Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Editör Ne İş Yapar?
Editör Ne İş Yapar?

Editör Ne İş Yapar?

Ricardo Piglia

Yanıtı ansiklopediler doldurabilecek en kısa soru: Editör ne iş yapar? Otuz yılı aşkın süredir editörlük yapan ve sözcüklere dayalı bir iş alanı olmasına rağmen,…

Yanıtı ansiklopediler doldurabilecek en kısa soru: Editör ne iş yapar?

Otuz yılı aşkın süredir editörlük yapan ve sözcüklere dayalı bir iş alanı olmasına rağmen, ironik biçimde, yayıncılık hakkında yeterli yazılı kaynak olmadığını vurgulayan Peter Ginna, sektörün duayen isimlerinin kaleme aldığı yazıları bir araya getirdiği Editör Ne İş Yapar?’da, a’dan z’ye editörlüğün neredeyse tüm yönlerini ele alıyor, editörlüğü bir meslek ve kariyer olarak irdeliyor.

Düzenli ve seçici okurlara, okudukları kitabı farklı bir gözle yeniden değerlendirmeleri için zemin oluşturan bu çalışma; sanat, zanaat ve ticaret faaliyetinin kesişiminde yer alan kitap editörlüğünün temel aşamalarına, inceliklerine, sorumluluklarına, zorluklarına, imkânlarına dair fikir vermenin yanı sıra kitabın sonundaki sözlük sayesinde yayıncılık alanında geçerli olan terimlerle de tanışma fırsatı yaratıyor.

Türkçede de eksikliği hissedilen bu kılavuz eser; yazar-editör ilişkisine, kitabın seçiminden matbaaya gönderilmesine kadarki süreçte yaşananlara dair kapsamlı bir içerik sunuyor, bu alandaki açığı büyük ölçekte kapatıyor.

Sevdikleri kitapların yolculuğunu merak eden okurlar, teslim ettiği metnin başına neler geleceğini bilmek isteyen yazarlar ve çevirmenler genellikle şunu sorar: Editör ne iş yapar?

Editörlük bir iş; ama editörlüğün bir meslek, hatta sanat olduğu söylenebilir. Gerçekte, bütünüyle sözcüklere dayalı bir uzmanlık alanı olmasına karşın, birkaç sözcükle basitçe anlatılamayacak kadar derin bir mevzu, editörlük. Bu bağlamda düşünülünce “Editör ne iş yapar?” sorusu gerçekten de yaşayan, canlı bir soru. Yazarlar, çizerler, çevirmenler, okurlar; hatta sektörün önemli çarklarından dizgiciler, grafikerler veya satış yöneticileri bile sorabilir bu soruyu. Bir de tabii, editörlüğü bir meslek olarak arzulayan gençler. Lâkin bu sorunun yanıtı asla basitçe verilemez, zira editörlük, üretim sürecinin son derece karmaşık işlediği bir alandır.

Editör Ne İş Yapar?, işte bu karmaşıklığı gidermeyi, açıklığa kavuşturmayı hedefleyen kapsamlı bir kılavuz kitap. Sektöre yön veren isimlerin kaleme aldığı makaleler, mesleğin karanlıkta kalan ya da ziyadesiyle merak uyandıran yönlerini aydınlatarak zihinlerdeki (ve mümkünse, kitabın adındaki) soru işaretini yok etmeye çalışıyor.

Yolu edebiyattan geçen hemen herkesin kitaplığında bulunması gereken, tekrar tekrar okunabilecek bu çalışma, yayıncılığın geleceğinin sorgulandığı bugünlerde sektörün dününü ve yarınını daha iyi anlayabilmek isteyenler için hayati önem taşıyor.

“Tüm iyi yazarlar, editörlere önce yolun girişini gösterir. Sizin tek yapmanız gereken, sözcüklerin sık örtüsü altındaki o yolun devamını bulmak ve orada bir patika açmaktır, sonrası son derece basittir. Editör olarak siz, başka bir zihnin içine sızmak ve muhayyilesi ile kitap arasında engel teşkil eden tüm sözcükleri ve düşünceleri ortadan kaldırmasında yazara yardım etmek için elinizden geleni yaparsınız.”

“Yazar-editör ilişkisine, kitabın serüvenine, yayınevleri için çalışan editörlerin daimi değişim hâlindeki bir endüstriye nasıl uyum sağladıklarına dair kapsamlı ve hayati bir kaynak.”
Library Journal

“Yayıncılık sektörünün içinden çıkan bu dürüst ve cesur yazılar, editörlerin ve yayıncıların değerinin giderek daha fazla sorgulandığı bir dönemde son derece değerli bir kitaba dönüşmüş…”
Publishers Weekly

Giriş
Editörlüğün Üç Aşaması

Yayıncılık sektörünün dışındaki insanlar (aslında, sektörden de pek çok kişi) genellikle şunu merak eder: Editör ne iş yapar? Bu basit sorunun cevabı hiç de basit değildir. Bu kitap, bu karmaşık cevabı vermeye çalışıyor. Kitabın seslendiği farklı okur gruplarını şöyle sıralayabiliriz: Editör olmak isteyen, editörlük kariyerine atılıp konuya ilişkin bilgi almak isteyen okurlar; yayıncılık alanında başka görevler üstlenmiş, birlikte çalıştıkları editörlerin yaptıkları işin niteliğini anlamak isteyen kişiler; sevdikleri (ya da nefret ettikleri) kitapların nasıl hayata geçirildiğini merak eden kitap kurtları ve en az bunlar kadar önemlisi, bir yayınevinde yahut bir editörün zihninde neler olup bittiğini bilmek isteyen yazarlar. Önünüze konan kitap aşının nasıl pişirildiğini merak ediyorsanız, bu kitapta aradığınızı bulacaksınız. Günümüzde editörün yayıncılık alanında üstlendiği rol akla hayale gelebilecek her tür görevi kapsıyor. ABD’deki yayıncılık endüstrisinin tüm unsurlarının tek bir sokakta toplandığını hayal edin. (Bu arada, 19. yüzyılda New York’ta durum gerçekten de böyleydi. Ama nasıl ki artık “Madison Avenue” reklamcılıkla anılıyor, “Publishers Row” da o günden beri kullanılan bir mecazımürsele dönüştü. Yayıncılar ve bileşenleri, coğrafi olarak şimdiye dek hiç olmadığı kadar dağınık hâlde. Fakat siz yine de bir anlığına söylediğim şeyi hayal edin.) Bahsettiğimiz sokakta yan yana sıralanmış yayınevlerinin camlarından bakıp içeride olup bitenleri gözleyebilseydik, harıl harıl çalışan editörlerin şu sayacağım şeylerin bazılarını yaptığına şahit olurduk:

• Şu gökdelende bir editör, telefondaki yazar temsilcisiyle (edebiyat ajanı/yazar
ajanı) yeni bir kitabın sözleşme şartlarına ilişkin pazarlık yapıyor.
• Yandaki konferans odasında başka bir editör, yayıma hazırladığı kitabın yazarıyla
birlikte oturmuş, önlerindeki fotoğraf yığını içinden kitaba koyulacakları seçiyor.
• Koridorda, kıdemli bir editör, yeni basılmış bir anı kitabını okuması için satış
müdürünün başının etini yiyor.
• Sarmaşık kaplı şu binada, bir üniversite yayınevinin editörü, gelecek vadeden
genç akademisyenleri keşfetmek için bir derginin son sayısını gözden geçiriyor.
• Yolun karşısındaki binada çok sayıda editör satış toplantısında bir araya gelmiş.
Gelecek sezon yayımlanacak kitapların tanıtımı ve satışı gibi konularda plan yapıyorlar.

• Masasında oturan şu editör yardımcısı, kitabın şömizinde yer alan yazıyı iki yüz
vuruşa düşürmek için uğraşıyor.
• Şu binada bir redaktör, elindeki metnin 60. sayfasında gözlerinin yeşil olduğu
söylenen karakterin 14. sayfada mavi gözlü olarak tasvir edilip edilmediğini kontrol ediyor.
• Köşedeki eğitim yayıncısının editörlerinden biri, makalelerden oluşacak bir kitap için makaleleri uzman gözüyle değerlendirecek bir akademisyen arıyor.
• Eski, şık bir müstakil binada yer alan bağımsız bir yayınevinde, kurmaca kitaplardan sorumlu editör, sözcüklerini itinayla seçerek yazdığı mektupta, edebiyat
dünyasına adım atacak yeni bir yazarın ilk romanı için ünlü bir yazardan kısa bir
tanıtım yazısı rica ediyor.
• Ve en baştaki gökdelene dönersek, köşedeki ofisinde yayın yönetmeni… öğle yemeğine çıkmış bile. Ama elbette bu da işinin önemli bir parçası! Bunun nedenini sonraki bölümde ele alacağım.

“Bu pencerelerden bakıp da göremeyeceğimiz şey nedir?” diye sorarsanız, “yayıma hazırlık işini yapan, yani metni okuyan, yazara değişiklik öneren ya da onu geliştiren bir editör” diyebilirim. Aslında, yukarıda sıraladığım diğer görevler silsilesi bunun sebebine ilişkin bir ipucu veriyor. “Editörün esas işi” diyebileceğimiz bu işlerin, gerektiği şekilde yapılabilmesi için konsantrasyon ve saatler boyu çalışmak elzemdir; oysa görüldüğü gibi, yayıncılık ortamının hareketli mesaisi içinde bu çalışma şartlarını yaratmak neredeyse imkânsızdır. Bu editörleri akşamleyin evlerine kadar takip etsek, neredeyse hepsinin, otobüste ya da yemekten sonra uzandığı kanepede otururken kucağına bir tablet bilgisayar yerleştirdiğine, çantasından bir tomar kâğıt çıkarıp okumaya giriştiğine şahit oluruz. Pek çoğu, bu okuma ve sayfa kenarlarına not alma işini gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürdürür.

Editörlüğün ne olduğuna dair 

Özünde kelimelerin yattığını söyleyebileceğimiz bir işkolu olan yayıncılığın, bildiğim endüstriler içinde en serbest, en kafa karıştırıcı, en tutarsız terminolojiyle öne çıkması ironik. Örneğin, yaygın bir terim olan “prova baskısı” üç ya da dört ayrı anlama gelebilir.1 Editörün, üzerinde çalıştığı metne ise pek çok yerde hâlâ “manüskript” denmektedir; anlamı “elyazması” olan bu sözcük, artık neredeyse tamamı bilgisayarla çalışan yazarların eserlerini nitelemek için bugün bile kullanılır.

Yukarıda sıraladığım etkinliklerin de işaret ettiği gibi, editör unvanının yanıltıcı bir tarafı da vardır. Editörlük kelimesinin çoğu kişinin zihninde uyandırdığı “bir yazarın metnini düzeltme ve geliştirme” işi, kitap editörünün işinin aslında yalnızca bir kısmıdır. Evet, önemli bir bölümüdür ama iş bundan ibaret değildir. Editör kelimesinin Latince kökeni olan edere, “ortaya çıkarmak” ya da “ortaya koymak” anlamına gelir; bu anlam kökü editörün rolüne ilişkin kavrayışımızı genişletebilir. Editör, yazarın eserini gerektiği gibi işleyip okura sunar. Bu etkinliğin diğer adı yayıncılıktır; “editörlük” ve “yayıncılık”, mesleğimizin bir türlü berraklığa kavuşturulamayan sözcük dağarcığında, birbiriyle karıştırılan kavramlar arasında yer alır. (Örneğin bazı dillerde editör ve yayıncı, tek bir kelimeyle karşılanır.) İnternet sitesi tasarımcısından depodaki tasnifçiye kadar, bir yayınevinde çalışan herkes yayıncılık sürecinin parçasıdır. Fakat kitaba ve yazarına en yakın mesafede duran meslek erbapları olan editörler, özel bir konuma sahiptir. Daha ilk aşamada, yayımlanacak kitapları bulmakla yükümlü olan editörler, sorumlu oldukları her kitabı, yayınevinin yılankavi üretim düzeneğinden geçirirler ve bu süreçte yazarın da ihtiyaçlarını (ve tabii, ruh hâlini) gözeterek, sağ salim piyasaya ulaştırırlar.

Editörün “yayınevinde yazarı, yazarın nezdinde ise yayınevini temsil ettiği” söylenir; yayıncılığa dair kabul gören bu vecizede ortaya konan yargı doğru olmakla beraber eksiktir. Zira editör aynı görevi okur ile yazar ikilisi arasında da ifa eder. Bir taslağı hakkını vererek yayıma hazırlayabilmek için, kendinizi okurun yerine koymanız gerekir; okur, kitabı eline alırken, ne yazarın ne de bu projenin geçmişi hakkında fikir sahibidir. Aynı zamanda yazarın, kitabında ortaya koymayı amaçladığı şeyi kavramış olmanız da şarttır; hatta zaman zaman kitabın meselesine yazardan daha fazla vâkıf olmanız gerekebilir. Ve elbette, bir kitabın yayımlanmasında başarıya ulaşmak için, yazarın tasavvuruna ilişkin kavrayışınızı piyasaya ilişkin bilginizle (okurun aradığı şeyi bilmek ve ona bunu sunmak anlamında) birleştirmek zorundasınızdır.

O hâlde, editörün bir köprü, yazardan okura uzanan bir nakil hattı ve aynı zamanda ikisi arasındaki iletişimi daha da akıcı kılan bir tercüman olduğu söylenebilir. Publishers Row’da dolaşırken karşımızda beliren sahnelerin de ortaya koyduğu gibi, editörlük çok çeşitli faaliyetleri kapsar. Bazı yayınevlerinde bunların hepsini bir kişi yürütürken bazılarında bu görevler farklı kişiler arasında paylaştırılır; bu düzenlemeler yayınevinin türüne, büyüklüğüne göre değişiklik arz eder. Günümüzde yayıncılık dünyasında müthiş değişimlerin yaşandığına tanık oluyoruz. Teknolojide ardı ardına devrimler olurken perakende satış sektörü de dönüşüm geçiriyor; bir yandan ticari yayıncılık devasa şirketlerin alanı hâline geliyor, öte yandan küçük yayıncılar ve kendi kitabını yayımlayan yazarlar piyasada hiç olmadıkları kadar güçlü bir varlık gösteriyor. Bugün “yayıncı” dediğimizde, akla pek çok ülkede faaliyet gösteren Penguin Random House da geliyor, öncelikle kâr amacı gütmeyen küçük çaplı bir edebî yayıncı ya da bir üniversite yayınevi de; hatta, mutfak masasında kaleme aldığı eserini e-kitap formatında yayımlayan bir yazar bile.

Bu cesur yeni dünyada editörlerin işlevini yitirip yitirmeyeceğini merak edenler de çıkıyor elbette. Böyle bir şeyin gerçekleşeceğini sanmıyorum. Zira, yayıncılık nasıl bir şekil alırsa alsın (itibarını yitirip blogculuk muamelesi görmediği ya da metinlerin fotokopiyle çoğaltılıp dağıtılmasından ibaret bir hâle gelmediği müddetçe) bu kitapta ele alınan editoryal görevler, yayıncılığın ayrılmaz bir parçası olarak kalacaktır. Kendi kitaplarını yayımlayan bir yazarın kartvizitinde “editör” yazmaz ama kendi e-kitabını internete yüklemeden önce metnini okuyup üzerinden geçerken ya da kitabın Amazon’da yer alacak sayfasında okura çekici gelecek tanıtım yazısını özene bezene yazarken, yaptığı şey aslında editörlüğün ta kendisidir.

Bu kitabın amacı 

Yukarıda bahsi geçen tüm bu dönüşümlere karşılık, örneğin sektördeki kişilerin zanaatı öğrenme şekli gibi bazı durumlar, 19. yüzyıldan beri neredeyse değişmeden kaldı. ABD’deki yayınevlerinin hemen hiçbirinde, çalışanlara yönelik resmî bir mesleki eğitim programı mevcut değil. Yayın dünyasıyla ilgili işler, özellikle de editoryal görevler konusunda verilen eğitim, fiilen klasik usta-çırak ilişkisine dayanıyor; buna göre, alana yeni katılan kişiler deneyimli profesyonellerin yardımcısı olarak çalışmak suretiyle işin inceliklerini öğreniyor. Günümüzde, lisans ya da yüksek lisans öğrencileri için yayıncılık konusunda dersler açan veya editörlüğe talip olanlar için yoğun yaz okulu programları sunan az sayıda üniversiteye her geçen gün bir yenisi ekleniyor; Columbia, New York ve Denver Üniversiteleri bu alandaki çalışmalarıyla öne çıkıyor. Ama buralarda nispeten az sayıda aday eğitim alıyor. Redaktörlük ve düzeltmenlik gibi uzmanlıklar bir kenara, kitap editörlerine hitap eden ders kitabı ya da elkitabı olmamasının sebebi belki de budur.

Bu konuda öne çıkan tek istisna, emektar editör Gerald Gross’un derlediği, sektörün önemli mensuplarının yaptıkları işi farklı açılardan ele aldıkları Editors on Editing (Editörler Editörlüğü Anlatıyor) isimli çalışmadır. İlk baskısı 1962’de yapılan ve piyasada hâlâ bulunabilen bu kitap kusursuz bir kaynaktır. 1980’lerde, yayın dünyasına atıldığım dönemde hevesle okuduğum bu kitabı gerçekten kıymetli buluyorum. Fakat neredeyse tüm bölümleri yalnızca ticari yayıncılığa odaklanan kitap, akademik yayıncılık yapan ya da küçük ölçekli yayınevlerinde çalışan editörlere yönelik pek az yöntemsel bilgi içeriyor. Kitabın son kez güncellendiği 1993’te ise henüz Amazon yoktu, çok az sayıda Amerikalı internetle tanışmıştı ve yayıncılık alanındaki en son teknoloji CD-ROM’du. Editör Ne İş Yapar? Amazon’un, internetten indirilen e-kitapların ve sosyal medyanın var olduğu bir çağ için Editors on Editing’in o zamanlar üstlendiği görevi yerine getirmeyi amaçlıyor. Editör denen şahıs genellikle romantize edilir ya da allanıp pullanır. (Bazı çevrelerde, şeytanlaştırıldığı da olur.) Bu kitabın hedeflerinden biri, editörün yaptığı işin gizemlerini açıklığa kavuşturmak ve yayıncılık süreçleri içinde yerli yerine oturtmak.

Kitabın altbaşlığının Sanat, Zanaat ve Ticaret Olarak Kitap Editörlüğü olmasına karar vermemin nedeni de bu: Söz konusu ifadeler bence birbirini bütünlüyor. Editörlük sanatı, beğeni ortaya koymayı ve estetik yargılarda bulunmayı, ayrıca yazarın duyarlılığına ve psikolojisine ayak uydurmayı gerektirir. Zanaat kısmı, işin teknik yönlerini ve örnek niteliğindeki uygulamaları çalışıp öğrenmeyi içerir; burada, redaktörlerin ustalaştığı dilbilgisi ve stil kurallarından, metni satır satır çalışan editörlerin zamanla geliştirdikleri “önerileri diplomatik bir dille ifade etme yeteneği”ne kadar, pek çok unsur söz konusudur. Son olarak, bir editör, kâr amacı gütmeyen bir yayınevinde bile çalışsa, ürün satan ve kâr elde etmek zorunda olan bir ticaret kolunun parçasıdır. Bu sektörün nasıl işlediğini kavramak ve bir projeyi yayın süreçlerinden geçirip piyasaya sunulacak hâle getirmeyi öğrenmek, birlikte çalıştığınız yazarlara gerektiği gibi hizmet edebilmeniz için bir önkoşuldur. Meslektaşlarımın pek çoğu gibi benim de editörlüğe yönelmem işin sanat kısmıyla ilgiliydi: kitap okuyarak para kazanma imkânı, yaratıcı insanlara eserlerini yaratırken yardım edebilme şansı, edebiyat dünyasına katkıda bulunma umudu… Bir editör olarak bunların hepsini yapabildiğim için mutluyum.

Bununla beraber, editörlüğün zanaat yönünü öğrenirken de keyif aldığımı keşfettim. Zaman zaman, yüce gönüllü akıl hocalarımdan, çoğunlukla merakım sayesinde ama kimi zaman da zorlu deneyimlerle pek çok şey öğrendim; kaynak ne olursa olsun, becerilerimi geliştirmek beni daima tatmin etti. İşin zanaat yönü, öğrenme eğrisinin tepesine doğru çıkılan yolculuğun epey sürmesine yol açacak ölçüde zor ve karmaşık. Bu yolda yeterince ilerlediğimde yeni şeyler öğrenme hızım düştü, fakat bu kez de zanaatı başkalarına öğretmenin tatminini yaşadım. Benim için en beklenmedik şey ise zaman içinde yayıncılığın ticari yönünü de gerçekten sevdiğimi fark etmek oldu.

Ardı arkası kesilmeyen şu zorlu görevlerden bile zevk alır hâle geldim: Seni heyecanlandıran bir kitapla karşılaştığında, yazarın vizyonunu yayınevinin sahip olduğu araçları kullanarak nasıl en iyi şekilde hayata geçirebilirsin ve kitabın en yüksek sayıda okurla buluşmasını nasıl sağlayabilirsin? Yayıncılık sektöründe hâlihazırda çalışan en etkin editörler ile kavrayışı güçlü gözlemcilerin bazıları tarafından kaleme alınmış makalelerin bir araya geldiği bu çalışma, kitap editörlüğünün türlü yönlerini ortaya koymayı amaçlıyor. Bu makale derlemesi, kaçınılmaz olarak önce benim deneyimlerimi yansıtıyor: Edebî eserler yayımlayan küçük bir yayınevinde ve akademik yayıncılık yapan büyük bir yayınevinde çalışmış olsam da, meslek yaşamımın büyük kısmında, editörlerin her türlü sorumluluğu üstlendikleri ticari yayıncılık sahasında görev aldım. Bu nedenle, işi bu bakımdan kavramaya meyilliyim.

Fakat, ister yayınevinde tam zamanlı çalışan üretimden sorumlu editör isterse serbest çalışan bir metin geliştirme editörü olsun, daha dar kapsamlı işlevleri yerine getiren editörler de süreç açısından eşit ölçüde önemli. Bu makalelerde, onların üstlendikleri rollerden de bahsediliyor. Dahası, yukarıda belirttiğim gibi, günümüzün yayın piyasasında pazarlanan kitapların önemli bir kısmı, eserlerini bizzat yayımlayan ve kendileri gibi başka yazarların eserlerini yayımlayarak yayıncı konumuna geçen yazarlara ait. Bu nedenle, makalelerden birinde, kendi kitaplarını yayımlayan yazarlara yönelik bu tür editoryal örnekler de ele alınıyor. Aslında, editörleri ve editörlüğü tüm yönleriyle ortaya koyabilmek için bir rehber kitap değil, birkaç ciltten oluşan bir ansiklopedi hazırlamak gerekir.

O nedenle, kitabın söz konusu çeşitliliği kapsayamayacağını baştan kabul ettim. Bununla birlikte bu makaleler, okura, editörün yayıncılık ekosistemindeki yerine dair resmin bütününü sunamasa bile net bir fikir vereceğini umduğum bir çeşitlilik arz ediyor. Bir yöne baktığımızda dergilere, başka bir damarda veritabanı yayıncılığına, ötekinde ise çizgi romana doğru açılıp genişleyen devasa ve kapsamlı bir endüstri olduğunu gördüğümüz kitap yayıncılığının her türünü ele almaya kalkışmadım bile. Bu kitap, okurların büyük kısmının en azından bir miktar aşina oldukları, yayıncılık alanındaki en merkezî sektörleri odağına alıyor. Bu sektörleri şöyle sıralayabiliriz:

• Ticari yayıncılık: Yayıncılık alanındaki, sektörden uzak kişileri ters köşeye yatıran terimler arasında belki de en yaygın, en kapsayıcı terim budur. Endüstri, sanki meslekten olmayanlara çelme takıp onları daha kapıda yere sermeyi hedefliyormuş gibi bir izlenim yaratır. Belli bir endüstriye yönelik ticari bir derginin o endüstride yer alan okurları hedeflediğini düşünürsek, ticari kitap bunun tam tersini yapar: Genel okura seslenir. “Ticari” ifadesinin kullanılmasının sebebi, bu kitapların “kitap ticareti” kapsamında, yani kitabevlerinde alınıp satılmasıdır. • Kitlesel satışa yönelik yayıncılık (Süpermarketlerde, gazete bayilerinde ve benzeri noktalarda satılan karton kapaklı kitaplar):3 Eskiden ayrı bir kategoride yer alsa da, toplu satışa yönelik yayın yapan yayıncılar ile ticari yayıncılar birleştiği için –ve biraz da, iki alanın okurları pek çok bakımdan çakıştığı için– bu alan ticari yayıncılık alanına dâhil oldu. • Çocuk ve gençlik kitapları yayıncılığı: Çocuk ve genç-yetişkin kitapları için kullanılan bir terimdir. Çocuk kitapları da kitabevlerinde satıldığı için muazzam bir piyasa payına sahip bu alan da ticari yayıncılık kategorisine girer. • Akademik yayıncılık: Bu kategori hem üniversite yayınevlerini hem de akademi piyasasına yönelik yayın yapan ticari yayınevlerini kapsar. Bu yayınevleri, yaptıkları yayınlarla belli konularda uzman okurlara ve onların yararlandıkları araştırma kütüphanelerine ulaşmaya çalışır. • Eğitim yayıncılığı: Ders kitapları; ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite düzeyindeki öğrencilerin (bu düzeyler K-12, K-14, K-16 gibi isimlerle de tanımlanır) derslerde faydalanmaları için yazılıp yayımlanır.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Araştırma - İnceleme
  • Kitap AdıEditör Ne İş Yapar?
  • Sayfa Sayısı328
  • YazarRicardo Piglia
  • ISBN9786052349441
  • Boyutlar, Kapak13,5x19,5, Karton Kapak
  • YayıneviDelidolu /

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Çıplakları Giydir ~ Ricardo PigliaÇıplakları Giydir

    Çıplakları Giydir

    Ricardo Piglia

    Mağrurları ters köşeye yatıran öyküler… Sivri dili ve esprili tarzıyla Caz Çağı’nın adından en çok söz ettiren yazarlarından Dorothy Parker, Türkçeye ilk kez çevrilen...

  2. Son Okur ~ Ricardo PigliaSon Okur

    Son Okur

    Ricardo Piglia

    Arjantinli yazar ve eleştirmen Ricardo Piglia’nın Son Okur adlı kitabı, okur olmanın değişik hallerine yakından bakmamıza olanak sağlayan bir metin. Ricardo Piglia, farklı okur tipleri üzerinde...

  3. Kurmaca ve Eleştiri ~ Ricardo PigliaKurmaca ve Eleştiri

    Kurmaca ve Eleştiri

    Ricardo Piglia

    Gerçeklik her zaman kurmacayla örülü hâldedir. Kurmaca ve Eleştiri, 20. yüzyılın önemli düşünür ve yazarlarından Ricardo Piglia’nın kendisiyle yapılmış söyleşilerden ve yazılarından oluşuyor. Edebiyattan...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur