Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

İnanç Psikolojisi; Ruh, Beyin ve Akıl Üçgeninde İnsan Oğlu
İnanç Psikolojisi; Ruh, Beyin ve Akıl Üçgeninde İnsan Oğlu

İnanç Psikolojisi; Ruh, Beyin ve Akıl Üçgeninde İnsan Oğlu

Nevzat Tarhan

İNANÇLA İLGİLİ PEK ÇOK SORUNUN CEVABI BU KİTAPTA! Dinsiz bilim topal, bilimsiz din kördür (Albert Einstein) Modern dünya, aklı ve bilimi yegane değerler sayıp…

İNANÇLA İLGİLİ PEK ÇOK SORUNUN CEVABI BU KİTAPTA!

Dinsiz bilim topal, bilimsiz din kördür (Albert Einstein) Modern dünya, aklı ve bilimi yegane değerler sayıp kutsarken; inanç konusunu bilim ile birlikte anmaktan, iki olguyu aynı çizgide buluşturmaktan adeta kaçındı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan bu kitapta inanç konusuna akıl ve eleştirinin ön planda olduğu, dinler ve mezhepler üstü bir tutumla ve bilimsel bir yöntemle yaklaşıyor. Bunun ötesinde, sağlam inancın ve onun oluşturduğu dini geleneğin ruh sağlığı için gerekliliğini vurguluyor. İnanç Psikolojisi, Dinin kuralları vardır, inanca dayanır. Bilim, doğası gereği bütün kural ve inançları reddeder. O halde bilim ve din asla birlikte düşünülemez diyenlerin ezberlerini bozacak nitelikte Dünyanın yaradılış gayesi nedir? İnancın psikolojik sağlığa etkileri nelerdir? Kanıta dayalı din nasıl olur? İnsan kendini hem özgür, hem de yaratıcının varlığına teslim olmuş hissedebilir mi? İnanç geni var mıdır? Din bir takıntı mıdır? Ruh nasıl bir programdır? Ruh, beyin, beden ilişkisi nasıl olur? Bilim ne zaman dinin alanına müdahale eder? Dua ve ibadetin psikolojik ve fizyolojik faydaları nelerdir?

***

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ / 13

GİRİŞ/ 19

İNANCIN EPİSTEMOLOJİSİ / 19

Deneyüstü Gerçeklik / 19

Dini Yaşantı Nedir? / 20

Kutsala İnanma Nedir? / 20

Semavi İdealar / 23

Seküler Hümanizm ve Semavi Öğreti Farkı / 24

Tapınmaya Değer Olmak / 25

“Oradaki Bir şey” Hissi / 26

İnsandaki Gerçeklik Algısı Değişebilir mi? / 26

Ontolojik İmajinasyon / 28

İnsan, Duygusal Yargılama İle Yaratıcının Varlığını Hisseder / 29

Evrenin Tasarlanmış Olması Mümkün müdür? / 30

İnanca İman Sendromu / 31

Dini Gözden Düşürmeye Çalışmak / 32

Evrim Neyi Açıklar? / 33

Tanrı Hipotezi / 35

BİR METAFOR OLARAK EVREN LABORATUVARI / 39

Tanrı Dünyayı Neden Yarattı? / 39

Sahnede İşler Çığırından Çıkarsa / 40

Miraç, Keramet ve Evren / 41

Süre Dolduğunda Her şey Puanlanacaktır / 42

Evrendeki Çekici Güç / 43

Evrendeki Sınav / 44

Din, Saygınlığını Neye Borçludur? / 45

Evrenin Bir Tasarımcısı Olduğuna İnanmanın Zekâyla İlişkisi / 47

Gördüklerimiz, Mümkün Olduğunu Düşündüğümüz Şeylerden İbarettir / 47

Evren Canlıdır / 48

Düşüncenin Suya Yaptıkları / 48

PSİKİYATRİ VE DİN ALANINDAKİ ÇALIŞMALAR / 51

Psikiyatristlerin Dine Bakışı / 51

Elektriksel Ateşlemenin Mistik Uzantıları / 53

Beynin Ruhani Yanı / 55

Psikon Beyni / 56

Yoksa Her şey Bir Rüya mı ? / 56

Önsezinin Açıklaması / 57

Otomatik Önyargılar / 58

İNANÇ GENİ TARTIŞMALARI / 61

DNA’da Tanrı’yı Görmek Mümkün mü? / 61

Neden Tanrı’ya İnanıyoruz? / 62

Tanrı’yı Arama Geni / 62

Plasebo Etkisi / 64

Beyin Araştırmaları Kimi Sorulara Cevap Veremiyor / 64

Beynimizdeki İnternet ve Zihin Okuma / 65

Zihin Okuma Teorileri / 66

Sinestezi Nedir? / 67

Goethe Bir Sinestezikti / 67

Gen Varyantları / 68

Korku Geni / 69

Takıntı Geni / 69

Kötülük Geni / 70

BİLİM İLE DİNİN SINIRLARI / 71

Kuantum Elektrodinamiği / 71

Kuantum Fiziğinin Işığında İnsanı Anlamak / 71

Beynin İşleyişi / 73

Psikon, Ruh Olabilir mi? / 76

Tanrı Yanılgısı Tartışmaları ve Sığ Aydınlanmacılık / 78 Sığ

Aydınlanmacıların Tanrı Hakkındaki Gizli Gündemleri / 78

“Cern”, Allah ve Işınsal Varlıklar / 80

Freud’un Dine Bakışı / 82

“Hastalıkların Birinci Suçlusu Dindir” Görüşü / 84

Din Bir Takıntı mıdır? / 84

Batılı Düşünürlerin Şer Sorunsalına Bakışı / 87

Sınav Diyalektiği / 88

BİLİM, DİN VE İNANÇ SİSTEMLERİ / 91

Beynin Evrenle Bağlantısı / 92

Bilim Ne Zaman Dinin Alanına Müdahale Eder? / 92

Pozitif Bilim Pragmatiktir / 94

Kanıta Dayalı Din / 95

Davranışların Oluşum Süreci / 95

Psikoloji Biliminin Gelişmesi / 97

İnanç, İbadet ve Dua / 100

Tarla Metaforu / 101

Dua ve İbadetin Psikolojik Faydaları / 101

Dua ve İbadetin Fizyolojik Sonuçları / 102

Zihinsel Sığınak Olarak Dua / 102

Meditatif Bir Eylem Olarak Dua / 103

Toplu Dualar / 103

Şükrün Önemi / 104

İnancın Gereği, Kurallara Uymaktır / 104

Sisteme Entegrasyon Diyalektiği / 106

DİNLER, RİTÜELLER VE DOKTRİNLER / 107

Dinlerin Şiddete Yaklaşımı / 110

Batı Tarihinde Savaş Ahlakı / 111

Püriten Ahlaktan Faşizme Geçiş / 112

“Son Tanrı” Tabiat Olabilir mi? / 113

Sosyal Darwinizm / 113

Nietzsche’nin Etkisi / 114

Demokrasinin Doğuşu / 114

Küresel Ahlak Deklarasyonu / 115

Seküler ve Semavi Ahlak Öğretilerinin Çatışması / 115

Barış Esas, Savaş İstisnadır / 116

ORTA ÇAĞ’DA HRİSTİYANLIK VE İSLAM’IN PSİKİYATRİK HASTALIKLARA BAKIŞI / 119

Orta Çağ’da Hristiyanlığın Hastalığa Bakışı / 119

Modern Psikiyatrik Tedavinin İslami Kökleri / 119

Razi (841-926) / 119

İbn-i Sina (980-1037) / 120

Orta Çağ’da İslamiyet’in Durumu / 120

Psikiyatrik Hastalıklara İslamiyet’in Bakışı / 121

RUH / 123

Ruh Nedir? / 123

Ruh Nasıl Bir Programdır? / 124

Ruh Bakımından İnsanla Hayvan Arasındaki Farklar / 124

Radyoya İlham Veren Ruh Programı / 125

Sevgi, Foton Enerjisi Gibidir / 127

Ruh ve Güneş İlişkisi / 129

Ruh Telsizi / 130

Ruh Hastalanır mı? / 131

Duygu ve Ruh Birlikteliği / 132

Duyguların Ruhla Bağlantısı / 132

Ruh ve Beden İlişkisi / 133

Rahmanın Nefesi Olarak Ruh / 140

“Ruhum Sıkılıyor” / 142

Ruh ve Ölüm / 143

BİLİNÇ / 145

Bilincin Manevi Boyutu / 146 Bilinç Gelişir mi? / 149

Bilincin Evrenle Bağlantısı, Kuantum Dinamiği / 149

Beyin-Bilinç İlişkisi / 153

Bilinç ve İnanç / 154

Madde-Zaman İlişkisi / 156

Bilincin Zaman ve Mekanla İlişkisi / 158

Bilinç, Ruhla Beden Arasındaki Basamaktır / 160

Akıl, Duygu ve Ruh Arasındaki Bağlantı / 160

AKIL / 161

Akıl, Duygu ve Ruh Gerçekliği / 161

Anlamsızlık Hastalığı / 166

Akıl, Mantık ve Bilinç / 169

Nasıl Düşünürüz? / 171

Akıl ve İrade / 173

NİYET / 175

Davranışlarda Niyetin Önemi ve Beyin Araştırmaları / 175

Materyalizme Göre İnsan / 176

NEFİS / 179

Nefis Aptal, Şeytan Kurnazdır / 180

Nefsin Özellikleri ve İnsan Üzerindeki Belirleyiciliği / 181

Nefsin Korkuları / 183

Nefsin Soyut ve Somut Yanları / 183

İd, Ego, Süper ego / 183

İLHAM / 187

ZAMAN / 189

İNANÇ / 193

Görünmeyene İman / 196

Görünür Olandan Görünmeyene İman, İnsanlığın Tekamülüdür / 197

Nur Kavramı / 198

Tevhid İnancı / 200

“Rab” İsminin Tecellisi / 201

Hangi Devirde İnanmak Daha Kolaydır? / 202

Kulluk ve Sınanma / 204

Kulluk ve Acziyet / 205

Ölümü Algılama / 206

Kader ve İnanç / 208

İnancın Psikolojik Sağlığa Etkileri / 210

Psikolojik Sağlık İçin Doğru Allah İnancı / 210

İnsanın Gücüyle İstekleri Arasındaki Makas Çok Açıktır / 214

Ölüm ve İnsandaki Kontrol Duygusu / 216

Tanatoloji / 218

Ölümden Etkilenmenin Şiddeti / 220

DNA’daki Saklı Anlam / 222

Dinde Ödül ve Ceza Kavramı / 223

Kötülük Sorunsalı / 225

Peygamberlerin Rolü / 227

İnançtaki Samimiyet / 229

AİLEDE VE EĞİTİM ORTAMINDA DİN EĞİTİMİ TUTUM FARKINDALIĞI ÇALIŞMASI / 231

KAYNAKÇA / 239

ÖNSÖZ

“İnanç Psikolojisi, Ruh, Beyin ve Akıl Üçgeninde İnsanoğlu” isimli eser üç yıldır fiilen, ancak otuz yıldır zihnen önemsediğim ve yorumladığım konuları ihtiva ediyor. Bu esere dürüst ve bilimsel bir şüphecilikle, gerçeği aramamın serüveni diyebilirsiniz.

Din ve psikoloji üzerine yazılmış pek çok eser olmasına rağmen, inanç ve psikoloji konusu bugüne kadar göz ardı edilmiş meselelerden biriydi. Dinin sağlam inanca dayanabilen psikolojik yorumu ile diyalektik nedenselliğe isnad edilmeyen bir dinin psikolojik yorumu aynı etki gücüne sahip olmayacaktır.

Eski çağlarda yaratılış ve din ihtiyacı ile ilgili sorular genellikle bilgi eksikliği ve eğitim yetersizliğinden kaynaklanıyordu. Ancak günümüzde din ihtiyacı gelişmişlik düzeyine bağlı olarak daha fazla ön plana çıktı. Bu anlamda en düşündürücü ve didaktik sorular eğitimli kişilerden geliyor.

Materyalizmin baskın olduğu XX. yüzyılda, insanlık yeni bir uygarlık arayışına girdi. Materyalizm, kendi ahlaki standartlarını belirleyemedi. Vicdani hukuk diye tarif edebileceğimiz, vicdanın korunduğu şartları yani ahlaki sorumluluğu oluşturamadı. “Beni inorganik maddeler yaptıysa ve bu maddeler bana hesap soramadığına göre, benim önceliğim, yasalardan ve toplumdan daha önemlidir” algısı oluştu. Materyalizm ve hümanist felsefe; iyi, doğru ve güzel olanı araştırırken dini değerleri referans almadı. Ancak eski çağlardan itibaren semavi birikimleri kendisine mâl etme bencilliğini de gösterdi. Fakat ikinci, üçüncü kuşaklar daha bencil, daha acımasız, daha saygısız ve sorumsuz yetiştikçe, genlerin ve toplumsal öğretinin seküler ahlakı oluşturamadığı görüldü. İnsanlar daha varlıklı olsalar da bu varlık onları mutlu kılmadı. Varlıklı olmalarına rağmen, yeterince fedakâr değillerdi… Bunun ardında, ölümden sonra yok olacağını düşünen insan yapısını görebiliriz. Bu zihniyetteki bir kişi; toplum için konforunu, birikimini feda etmeyi gerekçelendiremeye-cek ve adına dikilen anıtın ölümünden sonra kendisine bir faydası olmayacağını düşünecektir.

İnsanca yaşamak, kendini gerçekleştirmek ve hayatını yeniden inşa etmek yeni uygarlık arayışının çabalarıdır. İnanç konusuna, akıl ve eleştirel yaklaşımın ön planda olduğu, mezheplerin ve dinlerin üstün bir tutum ve bakışla değerlendirildiği şekilde bakmak gerekir. İnanç denildiğinde dogmatik olan, mitolojik yönleri ağır basan, sorgulanama-yan inancı anlamak yeterli olmayacaktır. Sorgulanamayan, bilimsel yöntemlerle test edilemeyen, üzerinde çalışma yapılmamış, akıl yürütme yöntemleri ile incelenemeyen hiçbir inanç sağlam değildir. Sağlam olmayan bir inanç temeline oturmuş din ise, insanın psikolojik sağlığında kalıcı bir etki bırakamaz ve iyi bir yol gösterici olamaz.

Sorgulanmaya açık, zamanla yeniden yorumlanmaya muhtaç olan inançlar, psikolojik paradigmalardır. Din ve bilim ilişkisinin sağlam bir temele oturması, sorgulamaya bağlıdır. Din ve pozitif bilim, birbirlerinin alanlarına saygı göstererek iş birliği yapabilirler. Mesela bilimde anlam anlayışı yoğunken, din anlamlar sunmaktadır. Anlam anlayışında dini değerleri bir olgu olarak ele almayan bilim, kendisini inkâr etmiş olur.

Gözü görmeyen bir insana masayı tarif etmek için delil gerekir. İnsanın ilk eylemi olan avuçlama bir delildir. Fakat gören insan için delile ihtiyaç yoktur. Aynen bunun gibi deney ve gözlem yeterli olmazsa akıl yürütme, akıl yürütme yeterli olmazsa sezgisel düşünce, sezgisel düşünce yeterli olmazsa dinsel düşünce, insanın anlam anlayışına ve gerçeği bulma çabasına yöntem olarak yeterlidir.

Kitabımızı dikkatle incelediğinizde, bilgisayar metafo-ru ve buna dair analojileri sıkça göreceksiniz. Ruhun bilgi dosyaları, kudretin elektrofizyolojik enerjisi, iradenin özgür bilinci, evrenin sonsuz yazılımı, Tanrı’nın mutlak bilinç, düşünce ve sevgisinin RF (Radyo Frekansı) dalgaları olduğunu bir model olarak düşünmek, varoluşla ilgili en akla yatkın açıklama olarak görünmektedir.

En yakın yıldızın 4 bin ışık yılı mesafede olduğu evrenimizde, insanın ne kadar küçük olduğu aşikâr. Ancak mükemmel bir donanım olan beyni, sisteme entegrasyonunu sağlayan kulluğu, değer bakımından büyüklüğü hesaplana-mayacak olan hayatı, en sanatkar, becerikli ve olağanüstü yazılım olan aklı ile, evren de insan için bir “sınav diyalektiği” ile vardır. İnsan bu şekilde olgunlaşır, pişer ve tekrar sonsuzluğa döner.

Vahyin bir veri aktarımı olduğunu söylemek, ruhun ışık hızının 50 bin katı bir hız olabileceğinin analojisini yapmak, makul bir görüştür. Akıl insana, tapınmaya değer bir Yaratıcı’nın olması gerektiğini söylerken; DNA da insanın kader programını göstermektedir.

Dinler, bilimsel bir akılcılık içermelidir. İnsanlık tarihi boyunca, nerede bir topluluk varsa, orada din olmuştur. Bir toplum ayakta kalmak istiyorsa bu, din kurumunun oluşumuna bağlıdır. Ancak şu anda dinler tek başlarına, insanın din ihtiyacına cevap verememektedirler. Ayrıca bilimin elde ettiği güç, din ihtiyacının doğru şekilde değerlendirilmesiyle mümkündür. Dinin de bireysel mutluluğu ve toplumsal barışı isabetli bir şekilde sağlayabilmesi için, yöntem olarak bilimi kullanmaya ihtiyacı vardır.

Özgür düşünen, sağlıklı fikir üretmek isteyen modern insanın, sağlam inanç ve dinin getirdiği güzelliklerden mahrum kalmaması gerekir. Dindar insan da yeni uygarlık anlayışında pozitif bilimin getirdiği tasavvurdan, metodolojiden ve bireysel mutluluk araçlarından yararlanmalıdır. Moder-nizmin kazanımlarını koruyarak, terk ettiğimiz manevi değerleri tekrar canlandırmak insan için iyi bir yöntem sayılabilir.

Bu kitabın son satırlarının 2008 yılı sonlarına doğru ABD’nin Boston kentinde yazılması ve 1975 yılında ilk beyin elektrofizyolojisi ile spiritüel gerçeklik gözleminin ve deneyinin aynı şehirde gerçekleşmesi ilginç bir rastlantı oldu. Kaynaklar kısmını bilerek çok geniş tuttum ve konu içinde göstersem de göstermesem de referans değeri taşıması nedeniyle kaynakçayı vurgulama ihtiyacı hissettim. Din biliminden, fizik bilimine kadar geniş kapsamlı bir alanda kalem oynatmanın zorluğunun farkındayım. Bu sebeple içinde öneri olan eleştirilere açık olduğumun bilinmesini istiyorum.

Bu kitapta sağlam inancın ve onun oluşturduğu dini geleneğin diyalektik incelemesini ve ruh sağlığı ile ilgili bağlantılarını vermeye çalıştık. Deniz büyük, bizim kepçemiz ise küçük… İnsanlığın bilgi birikimine bir katkı olması dileğiyle…

GİRİŞ

İNANCIN EPİSTEMOLOJİSİ

Bilgi kuramı tartışmaları içerisinde inanç iki anlamda kullanılır. “Bir düşünceye gönülden bağlı olmak” anlamına gelen genel tanım, psikolojik yorumlar için yeterli değildir.

Bir düşünceye gönülden bağlı olanın, o düşüncenin gerçek olup olmadığına bakmadan inanmasına, inanç yerine, “mit” karşılığı olarak “inanış” demek daha doğrudur. Soyut bir kavrama, beş duyu ile algılamadan akıl yürütme ile inanmaya “inanç” demek daha doğru olacaktır.

İnsanın bağlandığı şeyin gerçekten var olup olmadığına veya ahlaken uygun olup olmadığına bakmadan inanması, zayıf bir inanışı ifade eder. Mantık yürütme sonunda onaylanıp, gönülden doğrulanan fikirler, inanca dönüştüklerinde daha kalıcı bir temel dayanağa sahip olurlar.

İnanışlar ise soyut varlığın gerçekliğinden çok, ona olan ihtiyaç nedeniyle ortaya çıkan inanma modelleridir. Aklen ve mantık yürütme sonunda oluşan çıkarımlar, bilimsel olarak onaylanmış önermeler şeklinde değerlendirilmelidir. İnandığı şeyin gerçek olup olmadığı şüphesini taşıyan kişi, iç onay olmadığı için psikolojik dinamikte beklenen sonucu elde edemez. Özgür irade ile onaylanmayan inanışlar çoğu zaman geçicidirler.

Deneyustu Gerçeklik

Görünmeyenin gerçekliği veya deneyüstü bir gerçeklik tartışmaları, pozitif bilimlerle uğraşanların son yıllardaki önemli ilgi alanlarından biridir. Önceden sınanabilen ve test edilebilen bilgiler gerçek kabul edilirken, günümüzde görünmeyen bir düzenin var olduğuna inanan bilim adamları, görünmeyeni de gerçek olarak tanımlamaya başladılar.

Evrenin sırlarını beş duyu ile açıklamak zordur. Bu sebeple insan gerçeklere farklı kanallardan ulaşmaya çalışır. Kişiyi gerçeklere götüren birinci yol, deney-gözlem/ampirik yaklaşımdır. Bu yöntem nöropsikiyatrinin ve pozitif bilimin ilgi alanına girer. İkinci yol, akıl yürütmedir. Teorik, pozitif bilim ve din biliminin, sosyal bilimler ve psikiyatrinin ilgi alanıdır. Gerçeğe götüren üçüncü yol, önsezi ve sezgilerdir ki bunlar din bilimlerinin dışında bugün nöropsikiyatrinin de ilgi alanı olmuştur. Beyin çalışması yapanlar beyin görüntüleme ve duygu ilişkisi üzerinde deneme-sınama yöntemini uygulayarak, birinci ve üçüncü yolun kesişmesini sağlamışlardır. Dördüncü yol inançtır. Gerçeğe giderken diğer üç yolla açıklanamayan noktalar için bu yöntem kullanılır. Bugün inanç, samimiyet ve niyet konularıyla nöropsikoloji de ilgilenmektedir. Görüldüğü gibi gerçeği arama çabası içerisinde olan bilim emekçileri için bütün yollar, temel bilimsel prensiplere aykırı olmadan kullanılabilmektedir.

Dini Yaşantı Nedir?

Genel bir tanımlama ile dini yaşantı, evrende görünenin dışında görünmeyen bir düzenin var olduğuna inanmak ve bu düzenle uyum içinde yaşamaya çalışmak demektir. Göremediği bir şeye inanmak insan için zordur. Çünkü insan evreni beş duyu ile algılar. Beş duyu dışındaki algılama, genellikle bilinçli algılama değildir ve özel çaba gerektirir. Dini yaşantı, böyle bir inanç üzerinde ahlaki pratikler ve psikolojik tutumların gelişmesidir.

Kutsala İnanma Nedir?

İnsanın beş duyusu dışındaki ikinci algılama mekanizması, zihinsel beyindir. Sinirbilimin önde gelen isimlerinden kognitif sinirbilimci Marsel Mesulam insan beyninin % 90’ının duygu, düşünce ve davranış işlemlediğini, beş duyu ile ilgili işlemlerin ise sadece % 10’unu kapladığını söylüyor.

Kısa adı ile zihinsel beyin (akıl) diyeceğimiz organımız, diğer canlılarda insandakinden daha farklı işlemler yapmaktadır. Mesela insan beyninin, zamanı algılayan anlamlılık kabiliyeti ve manyetik hassasiyeti olduğu tespit edilmiştir. Somut düşünce dışında soyut düşünce de üretmektedir. Amaç belirleyen, güç ve enerji programlayan bir yapıya sahiptir. Zamanlama ve sıralama yaparken, aynı zamanda arzu ve dürtüleri de seçebilmektedir. Bir günde 50-100 bin civarında düşünce üretirken, bu düşüncelere duygu ekleyerek tepki de oluşturabilir. Karar verirken sadece mantığıyla değil, sosyal ve duygusal boyutları da hesaba katarak karar vermektedir. Düşünce üretme aşamasında, sembolleri bolca kullanıp, yeni kavramlar geliştirmek de insan beyninin işidir.

Beş duyumuz yemek, içmek, barınmak ve üremek için yeterli iken; medeniyet üretmek, akıl yürütmek, muhakeme yapmak, evrene hâkim olmak, insani değerleri geliştirmek, felsefi arayış içinde olmak, kutsala inanmak bu sınırlı duyularla yeterince açıklanamaz.

İnsanın psikolojik ihtiyaçları, arzuları ve hedefleri sınırsız iken, beş duyu ile algılayabildiği ve hükmedebildiği şeyler çok sınırlıdır. Evrene hâkim olmak, sonsuza dek yaşamak, ölümün farkında olup ondan korkmamak sıradan bir insanın tipik arzularıdır. Bir yandan bu kadar geniş ve ileriye yönelik istekleri, diğer taraftan da karşılanması gereken psikolojik ihtiyaçları varken, insan bir virüse yenik düşebilir. Doğaya hâkim olmak istediği halde, tansiyonunu hatta kalp çarpıntısını bile kontrol edememesi, ironik bir gerçektir.

İşte burada zihnin, diğer canlılarda bulunan yeme, içme, barınma ve üreme gibi temel ihtiyaçların ötesinde soyut ihtiyaçları olduğunu da görebiliriz. Peki bir ihtiyaç söz konusuysa ve o ihtiyaç karşılanmazsa sonuç ne olur? Yemek ihtiyacımızı karşılayamadığımız takdirde, kan şekerimiz düşer ve hasta oluruz. Aynı şekilde duygusal ihtiyaçlarımızı gideremediğimizde de ruh sağlığımız bozulur. Korkularımızı yenemez, kendimizi güvende hissedemeyiz. İşte bu noktada insanın kutsala inanma ihtiyacı önem kazanır. Zihin cihazımız, psikolojik ihtiyaçlarımız giderilmediği takdirde korku, güçsüzlük, çaresizlik duygularıyla farklı arayışlara girebilir. Ruhsal hastalıklarda savunmasız kalan beynimizin soyut düşünce üreten yapısında da bozulmalar meydana gelir. Geçmişi ve geleceği algılayan insan, güven duygusunu korumak için belirsizliğe tahammül etmekte zorlanmaktadır.

Zihin cihazının ürettiği soyut nesneler; her şeyi bilme, sonsuz olma, adil paylaşımda bulunma, sevgiyle donanma, merhamet gösterme, mutlak yani sınırsız olma, özgür yaşama, her şeyi kontrol etme gibi soyut bilimsel sabitelerdir. Kutsala inanma da bilimsel sabite yani soyut nesneler içerisinde yer almakta ve insanın soyut düşünce dengesi içerisinde, güven sağlamasını kolaylaştırmaktadır. Diğer bir ifade ile adalet, doğruluk, güç bahşeden sınırsız bir kaynak mevcuttur. “Her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, gücü sınırsız olan, beni işiten, kalbimden geçenleri duyabilen, beni benden çok bilen koruyucu bir güç var. Bu güç beni koruyor” diye düşünerek kutsal olana inanan bir insan, ruhunu zihinsel bir sığınağa yerleştirmiş olur ve dinginlik kazanır. Kutsala inanmak insana, doğada kontrol edemediği durumlarda, kendini güçsüz ve yetersiz hissettiği anlarda güven ve teselli verir. Dinin teselli etme gücü de burada devreye girer.

Aynı zamanda dinin hayata anlam katma gücü, ölüme çözüm üretebilme durumu ile eş değerdir. Varoluşunun farkında olan ve öleceğini bilen tek canlı, insandır. Ölüm korkusu insan davranışlarını belirleyen bir korkudur. Öldükten sonra yok olacağını düşünen kişi, aynı zamanda tesadüfen var olduğuna da inanan kişidir. Bu düşüncedeki bir kimse, sahip olduklarını kaybetme korkusu yaşar. Yaratıcı’ya inanmıyorsa hesap verme duygusunu da taşımaz ve sonuçta bencilleşir. “Dünyaya bir defa geldim ve hayat geçici, her şey boş” diyerek kazanımlarını çılgınca tüketmeye yönelir. Hayatı anlamsız gören kişinin yaşamak için sebebi kalmadığında, toplumsal katılıma sırtını döner.

Semavi İdealar

Din ve özgürlükle ilgili konular bazen akla şu soruların gelmesine sebep olur: Bir insan kendisini hem özgür, hem de yaratıcının varlığına teslim olmuş hissedebilir mi? Ölümsüz olduğunu düşünerek plan yapması mümkün müdür? Doğanın özel bir tasarım sonucu oluştuğuna inanan bir kişinin davranışları nasıl şekillenir? Emmanuel Kant, somut bilgi oluşmasa da bir dizi nesnenin gerçekten var olduğuna inanmayı zihinsel bir fenomen olarak tanımlamıştır. Kant, bu durumun dokunamadığımız ve göremediğimiz demir bir cismin, manyetik kapasitesi gibi olduğunu ve bu kapasitenin de bizim değişik tutumlarımız ve eğilimlerimizi belirlediğini söyler. Demir nesnenin manyetik kapasitesini somut olarak tanımlayamasak da etkilerini hayatımızın her alanında görünür şekilde açıklayabiliriz. Emmanuel Kant’ın bu açıklaması ahlaki yaşantımızla, “zihinsel fenomenler” ve “akli idealar” arasındaki ilişkiyi açıklama çabasıdır.

Tüm nesneler, kendilerinden daha geniş ve soyut nesneler evreninde yüzerler. Somut nesneler anlamlarını soyut evrende kazanırlar. Maddenin mana boyutu semavi ve soyut olan evren boyutudur. İyilik, güzellik, anlamlılık, eşitlik, sonsuzluk, sevmek, adil davranmak, faydalı olmak, merhametli olmak gibi soyut idealar ve kavramlar, somut evrenle birlikte olursa anlam kazanırlar.

Maddenin arka planı, onun anlam boyutudur. Soyut kavramlar somut olgulara anlam katar. Bildiğimiz her şeyi, her cismi soyut kavramlarla oluştururuz. Soyut ve sembolik düşünce, her şeyin gerçek “doğası”nı ortaya çıkarır.

Somut nesnelerle ilgili duygusal tutumlarımız, örneğin sevmek, nefret etmek, benimsemek, istemek veya reddetmek, hepsi soyut kavramlardır. Zihnimizin bu soyut kavramlarla belirlenebilmesi insanlık durumunun temel gerçeklerinden biridir. Somut yani maddesel evrenle, soyut diye adlandırdığımız anlamsal evren arasındaki dengeyi fark eden ve korumaya çalışan insan hakikate ulaşacaktır. Somut evren bitkisel ve hayvansal düzey evrenidir. Soyut evren insani boyuttaki evrendir.

Seküler Hümanizm ve Semavi Öğreti Farkı

Darwin ve Freud’a göre insan ile böcek aynıdır. Bu düşünceye göre insan tesadüfen var olan, içgüdüleri ile hareket eden, yemekten ve üremekten başka amacı olmayan; bencil, çıkarı peşinde koşan, güçlü olursa yaşayabilen bir varlıktır. Bu görüş, öldükten sonra yok olan, kimseye hesap verme mecburiyeti taşımayan, sevgi ile cinselliği eş değer şekilde yaşayan, sorumsuz, özgür ve bağımsız, arzuları peşinde koşan insan modelini savunmaktadır. Seküler hümanizmin felsefesini oluşturan bu düşünceler kulağa hoş gelse de insanın çıkarına ne derece uygun olduğu, bugün modernizmin deneyerek gördüğü bir gerçektir.

Semavi öğretilere göre ise insanı insan yapan unsur, yüce ve kutsal bir amaç uğruna yaşaması ve taşıdığı anlamdır. Nasıl ki kitabı kitap yapan mürekkep ve kâğıt değil de içindeki mana, bilgi ve geleceği aydınlatabilme kapasitesi ise, insanın değeri de onun gayesinde gizlidir. Evreni bir kitap gibi düşündüğümüzde, pozitif bilimler kitabın mürekkep ve kâğıdı ile ilgilenirken, semavi bilgiler de kitabın anlamını ifade etmektedir. Tanrı ise evreni yoktan var eden, her şeye gücü yeten, sonsuz ilim ve güç, sınırsız irade ve hikmet sahibi, mutlak hayat verici, düzenleyici ve dengeleyici, madde ve zaman boyutuna dahil edilemeyen kutsal bir bilinçtir. Tanrı’nın sıfatları konusunda farklı değerlendirmeler, dinleri ortaya çıkarır. Böyle bir Tanrı, insanı çok özel ve kendisine muhatap olacak şekilde yaratmıştır. Antika bir eserin kıymeti demirciler çarşısında bir lira ise, antikacılar çarşısında bin liradır. O eseri kıymetli kılan şey, aidiyeti ve taşıdığı semantik, anlamsal değeridir. İşte insanı da kıymetli kılan evrenin yaratıcısıyla olan bağı, mensubiyeti ve taşıdığı anlam boyutudur. Değer, değerli olandan gelir. Yaratıcının öngördüğü erdemler insani bilgilere paralel olduğunda, insan “eşref-i mahlûkat” yani yaratıkların en şereflisi konumuna çıkabilir. Bunun da bir karşılığı vardır; kul olduğunu bilmek itaat çabası içinde olmaktır. İnsan özgürdür ama evrenin kuralları ve kendi özgürlüğü arasındaki sınırı bilmekle sınavdan geçirilmektedir. Bu sebeple “Kendini bilmek, Rabbini bilmektir” ifadesi Kuran felsefesinin temelini açıklayan ifadelerdendir.

Tapınmaya Değer Olmak

Eflâtun, evrenin işleyişinde dünyada var olan güzelliklerin soyut güzellik fikrine (idea) ulaşmak için basamak olarak kullanıldığını söyler. İnsan güzelliğe ulaşma yolculuğunda çeşitli formlara “güzel” der. Böylece doğru formlardan doğru eylemlere yönelir. Doğru eylemlerden doğru fikirlere, doğru fikirlerden doğru güzelliğe ulaşır. Sonunda güzelliğin özünün ne olduğunu anlar. Hatta bunun için hayali güzelliğe aşık olanlara, platonik aşık denilmiştir. Eflâtuncu bakış, evrenin manevi yapısı ile ilâhi düzenin tapınmaya değer olduğu kanısını taşımaktadır.

Günümüzde tapınmaya değer bir düzenin inkar edilmesi sonucu Tanrı’sı olmayan kiliseleri görmekteyiz. Böyle bir düşünce, dünyevi dini akımları ve evrendeki düzenin kutsanması sonucunu doğurmaktadır. 19. ve 20. yüzyıl bilim çevreleri, bilime, onu dinin yerine koymaya varacak kadar kutsallık atfetmişlerdir.

“Oradaki Bir şey” Hissi

Görünmeyen gerçeklik veya deneyüstü gerçeklik olarak tanımlanan bir gerçeklik, insanın “oradaki bir şey” sezgisi ile ilgilidir. Bilimsel olarak çok tanrı olabileceği ispatlana-madığına göre “oradaki bir şey” hissi insanı bir yaratıcısının olması gerektiğine inandırmaktadır. Hayal edilemeyecek kadar uzak ve tanımlanamasa da dini kavramlarla anlaşılabilen bir gerçeklikten söz edilmektedir.

Örneğin güneş, madde ile enerji dengesinde görünen bir nesnedir. Allah da enerji ve soyut nesne şeklinde tarif edilebilir. Yaratıcı, sıfatları ile bizim yanımızda, içimizde olmasına rağmen, bizim ona dokunamadığımız düşüncesi, Kuran öğretisindeki tevhid inancı ile örtüşmektedir. Bu noktada son dönem İslam bilginlerinden Nursi’nin, Allah’ın 99 ismi ve bu isimlerin tanımladığı sıfatları ile Allah’ı her an hissedebileceğimizi söylediği kelami görüşü, evrenin sırlarını açıklayıcı bir görüş olarak önem taşımaktadır.

İnsandaki Gerçeklik Algısı Değişebilir mi?

Son yıllarda sıkça kullanılan “mistik deneyim” tanımı, teknik olarak kısa süreli yaşantılar için kullanılır. Temelde bir insanın birkaç saat süren kendinden geçme halidir. Mistik deneyim esnasında bazı kişiler kişilik sınırlarının ortadan kalktığını, bütün isteklerinin karşılandığını, ihtiyaçlarının giderildiğini hisseder tarzda bir ruh hali içindedirler. Bazı kişiler ise halüsinasyonlar görebilirler. “Yeniden doğmuş gibiyim, ebedi ve ezeli güç tarafından kuşatıldığımı hissediyorum. Onun oradaki varlığından şüphe etmem, kendi varlığını etmekten daha güçtü. Onun gerçekliği benimkinden daha baskındı. Ruhum o güçle mükemmel bir uyum içinde. Yıldızların dışına çıkmış gibiyim; dünyanın bütün güzelliğini, aşkı, hüznü, ayartılmışlığı duyumsuyorum. Bir tecelli yaşıyorum; parlak ışık gördüm, bana ‘gel’ diyor, ‘beni sev’ diyor. Duvarın içinden birisi geldi ve bana dokundu; böyle-ce içimde bir heyecan oluştu. Karartı gördüm” gibi beş duyu ile ilgili algılamalar mistik deneyimi ifade eden sözlerdir.

Kişi, hallusinatuar yaşantıyı tanrısal varlığın ifşası olarak yorumluyordu. Korkunç, tarif edilemez varlıklar tarafından kuşatılmak, kötü his uyanması, takip edilme ve büyüsel varlıklar tarafından yönetilme hissi, aklını okuyan kişilerin varlığı düşüncesi, hepsi pozitif ya da negatif etkili halüsinasyon veya illüzyonlardır.

Bu alanda araştırma yapanlar içerisinde eski görüşü savunanların fikri, bu mistik deneyimlerin organik temeli olmadığı yönündeydi. Cenevre’de Profesör Flournoy, istem dışı yazı yazma yeteneğine sahip bir arkadaşının söylediklerini şöyle aktarıyordu: “Ne zaman otomatik olarak yazı yazmaya başlasam, bunun bilinçaltından kaynaklanmadığını hissederim. Bedenim dışında yabancı bir varlığın farkına varırım. Bu izlenimi tanımlamak çok güç ama öylesine belirgin ki tam yerini bile işaret edebilirim.” Peki bütün bu yaşantılar nesnelleştirilmiş ve dışsallaştırılmış fikirler miydi yoksa görünmeyen gerçeklik tarafından algılarımızın değiştirilmesini mi ifade ediyordu? Bu soruya bilimsel prensipler çerçevesinde evet veya hayır cevabı vermek çok güçtür. Ancak materyalist bakış bunların beyinsel bir fenomen olduğunu söylerken, ilahi perspektifin görüşü, beyinsel bir fenomen de olsa ilahi iradenin dışına çıkamayacağı eksenindedir.

Eklendi: Yayım tarihi
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Din Sosyolojisi Psikoloji Toplum Psikolojisi
  • Kitap Adıİnanç Psikolojisi; Ruh, Beyin ve Akıl Üçgeninde İnsan Oğlu
  • Sayfa Sayısı260
  • YazarNevzat Tarhan
  • ISBN9789752638655
  • Boyutlar, Kapak13,5 X 19,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviTimaş / 2010-6
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Aile Okulu; Mutlu Aile İçin Makul Çözümler ~ Nevzat TarhanAile Okulu; Mutlu Aile İçin Makul Çözümler

    Aile Okulu; Mutlu Aile İçin Makul Çözümler

    Nevzat Tarhan

    Daha önce Makul Çözüm adıyla okurla buluşan Aile Okulu yeni bir yüz ve isimle yeniden kitapçı raflarında! Aile Okulu Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın kaleminden...

  2. Kendinizle Barışık Olmak; Duyguların Eğitimi ~ Nevzat TarhanKendinizle Barışık Olmak; Duyguların Eğitimi

    Kendinizle Barışık Olmak; Duyguların Eğitimi

    Nevzat Tarhan

    Ruh sağlığını korumanın yolu, insanın kendisiyle ve çevresiyle barışık olmasından geçer. Kendimizle barışmak; duygularımızı denetim altına almayı başarmak ve hayatımızı amaçlarımız doğrultusunda yönlendirebilmek demektir....

  3. Evlilik Psikolojisi; Öncesi ve Sonrasıyla Evlilik ~ Nevzat TarhanEvlilik Psikolojisi; Öncesi ve Sonrasıyla Evlilik

    Evlilik Psikolojisi; Öncesi ve Sonrasıyla Evlilik

    Nevzat Tarhan

    Evlilik, ömürlük bir yolculuktur. Bu uzun yolcukuta, tahmin edilemeyecek kadar güzel anlar da yaşanır, hesaba katılmayan sorunlar da baş gösterir. Önemli olan bir kere...

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur