Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Mihail Aleksandroviç Bakunin: Anarşist. Otoritenin, devletlerin, imparatorlukların, bütün otoritelerin amansız düşmanı. 19 yüzyıl sosyalizmi ve anarşizminin en karizmatik siyasal figürlerinden biri. Özgürlük âşığı. Paradoksal düşünür.

‘Yıkma dürtüsünün yaratıcı bir coşku olduğu’na gönülden inanan ve bu uğurda ayaklanmadan ayaklanmaya barikattan barikata koşan Bakunin’e göre devrim, başı ve sonu belli olmayan bir tatildir ve bu yüzden de Walter Benjamin, “Bakunin’den sonra Avrupa’da özgürlüğün radikal anlamında bir eksikilik vardır.” demekte haklıdır. “Her türden devletin -hatta işçilerin kendi elleriyle kurdukları devletlerin bile- ordusu, polis gücü, hapishanesi varsa bu tiranlıktır” diyen Bakunin’in haykırışı tiranların üzerinde inlemiştir. Yaşasın özgürlük!

***

1

Enternasyonal’e uygulanan baskı;
Alman devletinin Avrupa’daki üstünlüğü;
Fransız devletinin çöküşü; Fransız işçilerinin devlet karşıtı duyguları

*

Dokuz yıl önce güçlükle kurulan Uluslararası İşçi Birliği (Enternasyonal), Avrupa çapında ekonomik, toplumsal ve siyasal meselelerdeki güncel gelişmeler üzerinde öyle bir etki doğurdu ki, bugün artık hiçbir politika yorumcusu veya devlet adamı onu ciddi ve endişeli bir dikkatle gözleyip hesaba katmaktan kaçınamıyor. Yoksul emekçilerin resmi, yarı-resmi, keyifleri yerinde sömürücüleri, yani bütün bir burjuva dünyası, Enternasyonal’i hâlâ esrarengiz, anlaşılmaz ama oldukça da korkutucu bir tehlike olarak görüyor; içlerinden bir ses onlara kötü günlerin yakında olduğunu fısıldıyor. Onlara göre Enternasyonal, Avrupa’nın bütün ülkelerinde etkili ve eşzamanlı bir dizi önlem alınarak hızlı ilerleyişine son verilmezse bütün bir toplumsal, ekonomik sistemi ve devlet düzenini yutmaya hazır bir canavardır.

Bildiğimiz kadarıyla, Fransız devletinin tarihsel üstünlüğüne son verip yerine daha tehlikeli bir egemenliğin, devlet destekli pan-Alman egemenliğinin geçmesine sebep olan geçen savaşın sonunda, Enternasyonal’e karşı alınacak önlemler hükümetlerarası görüşmelerin gözde gündemlerinden biri haline geldi. Bu çok ama çok doğaldır. Doğaları gereği karşılıklı çatışma halinde ve kesinlikle uzlaştırılamaz olan bu devletlerden, varlıklarının sebebini ve temelini oluşturan, kitlelerin sistematik olarak kökleştirilmesi işinden başka bir sebeple ortak hareket etmeleri zaten beklenemezdi. Bu taze Kutsal İttifak’ın arkasında, baş kışkırtıcısı ve esin kaynağı olarak tabii ki Prens Bismarck durmaktadır, daha da duracaktır. Fakat ittifak önerisini yapan o değildi. Bu işin aklıevveli olma şerefini, daha kısa süre önce bozguna uğratmış olduğu Fransa’nın rezil hükümetine devretti.

Sahte ulusal hükümetin dışişleri bakanı, cumhuriyetin has hainlerinden, entrika düzeninin vefakâr dostu ve koruyucusu, Tanrı’ya inanıp insanlığı aşağılayan ve karşılığında insanlık davasının bütün dürüst savunucularınca aşağılık sayılan, avukat milletinin prototipi olma şerefini olsa olsa Gambetta’ya bırakan, adı çıkmış geveze Jules Favre, iftiracı ve muhbir rolünü zevkle üstlendi. Ulusal sözde-savunma hükümetinin üyeleri arasında Favre, ulusal savunmanın silahsızlandırılıp güçten düşürülmesinde vc Paris’in arsız ve acımasız işgalciye ayan beyan bir ihanetle teslim edilişinde kuşkusuz en büyük katkısı olanlardandır. Prens Bismarck onu alenen kullanıp enayi yerine koydu. Nihayetinde Favre, bu katmerli utançla, kendisiyle ve ihanet edip sattığı Fransa’sıyla iftihar ediyormuşçasına muzaffer Alman İmparatorluğu’yla uzlaşma yoluna gitti. Sonra da, büyük Alman şansölyesinin gönlü hoş olsun diye ve genelde proletaryaya, özelde de Paris işçilerine duyduğu kinle, üyeleri Fransız emekçilerinin önderleri olan Enternasyonal’i resmen ihbar etti. Favre bununla yetinir miydi hiç? Hem Alman istilacılara, hem de Fransa dahilindeki sömürücülere, hainlere, düzenbazlara karşı girişilen ayaklanmayı provoke etmeye çalıştı. Ayaklanmak, haliyle affedilmez bir suçtu resmi makamlar nezdinde ve Fransa, halkın Fransa’sını tez cezalandırmalıydı. hem de ibret verici bir sertlikte.

Böylece, namussuzca yenilgisinin ertesi günü Fransız devletinin ağzından dökülen ilk kelime, aşağılık bir gericiliğin dilinden oldu.

Favre’ın dönek bir cumhuriyetçinin bunakça sayıklamalarının cahilane ürününden başka bir şey olmayan kaba saba yalanlarını, o unutulmaz genelgesini okumamış olamazsınız. Başlı başına kişisel değildir, yeryüzündeki her şeyi yiyip bitirmiş, nihai tükenişinin kıyısında can çekişip duran bütün bir burjuva uygarlığına ait umutsuz bir feryattır bu genelge. Burjuvazi kaçınılmaz yokoluşunun eşiğinde olduğunu sezdiğinden, umutsuzluktan deliye dönmüş bir halde, lanetli ömrünü uzatabilecek her şeye tutunmaya çalışmaktadır. Vaktiyle bizzat reddettiği geçmişe ait bütün idollerden; Tanrı’dan, kiliseden, papadan, patriyarkal adaletten ve hepsinden ziyade en sadık korumaları olan polis baskısından ve askeri diktatörlükten medet ummaktadır. İster Prusyalı, ister şuralı buralı olsun, yeter ki ‘dürüst insanlar’ı toplumsal devrim kâbusundan korusun…

Favre’ın genelgesi nerede yankı buldu dersiniz? İspanya’da! Ömrü kısa İspanya kralı Amadeo’nun, ömrü kısa bakanı Sagasta da anlaşılan Prens Bismarck’ı memnun edip adını ölümsüzleştirmeye niyetlendi ve Enternasyonal’e karşı savaş açmakta gecikmedi. Kendi niyetlerini tatmin etmek şöyle dursun, zayıf ve nafile önlemleriyle İspanyol proletaryasının alaylı kahkahalarına mazhar olan saçma sapan bir diplomatik genelgeyi de o yazdı. Prens Bismarck’ın ve çömezi Favre’ın teşvikiyle hayli gözü kara davrandı sayılır, ama karşılığında ne aldı? Büyük Britanya’nın daha ihtiyatlı ve görece az fütursuz hükümetince bir güzel haşlandı ve birkaç ay geçmeden koltuktan düşürülüverdi.

Bununla beraber, Sagasta’nın genelgesi İspanya adına zırvalıyor olsa da, bahtsız Amadeo’nun bahtı pek açık babası, anasının gözü Kral Victor Emmanuel”in doğrudan denetiminde, kelimesi kelimesine yazılmamışsa bile İtalya’da tasarlanmışa benzer.

İtalya’da Enternasyonal’e üç ayrı cepheden baskı uygulandı. İlk olarak, Enternasyonal, beklenebileceği üzere bizzat Papa tarafından lanetlendi. Doğrusu, Papa bu işi pek müstesna bir tarzda kotardı; Enternasyonal’in bütün üyelerini, Hürmasonlar, Jakobenler, Rasyonalistler, Deistler ve Liberal Katoliklerle beraber toptan aforoz ediverdi. Kutsal Baba’nın söylediğine göre, kim ki onun ilahi buyruklarına körü körüne itaat etmez, o vakit bu lanetliler topluluğuna dahil demekti. Yirmi altı yıl önce Prusyalı bir general de komünizmi aşağı yukarı bu şekilde tarif etmişti: “Komünist olmak nedir, bilir misiniz?” demişti askerlerine; cevabı da yine kendisi vermişti: “Komünist olmak demek, Kral Hazretleri’nin iradesine ve fikirlerine aykırı düşünmek ve öyle davranmak demektir.”

Enternasyonal’i lanetlemeye heves eden sadece Roma’nın Katolik Papası değildi. Ünlü devrimci Guiseppe Mazzini bir metafizikçi, deist ve yeni bir İtalyan kilisesinin kurucusundan ziyade, bir İtalyan yurtsever, suikastçı ve ajitatör vasfıyla bilinir bizim Rusya’da. İşte bu Mazzini, 1871’de Pans Komünü yenilir yenilmez gaddar Versailles binlerce silahsız komünarın katledilmesini buyurduğunda, güya devrimci ve yurtsever ama esasen burjuvaca, dahası ilahı iftiralarını Papa’nın aforozuna ve Versailles’ın polisiye zulmüne eklemeyi pek gerekli ve önemli addetti. Söylediklerinin İtalya’da Pans Komünü’ne duyulan sempatiyi yok edeceğini ve daha yeni kurulmuş Enternasyonal seksiyonlarının gelişmesini engelleyeceğini umut ediyordu. Gerçekteyse tam tersi oldu: Bu sempatinin çoğalmasını ve Enternasyonal seksiyonlarının büyümesini, onun yaygaracı ve tumturaklı itiraflarından daha çok hiçbir şey beslemedi.

Papaya, ama daha çok Mazzini’ye düşmanlık besleyen italyan hükümeti de uyumuyordu. İşin başında, yalnız şehirlerde değil köylerde de hızla yayılan Enternasyonal’in ifade ettiği tehlikeyi kavrayamadı. Bu genç birliğin, olsa olsa Mazzini’nin cumhuriyetçi burjuva propagandasını kırmaya yarayacağını ve bu haliyle zarardan çok yarar getirdiğini sanmıştı. Fakat çok geçmeden aklı başına geldi; toplumsal devrim ilkelerinin propagandası, son derece yoksul ve hükümet baskısından yılmış olan kitleler arasında heyecan yaratıyordu ve bu, Mazzini’nin siyasal ajitasyonuyla vaatlerinden çok daha tehlikeliydi. Pans Komünü’nün ve Enternasyonal’in ardından kızgın kızgın söylenmeyı hep sürdüren Mazzini’nin ölümü, İtalyan hükümetinin kafasını, Mazzini’nin partisi bakımından rahatlatmışa benzer. Liderinden yoksun kalan parti, bundan böyle hükümet açısından en küçük bir tehlike arz etmeyecektir. Zaten parti şimdilerde gözle görülür biçimde dağılmıştır ve ilkeleri, hedefleri ve üye bileşimi burjuvalaştığından bu yana açıkça düşkünlük belirtileri göstermektedir. Bu durum hevesli burjuvaların topunu kederlendiriyor olsa gerektir.

İtalya’da Enternasyonal’in propaganda ve örgütlenmesinin sonuçlan bir başka seyir izliyor. Enternasyonal kendisini Avrupa’nın diğer Ülkelerinde olduğu gibi İtalya’da da, doğrudan doğruya emekçilerin birleşik cephesi olarak tanımlıyor; içinde hayatın gücünü ve çağdaş toplumun geleceğini barındırdığını söylüyor. Burjuva dünyasından da müttefikler buluyor. Bunlar, var olan düzene içtenlikle nefret duyan, ait oldukları sınıfa yüz çevirmiş ve kendilerini insanlık davasına adamış idealistlerdir. Bu insanlar çok azdırlar ve söylemek bile fazla, burjuva eğilimlerden tiksinip içlerindeki son bireyci hırs kalıntılarını yok ettikleri takdirde de gerçekten değerlidirler. Halk onlara hayat ve güç sağlar, sağlam bir zemin kazandırır. Karşılığında da onlar, halka pratik bilgi, soyutlama ve analiz yapma alışkanlığı ve birlikler örgütleme yeteneği taşırlar ve bunlar omuz omuza zaferin bilinçli savaşçı gücünü yaratırlar.

Rusya’da olduğu gibi İtalya’da da başka ülkelere oranla oldukça fazla sayıda anılan türden genç insan ortaya çıktı. Kuşkusuz çok daha önemli olanı, İtalya’nın yüksek düzeyde yerel bilince sahip, büyük oranda da cahil ve büsbütün yoksul olan devasa proletaryasıdır. 20 milyon topraksız köylünün yanı sıra şehir fabrikalarında çalışan işçilerin ve şehirlerde yaşayan küçük esnafın sayısı 2-3 milyonu bulmaktadır. Daha önceleri de belirttiğim gibi, kralın -o kral ki İtalyan topraklarının kurtarıcısı ve de koruyucusudur- liberal saltanatına sığınmış egemen sınıfların zulümkâr ve soyguncu hükümeti, kendisine karşı özel bir ilgi besleyen ve kendisini savunan sayısız yoksul insanı çok güç ve vahim koşullara mahkûm ettiğinin farkındadır. Şu anki hükümet,

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıDevlet ve Anarşi
  • Sayfa Sayısı304
  • YazarMihail Bakunin
  • ÇevirmenMurat Uyurkulak
  • ISBN994491651x
  • Boyutlar, Kapak13,5x19,5, Karton Kapak
  • YayıneviAGORA KİTAPLIĞI / 2006

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur