Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Anılarım 1913- 1922
Anılarım 1913- 1922

Anılarım 1913- 1922

Cemal Paşa, Fahri Parin

Cemal Paşa 1872 yılında Midilli’de doğdu. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucularındandır. Tam adı Ahmet Cemal’dir. Bir de Mersinli Cemal Paşa vardır. Onunla karıştırılmaması için…

Cemal Paşa 1872 yılında Midilli’de doğdu. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucularındandır. Tam adı Ahmet Cemal’dir. Bir de Mersinli Cemal Paşa vardır. Onunla karıştırılmaması için buna “Büyük Cemal Paşa” derler.

1908 yılında İkinci Meşrutiyet ilan edilince Adana valiliğine atandı. 1913 tarihinde İstanbul Muhafızlığı yaptı. Nafıa (Bayındırlık) ve Bahriye Nazırlığı yaptı. Birinci Dünya Savaşı başlayınca bu görevi ile birlikte 2. Ordu Komutanlığını da yürüttü. Mısır, İngilizlerin eline geçince 4. Ordu Komutanlığına atandı. Bu görevi sırasında çok fedakârlıklar yaptı. Birinci Dünya Savaşına girmemize, hele Almanlar tarafında yer almamıza karşı olmasına rağmen olaylar bizi oraya sürükledi.

4. Ordu Komutanlığı sırasında İngilizlerle işbirliği yapan bazı Arapların ve Yahudilerin ihanetine uğradı. 1917 yılında görevinden uzaklaştırıldı. Mondros Mütarekesi imzalanınca diğer İttihatçılar gibi o da Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Almanya’ya gitti. Oradan da Sovyet Rusya’sına karşı mücadele etmek amacı ile Rusya’ya ve oradan da Afganistan’a gitti. Burada bulunan Türkleri örgütleyip mücadele etti. 1922 yılında Ermeni komiteciler tarafından şehit edildi. Elinizdeki kitap Cemal Paşa’nın anılarını içerir ve 1913 yılından 1922 yılına kadar geçen olayları kapsar.

ÖNSÖZ
Cemal Paşa 1872 yılında Midilli’de doğdu. İttihat ve Terakki Cemiyetinin kurucularındandır. Tam adı Ahmet Çemal’dir. Bir de Mersinli Cemal Paşa vardır. Onunla karıştırılmaması için buna “Büyük Cemal Paşa” derler. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet ilan edilince Adana valiliğine atandı. 1913 tarihinde İstanbul Muhafızlığı yaptı. Nafıa (Bayındırlık) ve Bahrîye Nazırlığı yaptı. Birinci Dünya Savaşı başlayınca bu görevi ile birlikte 2. Ordu Komutanlığını da yürüttü. Mısır, İngilizlerin eline geçince 4. Ordu Komutanlığına atandı. Bu görevi sırasında çok fedakârlıklar yaptı. Bu konu kitapta olduğu için detayına girmiyorum. Birinci Dünya Savaşma girmemize, hele Almanlar tarafında yer almamıza karşı olmasına rağmen olaylar bizi oraya sürükledi.
4. Ordu Komutanlığı sırasında İngilizlerle işbirliği yapan bazı Arapların ve Yahudilerin ihanetine uğradı. 1917 yılında görevinden uzaklaştırıldı. Mondros Mütarekesi imzalanınca diğer İttihatçılar gibi o da Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Almanya’ya gitti. Oradan da Sovyet Rusya’sına karşı mücadele etmek amacı ile Rusya’ya ve oradan da Afganistan’a gitti. Burada bulunan Türkleri örgütleyip mücadele etti. 1922 yılında Ermeni komiteciler tarafından şehit edildi. Cemal Paşa’nın anılan 1913 yılından 1922 yılına kadar geçen olayları kapsar.
Yukarıda da zikrettiğim gibi o, bu savaşa karşıdır. Savaşa girişimize de hiçbir katkısı yoktur. Memleketimiz o felakete uğrayınca, memleketimizi kurtarmak için elinden gelen tüm fedakârlığı yapmıştır. Bu kitapta o fedakârlıkları okuyacaksınız. Namuslu bir Türk vatandaşı ve kahraman bir Türk subayıdır. Bütün acıları yüreğinde hissetmiştir.
Ne yazık ki, Şerif Hüseyin ve onun gibi hainlerin ihanetleri ve İngilizlerle yaptıkları işbirliği sonucu bu kötü akıbeti önleyememiştir.
Vatanından ayrı katan bu kahramanın cenazesi Erzurum’a nakledilmiş, Hafız Hakkı Paşa merhumunun yanına defnedilin iştir.
Suriye ve Arabistan cephesinde pek çok kahramanımız çarpışmış ve kahramanlıklar göstermişlerdir. Bunlardan birisi de Fahrettin Paşa’dır. Cemal Paşa anılarında bundan sitayişle bahsettiği için ben kısa da olsa bu mübarek insandan söz etmek istiyorum. Fahrettin Paşa 1917 yılında Medine Müstahkem Mevki Komutanlığına atandı. Ona “Çöl Kaplanı” derler. Medine’yi sonuna kadar kahramanca savundu. Her sabah kalkar, öldüğünde kefeni olması için başına beyaz bir sarık sarar Hazreti Muhammed’in (S,A.) türbesine gider, o türbeyi elleri ile süpürür ve gözyaşları ile dua ederdi. Onun amacı o uğurda can vermek’ ti. Fakat ordularımız ihanetler sonunda yenilmişti. Enver Paşa emir göndererek Medine’yi teslim etmesini istedi. Bu şanlı Türk subayı al bayrağımızı o kaleden indirmek istemiyordu. Sadrazam Ahmet Muhtar Paşa Medine’yi teslim etmesi için emir gönderdi. Yine teslim etmedi. Padişah ferman gönderdi. “Padişah esaret altındadır. Bu nedenle Onun emrinin bir hükmü yoktur” diyerek yine testim etmedi. Bir bahane ile dışarı çıkararak şehrin teslimini sağladılar.
Cemal Paşanın anılarının orijinalini bana Etiler Lisesi’nde bir öğrencim 1981 veya 1982 yılında vermişti. Eski Türkçe ile yazılı olan bu kitabı günümüzün Türkçesine çevirmek bana nasip oldu. Bir yıla yakın bir sürede çevirisini yaptım. Bu kitapta kahramanlıkları, insanüstü fedakârlıkları ve birtakım ihanetleri göreceksiniz. Bu kitaptan alınacak çok büyük dersler vardır. Herkesin bu kitabı okuyarak günümüzdeki bazı olaylarla bağlantı kurması gerekir
Bu kitabı; günümüz Türkçesine tercüme ederken bana yüzünü dahi ekşitmeden sabırla hizmet eden değerli eşim Nurgül Parin’e, beni üzmeden Ortadoğu Teknik Üniversitesini bitiren ve mastır yapan kızım Harika Parin’e, dürüst ve çalışkan oğlum Hakan Parin’e ithaf ediyorum.

Fahri Parin

ANILARIM
Ülkenin genel siyaseti ile doğrudan doğruya uğraşmam 10 23 Ocak 1913 tarihinde yapılan Hükümet darbesi ile başlar. 23 Ocak 1913 günü akşamüzeri Menzil Müfettişi Umumiyesinden çıkmış, herkesin istinasız toplandığı Babıâli’ye gitmiştim. Birkaç saat evvel Sadaret (Sadrazamlık) makamını işgal etmiş olan Mahmut Şevket Paşa, o sırada Saray’dan dönüyordu. Beni görür görmez “Cemal Bey oğlum, rica ederim şimdi İstanbul Muhafızlığını (Emniyet Müdürlüğü) yap. Payitahtın (başkentin) emniyetini sağlamak için her ne tedbir almayı gerekli görürsen dakika öldürmeksizin tümünü icra et” dedi. Çok büyük önem arz ettiğine kani olduğum İstanbul Muhafızlığına (Emniyet Genel Müdürlüğü) başladığım için anılarıma bu tarihten başlıyorum.

İstanbul Muhafızlığı

23 Ocak 1913  Kasım 1917 Mahmut Şevket Paşa’dan İstanbul Muhafızlığını yerine getirmek için emir aldığım sırada Nazım Paşa merhumun cenazesi henüz Sadaret Seryaveri odasında bulunuyor ve Sadri Sabık (Eski Sadrazam) Kamil Paşa ile Şeyhülislam Cemaleddin Efendi, Dâhiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Reşit, Maliye Nazırı (Maliye Bakanı) Abdurrahman Beyler, Sadaretteki odalarında oturuyorlardı. O sırada Dâhiliye Nezaretini (İçişleri Bakanlığı) vekâleten yürütmekte bulunan Talat Bey’le kısa bir müzakere neticesinde Nazım Paşa merhumun cenazesini Gülhane Hastanesine nakil ettirmekle Kamil Paşa ile Şeyhülislam Cemaleddin Efendiyi evlerine göndermekle ve aleyhlerinde ihtilalcilerin şiddetli bir nefret duygusu ve intikamı besledikleri Dâhiliye Nazırı Reşit ve Maliye Nazırı Abdurrahman Beyleri, hayatlarının korunması için bir iki gün İstanbul Muhafızlığında (Emniyet Genel Müdürlüğü’nde) misafir etmeye karar verdik. O sırada Kamil Paşa’nın damadı sınıf arkadaşım Kaymakam Naci Bey, Sadrazam dairesine gelmişti. Kendisini görür görmez “Kayınpederiniz afiyettedirler. Merak etmeyiniz. Kendisini alıp konağa götürebilirsiniz, fakat bir çılgının tecavüzane hedefine mahal olmamak için bir müddet İstanbul’u terk edip yabancı ülkelerden birine çekilirse fena olmaz” dedim.
Heyecanla teşekkür etti. Kamil Paşa ile Cemalettin Efendi bu suretle evlerine gittiler. Reşit Bey ile Abdurrahman Bey de İstanbul Muhafızlığı!na naklolundular. Cenaze, Kâğıthane kliniğine gönderildi. Ben de İstanbul Muhafızlığına gelerek, o gece sabaha kadar emniyet önlemlerini almakla meşgul oldum. Anılarımı faydasız tafsilat ile sözü uzatmamak için bu kısımla kısa geçeceğim.
Kâğıthane kliniğinde bulunan doktorlardan Nazım Paşa hakkında, alelusul bir rapor aldım. Nazım paşa’nın katledilmesi hakkında bir zabıt varakası tanzim ettirdim.

Nazım Paşa’nın Cenaze Töreni

Muhafızlığa tayinimin ertesi günü Nazım Paşa merhumun cenaze törenini icra ettirdim. Törenin çok parlak olmasına bilhassa özen göstermiş, İstanbul’da bulunan bütün askeri ümerayı ve vükela ile mülkiye memurlarının, yabancı devlet ateş emil iterlerinin cenazeye katılmaları lüzumunda ısrar eylemiştim.
O gün sıkıntılı bir hava vardı. Kalbimde de bir sıkıntı vardı. Bulgarlar Çatalca önünde, Yunan donanması Çanakkale Boğazı’ını kapatmış, büyük devletlerin harp gemileri her dakika İstanbul’u işgale hazır olarak Beşiktaş önünde demirlemiş. Biz aciz, tembel ve beceriksizlerin elinden ve onların emellerinden devleti kurtarmak için yasal çare bulamamışız, hükümet yapmışız. Bunun sonucu olarak da Harbiye Nazırı, bilhassa ordu’nun Başkomutanı olan bir zatın ölümüne sebep olmuşuz. Bütün bu teşebbüslerden, fedakârlıklardan sonra da memleketi kurtarabilip kurtaramayacağımız meçhul. İşte Nazım Paşa’nın cenazesi arkasında Fransız Ateşemiliteri Binbaşı Maucorps ile yan yana yürürken zihnimden geçirdiğim hazin levha bu idi. Ayasofya Meydanı’na geçerken gayri ihtiyari olarak Maucorps’a hitaben dedim ki: “Bakınız aziz dostum, bu cenazenin tek sorumlusu siz Avrupalılarsınız. Tembellik ve esaretten kurtulup insan gibi yaşamak için sahai mücadeleye atılmış olan Türk Milleti hakkında iftira eltiniz; haksızlıklar bu cenazeye sebep olmuştur. Daha bugünkü gibi cenazeler takip edeceğinize ve belki yarın benim cenazemin arkasından yürüyeceğinize emin olunuz,” Maksadımı anlamış gibi davranarak açıklama yaptı.
Bittabi nezaketen Fransız entrikalarını sessiz geçerek ingiliz ve İtalyan özellikle Rus entrikalarından ve bunların memlekete tevhit ettiğin ihtilattan bahsettim. Balkan ittifakının bu entrikalardan doğmuş olduğunu ve bugün bizi kurtarmak Fransa ve İngiltere’nin en ufak bir İşareti ile başarılacak iken, yalnız bundan sakınmak değil hükümet reisleri vasıtası ile büyük iftiralar imal etmekten çekinmediklerini ve bu kadar tecavüzler karşısında ne yapacağını tayinde zor durumda kalmış olan zavallı Türklerin içeride birbirlerini boğazlamaktan başka ellerinden bir şey gelmeyeceğini bir şekilde anlattım. İngiliz Ateşemiliteri Tyrell, konuşmamıza kulak kabartıyordu. Fakat yanımıza yaklaşmıyordu. Maucorps, samimiyetine şüphe etmediğim bir tarz ile “Hakkınız var” dedi. Nazım Paşa’yı ebedi istırahatgahına kadar takip ettik.

Muhalifler Hakkında Genel Af

Hükümet darbesi günü akşamüzeri Polis Müdüriyet i Umumiyesi (Emniyet Genel Müdürü) muhalif fırka azalarından (muhalif parti üyelerinden) birçoklarını bir ihtiyat tedbiri olmak üzere tutuklamış, merkez kumandanlığına göndermişti. Gerek bunlar gerek muhafızlıkta misafir edilmiş olan Reşit ve Abdurrahman Beyler hakkında bir karar vermek gerekiyordu. Arkadaşlardan bazıları bilhassa Talat Bey ile cereyan eden müzakere sonunda onlar aleyhinde şiddet politikası takip etmemeye, bilakis aramızda bir ihtilaf ve dostluk tesisine karar verdik. Mahmut Şevket Paşa da bu düşüncede idi.
Bunun üzerine benden mülakat talep eden Abdurrahim Bey’i yanıma çağırdım. Kendi haklarında hiçbir tehlike olmadığını, şimdiki misafirlikleri ancak bazı aşırılar tarafından kendilerine bir kötülük yapılabilmesine engel olmak düşüncesinden ileri geldiğini, şu kadar var ki, gerek Reşit Bey’in ve gerekse kendisinin bir müddet İçin İstanbul’u terk edip yabancı ülkelere çekilmelerinin daha tedbirlice bir hareket olacağını söyledim. Onlara yatak ve yiyecek götürmelerine izin verdim. Gerçekten iki gün sonra her ikisini de serbest bırakarak evlerine kadar tam bir emniyetle gönderdim. Bir iki gün sonra gerek onlar ve gerekse Cemaleddin Efendi, İstanbul’dan çıktılar.
Muhafızlığımın ikinci günü Merkez Komutanlığı’na giderek orada tutuklu bulunan Ali Kemal Bey ile Sinop Mebusu (Milletvekili) Doktor Rıza Nur ve Gümülcineli İsmail Hakkı Beyleri ziyaret ettim. Her üçünün de kendi haklarında bundan sonra münasebetsiz şekilde muhalefet yapmaktan kaçınmak şartıyla hiçbir tehlike bulunmadığını, memleketin bu felaketli zamanında bilakis bütün aydınların beraberce çalışmaları lazım geldiğini ve bu düşünceme katıldıkları takdirde kendileri için namuskâr birer sakin yer temin edebileceğimi söyledim. Ali Kemal Bey Avrupa’da bir memuriyet istedi. Doktor Rıza Nur Bey Paris’te tıp tahsili için yeterli aylık verilmesini rica etti. İsmail Bey memlekette serbest bırakıldığı halde hükümete karşı hiç muhalefet etmeyeceğine dair namus üzerine yemin etti. Doktorun eğitim masraflarını temin ettim. Paris’e gönderdim.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Hatırat
  • Kitap AdıAnılarım 1913- 1922
  • Sayfa Sayısı384
  • Yazar Cemal Paşa, Fahri Parin
  • ISBN6056002731
  • Boyutlar, Kapak 13,5x21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviİSKENDERİYE YAYINLARI / 2008

Yazarın Diğer Kitapları

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur