlasıyla verildiği bir Türkiye’de, ülkenin yazgısı çok kötü çiziliyor demektir.
Böyle bir devlet yönetiminin, hücre evleri basıldığı savıyla doğrulan, yanlışları ne olursa olsun gençlerin, polis timlerince sorgusuz, yargısız öldürülmesine göz yummasında yadırganacak hiçbir yan yoktur. Bu kıyımların, halkın kanlımı süsüyle, çirkin ayinlere dönüştürülmesi, durumu daha da ağırlaştırmaktadır.
Çağın çok gerisindeki bu devlet yürütümünü salt arkalamanın değil, olaylar karşısında susmanın da suça katılmak olacağı bilinciyle, hiç kimsenin, hiçbir kurumun dar, siyasal kaygılarının aritmetiğine bağımlı olmadan, hep birlikte şunları söylememizin zorunluluğuna inanıyoruz:
Bugün sorumlu yerleri ellerinde tutanlarca, Türk Devleti adına insanlık suçu işlenmektedir. Bizler kendimizi, ulusumuzun tarihine, insanımızın onuruna sürülmek istenen bu lekeye karşı direnmekle yükümlü saymaktayız.
Sorumluları tarih, insanlık ve ulusal kamuoyumuz Önünde suçluyor, koşullar elverdiğinde kendilerinden yasalar içinde davacı olma hakkımızı bîr yurtta; olarak saklı tuttuğumuzu duyuruyoruz.
Prof. Dr. Server Tanilli                               Vedat Türkali

Değerli dostum Prof. Dr. Sayın Server Tanilli ile bittikte düşündüğümüz, 21 Haziran 1992 tarihli 2000”e DOĞRU ‘da paralı yaftâlanan bu duyuru, ayrı birimde basılması ipin, Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet, Sabah gazetelerine gönderildi önce; hiçbiri koymadı. Ne idiğü, bugünkü gibi daha iyice ortaya çıkmadığı için, “solcu” Cumhuriyet’in nasıl olsa basacağı umuluyordu; yönetimdeki solcu dostların aracılığıyla indirim bile beklenebilirdi! Konu epeyi tartışma yaratmış gazetede, basılamaz bulunmuş orda da. yönetimdeki “solcu”da, ilgili arkadaşa sonucu bildirirken, “Kürt milletvekili olmaz!”, “Kürt öğretmen olmaz!” diye bas bas bağırmış telefonda.
sSolumuz”daki bu kararmanın nedenleri üzerine düşünceler bulacaksınız bu küçük kitapta. Çoğu dostlarımın benden duyduğu, benim de fok eskilerde rahmetli Atilla Tokatlı’dan dinlediğim ilginç bir olayı anlatacağım burda.  Bir günler, bey takımı arasında avcılık tutkusu pek yaygınmış Fransa’da. Attığını vurmak kolay değil, boşa atmak da heves kırıcıya; ormanlarda, daha kuşlar yumurtadayken, geniş alanlar üstüne ağ gererlermiş. Ufuş denemelerine başlayıp da yükselince ağlara çarpıp düşe havalana büyüyen kuşlar Öylesine koşullanmışlarki, av mevsimi gelip de ağlar kaldırılınca belirli yüksekliğin üstüne uçamazlar, kolayca vur ulurlarmış.
Olayı niye anlattığımı umarım anladınız. Yetmiş yıllık baskılı eğitim, özellikle Kürt sorununda, insanımızın beyin çatısına, hem de paslı tellerden örülü öyle bir ağ gerdi ki, kaldırılmış da olsa, yakarlara uçup olaylara biraz yükseklerden bakmaya en yeteneklilerimizin bile gücü yetmiyor. Kaldı ki, hep tepemizde olan Tüm acılarımızın kaynağı da bu.
Vedat Türkali

İSMAİL BEŞİKÇİ’DE TÜRK SORUNU
İsmail Beşikçi’nin Orgeneral Muğlalı Olayı  Otuziki Kurşun adlı kitabının sonlarına gelmiştim ki Ahmed Arifin acı haberiyle sarsıldım. Uğur Mumcu’nun Ahmed Arif için yazdığı “Ahmed Arif Bir Kürt Şairidir” tümcesini acı bir gülümsemeyle okudum gene de. Kürt sorunuyla ilgili suçlamaların yarattığı etki sonucuydu bu yargı, kuşkusuz Uğur Mumcu da bilir ki, Ahmed Arif, Türk şairidir. Karanlık günlerde yiğitlikler göstermiş, namuslu, isinin ustası, dört dörtlük bir Türk şairidir.
Yeni çalışmamın kapsamında olan çoğu konular gibi Kürt sorunuyla ilgili yazılanları da izlemeye, eski okuduklarımı yeniden gözden geçirmeye çalışıyorum. Bu alanda bugün, kendine özgü ağırlığı olanlar, değerli bilim adamımız İsmail Beşikçi’nin kitaptandır kuşkusuz. Ne denli önemli olduğunu yinelemeye gerek yok.
Kemalizm’in sömürgen, kimisinde emperyalist yamağı, diktacı yanını örtbas etme oyunlarına karşı Beşikçi’nin ortaya koyduğu belgeler, bulgular, onlara dayalı savlar tartışma alanına yeni boyutlar getirmiştir. Günün aynı bağlamda temel konusu da yıllar yılı en vahşi yöntemlerle örtbas edilmek istenen Kürt sorunudur. Arak iyice bellidir ki, bu ülkede Kürt sorunu çözülmeden demokrasi sorunu çözülemez. Oysa ki demokrasi sorunu çözülmeden de Kürt sorunu çüzülmeyecektir.
Kemalizm’in belirgin bir özelliği, imparatorluktan devraldığı ülkeyi “çağdaş uygarlık düzeyine” Batı kapitalizmine yaklaştırabilmek için deneme yanılmalarla yol yordam aramaktır. Ülkeyi uzun yıllar elinde tutan Halk Partisi kurucu, yöneticilerinin düşünekin bilgi dağarcığı elverdiği ölçüde.
Dağarcığı Fransız radikalizminin temelsiz ilkeleriyle ve Bolşeviklerden esintilerle sınırlı Kemalizm, halkı demokrasiye götüren bir rejim savıyla ortaya çıkmaya, halk egemenliğine dayandığı görünümü vermeye özen göstermiştir. Kapitalist gelişmeyi, cılız burjuvazisi yanında Batı özlemin de ki aydın desteğiyle sağlama yolunda başka seçeneği de yoktur.
Bu eklektik yapısıyla Kemalizm, ekonomik konumu gereği bağımlı kaldığı ülkelerdeki akımlardan kaynaklanan yorumlara ister istemez açık, elverişli olmuştur. Dünyada, özellikle Avrupa’da faşizmin, savaş tehlikesinin başlamasıyla da Cumhuriyet Halk Partisi, Kemalizm’i sola, ileriye çekme çabaları gösteren devrimci kesimle, bunlara karşı devlet baskısını kullanan sağ, geri eğilimli güçlerin gizliaçık hırlaştığı, savaşım verdiği, çoğu kez sonuncuların baskın olduğu devlet örgütü niteliğiyle tekelci ihtidan mı sürdürmüştür.
Kemalistlerin laisizme geçmekle yitirdikleri, imparatorluğun kolaj ideolojisi ümmet”in yerine, milliyet’i koymaları, kurmaya özendikleri yeni burjuva yapı gereğidir. Milliyetçiliği Türkçülük olarak almaları da doğaldır. Devlete sahip olma tarihsel birikimiyle, geçen yüzyıldan bu yana iyi kötü gelişen ulus ideolojisiyle, sanat, edebiyat, düşün ve siyaset alanlarındaki çekişmelere, kavgalara dayalı kazanımlarıyla, daha önemlisi de Ankara’da vatanı kurtarma savaşı veren yönetici çoğunluğun Türk oluşuyla yeni kurulan devletin yazgısı baştan belirlenmiştir. Kandırılarak ya da çeşitli baskılarla Türk ulusal devletince sindirilmeye çatışılan halkların en kalabalığı da Kürt halkıdır. Şu sözler önemli bir doğruya parmak basıyor sanırım: “Bir devlet tecrübesinden gelen ve ‘mazlum ulus’ konumuyla, dünya halkları gözünde önemli bir moral değer bulunduran yeni Türk yönetimi, Sovyetler ile emperyalist Batı arasındaki çelişkilerden de faydalanarak konumunu güçlendirmiştir. Türkler Sovyetler’e karşı ‘mazlum ulus’ konumuyla yaklaşıp destek ararken, Kürtler doğal olarak sorunun dışında bırakılmıştır; Batı’ya karşı yaklaşımlarında ise, Misakı Milli sınırlarına hâkim olmak için Kürtler kullanılmıştır.
Daha önce Osmanlı’da da, ya devletçe kesilmiş ya da mezhep çatışmaları içinde birbirine kırdırılmıştır Kürt halk yığınları. Sünni İdris Bitlisi’nin Osmanlı’yı arkalayarak Şiileri bastırması, evleri, ocakları gizlice işaret edip bir gecede kırk bin Şii’nin kesildiği Yavuz Sultan Selim Saint Barthelmy’si, Kürdistan tarihinin bilinen olaylarıdır. Belgelerle ortadadır ki Kürtler Kurtuluş Savaşı’nda da kandın İm ıslardır. Savaş sırasında verilen vaatler yerine getirilmemiştir. Getirilebilir miydi? Nasıl getirilebilirdi? Tarihe kızılmaz, Üzerinde düşünülür. “Tanrı’nın hikmetine şaşıyorum  Dünyada bütün Kürtler  Neden haklarından mahrum  Neden hepsi ele mahkûm?  Araplardan, Gürcülere varana dek  Her taraf Kürt kale gibi.  Ama dört bir yandan Türk ve Acem’le sarılmış  Kürt halkı her iki yandan  Kaza ve kaderin oklarına nişan…”** On yedinci yüzyılın ikinci yarısında yaşamış büyük Kürt ozanı Ehmede Hani’nin üç yüz yıl önceki yakınması bu. Kimi halkların yazgısını acı çizmiş tarih! Kürt halkının yazgısı da en acılardan biri kuşkusuz.
Bu bilinenleri yineleyince Beşikçi’nin Özen gösterdiği olgulan saptama, değerlendirme yöntemine duyduğum saygıyla bir iki noktaya değinmeyi gerekli gördüm.
1 Kürt halkı üzerinde emperyalist paylaşım sonucuna varsa da, Lozan, Osmanlı İmparatorluğu’nun emperyalistçe paylaşımdan kurtarıl a bilenleri e yeni devletin sınırlarını çizme antlaşmasıdır. Kemalistler, bölgeye bir saldırıyla girip paylaşıma katılmamışlar, Kürtlerin de işbirliğiyle tarihten geleni kurtarmaya çalışmışlardır. Paris antlaşmalarıyla Sevr’de Kürtlere verilen ödün, bilinir ki kara gözleri için değildir. Amerika’nın Lozan’a karşı çıkışı da İngiliz, Amerikan petrol şirketleri arasında bölgedeki çıkar çatışmasına dayanır. Aklı başında Kürtlerin o kamptan gelen tatlı vaatlere bel bağlamamış olmalarının anlaşılmaz bir yanı yoktur.
Kemalistlerin burjuva ideolojisi ulusalcılığına dayalı devlet kurma çabalan (buna bir halkı ulus yapma da denebilir), Hasan Yıldız’ın yukarda verdiğimiz açıklaması gibi, tarihin rastlantılarına denk geldi; beceriklice de kullandılar bunu. Tarihi biraz derinliğine düşünürsek rastlantı demek için epey zorlanırız! Devraldığı Osmanlı mozaiğin deki tüm Müslüman halklar gibi Kürtleri de, tarih alanına yeni kimliği ile çıkarmaya çalıştıkları Türklük için eritip sindirilmesi gerekli İnsan kaynağı olarak aldı Kemalistler. Bu düşünce eskidir. Bu yolda ilk öneriyi yapan Sultan Abdülhamit ‘tir. İttihatçılar da o politikayı yürütmüşler, ayrıca Doğu’da Ermeni halkının ezilip bastırılması, İngiliz kompradorları olan Ermeni varsılların mallarının yağması için Kürt ağalarım, beylerini kışkırtıp kullanmışlardır.
Özetle denebilir ki, I. Dünya Savaşı’ndan sonraki parçalanmada, yeni filizlenen Kürt milliyetçiliği Kemalist Türk milliyetçiliği gibi Bolşeviklerle işbirliği yapma akıllılığını gösterememiş, uluslararası asıl güçlü dayanaktan yoksun kalmış, bir kesim de İngilizlerden, genellikle Batı emperyalist devletlerinden gelecek desteğe bel bağlamıştır. (Özellikle Barzanlıların Amerika’ya gösterdiği yakınlık, emperyalizmin baş militanlarından Kisin…..

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Özgürlük İçin Kürt Yazıları için 1 cevap

  1. Türkali gibi bir entellektüelin Kürt sorunu üzerine fikirlerini ifade etmesi son derece önemli. Çoğu şey gibi Kürt sorununda da zihnimize geçirilen deli gömleğini yırtmak için bu sorunu bir de Vedat Türkali’den dinlemek lazım. Sanatçı ve yazar kimliği ile çınar ağacı misali köklü geçmişi bu konuda Vedat Türkali’ye tabii ki söz hakkı verecektir. Başlangıc paragrafından da kitabın okunası olduğu belli.

    Hemen listeme ekledim şahsen.

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club