Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Howards End
Howards End

Howards End

E. M. Forster

Howards End, E.M. Forster’ın 20. yüzyılın başında İngiltere’de yaşanan sosyal dönüşüm ve sınıf çatışmalarını anlatan başyapıtı. Bayan Wilcox ölüm döşeğindeyken, sahip olduğu Howards End…

Howards End, E.M. Forster’ın 20. yüzyılın başında İngiltere’de yaşanan sosyal dönüşüm ve sınıf çatışmalarını anlatan başyapıtı.

Bayan Wilcox ölüm döşeğindeyken, sahip olduğu Howards End malikânesinin, arkadaşı idealist ve yardımsever Margaret Schlegel’e verilmesini vasiyet eder. Ancak materyalist burjuva Wilcox ailesi bu vasiyeti görmezden gelir. Bu arada Margaret’in kardeşi Helen’in de Wilcox’ların oğluyla yaşadığı ilişki bittiği için iki aile iyice uzaklaşır. Helen banka memuru Leonard Bast’la arkadaşlık etmeye başlar ve içinde bulunduğu maddi sıkıntılardan kurtulması için ona yardımcı olmaya çalışır. Forster, türlü tesadüflerle yollarını kesiştirdiği bu üç aile üzerinden dönemin İngilteresi’nde orta sınıf içinde yaşanan mücadeleyi anlatırken bir yandan da sosyal, ekonomik, kültürel farkları incelikle hicvediyor.

“Howards End kesinlikle Forster’ın başyapıtıdır. Önceki kitaplarının temalarını ve tarzını tamamlamakla kalmaz, onların üzerine yeni, daha güçlü bir ışık tutar.”
Lionel Trilling

İÇİNDEKİLER

ROMANA DAİR GÖRSELLER……………………………………………………………………………………7
KRONOLOJİ……………………………………………………………………………………………………………………… 13
ÖNSÖZ
HOWARDS END ÜZERİNE / DAVID LODGE……………………………………………….. 21
Howards End
SONSÖZ
HOWARDS END ÜZERİNE / LIONEL TRILLING ……………………………………..419

Birinci Bölüm 

Helen’ın, kız kardeşine yazdığı mektuplarla başlanabilir pekâlâ.
HOWARDS END
Salı

Sevgili Meg, Beklediğimiz gibi çıkmadı. Ev eski, küçük ve şirin mi şirin, kırmızı tuğladan. İçine güçbela sığıyoruz, yarın Paul (evin küçük oğlu) geldiğinde ne olur, Tanrı bilir. Sofanın sağdaki kapısı yemek odasına, solda olanı misafir odasına açılıyor. Aslında sofanın kendisi de bir oda. Başka bir kapıyı itiyorsun, karşında birinci kata çıkan bir tür dehliz gibi merdivenler. Yukarıda yan yana dizili üç yatak odası, onların üstünde de tek sıra halinde üç çatı katı odası. Aslında evin tamamı bu kadar değil, ama insan bu kadarını fark ediyor: ön bahçeden başını kaldırıp bakınca görülen dokuz pencere.

Yine cepheden bakınca, sol tarafta dalları biraz evin üstüne eğilmiş, gövdesi bahçeyle çayırın sınırında bulunan kocaman bir dağ karaağacı var. Bu ağacı şimdiden çok sevdim. Bundan başka, sıradan karaağaçlar karaağaçlardan daha çirkin olmayan–, meşeler, armut ağaçları, elma ağaçları ve bir de asma var. Ama huş ağacı arama. Neyse, gelelim ev sahibime ve ev sahibeme. Sana ne kadar yanılmış olduğumuzu söylemek istiyorum! Bahçesinde hintzamkı renginde yollar bulunan, sivri üçgen çatılı, alçı kabartmalı bir ev fikrine bilmem ki nereden kapıldık? Sanırım sırf onları (zarif giysileri içinde bitip tükenmez koridorlarda salına salına dolaşıp duran Mrs. Wilcox’u ve hizmetkârlara, oda görevlilerine falan dayılanan Mr. Wilcox’u) pahalı otellerle ilişkilendirdiğimizden. Biz kadınlar hakkaniyetten ne kadar uzağız!

Cumartesi döneceğim, treni daha sonra bildiririm. Benimle gelmediğin için onlar da benim kadar kızgınlar; Tibby gerçekten çok sinir bozucu, her ay kendine bir başka ölümcül hastalık buluyor. Londra’da saman nezlesine nasıl yakalanmış olabilir ki? Hadi diyelim yakalandı; bir okul çocuğunun aksırıp tıksırmasını dinlemek için bir ziyaretten vazgeçmiş olmana ne demeli? Ona, Charles Wilcox’un da (ailenin buradaki oğlu) saman nezlesine yakalandığını söyle; fakat o cesur, bu konuda yapılan en ufak imaya dahi alınıyor. Wilcoxlar gibi erkekler Tibby’ye iyi gelir. Ama sen bunu kabul etmezsin, iyisi mi konuyu değiştirelim. Bu mektubu kahvaltıdan önce yazıyorum, uzun olmasının sebebi bu. Ah, güzel asma yaprakları! Ev asma yapraklarıyla kaplı. Demin dışarı baktım, Mrs. Wilcox çoktan bahçesine inmişti. Belli ki bahçeyi çok seviyor. Bazen yorgun görünmesine şaşmamalı. Büyük, kırmızı afyon çiçeklerinin açışını seyrediyordu.

Sonra, çimenlikten çıkıp, ancak sağ köşesini görebildiğim çayıra doğru uzaklaştı. Uzun eteğini arkası sıra ıslak otlar üzerinde sürüye sürüye gitti ve kucağını dün biçilmiş otla (herhalde tavşanlar ya da başka bir hayvan için) doldurup döndü, hiç ara vermeden otları kokluyordu. Burada hava çok nefis. Daha sonra kroket toplarının sesini işittim ve yeniden dışarı baktım, Charles Wilcox antrenman yapıyordu. Ailecek bütün oyunlara çok düşkünler. Çok geçmeden Charles aksırmaya başladı ve çalışmasına son vermek zorunda kaldı. Sonra daha başka tıkırtılar işittim; bu sefer Mr. Wilcox çalışıyordu, sonra “hapşu, hapşu”, o da durmak zorunda kaldı. Şimdi de Evie dışarı çıkıyor ve yeşil erik ağacının gövdesine bağlanmış bir aletle beden hareketleri yapıyor (her şeyden yararlanıyorlar), sonra “hapşu” deyip gidiyor.

Ve nihayet Mrs. Wilcox, hâlâ kucağındaki otları koklayıp çiçekleri seyrederek ve uzun giysisini peşi sıra sürüye sürüye yeniden görünüyor. Bütün bunları sana anlatıyorum, çünkü bir seferinde şöyle demiştin: Hayat bazen sadece hayat, bazen de bir tiyatrodur ve insan bunları birbirinden ayırt etmesini öğrenmelidir. Bugüne kadar buna hep “Meg tarzı zekice bir saçmalık” gözüyle baktım. Ama bu sabah hayat gerçekten de hayat gibi değil, bir oyun gibi görünüyor; W’leri seyretmekten çok büyük bir keyif aldım. Şimdi Mrs. Wilcox içeri girdi. Şimdi […] giyeceğim. Dün akşam, Mrs. Wilcox bir […], Evie de bir […] giymişti. Yani ev öyle gelişigüzel giyinilen bir yer değil; gözlerini yumacak olursan, tıpkı hayal ettiğimiz saray. Gözlerini açarsan değil. Kuşburnular öyle tatlı ki. Çimenliğin sonunda bunlardan oluşan büyük bir çit var: Öyle muhteşem bir boydalar ki başları çelenkler halinde aşağı sarkıyor, alt kısımları zarif ve ince, aralarından ördeklerle bir inek görünüyor. Bunlar, yakınımızdaki tek ev olan çiftliğe ait. İşte kahvaltı zili çalınıyor. Çok sevgiler. Tibby’ye de başka tür sevgiler. Juley Teyze’ye sevgiler; gelip sana arkadaşlık etmesi ne kadar hoş bir davranış, ama ne kadar sıkıcı. Bu mektubu yak. Perşembe günü yine yazarım.

HELEN

HOWARDS END
Perşembe

Sevgili Meg, Harika zaman geçiriyorum. Bu insanların hepsini seviyorum. Mrs. Wilcox Almanya’dakinden daha sessiz olmakla birlikte daha tatlı; onun sürekli fedakârlığı gibisini görmedim ve en güzeli de, kimse bundan yararlanmaya kalkışmıyor. Düşünebileceğin en mutlu, en hoş aile. Gerçekten dost olduğumuzu hissediyorum. İşin tuhafı, beni biraz salak buluyorlar ve bunu söylüyorlar da (en azından Mr. Wilcox söylüyor) böyle bir şey olduğunda, insan buna aldırmıyorsa, bu kesin kanıt demektir, değil mi? Kadınların oy hakkı üzerine gayet kibarca çok dehşet verici şeyler söyledi, ben eşitliğe inandığımı söyleyince de kollarını kavuşturdu ve öyle bir burnumu sürttü ki böylesi daha önce hiç başıma gelmemişti. Meg, az konuşmayı hiçbir zaman öğrenemeyecek miyiz?

Hayatımda hiç bu kadar utanmamıştım. Ne insanlar arasında eşitliğin hüküm sürdüğü bir dönem, hatta ne de eşitlik arzusunun insanlara şu ya da bu şekilde mutluluk getirdiği bir durum söyleyebildim. Tek kelime edemedim. Eşitliğin iyi olduğu fikrini nereden edindim? Bir kitaptan, muhtemelen bir şairden, belki de senden. Her neyse, bu düşünce Mr. Wilcox tarafından yerle bir edildi, hem de gerçekten güçlü bütün insanların yaptığı gibi beni incitmeden. Oysa ben, onların saman nezlesine yakalanmalarına bayağı güldüm. Krallar gibi yaşıyoruz. Charles her gün arabasıyla bizi gezmeye götürüyor; ağaçlıklı bir mezar, ıssız bir kır evi, Mercia1 kralları tarafından yaptırılmış muhteşem bir yol, tenis, bir kriket maçı, briç… ve geceleyin bu güzel eve tıkılıyoruz. Bütün kabile burada şimdi; bir tavşan ağılı gibi. Evie’den çok hoşlanıyorum. Pazarı da burada geçirmemi istiyorlar, bunu kabul edebilirim, sanıyorum. Hava harika, manzara harika; batıdaki dağlara doğru görünüş eşsiz. Mektubuna teşekkürler. Bu mektubu yak. Sevgiler.

HELEN 

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Meleklerin Uğramadığı Yer ~ E. M. ForsterMeleklerin Uğramadığı Yer

    Meleklerin Uğramadığı Yer

    E. M. Forster

    Meleklerin Uğramadığı Yer, 20. yüzyılın büyük yazarı, romancı ve eleştirmen E. M. Forster’ın ilk büyük eseri. Henüz 26 yaşında yazdığı Meleklerin Uğramadığı Yer’de Forster,...

  2. Maurice ~ E. M. ForsterMaurice

    Maurice

    E. M. Forster

    Forster’ın ölümünden sonra yayımlanan romanı Maurice, bir gencin gerçek cinsel kimliğini keşfetme sürecini izliyor. Üst sınıfa mensup, saygın bir Londralı ailenin oğlu olan Maurice...

  3. Kutup Yazı ~ E. M. ForsterKutup Yazı

    Kutup Yazı

    E. M. Forster

    Kutup Yazı 20. yüzyılın ilk yıllarında dünyaya farklı açılardan bakan iki karakterin çelişkilerle dolu hayatına odaklanıyor. Eşi ve kayınvalidesiyle İtalya’ya gitmek üzere yola çıkan...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. İlk Aşk ~ Ivan Sergeyeviç Turgenyevİlk Aşk

    İlk Aşk

    Ivan Sergeyeviç Turgenyev

    Turgenyev bu uzun öyküde, görünüşte bir “aşk üçgeni” çıkartıyor karşımıza. Ama aslında bir “aşk-çokgeni” bu; çökmeye yüz tutmuş taşradaki aristokrat bir ailenin genç kızı...

  2. Lord Arthur Savile’in Suçu ~ Oscar WildeLord Arthur Savile’in Suçu

    Lord Arthur Savile’in Suçu

    Oscar Wilde

    Lord Arthur Savile’in Suçu: Aykırı yaşam tarzı ve düşünceleriyle tanınan Oscar Wilde’ın edebiyatçı karakterinin belirgin özelliklerini yansıtıyor: Keskin bir zekâ, derin bir mizah gücü,...

  3. Martin Chuzzlewit ~ Charles DickensMartin Chuzzlewit

    Martin Chuzzlewit

    Charles Dickens

    Dünya edebiyatının dev yazarı Charles Dickens, Martin Chuzzlewit’te hırs ve ikiyüzlülük gibi insanlık hallerine keskin bir mizah duygusuyla ışık tutuyor. Dedesi ve adaşı Martin...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur