Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

DÜNYAYI DURDURAN ŞEHİTLERİMİZİN AZİZ HATIRALARINA ADANMIŞ MÜCADELE,KARARLILIK VE KAHRAMANLIK ÖYKÜLERİ SADE BİR DİL,AKICI VE EDEBİ BİR USLUPLA GÜNÜMÜZE TAŞINIYOR. -ÇANAKKALE GEÇİLMEZ- DEDİRTEN KAHRAMANLARLA TARİHİ YENİDEN YAŞAYACAKSINIZ.

***

Bu kitabı, Çanakkale’de savaşan isimsiz, kahraman Türk gençlerine adıyorum…

Ercan Dolapçı

ÖNSÖZ

Birinci Dünya Savaşı aslında bir vatan savunmasıdır. Çünkü emperyalist devletler, zayıflayan ve parçalanmaya başlayan Osmanlı İmparatorluğu’nu bu saldırı sonunda tarihin tozlu sayfala­rına gömüp topraklarını aralarında paylaşmak istiyorlardı. Za­ten bu amaçla savaştan önce kendi aralarında toplanıp bir pay­laşım yapmışlardı. Bunun için de çıkan büyük savaşı fırsat bilerek bu planı uygulamaya başladılar. Osmanlı İmparatorluğu da bu savaşa bir macera için değil, özellikle kendisini savunmak için Almanya’nın safında girdi.

Bu savaşın ilk yıllarında, büyük kuvvetleri seferber eden İmparatorluk, özellikle Çanakkale’de büyük bir savunma yapa­rak dünyanın en büyük gücü olan ve “Güneş Batmaz İmpara­torluk” olarak bilinen İngiltere’yi, kısa sürede Boğaz’ın azgın su­larına gömdü.

Bu tarihî savunmada, on binlerce Türk genci, benzeri gö­rülmemiş bir özveri ve cesaretle vatanını savundu; seve seve canını verdi.

Dünya askerlik tarihinde görülen en büyük savunmalardan biri olan bu savunma, Türk milletinde kendine güveni ve vatan sevgisini zirveye çıkardı. Çanakkale savunması, mütareke son­rası gerçekleşen işgale karşı direnme gücünü de arttırdı.

Türk milleti, burada edindiği tecrübe ve ruhla en zor şartlarda bile direndi ve boyunduruk altında yaşamayacağını dünya­ya bir kez daha ispatladı. Çanakkale Savaşı sırasında Anafartalar kahramanı olarak adını duyuran Mustafa Kemal, daha sonra Millî Mücadele’ye önderlik etti.

Çanakkale Savaşı, sadece bizim ulusal tarihimizin değil dünya tarihinin de seyrini değiştirdi. Türk milleti, Çanakkale’de uzun süre direnip emperyalist güçleri Boğazdan geçirmeyince müttefiklerinden yardım bekleyen Çarlık Rusyası’nda sıkıntılar son noktaya vardı ve sonunda ihtilal oldu. Böylece Birinci Dün­ya Savaşı’nda düşmanımız olan Rusya, Kurtuluş Savaşı’nda dos­tumuz oldu. İngiltere ise yenilmezliğini kaybederek birçok yer­deki sömürgesini kaybetti ve daha sonra dünyaya hâkimiyeti kı­rıldı.

İşte böylesine önemli sonuçları doğuran bu büyük savaş, basit bir cephe mücadelesi değil, aksine dünyanın büyük deği­şimlere uğradığı bir yerdi.

Bu büyük destanı kanıyla yazan kahraman asker ve komu­tanlarımızın bu kahramanlıklarını ne kadar yazsak azdır; onlar tarihe sığmaz. Biz sadece bazılarını aktararak Çanakkale Zafe- ri’nin gerçekleşme sebeplerini anlamanıza yardımcı olmaya ça­lıştık. Bu vesileyle bütün şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyo­ruz.

Ercan DOLAPÇI Ağustos 2006 Gebze/Şekerpınar

İÇİNDEKİLER

Bir Bir Battılar! ..8
Mustafa Kemal Çanakkale’de ..18
Ezineli Mustafa Efendi..30
Balıkesirli Mustafa.. 40
İhtiyat Zabiti Sokrat İncesu.. 58
Mengenli Aşçı Kâmil .. 68
Kemal Binbaşı ve Tahsin Teğmen.. 76
Mürefteli Kadınlar ve Emin Astsubay .. 84
Topçu Yüzbaşı Mehmet İntepe.. 92
Kahraman Demirhisar Gemisi..100
Teğmen Haşan Bey..110
Mesudiye Nasıl Battı? ..118
Bursa Jandarma Taburunun Kahramanlığı..128
Helga Hemşire ve Emine Hanım ..136
Emir Eri Ali ..146
Düşman Siperlerinde Ölmek İsterim!..150
Durmuş Oğlu Veli..152
Tek Kollu Edincikli Er..156

BİR BİR BATTILAR

Avrupa’nın büyük devletleri, dünyayı kendi aralarında paylaşamayınca 1914 yılında büyük bir savaşa tutuştular. Ele geçirmek istedikleri ülkeler arasında gittikçe zayıflayan Osman­lI İmparatorluğu da vardı. Osmanlı’nın büyük coğrafyası, bu ül­kelerin iştahını kabartıyordu. Osmanlı Hükümeti, bu güçlerle tek başına savaşamayacağını bildiği için kendisini savunmak amacıyla Almanya’nın yanında bu savaşa girdi.

1915 yılında Çanakkale Boğazı’na dayanan İngiliz ve Fran­sız donanması, çok kısa süre içinde burayı aşarak İstanbul’un kapılarını açmak ve zor durumda olan müttefikleri Rusya’ya yardım etmek istiyorlardı. Ancak Londra’da alınan bu karar, Çanakkale Boğazı’nın derin sularına gömülerek yok oluyordu. 18 Mart 1915 günü tarihler, Türk’ün büyük bir zaferini daha not ediyordu. ‘Güneş Batmaz İmparatorluk’ İngiltere ve Fran­sa’nın gemileri bütün ihtişamına rağmen Çanakkale’nin boğazı­nı geçemiyor ve derin sulara gömülüyordu. Tüm dünya da ger­çek gücün modern savaş gemileri, binlerce asker ve üstün nite­ likli silahlarda olmadığını görüyordu. Bunu hâlâ göremeyen Londra ve Paris ise denizden sonra karadan Çanakkale’yi aş­mak için yüz binleri seferber etmeye başladı. Ama boşuna… Bunlar da Mehmetçiğin “iman dolu göğsü”ne çarptı ve burada oluşan dünyanın en büyük mezarlığında yerini aldı.

İşte bu şanlı günü yaşayanlardan birisi de emekli Güverte Albayı M. Şakir Tunççapa. Tunççapa, savaş öncesi İstanbul’da­ki Bahriye Efradı Cedide Mektebi’nde topçuluk dersi eğitimi verirken savaş başlayınca cepheye çağrılır. Hemen “Altay” isimli gemiyle yola çıkıp 26 gün sonra Çanakkale’de görev yapacağı bataryaya gelir.

Tunççapa, 2 Ocak 1915 ile II Mart 1916 tarihleri arasında Çanakkale Deniz Savaşlarının bütün aşamalarında görev alır. Buradaki top bataryasında geçen günlerinde, düşmanın deniz­den ve karadan zorlamalarını -özellikle deniz savaşını- günü gü­nüne yaşar. Düşmanın karadan da başarılı olamayarak bölgeyi terk edişine şahit olur. 11 Mart 1916 günü ise ilerleyen hastalı­ğı nedeniyle bölgeden ayrılır. Kendinden sonraki kuşaklara ders olması amacıyla yaşadıklarını kaleme alır.

İşte böylesine önemli bir savaşta bataryada topçu olarak görev yapan Tunççapa’nın kaleminden 18 Mart 1915 günü:

Denizde Ölümle Dans

Bugün saat 11.45’te düşman gemileri, önde İngiliz gemileri olmak üzere pruva düzeninde Karanlık Liman’dan yavaş yavaş ilerlediler. İngiliz gemileri, merkez bataryalarımızdan Rumeli Mecidiyesi’ne şiddetli ateş açtı. Arkadan iki Fransız zırhlısı ge­lerek Karantina önünde hızını azaltarak iskeleye döndü. Borda topları ile Dardanos üzerine ateş açtı. Dardanos aslanlar gibi karşılık verdi. Çatışma pek müthiş oluyordu. Hamidiye is­tihkâmı, düşmanı iyi taciz ediyordu. Bunları hep gözetleme yerinden dürbünle seyrediyordum. Düşman bütün kuvvetiyle önce Mecidiye istihkâmına yüklendi. Mecidiye düştü. Bu sefer de gücünü yenileyerek Hamidiye istihkâmına yüklendi. Darda­nos, Hamidiye’nin yükünü azaltmak için ateşi üzerine aldı. Bu defa gemiler hep birden Dardanos’a hücum ettiler. Dardanos, bu cehennemî ateş altında karşılık vermekten hiç geri kalmıyordu. Dardanos’u korumak için şimdiye kadar gündüz atışına katılmayan Mesudiye de ateş açtı. Düşman bu istihkâmı bilmi­yordu. Bu kez bütün gemiler Mesudiye’ye yüklendiler. Mesudi­ye’yi, Hamidiye istihkâmı kurtardı. Bu sırada Fransız zırhlıları üçüncü daireyi çizerken saat 13.30’da Suffren zırhlısında ani bir patlama oldu ve Büvet’in iskele baş omuzluğunda bir mayın patladı.

Saat 13.45. İşte o anda kırmızı sarı bir flama çekerek bir anda iskeleye döndüler. Büvet yavaş yavaş sancak tarafına yat­maya başladı.

“batarya: Topçu sınıfında, bir subayın komutasındaki askerler ve hayvan, ağır silah, tüfek, motorlu araçlardan oluşan ateş birliği.
borda: Geminin su üstünde kalan kısmının dış yan tarafı.
istihkâm: Savaş sırasında, düşman saldırılarından korunmak için arazi üzerinde yapılan yapı ve siperler.”

ilerlediler. İngiliz gemileri, merkez bataryalarımızdan Rumeli Mecidiyesi’ne şiddetli ateş açtı. Arkadan iki Fransız zırhlısı ge­lerek Karantina önünde hızını azaltarak iskeleye döndü. Borda topları ile Dardanos üzerine ateş açtı. Dardanos aslanlar gibi karşılık verdi. Çatışma pek müthiş oluyordu. Hamidiye is­tihkâmı, düşmanı iyi taciz ediyordu. Bunları hep gözetleme yerinden dürbünle seyrediyordum. Düşman bütün kuvvetiyle önce Mecidiye istihkâmına yüklendi. Mecidiye düştü. Bu sefer de gücünü yenileyerek Hamidiye istihkâmına yüklendi. Darda­nos, Hamidiye’nin yükünü azaltmak için ateşi üzerine aldı. Bu defa gemiler hep birden Dardanos’a hücum ettiler. Dardanos, bu cehennemî ateş altında karşılık vermekten hiç geri kalmı­yordu. Dardanos’u korumak için şimdiye kadar gündüz atışına katılmayan Mesudiye de ateş açtı. Düşman bu istihkâmı bilmi­yordu. Bu kez bütün gemiler Mesudiye’ye yüklendiler. Mesudiye’yi, Hamidiye istihkâmı kurtardı. Bu sırada Fransız zırhlıları üçüncü daireyi çizerken saat 13.30’da Suffren zırhlısında ani bir patlama oldu ve Büvet’in iskele baş omuzluğunda bir mayın patladı.

Saat 13.45. İşte o anda kırmızı sarı bir flama çekerek bir anda iskeleye döndüler. Büvet yavaş yavaş sancak tarafına yat­maya başladı.

“batarya: Topçu sınıfında, bir subayın komutasındaki askerler ve hayvan, ağır silah, tüfek, motorlu araçlardan oluşan ateş birliği.
borda: Geminin su üstünde kalan kısmının dış yan tarafı.
istihkâm: Savaş sırasında, düşman saldırılarından korunmak için arazi üzerinde yapılan yapı ve siperler.”

Her iki Fransız gemisi de savaş hattını terk etti. Büvet 14.15’te Halileli önünde battı. İki Fransız zırhlısı ancak saat 14.35’de onun imdadına gelebildilerse de bir torpidonun kur­tardığı kadar kimseye yardım edemediler. Amiral Charlemane ise ağır hasara uğradı. Büvet’in battığı anda mürettebatı kurtar­maya gelen torpidolar üzerine ateş açılmadı. O anda bir içgüdü ile bütün istihkâmlar ateşi kesti. Kurtarma işinin bitmesini bek­lerken İngilizler ateş edince mecburen karşılık verildi. Büvet’in sonunu gören İngilizler, gemileri tornistan ederek geri çekil­diler. Golyat zırhlısı da ağır hasara uğradığı için o da savaş hat­tını terk etti.

İkinci Devre

On dakika sonra İngiliz gemileri savaş meydanını işgal etti. Gemi sayısı on birdi. Bunlar; İrresistible, Queen Elizabeth, Triumph, İnflexible, Agamemnon, Ocean, Canopu, Vengean- ce, Ganloıs, Majestic, Vornwales’den ibaretti. Ayrıca iki Fransız zırhlısı da yavaş yavaş Karanlık Liman’a doğru gelmeye başla­mıştı. Torpidolarla mayın arayıcı gemiler, en geride bulunuyor­du. Mayın arayıcı gemilerini galiba tabyalar düştükçe himayele­rinde ileri sürmek için bulunduruyorlardı. İngiliz gemileri önce merkez istihkâmlarına (yani Hamidiye ile Mecidiye istihkâmı) ateş açtılar. Dardanos bir iki mermiyle cevap verdi. Ana istih kâm cevap vermedi. Dört gemi, merkez istihkâmlara; diğerleri de Dardanos üzerine bütün topları ile mermi yağdırdılar. Saat 15.22’de Rumeli Mecidiyesi ateş açtı. Gemiler yalnız akıntı hızı­na karşı koyacak şekilde hareket ediyorlar, sanki yerlerinden kımıldamıyorlardı. Hamidiye de ateş açtı. Çanakkale ve Kilitba- hir şehirleri yanmaya başladı. Hava kıpkızıl oldu. Gemilerin şid­detli ateşini yine Dardanos üzerine aldı. Bu sefer bütün gemi­ler, Dardanos’a yüklendi. Dardanos’un ferahlaması için Mesu­diye ateşi üzerine çekti. Bu sefer de Mesudiye cehenneme döndü.

“torpido: Torpil atmakta kullanılan, çok hızlı giden küçük savaş gemisi.
tornistan: Pervaneyi ters çevirip geri gitme.”

Çanakkale hâlâ yanmaktaydı. Saat 15.35’te İrresistible’nin pruvasında bir mayın patladı. Bir iki dakika sonra Ocean’ın, kıç tarafında diğer bir mayın patladı. Sarı kırmızılı flamasını çektiler. Hemen bir torpido yanına yanaştı ve mürettebat gemiyi terk etmeye başladı. Diğer gemiler intikam almak üzere delicesine bataryalara ve istihkâmlara saldırdılar. Bizimkiler de cevap ver­mekten geri kalmadılar. Mayın patlamalarını gören beş adet mayın arama gemisi Karanlık Liman’dan ilerlemek istedilerse de civar obüslerin ateşi karşısında geri çekildiler. Diğer bir mayın da Cornwales’in iskele bordasında patladı. Galiba hasarı az olduğundan bu gemi, savaş meydanını terk etmedi. İnflexib- le de hakkını tamamen almış, ağır yaralanmıştı. Ocean, tornis­tan ederek güç bela karanlık limana çekilebildi ise de saat 19.30’da orada batıp gitti.

“obüs: Namlusu diğer toplardan kısa, orta menzilli bir tür top.”

Saat 17.15 te düşman, her nedense ateşini zayıflattı. Agamemnon da hasar görmüştü. Hamidiye istihkâmının mermile­rinden büyük kısmını bu gemi yedi. Hasara uğramayan diğer gemiler, geride sadece üç gemi bırakarak girişe doğru çekilme­ye başladılar. Kalanlar ise hasara uğrayan ve hareketten geri ka­lan gemileri koruyorlardı. Obüslerle Dardanos ve Mesudiye bataryaları bunlara şiddetli ateş açtılar. Bu muhafız gemiler der­hâl karşılık verdiler. Bir adım ileri gitmeye cesaret edemiyorlar, sadece ateş ediyorlardı. Mesudiye ve bizim batarya yoğun ateş altında kaldı. Dumanlar yükseldi. Bu esnada gözetleme yerin­den Mesudiye bataryasına bakarken çalılar arasından bir şeyin hızla bize doğru geldiğini gördüm. Azmi Bey’e, “Bak, bize doğ­ru çalılar arasından bir şey geliyor. Bu köpek olsa gerek.” de­meme kalmadan gözetleme yerinin tepesine bir mermi düştü. Toz duman içinde kaldık. Allah’a çok şükür ki mermi patlama­dı. Yoksa mahvolmuştuk. Bu mermiyi sonra muayene ettik. 30,5lik olduğunu öğrendik.

Saat 19.00’da muhafız gemiler de bunları terk ederek gitti­ler. Saat 19.25’de Ocean tamamen battı. Saat 20.00’de ise İr- resistible battı.

İşte 18 Mart savaşı, düşmanın bu şekilde yenilgisiyle sona erdi.

MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE’DE

Mustafa Kemal, Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da askerî ateşeydi. Genç bir yarbaydı. Büyük bir savaşın başlayacağı çok­tandır konuşuluyordu. Mustafa Kemal de Sofya’da durmadan temaslarda bulunuyor ve Bulgaristan’ın savaşta ne yapacağını öğrenmeye çalışıyordu. Bu arada edindiği bilgileri de İstanbul’a aktarıyordu. Mustafa Kemal’in yakın arkadaşları da ona mektup yazarak savaş hakkında görüşlerini soruyordu. Mustafa Kemal bunlara yazdığı cevaplarda savaşa girilmemesini, zorunlu kalı­nırsa kendi topraklarımızı savunmak için savaşmayı öneriyordu.

O günlerde İstanbul’daki yönetim ise Almanlarla gizli anlaş­ma yapmış, onlarla birlikte savaşa girmek için hazırlık yapıyor­du. Herkes Almanların çok güçlü olduğunu ve onlarla savaşa gi­renlerin mutlaka galip geleceğini söylüyordu. Mustafa Kemal bunlara inanmıyor, bunu sık sık hükümete ve arkadaşlarına ya­zıyordu.

Savaş çıkar çıkmaz Mustafa Kemal, hemen İstanbul’a tel­graf çekerek kendisine görev verilmesini istedi. İstanbul’dan ise şu cevap gelmişti:

“Sizin için orduda daima bir vazife mevcuttur. Fakat Sofya’da kalmanız daha önemli görüldüğü içindir ki sizi orada bırakıyoruz!”

Mustafa Kemal bu cevap karşısında çok üzüldü ve hemen telgraf memurunu çağırarak şu satırları yazdırdı:

“Vatanın savunmasına ait aktif görevden daha önemli ve da­ha yüce bir görev olamaz. Arkadaşlarım, savaş cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben Sofya’da ataşemiliterlik yapamam! Eğer birinci sınıf subay olmak liyakatinden mahrum isem, kanaati­niz bu ise lütfen açık söyleyiniz. ”

Memur bu satırları yazdı ve şifreyle İstanbul’a bildirdi.

Herkes büyük bir heyecanla bu telgrafın cevabını bekliyor­du. Beklenen cevap bir türlü gelmiyordu. Uzun süre cevap gel­meyince Mustafa Kemal’i endişe sardı. Yerinde duramıyordu. Durmadan bir oraya bir buraya gidip geliyordu. Bu sıkıntı gün­lerce sürdü. Sonunda Mustafa Kemal daha fazla dayanamadı ve İstanbul’dan emir gelmeden eşyalarını toplamaya başladı. Mus­tafa Kemal’in bu hâlini gören Sefir Fethi Bey:

-Ne o Beyefendi, görev yazınız mı geldi, dedi.

Mustafa Kemal:

-Hayır! Ama burada daha fazla duramam. Gerekirse gider cephede bir er gibi görev alırım! Eşyalarım size emanet. Ben bir valiz hazırladım. İlk trenle yola çıkıyorum.

İşte tam bu sırada telgraf memuru sevinçle içeriye girdi:

-Gözünüz aydın efendim! Beklediğiniz yazı geldi.

Mustafa Kemal hemen telgrafı aldı ve okumaya başladı:

“19. Fırka Kumandanlığına tayin buyuruldunuz. Hemen İs­tanbul’a hareket ediniz.”

Mustafa Kemal bu telgrafa çok sevindi. Zaten hazırdı. Ar­kadaşlarıyla vedalaşarak hemen yola çıktı. Trenle uzun bir yol­culuk yaptıktan sonra İstanbul’a vardı. Sirkeci istasyonuna indi­ğinde İstanbul’da çok farklı bir hava estiğini gördü. Her tarafta koşuşturma ve telaşlı yüzler görüyordu. Ayrıca hükümet bina­larının olduğu yerlerde de sıkı güvenlik vardı. Hemen faytona bindi ve Beyazıt’taki Harbiye binasına gitti.

Harbiye binasına vardığında görev yazısını almak için doğ­ruca ilgili şube müdürlüğüne gitti. Koridorda, Sarıkamış’tan ye­ni dönen Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa ile karşılaştı. Birbirlerine selam verdiler. Enver Paşa yorgun ve dü­şünceliydi, Mustafa Kemal’i odasına çağırdı. Mustafa Kemal, bir şeylerin kötü gittiğinin farkındaydı ama bir şey demedi.

-Biraz yoruldunuz.
-Yok, o kadar değil.
-Ne oldu Paşa’m?
-Çarpıştık, o kadar…
-Şimdi vaziyet nedir?
-Çok iyidir.
-Teşekkür ederim. Beni, 19. Tümen Kumandanlığına ata­mışsınız!

Mustafa Kemal bu sözlerden sonra Paşa’nın odasından ay­rıldı ve ilgili şubeye giderek ortada olmayan tümen hakkında bilgi aldı. Şubedekiler de bu tümenin nerede olduğunu bilmi­yordu. Ona sadece, En iyisi Tekirdağ’a gidiniz ve orada arayınız, dediler.

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıBüyük Vatan Savunması Çanakkale
  • Sayfa Sayısı160
  • YazarErcan Dolapçı
  • ISBN9789755016733
  • Boyutlar, Kapak13,5 X 21,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviErdem Yayınları / 2008-1

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur