Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Döngel Dünya
Döngel Dünya

Döngel Dünya

Ethem Baran

Mahallede, evde dikiş diken bir erkek yadırganmazdı, öyle hatırlıyorum. Para veren de olmazdı. Bu işi para için yapmazdı babam… Babam yokken, dikiş makinesinin küçük…

Mahallede, evde dikiş diken bir erkek yadırganmazdı, öyle hatırlıyorum. Para veren de olmazdı. Bu işi para için yapmazdı babam… Babam yokken, dikiş makinesinin küçük çekmecesindeki terzi yüksüğünü alır, parmak parmak dolaştırırdık. Parmağımıza bol gelen o yüksükle, iğneli iğnesiz, dikişli dikişsiz nice oyunlar uydurur, kaybedeceğimizden korkan annemizden ne azarlar işitirdik. Bir masal oyuncağını andıran bu yüksük, bizim parmağımızda sıradan bir nesneye benzerken, babamın parmağında bir mücevhere dönüşürdü.

Küçücük anlarda mutluluğu bulan yoksullar, yağız elektrosazcılar, keklik avcıları, taklacı güvercin hayranları, baba olmayı beceremeyen adamlar, şu yalan dünyayla vedalaşmak isteyen aceleci ihtiyarlar, kalabalıklardan ürküp içine kapananlar… Küfür gibi pis pis yağan yağmurlar…

Angara, Yozgat, Kırşehir’in Kaman’ı…

Döngel Dünya, Türkan Şoray’lı, Ediz Hun’lu Yeşilçam melodramlarının sıcaklığına sığınan gariplerin öyküleri.

Ethem Baran, dünyanın gürültüsünden kaçıp bozkırın ortasında bir parça deniz arayanları anlatıyor.

İÇİNDEKİLER

Döngel Dünya……………………………………………………………………………….7
Yabandan Gel Yabandan………………………………………………..15
Göğün Yenisi……………………………………………………………………………….23
Kuşlar…………………………………………………………………………………………………31
Kar Yanığı……………………………………………………………………………………..39
Alamadım Eyvah…………………………………………………………………….45
Babam Terzi Ben Çocuk…………………………………………………51
Radarcı Raci………………………………………………………………………………..59
Hacı Laklak………………………………………………………………………………….69
Denizdeki Köşk………………………………………………………………………..73
Cıncık Oğlan……………………………………………………………………………….79
Pis Yağmur……………………………………………………………………………………85
Üç İyidir…………………………………………………………………………………………..91
Essahtan Değil………………………………………………………………………..103
Yamaçta Yağmur Var……………………………………………………..109

Döngel Dünya 

Derken, bahar geldi. Çoktan ölmüş annesini her gün dışarı çıkarmaya, kısa sürmüş bir yağmurun ıslak gökyüzü parçacıkları bırakıp gittiği komşu avlularından, uzak hatıraların solgun fotoğraflarına benzeyen kederli akraba evlerine, sokaklarında kimselerin görünmediği o mahalleden, tenha gölgelerin uyukladığı şu mahalleye, mahmur bir sessizliğin çınladığı o dükkândan, beklemekten eskimiş bu dükkâna, çarşı pazar gezdirmeye başladı Zekeriya. Artık öbür dünyada yaşayan ama kendini hâlâ burada zanneden annesini tekerlekli sandalyesine bindiriyor, kahvaltı sırasında belirledikleri adreslere doğru yola çıkıyorlardı. Zekeriya kahvaltı masasını toplarken Afiye tekerlekli sandalyesini pencereye doğru sürdü. Pencere köpük köpük çiçek açmıştı. Kayısı ve erik ağaçları, üzerlerine kar yağmış da ürperen dallarında öylece uyuyakalmış gibi ılık, pembebeyaz bir rüyayı sürdürüyordu hâlâ. “Beni Iraz’a götür bugün, kaç zamandır görmedim, hasta diyorlardı en son,” dedi oğluna. Sesi, bahar dallarının kıpırtısızlığına inat, çın çın ötmeye hazır bir canlılıktaydı. Elinde çaydanlıkla mutfak kapısının eşiğinde durdu Zekeriya. Daha bu sabah takma dişlerini nereye sakladığını unutup iki saat boyunca aratan bu kadın mıydı? Çalınmasından korktuğu için her şeyini saklıyor, sonra da bulamıyordu.

Sesi de saklanıyordu o sırada bir yerlere. Ama şimdi bu ses, arkadaşlarıyla buluşmaya giden heyecanlı, hevesli bir genç kız sesiydi. “Iraz kim anne, nerede oturuyor?” Sesinin açtığı boşlukta döndü Afiye, hem de ne döndü. Şimdi gözlerinde de aynı hevesli kızın gözleri, aynı parıltı…

“Dayıngilin mahallede oturuyor ya oğlum! Sen emsal kızı vardı, Nurdane, bildin mi?” Nereden bilecekti Zekeriya, liseyi bitirince kasabadan ayrılmış, bayramlar dışında pek yolu düşmemişti buralara. Her geldiğinde tanıdıklarının daha da azaldığını fark ederek geçmişti yıllar. Babası ölünce emekli olmuş, karısından ayrıldıktan sonra tek başına yaşadığı evi kapatıp annesinin yanına, çocukluk ve gençliğinin karanlığına yerleşmişti.

Esertepe’deki benzinlikte yağcı olarak bir ömür tüketen babası Numan’ın her akşam yağ kokularıyla birlikte getirdiği hoyrat rüzgâr esmiyordu artık bu evde, ama kocasının ölümünü bir türlü hazmedemeyen annesinin, unutmakla hafızanın derinlerine bir kuyuya iner gibi dalıp gitmeleri arasında geride bıraktığı rüzgâr hiç dinmiyordu. “Ben ondan önce öleyim de bir başına kalsın, sürüm sürüm sürünsün,” diye ettiği dualar kabul olmamış, adamcağız pat diye gitmişti. Afiye de hemen her gün Numan ve diğer ölülerin peşinden gidiyor, yeni baştan doğuyor, çocuk oluyordu; sonra bakmışsın ki henüz oyun çağında bir kızken adı geline çıkmış ve kıskançlıktan gözü dönen Numan tarafından eve hapsedilmiş, bırak dışarı çıkmayı, perdeyi aralaması bile akşamları yenen dayakla sonlanmış. Afiye çocukluktan anneliğe, ninelikten dulluğa kimi zaman susup yutkunarak, kimi zaman da o kurumuş göz pınarlarından nasıl düştüğü anlaşılmayan gözyaşlarını yemenisinin ucuna emdirerek kendi sesinin izinde dolaşıp dururken, tekerlekli sandalyesinin üzerinde, daracık odaya sığdırdığı dünyayı seyre koyulmuştu. Bazen bir iç çekiş, bazen de bitip tükenmek bilmeyen bir suskunluktu artık Afiye. Derken Azrail’i evin çevresinde dolaşırken görmeye başladı. Ölmeden önce komşularıyla, uzak yakın akrabalarla ve şu yalan dünyayla vedalaşmak istedi işte o zaman. Belki de ne kadar çok gezerse, canını almaya gelen Azrail’in onu evde bulamayacağını, hatta zamanla unutacağını düşündü, kim bilir. “Kocasından boşandı.

Onun da iki çocuğu var senin gibi…” Tekerlekli sandalyesinden kalkmış da çoktan dış kapıya varmıştı sanki. Ağaçların ağartısına karışmışçasına uzaktan, belli belirsiz gülümsüyormuş da, bir yandan da hayal meyal hatırlanan bir rüyanın içinden konuşuyormuş gibi geldi Zekeriya’ya ve Zekeriya bir an ne diyeceğini bilemedi. Elindeki çaydanlığı mutfak tezgâhına, bulaşıkların yanına bıraktı. Hâlâ kışın kasvetli soğuğu vardı mutfakta; bulaşıklar yıkanacak, akşama yemek yapılacak, sonra yine bulaşık… Eşikte bekleyen Afiye, çiçeklerin süzdüğü bahar ışığında uzun bir aradan sonra yeniden hatırlanan kendine özgü bir zamanı yaşıyormuş gibi huzurlu görünüyordu.

Numan’dan önce ölmeyi başaramayınca yüzüne bile bakmak istemediği ölümle dost olmuş, onunla şaka yapmaya, birlikte öbür dünyaya gidip gelmeye başlamıştı. Zekeriya bile annesinin hangi dünyada olduğunu karıştırıyordu artık, uykudayken öldüğünü sanıp telaşlanıyor, uyanıkken burada mı orada mı emin olamıyordu. Ölüm sayesinde hayatına canlılık gelmişti Afiye’nin. Madem Numan ölümün kucağına yuvarlanıp gitmişti, o da hayatta kalma süresini kimseye fark ettirmeden uzatabildiği kadar uzatacaktı. Ölünce buraları, hayatı birlikte yaşadığı insanları unutmak istemiyordu. O unutursa, buinsanlar da onu unutacaklardı. Zihnini ne kadar çok anıyla doldurursa öbür tarafta –belki de onlarla aynı anda– tüm yaşadıklarını hatırlayacağını, canının sıkılmayacağını düşünüyordu. Böylece öbür dünyada da bu dünyadaymış gibi olacaktı. Durup dururken, “Gülümser Teyzene götür beni,” diyordu sözgelimi.

O kimdi, nerede oturuyordu? “Hani pırtıcı Battal vardı ya, Ramazan Kâhya’nın dünürü, işte onun karısı, Yeşilçayır Mahallesi’nde.” “Anne, orası dünyanın öbür ucu…” “İyi ya, ben de oraya gitmek istiyorum işte.” Zekeriya, önceleri annesinin karşısına oturup kasabayı, mahalleyi anlatıyordu uzun uzun. Bir süre sonra baktı ki anlattıkları şimdinin kasabası değil, çoğu ilk gençlik yıllarında kalmış ve yarım yamalak hatırladığı anılarla, annesinin hoşuna gideceğini düşünerek uydurduğu bölük pörçük birtakım hikâyelerden ibaretti.

Çarşıya gidip geliyorken adımladığı ıssız sokakların, selam verebileceği üç beş kişiyi ancak bulabileceği dükkânlarla, bardakları iyice küçülmüş suskun kahvelerin anlatılacak hikâyeleri kalmamıştı. Evleri ya da dükkânlarında televizyon ve cep telefonlarının genişlettiği başka bir dünyaya taşınmıştı herkes. Bir süre sonra ikisi de sıkıldı. Annesi öyle sorular soruyor, öyle ayrıntılar istiyordu ki, Zekeriya zihnini onca yoklamasına rağmen bu sorulara cevap bulamıyor, bulduklarıysa annesine yetmiyordu. Böylece tekerlekli sandalye almaya karar verdi Zekeriya. İşte şimdi annesi tekerlekli sandalyesine çoktan kurulmuş, eski günlere gitmek için heyecanla bekliyordu. Karşı mahalledeymiş Iraz. Karşı mahalle yokuş…

 

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Unuttuğum Bütün Akşamlar ~ Ethem BaranUnuttuğum Bütün Akşamlar

    Unuttuğum Bütün Akşamlar

    Ethem Baran

    Oğlan, kızın yolunu bekliyordu pencerenin önünde. Kız, susuz toprakların hiç tanımadığı, alışınca da vazgeçemediği bir su gibi akarak geliyor; pencereye, gün boyu beklenmiş bir...

  2. Güzelliğini Gördükçe Ağlayasım Geliyor ~ Ethem BaranGüzelliğini Gördükçe Ağlayasım Geliyor

    Güzelliğini Gördükçe Ağlayasım Geliyor

    Ethem Baran

    “Hayat bir oyunmuş, hep öyle diyorlar ya. Oyun içinde oyun oynamak… yaptığımız bu. Herkes kendince, hayatta kalabilmek için gerekli silahları bulmuş ya da onlara...

  3. Köhne ~ Ethem BaranKöhne

    Köhne

    Ethem Baran

    “İnsanlık böyle belli olur kardeşim. İnsanlık küçük şeylerin altına saklanır. Sen başka yerde ararsın. Gözünün önündedir, görmezsin. Bakmasını bilmezsen görmezsin tabii. İnsanlığı nerede arayacağını...

Beriahome Harf Kupa

Aynı Kategoriden

  1. Sokak Kuşu – Uçurtmanın Gözleri ~ Olivier de SolminihacSokak Kuşu – Uçurtmanın Gözleri

    Sokak Kuşu – Uçurtmanın Gözleri

    Olivier de Solminihac

    Yaşama sevincini arttıran öyküler… Ödüllü yazar Ferda İzbudak Akıncı’nın özgürlüğün değerini duyumsatan incelikli öyküleri Sokak Kuşu – Uçurtmanın Gözleri, yenilenen kapak resmi ve sayfa tasarımıyla...

  2. Kar Kurdu ve Canavar ~ Güzin ÖztürkKar Kurdu ve Canavar

    Kar Kurdu ve Canavar

    Güzin Öztürk

    Sevginin değiştirici gücü… Duyarlı kalemiyle her kitabında adından söz ettirmeyi başaran Güzin Öztürk, 2018 Tudem Edebiyat Ödülleri’nde dereceye giren eseri Kar Kurdu ve Canavar’da, çocukların dünyası...

  3. İsa Hanginiz? ~ Selahattin Yusufİsa Hanginiz?

    İsa Hanginiz?

    Selahattin Yusuf

    Hangimiz, zihnimizin şu veya bu sebeple, süngüyle veya çiçekle zorlanıp bozulduğunu en az bir kere hissetmedik hayatımızda? Hangimiz, kendi üzüntümüzün bir tür hacısı olarak,...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur